Kategori: Haber

  • Cantieri Capelli Türkiye’de East Marine güvencesiyle denizle buluşuyor

    Cantieri Capelli Türkiye’de East Marine güvencesiyle denizle buluşuyor

    İtalyan zarafetinin denizdeki temsilcisi Cantieri Capelli ile Türkiye’nin önde gelen denizcilik perakende markalarından East Marine stratejik iş birliğini güçlendiriyor. Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç’un katılımıyla, Rahmi M. Koç Müzesi’nde gerçekleşen lansman, sektör profesyonellerini ve deniz tutkunlarını bir araya getirdi. İtalyan Cantieri Capelli’nin ödüllü tasarımları East Marine güvencesiyle Türkiye pazarındaki yerini aldı. 

    Türkiye’nin önde gelen denizcilik perakende markalarından East Marine ile İtalyan tekne üreticisi Cantieri Capelli, Türkiye pazarındaki iş birliklerini güçlendirdiklerini özel bir lansmanla duyurdu. Rahmi M. Koç Müzesi’nde düzenlenen etkinlik, denizcilik sektörünün profesyonellerini ve deniz tutkunlarını bir araya getirdi. Buluşmada; iki köklü markanın ortak vizyonu ve gelecek hedefleri paylaşıldı.  

    Etkinlikte konuşan Capelli Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Apak, “Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Avustralya’ya dünyanın dört bir yanında deniz tutkunlarıyla buluşan Capelli markasıyla yeni bir dönemin kapılarını aralıyoruz” dedi. Capelli’nin 1974’te İtalya’da küçük bir üretim atölyesinde başlayan yolculuğunun yıllar içinde mühendislik disiplini, malzeme bilgisi ve tasarım vizyonuyla ilerlediğini vurgulayan Apak, bugün global ölçekte saygın bir marka haline gelen Capelli’yi farklı kılanın denizciliğe bakış açısı olduğunu dile getirdi. Modellerin form ile fonksiyon, performans ile zarafet arasında bir denge kurduğunu belirten Apak; bir markayı yeni bir pazara taşımanın, onu doğru bağlam içinde konumlandırmak anlamına geldiğini ifade etti. Apak, “Sayın Rahmi M. Koç’un kıymetli desteğiyle hayata geçen bu Türk-İtalyan ortaklığının, denizcilik sektöründe güçlü ve sürdürülebilir bir başarı hikâyesine dönüşeceğine inanıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. 

    Capelli CEO’su Umberto Capelli de, 50 yıllık deneyimlerinin teknelerinde güvenilirlik ve istisnai performans olarak vücut bulduğunu, markanın hem Türkiye’de hem de dünyanın farklı ülkelerinde gelişmesi için çalışmaya devam edeceklerini kaydetti. 

    East Marine Genel Müdürü Gürhan Günal da, 2008 yılında denizcilik ihtiyaçlarını daha erişilebilir, güvenilir ve sistemli bir yapıyla sunma amacıyla kurulduklarını hatırlatırken, bugün farklı lokasyonlarda yer alan 6 mağazaları, güçlü online kanalları ve Türkiye’nin tek zincir kurumsal marine marketi olma özelliklerinin güçlenerek devam ettiğini söyledi. Günal, 2022 yılında da Cantieri Capelli ile iş birliklerinin başladığını dile getirerek, “Amacımız İtalyan zarafetini ve güçlü performansını Türkiye’deki deniz severlerle buluşturmak ve markanın Türkiye’deki seçkin konumunu pekiştirmek” diye konuştu.

    East Marine’in yolculuğu ve vizyonu 

    Temelleri 2008 yılında atılan East Marine, 2013 yılında marka dönüşümünü tamamladı. Şirket, tekne ekipmanlarından su sporlarına, bakım ve güvenlik ürünlerinden aksesuar kategorilerine kadar geniş bir ürün yelpazesi sunuyor. East Marine, yalnızca ürün satışı değil, deniz kültürünü yaygınlaştırmayı da öncelik olarak görüyor.

    Cantieri Capelli: Yarım asırlık İtalyan mühendisliği ve tasarım gücü 

    1974 yılında İtalya’da kurulan Cantieri Capelli, yaklaşık 50 yıllık deneyimiyle global ölçekte saygın bir RIB tekne üreticisi olarak öne çıkıyor. Markanın ikonik Tempest serisi, performans, güvenlik ve tasarımı bir araya getiren yapısıyla sektörde referans kabul ediliyor. Son yıllarda geliştirilen Stradivari serisi ise markanın lüks segmentteki iddiasını ortaya koyuyor. Üst düzey malzeme kalitesi, geniş yaşam alanları ve zarif tasarım detaylarıyla dikkat çeken bu seri, adını aldığı Stradivari kemanlarının ustalığından ilham alıyor. Serinin öne çıkan modeli Stradivari 52, 2025 yılında Design Innovation Award ödülünü kazanarak uluslararası alanda önemli bir başarıya imza attı.

    Türkiye pazarı için güçlü hedefler 

    Türkiye’nin uzun kıyı şeridi, gelişen marina altyapısı ve büyüyen denizcilik kültürü, pazarı stratejik açıdan önemli kılıyor. East Marine, bu potansiyeli değerlendirerek Cantieri Capelli’nin İtalyan tasarım anlayışını ve performansını Türkiye’de daha geniş kitlelerle buluşturmayı hedefliyor. Bu stratejik güç birliği, İtalyan mühendisliği ile Türkiye’nin denizcilik birikimini aynı rotada buluşturarak, Türkiye’de lüks, performans ve güvenin en üst seviyede temsil edildiği bir denizcilik deneyimi vadediyor. 

    Stradivari 52: Cantieri Capelli’nin üst segment RIB (Rigid Inflatable Boat) sınıfında konumlandırdığı, tasarım odaklı premium bir modeldir.  Stradivari 52, 2025 yılında Design Innovation Award ödülü almıştır. Ödül Kategori: Maxi RIB (10 m üzeri)  

    Tempest 1000 WA: Cantieri Capelli’nin Top Line serisinde yer alan, yaklaşık 10,6 metre uzunluğunda premium bir walk around RIB modelidir.  Konforu ve şık tasarımıyla 10 metre segmentinde kullanıcısına eşsiz deniz yolculuğu keyfi yaşatmaktadır. 

  • Yatırımcıların gözü Londra’da

    Yatırımcıların gözü Londra’da

    Dünyada enflasyon riski artmışken, tarihsel olarak enflasyona karşı bir hedge enstrümanı olan emlak alanına olan ilgi de artıyor. Emlak yatırımcılarının gözde şehirlerinden biri de Londra.

