Etiket: Corona Virüs

  • Virüs her yerde

    Virüs her yerde

    Temiz havada her saatte binlerce mikrop soluyor olabiliriz. Bu virüs ve bakteri gibi patojenik organizmalar aklınıza gelecek her yerden dağılabiliyor, resmen yağmur gibi üzerimize yağıyorlar.

    Dur Bünyamin, zaten ortalık karışık, ne mikrobu, ne saniyesi? Tamam daha sakin söyleyeyim, ortalığı telaşa vermeyelim ama söylediğim doğru. Kaynak, Ulusal Bilim Akademisi. Temiz havada her saatte binlerce mikrop soluyor olabiliriz. Bu arada evet “temiz hava”da binlerce. Bu virüs ve bakteri gibi patojenik organizmalar aklınıza gelecek her yerden dağılabiliyor; topraktan, herhangi su kaynağından, bitki yüzeylerinden, binalardan, her ama her yerden. Üstelik yakın çevrenizden de olması gerekmiyor, çok uzaklardan taşınan virüs veya bakteriler de gelip etrafınızda dolaşabilir. Dolayısıyla çok fazlalar, bu yüzden de resmen yağmur gibi üzerimize yağıyorlar desek yanlış olmaz. Tabii şunun da altını çizmek lazım: Hepsi bizi hasta eden mikroplar değil. Bilirsiniz, vücudumuzda yararlı bakteriler de vardır, her gün karşılaştığımız bu patojenlerin de çoğu aslında zararsız. Ama… İşin aması var tabii. Zira yine de fazla rahatlamamak lazım, çünkü zamanla bu mikroplar daha çeşitli ve daha kolay dağılabilir hale geliyor. Çölleşmenin artışı ve iklim değişimi ile yaşadığımız havalar zamanla kötüleştiriyor.

    ZAVALLI MERCAN RESİFLERİ

    Nasıl bu kadar her yerde ve bu kadar çok olabiliyorlar? Rüzgârlar, sıçrayan sular, yükselen dumanlar ve birçok insan aktivitesi mikroorganizmaları bulundukları yerden alıp adeta havaya fırlatıyor. Bir süre havada süzüldükten sonra bir toz parçacığına veya havadaki herhangi küçük bir partiküle takılıp atmosferin sınır tabakasına kadar çıkabiliyorlar. Yani bildiğin havada yolculuk yapıyor, hava kütlelerine karışıp binlerce kilometre gidebiliyor, kıtalar, okyanuslar aşıyorlar. En sonunda yağmurla veya yine havadaki başka bir partikül aracılığıyla aşağıya düşüyorlar ve işte bizim olduğumuz yere bu şekilde inmiş oluyorlar. Bilim insanları her metrekare başına yüz milyonlarca virüs ve on milyonlarca bakteri yağdığını belirledi. Elbette hepsi zararlı veya insanı hasta edebilecek mikroplar değil, ama bitkileri hayvanları veya yine insanları da hasta edebilecek bir tane virüs bile olsa tüm dünyayı dolaşabilir, bilim insanları bunun üzerinde duruyor. Şu salgın zamanı şu hatırlatma insanı bir kez daha düşündürüyor. Mesela 2004’te bitkileri hasta eden bir patojen, o bölgede oluşan kasırgayla Asya’dan Amerika’ya kadar taşınmıştı. Havanın gücü diyorum başka bir şey diyemiyorum. BioScience’da yayınlanan 2003 tarihli bir makale de, toz taşınımının patojenleri mercan resiflerine kadar ulaştırabileceğini öne sürdü. Gerçekten şu zavallı mercan resifleri! Bizim vahşi ve hoyrat, her şey benim olsun duygusuyla tükettiğimiz fosil yakıt atıklarını, saldığımız karbonları mı yutsun, tozlarla taşınan mikroplardan mı korunsun, okyanusların asidikleşmesiyle mi savaşsın, ne yapsın bu resifler? Resifler de can, hem kendine can hem bize can.

