Etiket: Burcu Bostanoğlu

  • Suakin’den Port Ghalib’e

    Suakin’den Port Ghalib’e

    Sokotra Adası’ndan demir alıp Bab el Mendeb Boğazı’ndan Kızıldeniz’e giriş yapan S/Y Storm Bird, güneyden kuzeye seyrinin ilk ayağında Eritre’nin Massawa Limanı, ikinci ayakta ise Sudan’ın Suakin Adası’na bağlanmış ve Kızıldeniz’i artık yarılamıştı. Sıra, Kızıldeniz’in kıyılarını çerçeveleyen dağların arkasındaki çöllerden esip gelen kum ve toz rüzgârları ile kuzeyli rüzgârların hakimiyetinin başladığı Kuzey Kızıldeniz’e ve Mısır’ın Port Ghalib Limanı ayağına gelmişti.

    Uzak rotalar seyrine, yelkenlerini Kuzeybatı Pasifik Okyanusu’nun soğuk denizlerinden, Vancouver Adası’ndaki fiyort vadilerinden esen kış rüzgârları, “squamish” rüzgârları ile doldurarak başlayan S/Y Storm Bird; şimdi Sudan’ın, Arapçada “patlayan” anlamına gelen “habub” yani, şiddetli kum fırtınaları ile Mısır’ın, elli gün sürebilen ve Arapçada “elli” anlamına gelen “hamsin” toz fırtınaları diyarındaydı. Kızıldeniz seyrine Türkiye’deki annemin rahatsızlığı dolayısı ile tekneye dönemem nedeniyle tek başına devam eden Ahmet; Suakin’e bağlanıp, dinlenip, önceden haberleştiğimiz acente Muhammed ile mazot alışverişini yaptıktan sonra; Sokotra’da beraber olduğu ve kuzeye birbirleri ile iletişimde olarak yükseldikleri diğer iki tekneye de Suakin’de adeta ev sahipliği yaptı. Suakin Adası’ndaki yıkık dökük “tarihi” binaların restorasyonunu yapan ve Türkiye’den oraya giden Türk yetkililerin Ahmet’i bir akşam yemeğine davet etmesi üzerine, Ahmet de Türk misafirperverliğinin doğal gereği olarak diğer iki teknedeki arkadaşları da davete katarak, onlara bir Türk yemekleri ziyafeti çekilmesine aracı oldu. Devamı Ocak 2019 sayımızda…

    Marsa Alam in Egypt

  • Hint Okyanusu’ndan Kızıldeniz’e seyir; Sokotra’dan Eritre’ye

    Hint Okyanusu’ndan Kızıldeniz’e seyir; Sokotra’dan Eritre’ye

    Pasifik ve Hint okyanuslarını, tropik ve nemli iklimleri arkasında bırakan S/Y Storm Bird, artık Arap Yarımadası ile Afrika’nın kurak ve kavurucu sıcaklarıyla buluşuyor. Rota, Eritre.

    Pasifik Okyanusu’nun kuzeydoğusundaki Alaska ve Yukon soğuklarının hâkimiyeti altındaki Salish Denizi’nden güneye ve batıya doğru yelken açmaya başladıktan sonra bazen fırtınalı, bazen sütliman denizleri aşarak Hint Okyanusu’nun batısındaki Sokotra adasına ulaşmıştı S/Y Storm Bird. Pasifik ve Hint okyanuslarını, tropik ve nemli iklimleri arkasında bırakan S/Y Storm Bird, artık Arap Yarımadası ile Afrika’nın kurak ve kavurucu sıcakları ile buluşuyordu. Arap Denizi ile Afrika Boynuzu’nun kuzeydoğusundaki Capo Guardafui Burnu’nun arasında, Aden Körfezi’nin girişinde, uzun zamanlardır derin bir sessizlik içinde olan Sokotra’ya demir atan S/Y Storm Bird bu adada Bab el Mendeb Boğazı’ndan geçip, Kızıldeniz geçişini yapmak üzere hazırlıklarını yaptı. Rota, Eritre idi. Devamı Kasım 2018 sayımızda…

  • Okyanusya’dan Filipin Denizi’ne Palau’dan Samal Adası’na

    Okyanusya’dan Filipin Denizi’ne Palau’dan Samal Adası’na

    Kuzey Pasifik’teki son rotamız, dünyanın en derin üçüncü çukuru olan 10.540 metre derinliğindeki Filipinler Çukuru üzerinden Mindanao Adası’na doğru idi. Artık büyük ve derin Okyanusya’yı arkamızda bırakıyor, sınır olarak kabul edilen Palau’dan sonra Filipin Denizi’ne giriyorduk.