    Dünya, gümrük vergisi ve ticaret savaşlarına hazırlanırken bu savaşın kaçınılmaz etkisi olarak fiyat artışlarının ve enflasyon baskısının tüm dünyayı etkileyeceğini tahmin etmek zor değil. Bu ortamda, yatırımcıların gözü yeniden emlak alanına yöneldi zira emlak tarihsel olarak, enflasyona karşı bir koruma aracı kabul edilir. Dünyanın finans ve kültür başkenti olarak tanıdığımız Londra da emlak yatırımcılarının gözdesi konumunda bulunuyor.

    Londra, yalnızca Birleşik Krallık’ın değil, aynı zamanda dünyanın en önemli finans, kültür ve eğitim merkezlerinden biri ve yüksek yaşam kalitesi, köklü tarihi ve küresel bağlantıları sayesinde bu şehir, yüzyıllardır yatırımcıların radarında olan bir kent. Dünyanın her yerinden Londra’ya eğitim almak için gelen öğrencileri, bu şehirde iş fırsatlarını değerlendirmek isteyen iş adamlarını ve her yıl milyonlarca turisti ağırlayan Londra, dünyanın en büyük ekonomik faaliyetlerine ev sahipliği yapıyor.

    Dahası, emlak yatırımcıları için Londra’nın emlak piyasası, uzun vadeli istikrarı ile biliniyor. Ekonomik dalgalanmalara rağmen, başkentteki gayrimenkul değerleri genellikle yukarı yönlü bir eğilim gösteriyor. Bu durum, yatırımcılara hem sermaye kazancı hem de kira getirisi açısından önemli avantajlar sunuyor.

    Londra’da konut mu yoksa ticari emlak yatırımı mı?

    Londra, hem konut hem de ticari mülklerde yüksek kira getirisi potansiyeline sahip bir şehir. Şehrin bazı bölgelerinde kira gelirleri, mülk değerine oranla oldukça caziptir. Ayrıca, İngiltere’deki bazı vergi düzenlemeleri, doğru planlama yapıldığında yatırımcılara avantaj sağlayabilir. Özellikle kurumsal yatırımcılar için çeşitli vergi teşvikleri bulunduğunu da unutmamak gerekiyor.

    Ancak elbette bu yatırım sırasında profesyonel emlak danışmanlığı almak da büyük önem taşıyor. Nursel Gündeş tarafından kurulan emlak danışmanlığı şirketi NGIML bu alanda Türkiye’den ve dünyadan Londra’da emlak yatırımı yapmak isteyen yatırımcılara 5 yıldır danışmanlık hizmeti veriyor. NGIML, konut alım, satış, kiralama ve yönetim alanlarında kişiye özel danışmanlık hizmetleri sunuyor.

    Aynı zamanda Birleşik Krallık’ın önemli emlak şirketlerinden biri olan Berkeley Group’un Premier Club acentesi olan NGIML, Berkley Group’un Londra’daki ve Güney İngiltere’deki önemli emlak projelerinin satışını da gerçekleştiriyor.

    NGIML’nin hizmetleri arasında şunlar yer alıyor:

    Pazarlama

    • Alım sürecinde yapım firmalarıyla sıkı pazarlık
    • İlerleme güncellemeleri için düzenli toplantılar
    • Beklenen kira getirisini sunma  
    • Doğru kiracıyı seçmek için yerel emlakçılarla iletişime geçme
    • Muhtemel kiracı adayıyla kirayı müzakere etme ve anlaşma
    • Beklenen satış fiyatını sunma

    Mülkiyet Yönetimi

    • Kiracı giriş ve çıkış sürecini yönetme     
    • Kiracı anlaşmazlıklarıyla ilgilenme           
    • Düzenli mülk denetimleri gerçekleştirme           
    • Olası tamirat ve tadilatları organize etme           
    • 7/24 ulaşılabilir destek

    Ağ Oluşturma

    • Yatırımcıyı mortgage, hukuk ve vergi alanında uzman profesyonellerle bir araya getirmek.

    NGIML’in temsilciğini yaptığı Berkeley Grup projelerinden bazıları ise şunlar:

    TwelveTrees Park, West Ham

    3.800’den fazla yeni konut, 12 dönüm yeşil alan ve West Ham’da yeni bir istasyon girişiyle 22 yıllık büyük bir dönüşüm projesi. Beş büyük ulaşım hattı ile Canary Wharf’a sadece birkaç dakika uzaklıkta.

    Oval Village, Oval

    Nine Elms ve Battersea’nin yanındaki önemli bir dönüşüm bölgesinde yer alan şık daireler koleksiyonu. Northern & Victoria hatları ile mükemmel ulaşım bağlantılarına, özel spor salonuna ve çatı bahçesine sahiptir. NGIML, 2024 yılında Oval Village projesinin en çok satış yapan acentesi seçildi

    Poplar Riverside, Poplar

    CanaryWharf’a sadece dört dakika mesafede, 2.800’den fazla yeni konuttan oluşan proje seçkin bir topluluk içeriyor. Projenin sakinleri 20 metrelik yüzme havuzu ve spor salonu gibi dünya standartlarında sosyal alanlar ile sahil yaşamının tadını çıkarıyor.

    NGIML hakkında daha fazla bilgi almak ve iletişim kurmak için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz:

    Web: www.ngiml.com
    Email: [email protected]
    Telefon: +44 7762 574 877

    Bu bir reklamdır.

  • Yat sektörünün çılgın maaşları!

    Yat sektörünün çılgın maaşları!

    Yat demek para demek, süperyat demek paraya para dememek demek. Megayat demekse paranın ağa babası yani “creme de la creme” bir hayat demek. Peki milyonlar hatta milyarlar harcayarak keyfimin kâhyası mertebesine yükseleceğim diyen yat sahiplerine o keyfi sağlayan esasen yatın dış kabuğu, iç tasarımı, mobilyası, jakuzisi ya da su oyuncakları mıdır, yoksa bu materyaller üzerine keyif yapmak isterken onlara hayatın lükslerini yaşatabilecek olan mükemmel servis mi? Cevap açık: Tabii ki o mükemmel servistir.

