Kategori: Haber

  • İBRAHİM YAZICI Anılar rehberimiz olmalı…

    İBRAHİM YAZICI Anılar rehberimiz olmalı…

    Bugünü yorumlayabilmek için dünü bilmek gerekir. İbrahim Yazıcı, ülkemizin ilk yatçılarından. Babası da Türkiye’deki ilk açık deniz yat yarışını düzenleyen kişi. Bu söyleşide bolca “ilk”lere, “o zamanlar”a ve “yok”lara rastlayacaksınız.  Yazı PELİN ÖZCANLI,  Fotoğraflar ONUR TATAR, İBRAHİM YAZICI ARŞİVİ

    brahim Yazıcı ile geçen ayın sonunda Fenerbahçe Marina’da, Keyfim 3 adlı Beneteau 57 teknesinde buluştuk. Öğle vakti diye yemek hazırlatmış. Hâliyle yemek eşliğinde başladık sohbetimize. “Yelken bir yaşam tarzı” dedi. Hâlâ 12 ay yelken basıyormuş. Yazıcı’ya göre sadece güzel havada denize çıkan gerçek yelkenci değil; gerçek bir yelkencinin lodos havayı da sevmesi lazım. 1944’te dünyaya gelen İbrahim Yazıcı, İş Bankası eski Genel Müdürü Bülent Yazıcı’nın oğlu. Bülent Bey de yelkenciymiş. Babasından bahsettikçe İbrahim Bey’in hayata bakışını daha iyi anlamak mümkün. Türkiye’nin ilk açık deniz yat yarışını Bülent Yazıcı’nın fikriyle İş Bankası düzenlemiş. East Marine Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Yazıcı 2013’e kadar, 30 yılı aşkın bir süre, Ram Dış Ticaret’te Yurtdışı Grup Direktörü’ymüş. Yelkenin yanı sıra ihracatla geçmiş hayatı. Anılarıyla açıyor bizlere yelkencilik tarihimizin kapılarını.

    HARUN ÜLMAN İMZALI DRAGUT

    İlk tekneniz Dragut’muş. Neydi onu özel kılan?

    Dragut’u 1955’te Harun Ülman inşa etti. Ülman Türkiye’nin okul okumuş ilk gemi mühendisidir. Gemicilik yerine teknelere merak salmıştı, çok kıymetli biriydi, onlarca tekne yaptı. Olimpiyatlar’da da “starboard” sınıfında Türkiye’yi temsil eden ilk kişidir.

    Ya Dragut’un özellikleri…

    7 metre boyundaydı. Motoru, tuvaleti, kamarası yoktu. Malzemesi çamdı. Aslında o zaman tüm yerli teknelerin malzemesi çamdı.  Moda Deniz Kulübü’nün önünde dururdu. Limanı yoktu oranın, hâlâ yok. Rüzgâr kuzeyden gelirse önünde tekne dururdu, yoksa güneyden esen rüzgâr tekneyi sahile yapıştırırdı. Bu yüzden lodoslarda tekneleri birbirlerine bağlar, Haydarpaşa’ya götürürlerdi. Keşke önüne 200 metrelik bir dalgakıran koyulsa Moda Deniz Kulübü’nün.

    Dragut’tan neler kaldı aklınızda?

    Eskiden eylülden mayısa kadar denizde tekne olmazdı. Kışlama sonrası Dragut’u suya indirmiştik ve Moda’dan Kalamış’a doğru gidiyorduk. Dümen suyunu izliyordum. Birden arkadan beyaz boya aktığını fark ettim. Başta anlam veremedim. Sintine de yüzüyordu! İki tane sandal yetişti mavra tulumbalarıyla bizi kurtarmaya, neredeyse kaynayacaktık. Meğer bordanın boyasıymış.

    Neden akmış?

    Dragut’u badanacıya vermişler. Macunsuz, armoz kapatılmadan vurmuşlar yağlı boyayı. Tekneden anlayan yoktu. Aklıma gelmişken, şöyle bir anımız da var: Bir gün ailece denizdeydik, mavranın biriyle yan yana düştük. Biri bakışlarını anneme çevirip bağırdı: “Uy! Garıya bak, camadan vuruyor!” (Gülüyor) İşte böyle şaşılacak şeydi kadının yelken yapması.