    S/Y Storm Bird ile doğudan batıya Kuzey Pasifik okyanus geçişimizde dünyanın en derin suları Mariana ve Palau Çukurları üzerinde seyredip Karolin Adaları’nın en batısındaki Palau’ya demir attığımızda binlerce deniz milini dümen suyumuzda bırakmıştık. Dünyanın en büyük okyanusunda uzun seyirler sonrasında ‘binlerce’ diye ifade edilen mesafeleri artık kanıksamaya başladığımızdan ve zaman içinde her türlü ölçüye verilen anlam da değiştiği için; karaya varıldığında tekrar kara ölçülerine uyum sağlamak ihtiyacı doğabiliyor. Nitekim, Palau’da Royal Belau Yat Kulübü’nün duvarda asılı haritasına baktığımızda da; kuzeybatımızda Şangay, Çin’e 1603 deniz mili, kuzeyimizde Tokyo, Japonya’ya 1719 deniz mili, kuzeydoğumuzda Guam Adası’na 709 deniz mili mesafede olduğumuzu görmüş ve kendimizi artık Asya kıtasına göre konumlandırmaya başlamıştık. Doğuda Amerika kıtasından, batıda Asya kıtasına doğru uzanışımız, kuzeybatı Kanada’nın Vancouver Adası’ndan başlayan seyrimiz, bu seferki Palau-Filipinler ayağı ile yeni bir safhaya geçiyordu. Kuzey Pasifik’teki son rotamız dünyanın en derin üçüncü çukuru olan 10.540 metre derinliğindeki Filipinler Çukuru üzerinden Mindanao Adası’na doğru idi ve artık büyük ve derin Okyanusya’yı arkamızda bırakıyor, sınır olarak kabul edilen Palau’dan sonra Filipin Denizi’ne giriyorduk. Devamı Ocak 2018 sayımızda.

  • Doğu Karolinler’den Batı Karolinler’e Pohnpei’den Palau’ya

    Doğu Karolinler’den Batı Karolinler’e Pohnpei’den Palau’ya

    Pasifik Okyanusu’nu doğudan batıya geçerken tercih ettiğimiz Kuzey Pasifik rotası üzerinde Pohnpei – Palau ayağı ile birlikte, Mikronezya bölgesinin güneybatısına doğru seyrederken artık okyanusun da batı sınırına epey yaklaşmış oluyorduk.

    Dünya okyanuslarının en büyüğü Pasifik Okyanusu’nun kuzeyinde, S/Y Storm Bird ile Karolin Adaları’nın doğusundaki Pohnpei’den demir alıp, rotamızı Arşipel’in batısındaki Palau’ya çevirdiğimizde, artık dünyanın en derin sularına doğru da seyretmeye başlamıştık. Rotamızın kuzey batısında 11 bin metreye inen Mariana Çukuru (Mariana Trench) ve rotanın tam üzerinde 7.990 metre derinlikteki Palau Çukuru’na (Palau Trench) yelken açtığımızda ucu bucağı görünmeyen bir çanak içindeydik. Kuzey Pasifik üzerinde dalgadan dalgaya seyrederken, cüsseli okyanusun cazibesinin bir kaynağının da, insana zihinsel olarak derinlik hissini de yaşatan, derinlik boyutu olduğunu düşünmeye başlamıştım. Gök enginlerinin, okyanus altı enginlerine karıştığı yerde insanın kendi dünyasının derinliklerini de düşünmesi kaçınılmazdı.

    İKLİM DEĞİŞİYOR

    Pasifik Okyanusu’nu doğudan batıya geçerken tercih ettiğimiz Kuzey Pasifik rotası üzerinde Pohnpei – Palau ayağı ile birlikte, Mikronezya bölgesinin güney batısına doğru seyrederken artık okyanusun da batı sınırına epey yaklaşmış oluyorduk. Üzerinde seyrettiğimiz Kuzey Pasifik Okyanusu’nun suları yavaş yavaş Bering Denizi’nin yanı sıra Ohotsk Denizi, Japon Denizi, Filipin Denizi, Güney Çin Denizi’nin suları ile karışmaya başlıyordu. Bir taraftan Okyanusya’nın en derin sularına yol alırken, diğer taraftan da okyanusun dibinden yükselen deniz dağları, tepelerini aşıyor; öte yanda ise Mikronezya bölgesinin alçak atollerini arkamızda bırakıyorduk. Palau’ya doğru ilerledikçe, dünya üzerindeki aktif volkanların çoğunluğunun bulunduğu ve sıklıkla da deprem olduğu için “Pasifik Ateş Çemberi” denilen çemberin de Batı Pasifik’teki sınırları içine giriyorduk. Okyanus dibindeki Mariana ve Palau Çukurları gibi çukurların varlığı ve okyanus tabanını oluşturan yer kabuğu ve tektonik tabakaların hareketi ve volkanik ada zincirlerinin hepsi bir araya gelince, jeolojik olarak böyle bir ‘ateş çemberi’ oluşmuş. Doğanın bin bir yüzünü görmenin mümkün olduğu bu sularda doğudan batıya doğru seyrettikçe, tropik fırtınalar bölgesinden Batı Pasifik’in tayfun bölgelerine doğru da iklimsel bir değişimin içine giriyorduk. Kuzey Yarımküre’de genelde doğuda başlayan fırtınalar batıya doğru yönelirken, Mikronezya’nın batısına doğru da daha sık oluşuyor. Aralık-Mayıs ayları arası nispeten sakin mevsim olmasına rağmen Mikronezya bölgesi yılın her ayında fırtınanın olabildiği bir bölge ve batıya, Mariana ve Karolin Adaları’na doğru ilerledikçe sıklaşan tayfun sayısı rekoru, Batı Karolinler’de yılda on dokuza ulaşmış. Biz de Mayıs ayına kadar kuzey doğudan esen ticaret rüzgârlarını kaçırmamak ve olası fırtınalara yakalanmamak üzere havayı takip ettikten sonra, Kolonia’da çıkış işlemlerimizi yapıp Pohnpei’den ayrıldığımızda takvimler 11 Nisan’ı gösteriyordu. Devamı Aralık 2017 sayımızda.