    Yat tasarımcıları ya da tersaneler beni yanlış anlamasın; ortada şık ve işlevsel tasarıma sahip bir yat olmazsa, lüks servisten de bahsedemeyiz elbet. Ama şık tasarıma sahip yepyeni bir yatta eski kafalı ya da tam tersi fazla genç olduğu için tecrübeleri yetersiz yani işi yapmaya vasıfsız, kendini geliştirmemiş, daha da önemlisi o beklenen “lüks” servisin ne olduğundan bi-haber bir yat crew çalıştırırsak ne olur? O milyon dolarlık yat bize istediğimiz keyfi veremez hatta bazen zehir olur. Paramızla rezil olduk noktasına geliriz. Bunlar yaşanmıyor mu? Yaşanıyor. Dostunuz olarak acı söyleyeceğim ama hem de Türkiye’de sıkça. 

    LÜKS SERVİSİN NE OLDUĞUNDAN HABERSİZ OLMAK NE DEMEK? 

    Ne yazık ki crew ortalama hayatlar yaşadığında o lüksün ne olduğunu bilme imkânı yok. Bu durum hayatın her alanı için geçerli. Deneyimlemezsek o vizyon nasıl gelişecek? Türkiye öyle pahalı bir ülke haline geldi ki, karada çalışan ve vizyonumu geliştireyim niyetinde olan bir aşçı ya da bir garson, boş günlerinde şık bir restorana gidip yemek yiyemiyor. Bırak şık restoranı, bir alışveriş merkezi içine konuşlanmış ortalama bir bistroya bile gidemiyor. Gerçi gitse de kaliteli yemek yiyebiliyor mu orası bile tartışılır. Müşterisi olarak değil, ancak oralarda çalışarak köfte pilav ya da zeytinyağlı fasulyeden farklı bir yemek zevkine şahit olabiliyor, uygulayabiliyor. Ceviche nedir, tartar nedir, tataki nedir, oralarda çalışarak deneyimleyebiliyor. Ama iyi bir havyar nedir, nasıl servis edilir, foie gras nedir, haydi bunları geçelim taze makarna nasıl açılır, bunları deneyimleyemiyor. Bu durumda sadece somon ve levrek pişirilen restoranlarda deneyim yapmış şeflerimizden nasıl creme de la creme bir servis bekleyebiliriz ki? Peki herkes de havyar ve trüflü makarna mı bekliyor yatında? Tabii ki hayır. Yat dediğin bir gün taze trüflü makarna, üstünde altın yaprağı olan bir tatlı, yılan balıklı sushi, havyarlı bilmem ne… Öbür gün zeytinyağlı fasulye, peynirli tost, kızarmış barbun. Dengesi olmayan bir iş bizimkisi. Amaç, şefin her türlü yemeği en iyi kalitede yapabilme kapasitesi.  

    VİZYON MESELESİ

    Madem yat sahibi olarak creme de la creme bir hayat ile anne yemekleri tadında bir hayatın karışımını talep ediyoruz, o zaman şefimizi doğru seçeceğiz. Sadece şef mi, en önemlisi kaptanımızı doğru seçeceğiz ki o da şef dahil herkesi doğru seçebilme kapasitesine sahip olsun. Kendisi zaten vizyon sahibi biri olsun ki, bizim yatımıza da vizyon katsın. Okuyan bütün yat sahipleri ve kaptanların şu an bana “ohoooo, neden bahsediyor bu kız” dediğini duyar gibiyim. Kaptanlar “oralara gelene dek daha ne problemlerimiz var”, yat sahipleri de “öyle vizyonlu ekibi bulursan bize de haber ver” diyor. Valla ben de zorlanıyorum ama gerçek bu. Burada her şey parada da bitmiyor. Yani parayı verelim düdüğü çalalım da bir yere kadar. Kimseye para ile vizyon kazandıramıyorsunuz, bu açık. Vizyonunu zaten hayat boyu kazanmaya yönelik yaşayan birini daha fazla maaş ödeyerek edinebilirsiniz, size o vizyonlu servisi sunar. Bu da açık. 

    PARA- ÇOKOMEL EĞRİSİ

    Para vizyon getirmez ama daha iyi servis alabileceğiniz bir crew’u yeterli maaşlarla yanınızda tutabilirsiniz, size dilediğiniz o lüks servisi sunar. İki taraf da mutlu olur. Para-Çokomel ilişkisi. Parayı veren çokomeli alır. Peki bu yıl yat sektöründe maaşlarda neler oluyor? Ben size söyleyeyim: Maaş skalası aldı başını gitti. Artık para/çokomel denklemi de sapıttı. Yurt dışında yani uluslararası yat sektöründe maaşlar her yıl ajanslar tarafından bir tablo ile yayımlanır. Yat sektörü Avrupa ve Amerika’da da her zaman karadaki işlerden daha fazla öder. Uluslararası yat sektörün birebir kalbinde senelerce çalışmış biri olarak söyleyebilirim ki bunun birkaç acımasız sebebi var. 

    1. Uzun çalışma saatleri ve yorgunluk. Karadaki yasal mesai saati aralıkları yat sektöründe yok. Yasalar gereği biraz var ama yine yok yani keyiflere keyif katabilmemiz için bizlerin aralıksız çalışması bekleniyor. 

    2. Adanmışlık. Aileden uzakta, insani bir hayatın dışında yaşam koşulları. Yani biri ile aynı odayı paylaşarak dar bir alanda uyuma, yattan ayrılamama, sosyal hayatın sıfıra inmesi, psikolojik zorluklar.

    3. En son da beklentinin çok yüksek olması. Hem bu yaşam koşulları altında yaşanıp uzun saatler çalışılacak, hem de kusursuz bir hizmet sağlanacak. 

    Yat sektöründe uzun bir kariyer yapmak da pek mümkün değil: Yani kaptanlar hariç, aynı yerde iki yıldan fazla bu koşullarda çalışılamıyor. En sonunda pes edip, karaya dönüp, insan gibi yaşamak istiyorsunuz. Buna göre de kaptanların ruh halini bir düşünün. Onlar uzun yıllar tam olarak karaya dönemedikleri için başka bir cendere hissediyorlar ömür boyu. İşte bütün bu “yüksek” maaşlar buna veriliyor. Bu görünmeyen ağır koşullara. Görünmeyen diyorum çünkü dışarıdan bakıldığında güllük gülistanlık bir hayat. Ekmek elden su gölden deniliyor. Euro bazında yüksek maaşlarla kıyı kıyı geziyorsun. Sen bir de nasıl bir cendere olduğunu yaşayana sor. 