    “BÜLENT YAZICI HESABINI BİLİR”

    Babanızla ilişkiniz nasıldı?

    14 yaşındaydım. Babam Dragut’u yalnız kullanmama izin verirdi. Motorsuz bir tekneyi o yaştaki çocuğa bırakması ilginçti, denizin üzerinde de kimsecikler yok. Ara ara nedenini merak ederdim. Bir gün dayanamadım, sordum. “Baba tekneyi neden veriyorsun bana?” Hiç unutmam şöyle söylemişti: “Ben senede 20 kere denize çıkıyorum. Harcadığım parayı 20’ye bölünce tekne işi pahalıya patlıyor. Seni katarsam 50’ye veya 60’a bölüyorum, maliyet düşüyor.”

    O yaşlarda İstanbul Yelken Kulübü namına pirat sınıfında yarışıyormuşsunuz…

    Dragut’la tek başıma dolaşırken görmüş, piratta yarışabileceğimi düşünmüşler. Arkadaşım Mehmet’le tekneyi almıştık. O zamanlar antrenör yok, beş gün kendi kendimize antrenman yapmıştık. Yarış bittiğinde ise Türkiye ikincisi olmuştuk. “Tekne kesin senindir” demişlerdi. 

    VEGA: İLK BALON YELKENLİ

    YARIŞ TEKNESİ

    Dragut’tan sonra ne yaptınız?

    1961’de Dragut’u satıp bir yabancıdan Vega’yı aldık. Dragut’tan daha moderndi. Motoru, kuzinesi, kamarası, tuvaleti mevcuttu.

    Kimden aldığınızı hatırlar mısınız, nasıl bir tekneydi?

    Hayır. Fakat İsveç yapımıydı. O zaman sadece gezi teknelerinde ve dragonlarda balon bulunuyordu. Vega, İstanbul’daki ilk balon yelkenli yarış teknesiydi. Balon bastığımızda hayranlık uyandırıyordu. Başında bastonu vardı. Vinçleri sarıydı, şık dururdu. İzmir’li ressam Ayetullah Sümer resmetmişti hatta. Aslında boyu ufaktı, 8 metre. Bugün kimse 8 metrelik bir tekneye dönüp bakmaz.

    Vega yabancıysa malzemesi çam değil?

    (Gülüyor) Gövdesi vernikli beyaz meşeydi.

    TÜRKİYE’DE BİR DÖNÜM NOKTASI

    1961’e özellikle değinmek isterim çünkü önemli bir dönüm noktası. İlk kez açık deniz yat yarışı düzenleniyor. Üstelik sponsorlu!

    1960’a kadar İstanbul’daydık; 1961’de babam Ankara İş Bankası Genel Müdürü oldu. “Baba,” dedim, “İş Bankası sponsorluğunda yat yarışı düzenlesenize.” Hemen İstanbul Yelken Kulübü Genel Sekreteri Cafer Seyfioğlu’na haber gönderdi. 5’inci Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Necdet Uran arkadaşıydı, onu aradı. Derken, bir de baktık Gölcük Donanma Komutanlığı himayesinde, İstanbul Yelken Kulübü organizatörlüğünde ve İş Bankası sponsorluğunda Türkiye’nin ilk açık deniz yat yarışı gerçekleşti.

    İstanbul-Gölcük arası uzun rota…

    Teknelerin o günkü kapasitelerine göre epey uzaktı. Yarış iki etaplı yapıldı tabii. İlk etap İstanbul-Tuzla rotasındaydı ve Tuzla’ya birinci Levent Kotrası girdi. O gece Mercan Yuvası’nda konaklanıldı. Ertesi sabah Gölcük’e koşuldu. İkinci etap zaman tahdidinden sayılmadı. Gölcük’e birinci giren Esen Kotrası’ydı lakin zamanı tamamlayamamıştı. İlk Gölcük Donanma Kupası ödülü Levent Kotrası’na verildi.

    Siz yarışta mıydınız?

    Dragut’ta yarışıyordum. Ali isimli biri vardı ekipte, devamlı su atıyordu çamçakla. En sonunda sinirlenmiş, fırlatmıştı çamçağı denize. Tulumba yok o zamanlar. “Yeter” demişti, “hep ben uğraşıyorum.” Armoz tekne, su alıyor. Şimdi bir macun yapıyorsun, ağacı birbirine yapıştırıyor. Eskiden kalafat yapılırdı; keçeyi yağlarsın, tekneye su girmesin diye iki ağacın arasına onu tıkarsın. Ama ne olursa olsun kayar yerinden. Tekne de eski, esner biraz.

