Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Cenova’da yılın motoryatı Austin Parker 64 FLY

    Cenova’da yılın motoryatı Austin Parker 64 FLY

    1 – 6 Ekim’de düzenlenen 54. Uluslararası Cenova Boat Show’da İtalyan Austin Parker’ın 64 FLY modeli, motoryat kategorisinde “Yılın Teknesi” ödülüne layık görüldü. Fulvio De Simoni’nin imzasını taşıyan, iç ve dış tasarımı yenilenmiş 64 FLY, eylül ayında suya indirilmişti. Ana yaşam mahallerinin yerleşim planı sahibinin isteğine göre değiştirilebilen 19,30 metre boyunda ve 6,20 metre genişliğindeki yatta 3 bin 700 litre yakıt ve 1120 litre su kapasitesi mevcut. 1200 beygirlik ikiz MAN motorlar Austin Parker 64 FLY’ı 32 knot hıza ulaştırabiliyor. Yatın seyir hızı ise 28 knot.

    www.solodeniz.com

  • Kibo da geldi

    Kibo da geldi

    Palmarina Bodrum, Alman tersane Abeking&Rasmussen’de üretilen ve Mart 2014’te suya inen 81,80 metre boyundaki dört güverteli, asansörlü Kibo ile marinaya daha önce de gelen 99 metre boyundaki 18 kamaralı Madame Gu’yu ağırlıyor… Palmarina, Londra merkezli i2i Events Group tarafından 1-3 Ekim’de Singapur’da gerçekleştirilen Dünya Mimarlık Festivali’nde “en iyi mimari” ödülüne de layık görüldü. www.palmarina.com.tr

  • Ebola ve iklim değişikliği

    Ebola ve iklim değişikliği

    Aramızda Ebola’yı duymayan var mı? Ekim ayının ortasına kadar 4 bin 500’den fazla insanın ölümüne neden olan salgın hastalık, evet. Son yıllarda sizce de salgın hastalıklar artmadı m›? Kuş gribi, SARS ve domuz gribinde olduğu gibi dünya şimdi de Ebola için alarma geçti. Bakın ilginç bir iddia var ortada, hem de mantıklı nedenlere dayanan bir iddia. Size bu iddiadan bahseden ben olduğuma göre sanırım tahmin etmişsinizdir. Ebolanın, iklim değişikliğinin bir sonucu olduğu söyleniyor. “Bünyamin bunu da mı ilkim değişikliğine dayandırdın?” diyeceksiniz. Vallahi benim bir suçum yok, bilim çevreleri bunu bir şekilde ispatlıyor. Buyurun o ispatı yazılı ortamda tekrarlayalım.

    Ebola, adını Afrika’daki bir nehirden alıyor. Öncelikle bu hastalığın belirtileri neler? Yüksek ateş ile ishal, kanama ve deri döküntüleriyle hoş olmayan bir tablo çıkıyor ortaya. Hastalığın maymun, goril, orangutan gibi canlılarda görüldüğünü de biliyoruz. Peki, bu hayvanlardaki hastalık insanlara nasıl geçiyor? İşte burada iklim değişikliği devreye giriyor. Bakın bu tür salgınlar daha çok uzun süren kurak sezonlardan sonra patlak veriyor. Kuraklık ne yapıyor da bu hastalık insanlara geçiyor? Şöyle; uzun süren kurak sezonlar, ormansızlaşma ve küresel ısınma birleştiğinde büyük bir güç çıkıyor ortaya.

    Öncelikle ormanlar azaldıkça vahşi yaşam ortamı ve yiyecekleri azalıyor. Bunun üzerine kuraklık da vurunca birçok çeşit hayvan (şimdi hastalığın kaynağı olarak bilinen meyve yarasaları da dâhil olmak üzere) aynı besin kaynağından, özellikle de incir ağaçlarından besleniyor. Aslında bu beklenen sonuç. İnsanlar maalesef aç gözlülükle ormanları yok edip buralara yerleşince yani yol yapımları, madencilik, odunculuk ve tarımsal aktivitelerin artmasıyla orman habitatları daralıyor ve hayvanlarla insanlar daha yakın temas içinde yaşamaya başlıyorlar. Bu durumda hayvanlardan insanlara hastalıkların transferi de kolaylaşıyor.