    ATMOSFERİMİZE DAHA FAZLA TOZ VE MİKROP GİRECEK

    Başka bir araştırma da insanlara zarar verebilen Staph adında bir patojenin yine tozla taşınabildiğini göstermişti. Fırtına sonrası veya yine toz taşınımı gibi yollarla bulunduğu bölgenin çok uzaklarında görülmüştü. Yani bazı hastalıkların yayılmasında rüzgâr paternleri de etkili oluyor ne yazık ki. Mesela Asya’dan Kuzey Pasifik’e kadar taşınan Kawasaki salgınını duymuş muydun? 2011’de gerçekleşti bu olay. Rüzgâr akımları bu hastalığın virüsünü Pasifik’e kadar taşımıştı. Kawasaki hastalığı genellikle çocuklarda, kan damarlarında iltihaplanmaya yol açan bir hastalık türüydü. Bu tarz, insanlarda hastalığa neden olan patojenler ile her gün gökten düşen milyarlarca virüs ve bakteri arasında doğrudan bir bağlantı var mı? Araştırma aşamasında ama bu gibi örnekler giderek çoğalıyor. Üstelik tüm bu durumlar muhtemelen iklim değişikliğiyle daha da kötüye gidiyor. Bilim insanları, artan çölleşme ve daha yoğun daha ekstrem hava olayları aracılığıyla önümüzdeki yıllarda atmosferimize daha da fazla toz ve mikrop girmesinin muhtemel olduğunu düşünüyor. Tabii ki bunları karamsarlığa kapılalım diye anlatmıyorum. İklim değişiminin hayatımızı nereden vurduğunu, artık bunun “öylesi böylesi” kalmadığını, harekete geçmek gerektiğini bir kez daha hatırlatmak için söylüyorum. Bağırsaktaki bir takip, bakteriler için “bizi hayatta tutmak için şunu yapıyor, bizi hayatta tutmak için bunu yapıyor” diye konuluyoruz. Emin olun bizim için yapmıyorlar; kendi yaşam alanlarını korumak, hayatta kalabilmek için yapıyorlar. Ya biz hayatta kalabilmek için yaşam alanımıza ne yapıyoruz? Bakteri kadar düşünemiyor muyuz? Gelecek ay daha güzel konulardan bahsedebilmek dileğiyle. Sağlıcakla kalın…☸

  • İklim değişimi yeni hastalıklar mı getiriyor?

    İklim değişimi yeni hastalıklar mı getiriyor?

    Dünyanın ana gündemi, koronavirüs. İklim değişimi ile bağlantısı var mı? Hava ile ilişkisi var her şeyden önce. Dolayısıyla, iklim değişimi ve salgın hastalıklar birbirinden bağımsız konular değil.

    ünya Sağlık Örgütü, 1996’da 300 sayfalık bir rapor yayımlamıştı. Raporun özü şuydu: “İklim ve sağlık arasında kuvvetli bir bağlantı var. Ancak bu bağlantı çok karmaşık ve çok değişkenli.” Şimdi bu neredeyse 25 yıl önce söylenen bir bilgi. Ancak geçerliliğini hâlâ koruyor, üstelik kanıtlarını çoğaltarak. Yani bir bölgenin hava durumu veya iklim değişiminin sağlık üzerinde etkisi var. Hastalık çıkarmada veya yeni virüsler meydana getirmede ya da patojenlerin yayılmasında rol oynuyor. Ama direkt bağlantıların kurulmasını zorlaştıran şey, bu konunun çok karmaşık olması ve birçok faktörün bir arada bulunması. Yalnız şu kesin ki, iklim değişimi ve salgın hastalıklar birbirinden bağımsız konular değil. Tabii şu var: “İklim değişimi salgın hastalıklara neden oluyor” gibi kesin bir yargı kullanamam. Çünkü en başta da söylediğim gibi bu çok kompleks ve birçok değişkenin bir arada olduğu bir durum. Evet, birazdan konuşacağımız şeyler hipotezler üzerine kurulu ama dayanakları çok sağlam. Elbette bilimsel veriler, mantıklı açıklamalar olacak. Bu yüzden yazının sonunda yorumu size ve zamana bırakacağım.

    SICAKLIK ETKİSİ VE GÖÇE ZORLANAN HAYVANLAR

    İklim değişimi dediğimizde aklımıza gelen ilk şey sıcaklıkların giderek yükselmesi, buna bağlı olarak iklimlerin değişmesi. O zaman önce “sıcaklık etkisi”yle başlayalım. Koronavirüs de dahil pek çok salgın hastalık, hayvan vektörlü. Genellikle hayvandan insana geçiyor, bazen de virüs şekil değiştiriyor ve insandan insana geçmeye başlıyor. Ama temelinde, hayvan kaynaklı. Giderek ısınan dünya, hayvanları göçe zorluyor. Özellikle bazı kuş türleri sıcaktan dolayı kuzeye doğru göç etmeye başlıyor. Normal şartlarda hiç karşılaşmayan hayvan türleri dengesiz ve düzensiz bu göçler sonucunda bir arada yaşamaya başlıyor. Bu da farklı tip virüslerin karışmasına, farklı ve yeni hastalıkların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Çok alakasız bir tür, hiç bilinmeyen bir virüsün taşıyıcısı oluveriyor. 