    “YELKEN CAMİASINDA BÜYÜK HADİSE”

    Kaç tekne katılmıştı?

    İstanbul’daki 30 teknenin 30’u da. Yelken camiasında büyük hadiseydi. Gazeteler günler öncesinden başlamıştı yazmaya; bir gazete yarışa kadar her gün bir teknenin özelliklerini yayınladı. İnsanlar yarış sabahı Kalamış’a bizi yolculamaya gelmişti bu haberlerin etkisiyle.

    50. Yıl Donanma Kupası Yat Yarışı’na davet edilmiştiniz. İlkiyle karşılaştırabilir misiniz?

    Artık yüzlerce olmalarına rağmen yarışa katılan tekne sayısı 35-40’tı. Biz Keyfim 3’le birinci geldik. Oğlum Selim de ekipteydi. Kupa dağıtılırken bir fark ettik ki, ilk yarışa da 50’nci yarışa da giren iki kişi var orada. Ben ve Engin Deniz! Levent Özgen’i saymıyorum çünkü ilkinde babası Nedim Özgen’in koltuğunun altındaydı, daha çok küçüktü. Yoksa o da iki yarışta da vardı. Eskiden tekne sayısı azdı. Yarış düzenlenecekse kulüplerde kuyruklar oluşurdu. “Abi beni de al, bizi de alın” diye dolaşırdı herkes. Yarışa girmeye hevesliydik, değişik geliyordu çünkü yat. Şimdi tekne çok, fakat ekibe adam bulamıyorsun…

    KUPA NİYETİNE GAZOZ

    İlk Donanma Kupası’nın ödül töreniyle ödüllerini de unutmayalım…

    Bir yat yarışından sonra ilk kez yemekli tören gerçekleştirildi. Gölcük’te eş dost çoluk çocuk birlikte ağırlandı. Kupaları İş Bankası yaptırmıştı, ilk doğru düzgün ödüllerdir. Fotoğrafını bulmak zor, betimleyeyim: Ortada babam Bülent Yazıcı. Süleyman Dirvana, Nedim Özgen, Avni Şasa, Doktor Hakkı Ayrı, ellerinde kupalarıyla etrafına dizilmişler.

    Bu ödülün öncekilerden farkı neydi?

    1958’de Yeşilyurt Yelken Kulübü’nün bir yarışına katıldık. Hayırsız Ada’yı döndüğümüzde çok öndeydik, diğerleri görüş alanımızın dışında kalmıştı. Hava az diye bırakmışlar mücadeleyi. Oysa poyrazladı ve biz şıkır şıkır gittik hedefe. Fakat ortada ne finiş hattı ne hakem… Demir attık, sahile yüzdük. Kulübe girdik, herkes şaşkınlıktan sustu. Gidemeyiz sanmışlar. “Kupamızı verin bari” dedik. Tabii kupa yok, gazoz ısmarladılar. O zaman daha kola da yok.     

    Bir keresinde, ödül yerine ip dağıtıldığını da duymuştum.

    Ahmet Reis centerboard yarışlarında, doğru. Nimetti resmen. O zamanlar tekne malzemesini geçtim yelken yoktu. Trençkotluk lacivert kumaşı yelken yaptığımızı hatırlarım. Donanma Kupası’nın ardından İş Bankası yat yarışları düzenlemeye devam etti. Levent Özgen’in babası Nedim Özgen, babama takılırdı, “Bülent Bey, şu kupaları vereceğinize 50 metre yelken kumaşı verseniz ya” derdi. Mesela pamuk ip lükstü. Naylon yok, sert kendir kullanılırdı. Eldiven, makara, bunlar yok. “Yelkencinin eli parçalı olur” diye avunurduk.

    2008’de Rahmi Koç ve Bülent Bulgurlu’yla East Marine Denizcilik’i kurdunuz.