    DENGESİZLİĞİN YARATTIĞI KAOS

    Beş sene öncesine dek Türk yat sektöründeki maaşlar yurt dışı ile kıyaslayınca yerlerdeydi. Her crew üyesi, her kaptan şikâyet ediyordu. Biz Atlantico olarak şef ve iç ekip maaşlarına bir standart getirmekle işe başladık. Her işe bir standart getirmek önemlidir, ancak o zaman hak edişler yerini bulur, o zaman doğru iş çıkar. Ancak yine de bu standart yurtdışı maaş skalasından her zaman bin, iki bin Euro daha aşağıdaydı. Ancak şef ve hosteslerin gerek İngilizcelerinin yetersiz oluşu gerek nitelik ve vizyonlarındaki eksiklik yani yurtdışındaki ekiplerden daha az kalifikasyona sahip olmaları sebebiyle alan memnun satan memnundu; yani hem karadaki maaşlardan fazla alıyorlardı hem de yurt dışına çıkıp o büyük markette kendilerine yer/iş bulacak kalifikasyona sahip olmadıkları için iki taraf da bir şekilde idare etmeye başlamıştı. Ancak bu sefer de iç ekip ve mutfak ekibi maaşları genelde sezonluk değil yıllık kontratı olan güverte ekipleri ve kaptanların maaşlarını geçmişti ve kaptanlar haklı olarak şikâyet etmeye başladılar. 

    Peki bu yıl ne oldu? Her şey aldı başını gitti! Önünü alamadığımız bir dengesizlik var. Hem Türk ekipler yine yurt dışındakiler kadar kalifiye değil (sözüm meclisten dışarı, herkes için geçerli bir cümle değil) ama yine yurt dışındaki ekipler kadar maaş talep etmeye başladılar. Hatta bir de üzerine SGK talep ediyorsa (ki yabancı bayraklı yatlar SGK ödemek zorunda değil ama uzun kontratlarda yat sahipleri SGK ödüyordu) bu sefer yüksek maaş + SGK = Yurt dışı maaş skalasının üstü! 

    Bir örnek: Yurt dışında 25 metre bir yat SGK ödemek gibi bir zorunluluğu olmadan 4.000-5.000 Euro şef maaşı verirken, Türkiye’de 25 metre için bir şef 6.000 Euro talep edebiliyor ya da 5.000’den aşağı düşmem diyor ama +SGK olunca o maaş 7.000’e çıkıyor ve haberi yok, yine de talep etmeye devam ediyor. Bu kez da yabancı bayraklı bir yata sahip işveren “O zaman yabancı ekip alırım neden SGK ödeyeyim ki” diyor. Ancak bu sefer de o yabancı crew üyesi Türk olandan daha nitelikli olmasına rağmen, ekibin geri kalanı ile gerek dil bariyeri gerek bekledikleri profesyonellik anlamında ya da kültürel farklılık sebebiyle anlaşamıyor, çekip gidiyor. Al sana sezon ortası kaos. Bu yıl ekiplerin yaşattığı bu kaotik durumdan illallah edip kaç yat sahibi yatı satmaya karar verdi biliyor musunuz? 

    HERKES MUTLU OLSUN, HERKES DOYSUN AMA…

    Peki Türk yat ekipleri neden rakamları bunca yükselttiler? Sebebi, karadaki maaşlar ve enflasyon. Türkiye’de Euro ve dolar, Türk lirası karşısında sabit kalıp enflasyon artmaya devam ettikçe, karadaki maaşlar yükseldi. Bir örnekle, karada bir restoranda çalışan ortalama bir şef 100 bin TL (bugünün parasıyla 2.600-2.700 Euro) maaş alırken ve makul mesai saatlerinde çalışıp her gece evine, ailesine dönebilirken, yata gittiğinde haliyle en az 150 bin TL (4.000 Euro) istiyor. İş sezonluk olunca daha da fazla istiyor çünkü kışın maaş alamayacak. İstemese zaten refah içinde yaşayamıyor, geçinemiyor. Ailesi, çoluğu çocuğu varsa daha da zor. Bu, Türkiye’de yaşanan bir realite. Peki Avrupa’da ne oluyor? 

    Benzer bir çılgınlık. Biz Avrupa’daki maaşları baz alarak ilerliyoruz, Avrupa da Amerika’daki çılgın maaşları baz alıp istedikçe istiyor! Amerikalı yatlar Avrupa’dan daha fazla maaş ödüyorlar. Örneğin; Amerika’da 25 metre bir yat, şef maaşında 8 bin dolara dek çıkıyor. 40 metrelerde bu rakam 10 bin dolarlara varabiliyor. Hâl böyle olunca da Avrupa yat ekipleri aynı rakamları talep ediyor, tabii ortalık karışıyor. 

    Çok iyi tabaklar hazırlayan, havyarından taze makarnasına herkesi memnun edebilecek, Michelin yıldızlı tabaklar çıkarma kapasitesine sahip ama sadece bir iki sezon tecrübeli bir şefin maaşı 7.000 Euro’dan başlıyor. Yatın boyu kaç olursa olsun bir kuruş aşağısına bir şef bulamıyorsunuz. 6.000 deyince bir anda o süslü tabaklar gidip yerine aile stili tabaklamalarla ortaya karışık yemekler çıkaran bir aşçı geliyor yani işin kalitesi bir gömlek aşağı iniyor. İkisi de kötü değil ama eğer restoran kalitesinde şık yemek istiyorsanız 7.000 baz olmuş. Peki bu şefler iş bulabiliyor mu? O da bir muamma. İki taraf da Nuh diyor peygamber demiyor ama birileri o maaşları veriyor ki şefler burnundan kıl aldırmıyor, birileri de daha aşağılarda maaşa şef bulabiliyor ki, milyar dolarlık yat da olsa “bir kuruş fazla ödemem” diye ısrarını sürdürüyor.

    İşin içinden çıkabildiniz mi? Ben çıkamadım. Hak ediş denen şeyin peşindeyim. Her şefin, her işin bir ederi var. İstiyorum ki herkes mutlu olsun, herkes doysun ama bir yandan da uçmayalım! Yat sahiplerinin kabul etmesi gereken realite: Her iş zor, yat işleri daha zor. O yorgunluğa ödenen rakamlar karadaki standartlardan yüksek olmalı. Bu, su götürmez bir gerçek! Şeflerin kabul etmesi gereken realite de evet iş zor ama bizim de bir kapasitemiz var. Kapasitemiz üzerindeki işleri yapamayacağımızı bilip o işleri kabul etmiyorsak, örneğin 25 metre yat şefiyken 45 metreye çıkmaya çalışmıyorsak, kapasitemiz üzerinde rakamlar da talep etmemeliyiz. 45 metrelerdeki 10 crew+15 konuk kapasiteli iş gücü ve yoğunluğa ödenen rakamları, 4 crew+6 konuk kapasiteli 25 metrelerde talep etmemeliyiz. Herkese mutlu sezonlar…☸

    A luxury private motor yacht under way on tropical sea with bow wave
  • YAT SÖRVEYİ-1 Nedir ne değildir?