    Birbirini tetikliyor

    Şimdi bu bilgiyi elinizde tutun, üzerine iklim değişimiyle ilgili bir etki daha ekleyeceğiz. Kuş gribini ele alalım. Kuşlar küresel ısınma nedeniyle göç yerlerine artık çoğu zaman normalden birkaç hafta daha önce ya da daha sonra gidebiliyor. Bu durumda türler arası etkileşim artıyor ve olası bir enfeksiyon önemli derecede hızlanıyor. Bu arada bu anlattıklarım teorik bilgiler değil, fiili olarak tespit edilmiş gerçekler.

    Dünya Sağlık Örgütü de diyor ki küresel sıcaklıkların yükselmesi ve yağış dağılımlarının düzeninin bozulması hastalıklara neden olan virüslerin etkisini artırıyor. Şimdi bunların hepsini toplayın.

    1. Virüsler kuvvetleniyor.

    2. Hayvanlar arası etkileşim ve hastalık yayılması artıyor ve hızlanıyor.

    3. İnsanoğlu, bu virüs ve mikroplara sahip hayvanlarla daha yakın ve temas halinde yaşıyor.

    Küresel ısınma ile ilgili salgın hastalıklar arasında ebola, verem, sıtma, kuş gribi, kene ve kolera gibi hastalıklar yer alıyor. Yine küresel iklim değişikliği nedeniyle görülen gıda kıtlığı ve temiz içme suyuna erişim problemleri yukarıdaki hastalıklara karşı direnci azaltıyor. Bir başka açıdan bakıldığında da artan küresel sıcaklıklar nedeniyle orman yangınları tetikleniyor, bitkilerde tozlaşma aktivitesi artıyor. Yangınlardan çıkan kurumlar ve tozlaşmadan kaynaklanan polenler solunum yolları hastalıklarına neden olabildiği gibi hastalıkların transferine de destek veriyor. Baksanıza bir tane küresel ısınma dedik ama neticesi maşallah beşi bir yerde.

    ‹statistiki kay›tlar

    Matematik, fizik ve biraz mantıkla salgın hastalıklarla iklim değişimi arasındaki bağıntı kurulabiliyor. Bir de yalnızca istatistiki kayıtlarla belirlenebilen problemler var. Bakın onlardan biri çok çarpıcı. Japonya’da, iklim değişikliği nedeniyle artan sıcaklıklarla doğumlardaki kız/erkek oranları arasında bir ilişki olduğu gözlenmiş. Bu ilişkiye göre, sıcaklık arttıkça kız çocuk doğumlarının erkek çocuk doğumlarına göre arttığı görülmüş. Yani sıcaklık artışıyla kız çocuk doğum sayısı artıyor, erkek çocuk doğum sayısı azalıyor. Beyler gördüğünüz gibi iklim değişimi de hanımlara yarıyor.

    Bir başka kayıt ise pek gülümseten cinsten değil. Yine Japonya’da her ay 90 bin bebek dünyaya geliyor ve 1000 cenin ölüyor. Cenin ölümlerine bakıldığında da erkek ölüm sayısının kız ölüm sayısından daha fazla olduğu görülüyor. Bu iki oran da (doğan bebeklerle ölen ceninler) küresel ısınma eğrisiyle bir paralellik arz ediyor. Aşağıdaki grafikte kırmızı çizgi sıcaklık artışını temsil
    ediyor. Mavi sütunlar doğumlardaki erkek/kadın oranlarını gösterirken gri sütunlar cenin ölümlerindeki erkek/kadın oranlarına işaret ediyor.

    Velhasıl iklimde meydana gelen değişimden daha büyük değişim bizim hayatımızda oluyor. Bu kadar hoyrat ve sanki yakın zamanda gidecek bir başka gezegenimiz varmış gibi yaşadığımız şu hayata devam edersek bu tür salgınlardan başımız daha çok ağrıyacak. Ama yine iyi düşünelim, iyi olsun.