    Evet, sonra onu Amerikalı West Marine mağazalarıyla büyüttük ve tekne malzemelerini ulaşılır kıldık. Ürünlerin fiyatlarının üzerlerinde yazması fayda sağladı. Eskiden bir dükkâna girip fiyat sorduğumuzda önce kılığımızı kıyafetimizi süzerlerdi, sonra fiyat söylerlerdi. Adamına göre fiyat.

    MUHİTTİN ÖNEY, FAHİR ÇELİKBAŞ, BÜLENT YAZICI

    Vega’nın ardından hangi tekneyi aldınız?

    Babam yaşlandı, Vega dar gelmeye başladı. 1966’da Vega’yı Rıfat Edin’in babası Sechi Edin’e sattı. Fahir Çelikbaş’tan 90 bin liraya 12 metrelik Keyfim’i aldı. Fahir Bey o zaman kendine Karya’yı yaptırmıştı ve Keyfim’i satıyordu.

    Keyfim adını siz mi koydunuz?

    Tekneyi 1954-1955’te Haliç Camialtı Tersanesi’nde Muhittin Öney inşa ettirmiş. Dolayısıyla isim babası o. Sonra aynı yerde Sim’i yaptırmış kendine, Keyfim’i Fahir Bey’e satmış. Fahir Bey adını değiştirmemiş, biz de değiştirmedik.

    Keyfim 1’le ne kadar yarıştınız?

    1986’ya kadar 20 yıl boyunca tüm yarışlara girdik onunla. 10’uncu yılında babam vefat etti. Diğer 10 yıl ablamla ikimiz devam etmeye çalıştık. Sonra da herkes kendi teknesini aldı.

    Ve 80’ler… Malum, yenilik zamanı. Neler değişti?

    Turgut Özal dönemi. Özal’ın yelkenciliğe sempatisi vardı. İlk defa yurtdışından yeni tekne getirme imkânı doğdu. Charter filoları kuruldu. Ben de bir Beneteau 456 getirdim kendime, turizm amacıyla. Keyfim 2’yi yani.

    KEYFİM’İN KEYFİ

    Hürriyet’in “Keyfim’in Keyfi” başlığını attığı 30 Ağustos 1986 Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı anlatır mısınız?

    Keyfim 2’yi alırken uzun direkli uzun salmalı almıştık. Aynı tekne gezi ve yarış olarak iki versiyonda üretilir. Gezi teknelerinde salma daha kısa, yelkenler daha küçüktür, gezmeye yeter. Yarış versiyonunda salma daha uzun ve ağırdır, arma da daha büyüktür ki tekne hızlı gitsin. Yelkenciler gidip gezi teknesi almaz, bu hastalıktır. Sadece gezecek olsalar bile almazlar. Sipariş ederken uzun armalı ve salması ağır seçersin.

    Kim düzenledi bu yarışı?

    Yeşilyurt Yelken Kulübü. Yarış Yeşilköy-Adalar-Fenerbahçe rotasında yapıldı. Sene 1986 ve Keyfim 2 o günün en modern teknelerinden biri, Türkiye’de hemen hemen hemen hiç yok. Poyrazda startı aldık, yürüyoruz. Bir uzadık, arkada kimseyi görmüyorduk. Moda’ya vardık, şamandırayı geçtik, düdük çalmadı. Finiş yaptık, artık biri düdük çalmalıydı, yok. Demirledik. Eskiden deklarasyon vermek gerekirdi. “Hadi,” dedim, “İstanbul Yelken’e gidelim,” Niye düdük çalmadılar, fodepar mıyız merak etmiştik. Hakemler, “Biz sizin bu saatte geleceğinizi tahmin etmedik ki” dediler. “Peki” dedik, “Güle güle.” Akşam kupa merasimi varmış, beklememizi rica ettiler. Diğer tekneler bir saat kadar sonra gelmişti. 

    Kupayı kim verdi?

    Evren Paşa verdi. First finiş ödülünü aldım, tam yerime gidiyorum ki durduruldum. En iyi düzeltilmiş zaman ve sınıf birinciliği de bizimmiş. Ertesi gün bu, Hürriyet’in ana sayfasında “Keyfim’in Keyfi” başlığıyla çıkmıştı.

    Keyfim 3’ü ne zaman almıştınız?

    2004’te İngiltere’de Keyfim 2’yi satıp yerine 3’ü aldım.