    YAT SÖRVEYİ-1 Nedir ne değildir?

    International Institute of Marine Surveying, alanında uzman hocaların değerlendirmeleriyle şekillenen, bölüm geçmenin kolay olmadığı sörvey eğitimini 15 yıldır veriyor. Eğitimi tamamlamak için iki yıllık bir süre öngörülmüş, benim 14 aydan fazla vaktimi aldı. Bu yazı dizisinde bahsedeceğim eğitim, dört temel modül ile dört adet seçmeli modülden oluşuyor. Kendi aldığım her bir modülü özetleyerek yat sörveyinin ne olduğunu ve ne olmadığını aktarmaya çalışacağım.

    Denizcilikle ilgili gelişmeler zamanın gereklerinin karşılanması ile sağlanıyor. Çağlar boyunca denizcilikle ilgili tüm gelişmeler hep bir ihtiyacın karşılanmasına yönelik inovatif buluşlarla sağlanmış. Yatların gelişimi de bu şekilde. İnsanların ihtiyaçlar hiyerarşisinde üst sıralara çıkmasıyla gözüne kestirdiği ‘denizlerdeki keyif’, yatların ortaya çıkmasını sağlamış. Böylece eskiden tüm yaşamını bu konuya bağlamış tüccarların ince eleyip sık dokuyarak satın aldığı ‘gemileri’ (çünkü her yat aslında literatürde bir gemidir) artık bu konuda fazla bir bilgisi olmayan denizseverler satın almaya başlamış. Bu denizseverlerin doğruyu yanlıştan ayırmasına yönelik kontrolleri sağlamak için de profesyonel denizciler tekneleri inceleyip müstakbel alıcılara bilgi sunmuş. Bu şekilde doğan yat sörveyi konusu, günümüzde hâlâ yeterli gelişkinliğe ulaşamamış durumda. Her şeyden önce, yat sörveyi alanında bir eğitim yok. Yurdumuzda bazı denizcilik fakültelerinde ders olarak ‘sörvey’ var. Bu ders, gemilerin ya da yüklerin sörveyini içeriyor. Bu sörvey konusu faaliyet alanına göre ‘Denize Elverişlilik’ başlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı veya ‘Gözetim’ adı altında Ticaret Bakanlığı altında değerlendiriliyor. Bununla birlikte sörvey ya da gözetim yapan her işletme bunu bu şekilde ifade etmiyor, örneğin sigorta eksperleri de hasar durumunda tekneyi inceleyip sigorta ekpertizi olarak adlandırarak işlem yapıyor. İşin o kısmı da başka düzenlemelerle belirlenmiş. Ülkemizde denizcilikle ilgili birçok alanda olduğu gibi bu konu da bir hayli dağınık.

    Yat sörveyi konusunda yurt dışında çeşitli eğitimler bulmak mümkün. Bunların bazıları denizcilik denince ilk akla gelen ülke olan İngiltere’de bulunan MCA onaylı sertifikasyon kuruluşlarının (Certifying Authority) profesyonel eğitimleri, bazıları da Atlantik Okyanusu’nun diğer yanında faaliyet gösteren ve herhangi bir anlamlı akreditasyonu olmayan ancak çeşitli ‘kolay bayraklı’ ülkeler için geçerli sonuçlar üretebilen versiyonlar. Yukarıda bahsedilen MCA onaylı kuruluştan eğitim almanın zorluğunu bizzat yaşamış biri olarak bu eğitime özellikle çok değer verdiğimi belirtmek isterim. MCA onaylı bir sörvey kuruluşu olan International Institute of Marine Surveying, alanında uzman hocaların değerlendirmeleriyle şekillenen, bölüm geçmenin kolay olmadığı bir sörvey eğitimini 15 yıldır veriyor. Eğitimi tamamlamak için iki yıllık bir süre öngörülmüş, benim 14 aydan fazla vaktimi aldı. İtiraf etmeliyim ki eğitim süresince en az üç kez ‘yeter’ diye sinirlenip uzun bir eleştiri ve kızgınlık e-postası yazdım (eğitmenlerin aşırı ayrıntıcı oluşu, konuların kapsamı ve genel olarak yaşımdan doğan sabırsızlık) ama göndermedim ve eğitime devam ettim. Değerlendiriciler (öğretmen denmiyor kendilerine) çok zorlayıcı ve mükemmeliyetçi karakterler. Bir seferinde 60 sayfa ödev yazıp sonra yarısını değiştirmem gerekmişti. Öğretici olduğu kadar sinirleri test edici, zor bir eğitim. Eğitimi tamamladıktan sonra gördüm ki ülkemizde ilginç bir gerçek var: Alaylı olarak işe girişmiş kişiler, eğitimlerden geçip gelenleri küçümseme eğiliminde. Bu her alanda olduğu gibi burada da bu şekilde. Lise mezunu (küçümseme amacıyla değil örnek olarak belirtiyorum) bir kişi ile görüşüyorum, aldığım eğitime ‘işe yaramaz, tersanede çalışman gerek’ diyecek kadar kendine güveniyor, çünkü sörvey işini sadece teknenin orasını burasını inceleme ameliyesine indirgemiş. Aslında genel bir eğitim sorunu bu, cehaletin pervasızlaştığı bir dönemin sonucu, bir de kavramlarla gerçekleri bir araya getiremiyoruz bir türlü. 

    Bu yazı dizisinde bahsedeceğim eğitim, dört adet temel modül ile dört adet seçmeli modülden oluşuyor. Kendi aldığım her bir modülü özetleyerek yat sörveyinin ne olduğunu ve ne olmadığını aktarmaya çalışacağım.

    Modüller: Eğitimin dört adet temel modülü var. Bu modüller Modül 1: Sörveye Giriş, Modül 2: Materyal ve Korozyon, Modül 3: Stabilite ve Modül 4: Rapor Yazma Teknikleri şeklinde. Kursu bitirebilmek için ayrıca aşağıda yer alan modüllerden en az dört adedi tamamlanmak zorunda. 