    YÜKSEK SICAKLIK İNSANI SAVUNMAZSIZ KILIYOR

    Koronavirüs özelinde baktığımızda, eğer yarasa kaynaklı olduğunu doğru kabul edersek, şöyle bir şeyden söz edebiliriz: Yarasalar, aynı insanlar gibi onları hastalıktan koruyan sabit vücut sıcaklığına sahip memeli sınıfına ait bir türdür. Nasıl bizim hastalandığımızda savunma mekanizmamız ateşimizin yükselmesi ise yarasalarda da durum böyledir. Ancak onlardaki fark şu: Bizim vücut sıcaklığımız 37 derecenin ancak 1-2 derece altı veya üstünü kabul ederken, yarasalarda bu sayı 40 derece civarında seyrediyor. Bunun üzerine bir de iklim değişimini eklediğimizde, sıcak havaya adapte olan yarasalar çok daha çeşitli patojenleri hiç yara almadan hiç hasta olmadan taşıyabilir hale geliyorlar. Şimdi burada başka bir bağlantı devreye giriyor ki, o da sıcaklık ile insanların bağışıklık sisteminin giderek zayıflaması. Yüksek sıcaklık insanları daha savunmasız hale getiriyor. Hemen bunu da bir açıklayalım. 

    SICAK GEÇEN KIŞ GRİBİ ARTIRIYOR

    Az önce de söylediğim gibi, ateşimizin çıkması aslında bir savunma mekanizması. Patojenlerin hayatta kalmasını zorlaştıran bir sıcaklık seviyesi yaratmış oluyor vücut. Ancak küresel ısınma neticesinde bakteriler, birtakım patojenler zaten doğal yaşam seyrinde bu yüksek sıcaklıklara alışmış oluyor. Sıcak koşullara karşı donanımlı hale geliyor. İşte bu da bizi daha savunmasız hale getiriyor. Konu konuyu açıyor, bunun üzerine aklıma mevsimsel etki de geldi bakın. Şöyle, ılık geçen kış mevsimleri, genellikle hemen ardından güçlü grip salgınlarını getirir. İstatistiki kayıtlar bunu net olarak doğruluyor. Kış mevsiminin normalden sıcak ve nemli geçmesi bir sonraki sene grip salgınının daha erken, daha beklenmedik bir zamanda gelmesine ve daha şiddetli sürmesine yol açıyor. Tam az önce parmak bastığım noktada olduğu gibi, kış mevsiminde insan vücudu daha hassas olduğu için gribe yakalanma olasılığı da daha yüksek oluyor. Tabii bir de kış aylarında daha çok kapalı alanları tercih etmemizin de etkisi var. İklim değişiminin sıcaklık dışındaki bir başka özelliği de nem oranının artışıdır. Nemin yüksek olması yine patojenler için elverişli bir ortam, çünkü havadaki su damlacıklarına yapışıp rahat rahat dolaşabiliyorlar.

    DEĞİŞEN İKLİM SALGINA YOL AÇIYOR

    Konumuza geri dönecek olursak iklim değişimi ile bildiğimiz, alışageldiğimiz dünya değişiyor. Ve bu durum hasta olma şeklimizi, hasta olma yollarımızı da değiştiriyor. Basit bir gribin bile tehlikeli hale gelmesine yol açan koşulları oluşturuyor. Ulaşımın ve teknolojinin gelişmesiyle de virüsler kolaylıkla mutasyona uğruyor. İklimsel koşullardaki bu farklılıklar salgın hastalıkları nasıl ve ne derece etkiliyor, hâlâ içinde bir sürü soru işaretini barındıran bir konu. Ancak doktorların, iklim bilimcilerin ve sosyal bilimcilerin ortak görüşü: Değişen iklim, virüs ve patojenlerin yayılışını -yani salgın hale gelmesini- artırabiliyor. İklim ve hastalıklar konusunda eskiye nazaran bugün birçok şeyi biliyoruz. Ancak bilmediğimiz daha çok şey var. Mesela Kuzey Kutbu’ndaki permafrost eridiğinde binlerce yıldır o buzlu, donmuş toprağın içinde gömülü kalan patojenler ortaya çıkarsa ve bu çoğalırsa ne olur? Bu patojenler ne tür bakteri ya da virüslerdir ve bize ne tür zararlar verebilir? Veya sivrisineklerin yaşam alanları artan sıcaklıklarla beraber genişledikçe hangi bölgelere hangi şekillerde hastalık bulaştırabilir? Nem oranının artışıyla hangi haşeratlar hangi bölgelerde üremeye başlar, orada hangi türlerle teması olur, getirisi götürüsü ne olur? Tüm bu sorular bildiğimiz “bilinmeyenler”. Ancak “bil-mediğimiz bilinmeyenler” ne olacak? Sağlıcakla kalın, kendinize her zamankinden daha fazla dikkat edin… ☸