    Bunca anının ardından günümüzdeki yelkenciliği yorumlasanız bir de…

    1990’da Ram Dış Ticaret’ın yurtdışı satış direktörü olarak İngiltere’ye taşındım. Keyfim 2’yi oraya götürecektim, öncesinde fuarlarda sordum “Tekneyi burada kullanmam için ehliyet lazım mı?” diye. Hiçbir şey lazım değilmiş. “Yarışa girmek için ne lazım?” dedim. Yine “hiçbir şey” cevabı verildi. Bizde bürokrasi muazzam öldürüyor işleri. Mesela yarışa gireceksen lisanslı sporcu olman gerekiyor. Niye karışılır? Kendi kendime yarış yapmaya kalksam, kupayı ben vereceğim desem yasak. Aramızda yarışamaz mıyız? Hayır. Oysa aramızda evde oyunlar oynuyoruz, dışarıda maçlar yapıyoruz. Neden kendi aramızda yelken yarışı yapamıyoruz? ☸

  • MAYORKA ve Palma International Boat Show

    MAYORKA ve Palma International Boat Show

    Harflerin ağızda dağılışı bile hoş… Bir sesli söyleyin bakın! Mayorkaaaa… Romantik bir ahenk. Ada da öyle. Palma de Mallorca’dan söz ediyoruz. Palma de Mallorca, yat turizmi ve endüstrisindeki önemli yerini her yıl gerçekleştirdiği Palma International Boat Show ile de pekiştiriyor.

    İspanya’nın inci adalarından. Bizim sektörümüzde, yani yat sektöründe kısaca Palma derler ama esas adalılar olan İspanyollar Mayorka der. Bana göre Mayorka ne kadar hoş bir ahenk yaratıyorsa kulakta, Palma da o kadar kaba geliyor. O yüzden Mayorka demeyi tercih ediyorum. İnci gibi adadır hakikaten. Ancak bizim sektörümüzdeki önemi, dünyada ün yapmış 50 metre ve üzeri hemen hemen tüm süperyatların, içinde tekne sahibi yokken, uzun süreli konaklama yeridir. Bu demek değil ki sadece süperyatların merkezidir; tabii ki 50 metre altı tekneler de Mayorka’yı mesken tutarlar. Yani adanın önemli iş kaynaklarından biridir yat endüstrisi. Peki, neden süperyatlar sadece içinde konuk yokken adaya gelirler? Bilinmez… Bu, daha önceki yazılarımda da belirttiğim anlamsız muamma ile ilgili.

    YAT SAHİPLERİNİN ISKALADIĞI ADA

    Süperyat sahipleri, kaptanların teknenin bakım onarım aylarında bağlanmayı tercih ettikleri limanlarda vakit geçirmeyi sevmezler. Eğer bu limanlar turistik olarak pek de keyifli olmayan İtalya’nın Viareggio ya da La Spezia gibi tersane şehirleriyse, bu karar mantıklı; kimse oralarda kalmak istemez. Ancak Palma de Mallorca, bence İbiza kadar, hatta daha da güzel bir ada olmasına rağmen, yat sahibi tekneye Mayorka’dan biner ve direkt Ibiza’ya açılır! Geçen sayıdaki yazımda da yazdığım gibi Karayipler’e kadar gelip, teknesine Antigua’dan binip, Antigua’yı hiç keşfetmeden doğruca popüler ada St. Barts’a gitmeye çalışan süperyat sahipleri gibi. Daha geçen ay okyanusu geçtiğim tekne sahibi de aynı mantıktaydı. 70’li yaşlarında olmasına ve St. Barts’a her kış uğramasına rağmen, Antigua’da havaalanına gitmeden önce tesadüfen keşfettiği bir koyu görür görmez “Ben neden buralara hiç bakmamışım! Ne kadar güzel mekânlar da varmış!” dediğinde, gözünün önünde olmasına rağmen keşfetmediği birçok yer için kaybettiği 50 yıla bir üzülmüştür herhalde.