    Modül 16: Büyük Tekne Sistemleri, Modül 18: Deniz Kazaları İncelemesi, Modül 21: Boya, Modül 23: Yat ve Küçük Deniz Aracı Makineleri, Modül 24: Küçük Deniz Aracı Sistemleri, Modül 25: FRP Tekneler, Modül 26: Çelik ve Alüminyum Tekneler, Modül 27: Narrowboats (kanal tekneleri), Modül 28: Yelken ve Arma, Modül 29: Ağaç Tekneler, Modül 31: Deniz Hukuku ve Sigorta.

    Benim kendi ilgi alanıma yönelik seçtiğim modüller 24, 25, 28 ve 31 oldu.

    MODÜL 1: SÖRVEYE GİRİŞ 

    Bu modül, denizcilik endüstrisi ve endüstriyi oluşturan tüm unsurlar hakkında genel bir bilgilenme sağlıyor. Bilgilenme sözcüğünü ‘bilgilendirme’ yerine özellikle kullandım, çünkü modül sadece bilgi vermiyor, bilgiyi bulmak üzere öğrenciyi zorluyor. Sonuçta modül başına 10-15 (bazen 30!) kaynaktan veri toplamak gerekiyor. 

    Modül 1 ticareti, gemi türlerini ve endüstrisini yürüten çeşitli varlıkları inceleyerek öğrenciye diğer modüllerin ayrıntılarını anlamak için gereken temel bilgileri sağlıyor. Sörvey işine başladıktan sonra da bu modüle dair bilgiler sürekli tazelenmek zorunda. Ana başlıklar şöyle:

    Regülasyonlar ve Güvenlik: Denizcilik alanında uluslararası regülasyonlar, bunların ulusal yansımaları, genelgeler, kurallar ile örf ve âdetler gibi çeşitli kurallar bütününden bahsetmek gerekiyor. Bunlara deniz haydutluğundan korunma kapsamında oluşturulan ve BMP5 (Best Practices) olarak adlandırılan güvenlik önerileri de eklenebilir. Sonuç olarak denizlerin engin dünyasında gözlerden uzakta yaşanabilecek hemen her durum için oluşturulan kurallar bütünü, sörvey işine başlayan deniz profesyonelleri için bir çerçeve de oluşturuyor. Bu çerçevenin regülasyon ayağı net şekilde anlaşılmadan işe adım atmak en basit tabirle yanlış.

    Bir Geminin Satın Alınması: Bir geminin satın alınması, tıpkı herhangi bir taşınmazın satın alınması gibi çeşitli prosedürler içeriyor. Bu prosedürler taşınmaz alımından daha karmaşık çünkü çoğu zaman işin içine gümrük konuları, şirket kurulum ihtiyacı, teknenin alıcıya ulaştırılması yani transferi de giriyor. Bu konular aslında acentelik işi yapan firmaların alanı, ancak sörveyör bu konulardan en azından haberdar olmak ve yaptığı faaliyetin bu işlemler içerisinde nasıl bir yer tuttuğunu anlamak zorunda.

    Hukuk ve Denizcilik Endüstrisi: Sörveyör, incelemeleri ile bazı durumlarda hukuki anlaşmazlıkları çözebilir. Daha doğrusu hukuki anlaşmazlıkların çözümü için sörveyörün incelemeleri ve raporları kullanılabilir. Ülkemizde bu konu bilirkişilik sistemi ile ilerliyor, bu eğitimde bu konu da ayrıntısı ile açıklanarak sörveyörün hukuki işlemlere yönelik uzman kimliği ile gerçekleştireceği faaliyetleri anlaması sağlanıyor. 

    Sörveyörün Sağlık ve Güvenliği: Modülün bu en önemli kısmında, yapılan işe yönelik olarak sörveyörü bekleyen çeşitli tehlikeler ve bunlardan korunmak için yapılacaklar ayrıntılandırılıyor. Örnek olarak sörveyörün kısa kollu kıyafet kullanmaması, teknede bulunması olası kimyasal ya da biyolojik kirlilik içeren maddelerin tenine sıçramasını önlemesi önemli olarak niteleniyor. Bu konuda yaşadığım bir sıkıntı, satın almak istediğim ancak içindeki bol miktarda küf nedeniyle vazgeçtiğim bir yelkenliyi dolaştıktan birkaç gün sonra tüm vücudumu saran kırmızı kabarcıklar olmuştu. Doktorum durumu alerji olarak nitelemiş, ağır ilaçlar kullanmak zorunda kalmıştım. Sörvey işlemlerinde kıyafet ya da ekipmana yönelik olarak çelik burunlu ayakkabı, gözlük, eldiven gibi ayrıntıların yanında yelkenli tekne direğinin incelenmesi için direğe çıkacak olan sörveyörün mutlaka yanında sağlamlığına emin olduğu halat götürüp o halatı kullanması gibi önemli öneriler de yer alıyor.

    Sörvey Kuruluşları: Bu konuya şunu söyleyerek başlamak gerek: Bir sörveyör herhangi bir kuruluşa bağlı olmak zorunda değil. Avukatların barosu mühendislerin odası gibi kavramlar sörvey alanında yok. Ancak sörveyörün gerçekleştirdiği işlemin uluslararası kabul gören bir standartta olduğunu kanıtlamak için bir sörvey kuruluşuna üyelik piyasada olumlu görülen bir durum. Ben de İngiltere merkezli ve konunun devlet ayağı olan MCA onaylı sörvey kuruluşları olan International Institute of Marine Surveying (IIMS) ve Society of Consulting Marine Engineers and Ship Surveyors (SCMS) üyesiyim. Ayrıca yine İngiliz bir kuruluş olan Royal Institute of Naval Architects (RINA) üyeliğim de var. Ülkemizde bu şekilde bir üyelik konsepti ne yazık ki yok. Eğitimin bu kısmında (tabii biraz da reklam gözüyle bakılabilir) sörvey kuruluşlarının ve faaliyetlerinin tanıtımı yapılıyor.