    Önümüzdeki ay da bir yere gitmeyin, yine buluşalım. Söz, daha pozitif geleceğim size. Sağlıcakla kalın. ☸

  • SAKIZ’IN “Öteki Yüzü”

    SAKIZ’IN “Öteki Yüzü”

    Sakız çok yazıldı çizildi. Gayet doğal! Çeşme Yarımadası’nın kuzey yakasından yani Çeşme’den yola çıkarsanız Lagadha, güney yakasından yani Alaçatı’dan yola çıkarsanız da Emborios Koyu pasaportsuz-vizesiz bile girip çıkabileceğiniz, taş çatlasa 1,5 saatlik mesafedeki günübirlik tavernacı koyları. Peki ya Sakız’ın Yunanistan’a bakan “öteki yüzü”nü yeterince biliyor muyuz? Sanmıyorum! Sakız’ın etrafında yelkenle 360 derece devrialem yapınca Volissou’yu, Limni’yi, Tachilla’yı keşfettim. Kolay bir seyir olmadı. İşin sırrı, hava durumunu iyi takip edip, Sakız Boğazı’nı ters rüzgâra yakalanmadan, sabahın erken saatlerinde, gerekirse “motor-yelken” geçmek. Sonra gelsin ıssız koylar, bol balık, nefis plajlar…

    Akşam Alaçatı’ya varmışsam, ertesi gün de Sakız’a geçeceksem, yeni “taktik” yaptım. Alaçatı Marina, yazları tam “cım-tıs-tak” yeri oldu, sabah 07.00’ye kadar müzik sesinden uyunamıyor. Tek çare, havaalanından marinaya ulaşır ulaşmaz hava kararmadan, kendinizi Çeşme Yarımadası’nın güney ucuna atmak. Gece Altınkum-Tur Site’nin önüne demiri atıyorum. Yalnız burada Rus kaynayan cım-tıs-tak’çı bir plaj var, oradan uzak duracaksınız. Geceyi marinaya nispeten daha az gürültülü turkuaz suların karanlığında “yakamozlarla yüzerek” geçirip, sabah da tekne tayfası uyurken, Ege’nin yukardan aşağı esen gündüz meltemine yakalanmadan, motorla Sakız’ın ana limanına bir saatte gidiyorum. Ekibin uyanmasına gerek yok, pasaport işlemlerini erkenden yapıp, ekibi kahvaltıya uyandırıp, sonra da Lagadha’ya yelken basacağım…

    Sakız Limanı çok geniş, her zaman kıçtankara olmak için bol yer var. Yazın turist trafiği yoğun olduğundan, liman polisi limana giren çıkanla ilgilenmeye vakit bulamıyor. Yine de garanticiyseniz, aman Çeşme’den gelen yolcu feribotlarının saatlerini iyi takip edin! Feribot gelmeden, pasaport ve transitlog işlemlerinizi çabucak bitirin. Yoksa iki saat kuyruk beklersiniz!
    15 euro liman ücreti ve 50 euro transitlog parası vermek için eziyet çekmeniz gerekiyor! “Yaz yoğunluğunda eziyet çekmem” diyecek kadar gözünüz yasalara kara ise, 65 euro da mükâfat olarak cebinizde kalıyor. Sahi, Yunanlar bu işe çözüm bulmalı, feribotla gelen turistlerle teknecileri giriş-çıkışlarda ayrı yerlerden ağırlamalı. Yoksa çok sorun çıkacak! Bu arada bir not, bayramda seyranda tüm Kuzey ve Orta Ege denizcileri güneye doğru Sisam-Arki-Lipsi’ye hücum ettiklerinden, Sakız ve çevresi çok daha sakin. Ben de sakinliği seviyorum arkadaş! Gerçi siz bu satırları
    okurken, Sisam taraflarına yelken basmış olacağım, ama aldırmayın! Hep aynı koylar da sıkıyor, değişiklik şart! Devamı Kasım 2014 sayımızda…

    IMG_0015 IMG_0238 IMG_7586 IMG_9717