    MAYORKA’NIN MERKEZİNDE BOAT SHOW

    Palma de Mallorca, yat turizmi ve endüstrisindeki önemli yerini her yıl gerçekleştirdiği Palma International Boat Show ile de pekiştiriyor. Bu yıl 28 Nisan-1 Mayıs tarihleri arasında 35’incisi gerçekleştirilen tekne fuarı, isminden de anlaşılacağı gibi sadece büyük yatlara yönelik değil, küçük teknelerden her türlü tekne aksesuarına dek geniş bir içeriğe sahip. Fuar, şehrin en alıcı noktası olan Katedral’e 200 metre mesafede, Mayorka’nın tam merkezindeki marinada gerçekleştiriliyor. Başlıca yat, charter ve tender firmaları, bizim alanımızı da ilgilendiren mürettebat ajansları… Hepsi birer teknenin içinde ve karadaki stantlarında yer alıyorlar.

    Bu yıl katılanlar arasında, Baltic Yachts, Blue Water, Burgess, Camber Marine, Camper & Nicholsons, Crew & Concierge, Fraser Yachts, Hill Robinson, Huisfit by Royal Huisman, North Sails, Northrop & Johnson, Ocean Independence, Oyster Palma gibi mutlaka her fuarda yerini alan önemli firmaların dışında birçok irili ufaklı firma da tanıtımlarını gerçekleştirdiler.

    Ve son sözüm tekne sahiplerine: Bir daha tatile çıkarken hep gittiğiniz, aynı mekânlara uğramanın dışında, yan koylara da bir göz atmayı ihmal etmeyin. 7 denizleri dolaşan bir şef tavsiyesi… ☸

     

  • Farklı kuşaklardan dört başarılı KADIN  YELKENCİ

    Farklı kuşaklardan dört başarılı KADIN YELKENCİ

    Nazlı İmre, Özlem Akdurak, Çağla Dönertaş ve Okyanus Arıkan. Kendi sınırlarını, belki de dünyanın onlar için çizdiği sınırları aşan farklı kuşaklardan dört önemli isim. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü mavi dünyanın öne çıkan cesur, başarılı ve güçlü isimleriyle hatırlamak, hatırlatmak istedik. Ne de olsa deniz de emek istiyor…

    Mavi dünyanın kadınları hayallerini gerçek kılan yıldız isimlerle parlıyor. Yelken dünyasının en deneyimli yelkencilerinden ve kadın yöneticilerinden Nazlı İmre için Büyükada ve Heybeliada’da Kros takımı yetiştirmekle birlikte bu dünyada kadını daha etkin pozisyonlarda görmek, etkin çalışmalarıyla dikkat çeken TYF Başkanı Özlem Durak için bu spor dalında faal kadın sayısının artması, 7 yıl üst üste Laser Radial Türkiye Şampiyonluğu ve 2012’de Londra Olimpiyat Oyunları’na katılan ilk kadın sporcu unvanına sahip 27 yaşındaki Çağla Dönertaş için 2020 Olimpiyatları ve ulusal ve uluslararası yarışlarda 89 şampiyonluğu bulunan 13 yaşındaki Okyanus için Olimpiyat şampiyonluğu… Her birinin başarı grafiklerine bakıldığında, onlarınki hayal değil rasyonel birer hedef şüphesiz. Bu istisnai buluşmaya 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesile oldu. Devamı Mart 2018 sayımızda…

  • 12 Power Katamaran

    12 Power Katamaran

    MAVİ DÜNYANIN YENİ TRENDİ

    Çift gövdeli motoryatlar

    Çok gövdeliler denizleri ele geçiriyor! Motorlu katamaranlar yalnızca dünyada değil, son yıllarda Türkiye’de de yükselişe geçen bir trend… Hayran bırakan performansları ve en sığ sulara bile yanaşmaya imkân tanıyan su çekimleriyle son dönemlerin gözde tekneleri, güvenlik açısından da son derece avantajlı. Alabora olma olasılıkları neredeyse yok gibi. Geniş yaşam mahalleri, lüks dekorasyonları ve konfor özellikleriyle şimdilerde herkesin sahip olmak istediği motorlu katamaranları radarımıza aldık, dünyanın önemli markalarının en yeni modellerini araştırdık.

    LAGOON SEVENTY 8

    HORIZON PC74

    SUNREEF SUPREME 68 POWER

    OVERBLUE 58

    BAVARIA NAUTITECH POWERCAT 47

    PRIVILEGE EUPHORIE 5

    MARES 45

    AQUILA 44

    FOUNTAINE PAJOT MY 44

    BALI 4.3 MY

    LEOPARD 43 PC

    COMET 38 PC

    Devamı Mart 2018 sayımızda…