    Sörvey Uygulaması: Sörvey işleminin ne şekilde yapılması gerektiğine dair ayrıntıları içeren bu kısım fiziki olarak teknede bulunma, teknenin içerisinde hareket tarzları ve inceleme yöntemlerini içeriyor. Burada NDT çok önemli bir terim. Non destructive test’in kısaltılmışı olan bu kod, sörveyörün işini çerçevelendiren önemli bir sınırlama. Teknedeki incelemelerin tümü, materyale herhangi bir zarar verilmeden yapılmak zorunda, sörveyörün incelemesi esnasında teknede kazma, çizme, ekleme çıkarma gibi herhangi bir zarar verici eylemi olmaması gerekiyor. Eğer yapmaya ihtiyacı olursa bunun için tekne sahibinden onay alınması gerekiyor. Örnek olarak kupon adı verilen ve karina kontrollerinde şüpheli olarak görülmüş kısımların ayrıntılı incelemesi için jelkot kontrolü yapmak üzere zehirli boyanın posta pulu büyüklüğünde kazınması işlemi, sadece tekne sahibinin onayı ile gerçekleştirilebiliyor. Bunun yanında bir incelememde müşterim benden parakete kılıcını monte etmemi istedi, elbette yapmadım. Raporuma da ‘parakete kılıcı kurulu olmadığından test edilememiştir’ şeklinde yazdım. Sörveyör mevcut durumu inceler ve yazılı olarak bildirir, inceleme için cihazları sök tak yapmaz.

    İş (Şirket) Yönetimi: Bağımsız sörveyörler ve şirket sahipleri için basit şekilde şirket kurulumu ve muhasebe işlemlerine yönelik temel bilgiler içeriyor. Ama bu kısımda işlenen en önemli konu sigorta. Tıpkı doktor, avukat ve muhasebe uzmanlarının yaptırdığı mesleki sorumluluk sigortası gibi sörveyörlerin de mesleki sorumluluklarını sigorta altına almaları gerekiyor. Ne yazık ki bu da ülkemizde yok. Görüştüğüm hiçbir sigorta şirketi bunu yapamadı. Konuyu bilene dahi rastlamadım diyebilirim. Ayrıntılı anlatmam sonucunda da ‘bizim bu işe iştahımız yok’ gibi yanıtlarla karşılaştım. Bu konuyu özel olarak daha sonra ele alacağım. 

    Pazarlama: Elde her şey var. Bilgi, deneyim, en iyi raporu yazıyorsunuz, en güncel eçhizelerle testler yapıyorsunuz ama piyasada duyulmazsa bunların hiçbir değeri olmuyor. O nedenle pazarlama konusunda da çalışmak gerekiyor. Özellikle yukarıda bahsedilen sörvey kuruluşları bu anlamda destek faktörü. İnceleme ve raporlamaların uluslararası kabul gören bir düzeyde olması ve bunun potansiyel müşterilere anlatılması önemli. 

    Hazırlıklı Olmak: Sörvey öncesinde inceleme için hem bilgi hem de materyal yönünden bazı hazırlıkların yapılması gerekiyor. Direk ve arma incelenecekse kendi emniyet kemeri ve mandar halatının getirilmesi, makine incelemesi için ilgili makinenin önden bazı araştırmalarının yapılması, tekne üretim materyali özelinde gerekli alet edevatın getirilmesi gereksiz olanların boşuna taşınmaması bu hazırlığın parçaları. Sonuç olarak her sörvey işi kendi içerisinde özel bazı durumlar içeriyor. Bu özel içeriğin bir kısmı da müşterinin isteklerinden ileri geliyor. İsteklerin doğru anlaşılması da hazırlığın bir kısmı bu anlamda. Gerekli kıyafet de bu hazırlığın bir parçası. Mesela bir ayrıntı: Yağmurlu ortamda sudan etkilenmeyen defter ve kalem doğru kayıt almak için gerekli.

    SWOT Analizi: İş planı oluşturmak, bir iş kurmanın ilk adımı. Bu planı kurmaya da mevcut durumun analizi ile başlamak gerekiyor. SWOT analizi; Strength-Weakness-Opportunity-Threat sözcüklerinin baş harflerinden gelmekte. Bu analiz, işimizin güçlü ve zayıf yanlarını, sektördeki fırsatları ve işimize yönelik tehditleri sıralayıp incelememize yardımcı oluyor. İşin mantığı güçlü yanlara odaklanıp güçsüz yanları güçlendirmeye gayret etmek, bu esnada tanımlanmış olan fırsatları yakalayıp tehditlere karşı hazırlıklı olmak. Tüm bunların hangi kısmına ne kadar enerji (ve para) harcanacağı kararı işin doğru ya da yanlış başlamasını ve istenen hedeflere ulaşılıp ulaşılamamasını etkiliyor. SWOT analizi içerisinde iyi bir pazar analizi de gerekli. Pazarın boyutu, ürün ya da hizmetimizin o pazardaki yeri ve rakiplerin durumu incelenmesi gereken unsurlar olarak öne çıkıyor.

    Finans: Kuracağımız işin finans planı da çok önemli bir bileşen. Doğru zamanda doğru miktar nakit ile ödemelerin planlanması, boşta bekleyen miktarın kısa süreli yatırımlarla değerlendirilmesi gibi basit bir mantığı ancak karmaşık bir metodolojisi olan bu kavram, şirketlerin devamlılığı için en kritik konu. Eğitim elbette finans konusunun uluslararası para transferleri, kurlar, kripto paralar, bankacılık sistemleri gibi gerçek anlamda finans içeriğiyle ilgili değil. Daha basit bir şekilde ‘aman ha sakın fazla açılma, lükse düşme’ modunda. Yine de her çeşit eğitimde olduğu gibi bazı gizli saklı cümleler çok önemli dersler barındırıyor. 

    OKUMAK VE ARAŞTIRMAK LAZIM

    Bir sörveyörün bütün bunları bilmesinde ne fayda var? İşin ayrımı işte burada. İngiltere, özelikle ekonomi alanında eğitim veren Oxford, London School of Economics gibi eğitim kurumlarıyla ünlü. Bu kurumlar hem yüksek profilli network oluşturma imkânı, hem de eğitimi verilen konulara kapsamlı şekilde yaklaşmayı sağlamalarından dolayı tercih ediliyor. İngilizler eğitim konusunu iyi biliyor, o nedenle yıllarca donanma gemilerimiz İngiltere’de FOST eğitimi alarak kendini geliştirdi. Sörvey alanında çalışacak profesyonellerin de konuyu kapsamlı olarak incelemesi hem pazarı hem de potansiyel müşterilerini tanıması gerekiyor. Sörvey işini herhangi başka bir hizmet sektörü işinden ayırmak da bu konuları anlamaktan geçiyor. Pazarı ve hedef kitleyi anlayan sörveyör, kendisinden bekleneni daha iyi algılayıp kendini ona göre geliştiriyor. Eğitim kapsamında pazar bilgilerine hâkim olması ve pazarın geleceğine dair yorum yapabilmesi beklenen, bu şekilde sektörün lokomotifi olan brokerler ile aynı dili konuşup onların dünyasında kendine yer bulabilen bir sörveyör, basit şekilde tekne incelemesi yapan kişilerden farklı bir hizmet sunduğunu iddia edebiliyor. Böylece sörvey işini ‘tekne genel olarak iyi durumdadır’dan ibaret zannedenlerle arada bir fark yaratılıyor. Gerçekten 20 metre yatlar için iki sayfa sörvey raporları gördüm, inanamadım. En basit düşünceyle bir otomobil için yaptırılan ekspertiz bile en az beş altı sayfa veri içeriyor ve bir teknenin bir otomobilden (genellikle) daha kompleks ve pahalı bir ürün olduğu söylenebilir. 

    Sörvey: Yazıyı buraya kadar okuyan dirayetli okura sürpriz; sonunda sörvey nedir açıklayacağım. Sörvey, bir teknenin incelenmesi ve raporlanması. En basit anlamda konu bu. Bu inceleme çeşitli amaçlarla yapılabiliyor. En yaygın olanı satın alma incelemesi. Satın alma incelemesinde işin başlangıcı bir denizseverin bir tekneyi beğenmesi ve almaya niyetlenmesi. Ardından gerekli kontroller için bir sörveyöre ulaşıp tekneyi inceletiyor ve aldığı rapora göre alıma karar veriyor. Başka bir sörvey çeşidi sigorta sörveyi, yani sigorta yapılacak teknenin mevcut durumunun rapor altına alınması. Teknenin mevcut durumu konusu birçok alanı kapsıyor. Yatın gövdesi, gövde bağlantıları, güvertesi, güverte aksamı, makineleri, elektrik sistemi, aküleri, elektronikleri, iç döşeme ve mobilyaları, kuzinesi gibi yata dair her alan ayrı ayrı ayrıntısıyla incelenip sonuçlar ve öneriler rapor haline getiriliyor. 

    En çok kullanılan diğer bir sörvey şekli de değerleme sörveyi. Bu sörvey işleminde de tekne incelenip, yurt içi ve yurt dışından piyasa araştırmaları yapılarak teknenin değer aralığı tespit ediliyor. Bunların haricinde ülkemizde daha çok sigorta eksperlerinin icra ettiği hasar sörveyleri, yeni inşa teknelerin tekne siparişine uygun inşa edildiğinin denetlendiği yeni inşa sörveyleri, teknede gerçekleşmiş bir olayın incelemesi maksadıyla yapılan incelemeler, makine sörveyi ve devlet kuruluşları ya da yetkilendirilmiş kuruluşlar tarafından yapılan Bayrak Devleti/Liman Devleti incelemeleri sayılabilir. Sörvey kapsamında yapılan incelemeler, sörveyörün bilgi tecrübe ve ilgisiyle bağlantılı bir ayrıntı seviyesinde oluyor. Ben girebildiğim en ince detaya kadar uğraşmayı tercih ediyorum. Raporumda da edinebildiğim tüm veriyi açıklıkla paylaşmaya çalışıyorum. Sörvey faaliyetinin ne olmadığı da çok önemli bir konu. Sörvey faaliyeti bir satın alma danışmanlığı değil bana ‘bu tekne bu fiyata alınır mı’ diye soranlara hep aynı yanıtı veriyorum. ‘Ben teknede ne görürsem size raporlarım ama alıp almama konusu beni aşar.’ Kısacası bu işin amacı satın alma danışmanlığı değil, çünkü o zaman iş ‘yatırım danışmanlığı’na varıyor. Ülkemiz kültürel olarak ve iş yapma prosesi açısından farklı bir coğrafya, bunu kabul etmek gerek. Müşterinin talepleri de buna göre farklılaşabiliyor. Sörvey konusuyla ilgili en çok gündeme gelen soru ‘ben alayım mı bunu’ oluyor. Hep aynı yanıt, ‘bakınız bu teknede bu budur, şu şu durumdadır. Bu tekneyi alırsanız şu hususları tamir getirmenizi öneririm. Bu konular sizin canınızı sıkabilir. Ama alıp almamak sizin bileceğiniz iş.’ Araç alırken yaptırılan ekspertizde, ev alırken yapılan banka kredi incelemesinde ‘alınır kardeşim bu’ diyene rastladınız mı? Aslında işin bu kısmını tartışmayı da arzu ediyorum, ilgilenenler görüşlerini mail olarak iletirse memnun olurum.

    Rapor: Sörvey eğitimi, denizcilik tecrübesi, ayrıntıya odaklı bir karakter, disiplin. Tüm bu unsurlar birleşerek tek bir sonuç için ortaya konuyor: Rapor. İyi bir incelemenin sonucu iyi bir rapor olmak zorunda. Zaten bu alanda eğitimin en önemli modüllerinden biri tamamen bu konuya ayrılmış durumda. Burada kısaca bahsedeceğim kadarıyla sörvey raporu, müşterinin bilgi isteğiyle teknede gözlemlenebilen verinin birbirini mümkün olduğunca karşıladığı, yeteri kadar ayrıntıya sahip, verinin görseller ile desteklendiği ve uluslararası kabul gören bir yapıda olması gerekiyor. Bunu sağlamanın yolu uluslararası sörvey kuruluşlarına üyelikten geçiyor çünkü üye olabilmek için en az iki raporunuzu sörvey kuruluşlarının yönetim kurullarına gönderip onların denetimine sunuyorsunuz. Gönderdiğiniz raporlar, konunun uzmanlarınca bizim eğitim sistemimizde görmediğimiz ayrıntıda incelenip acımasızca eleştiriliyor. Sonuçta onların adını taşıyan sörvey işlemleri ortaya konacağından bu konuya çok önem veriliyor. Üstelik yıllık olarak eğitim puanları toplayarak üyelik seviyenizi yükseltmek ya da bazı durumlarda korumak gerekiyor.

    Sörvey konusu, derin ve geniş. Bayrak Devleti kontrollerine, inşa kontrollerine özellikle girmedim. Tutup da gemi inşa mühendislerinin alanına girmek istemiyorum. Sörvey yazı dizisi Materyal ve Korozyon İncelemeleri ile devam edecek. Sörvey serisinde sadece eğitimin adımlarını değil, sörvey işlerinde kullanılan cihazları, en sık rastlanan arızaları, sörvey mitlerini (en başta gelen ozmos miti) ve bu işin sigortasını da ele alacağız. Karmaşık ve sorunlarla dolu olan bu konuyu umarım yeteri kadar açıklıkla anlatabilir, sorunlarını ortaya koyarak çözüme yönelik bir başlangıç yapılmasına katkıda bulunabilirim.☸