Etiket: Burcu Bostanoğlu

  • S/Y STORM BIRD İLE Yeni ufuklara…

    S/Y STORM BIRD İLE Yeni ufuklara…

    Ve Final…

    Uzun yol seyrimiz Kuzey Amerika kıtasının batısı, Alaska Körfezi’nin güneyindeki Kanada’nın Vancouver Adası’ndan, Salish Denizi’nin koyu lacivert, yeşil sularından başlamıştı. Brentwood Bay, Angler’s Marina’da hazırlıklarımızı yapıp palamarlarımızı çözdükten sonra Ege Denizi’nin şen, ışıltılı, mavi sularına dümen tutmak üzere, beş yıl sürecek bir seyr-ü sefere koyulmuştuk. S/Y Storm Bird’ün kaptanı Ahmet N. Davran, bu uzun yolun öncesini ve seyrini anlattı.

    Türkiye’de evdeki duvarda asılı olan büyük haritamızda izlemek istediğimiz rotanın detaylarını uzun uzun düşünüp konuştuktan sonra kararımızı verip harekete geçtiğimizde üniversiteden henüz emekli olmuştum. Ahmet ise yıllardır planladığı seyrin gerçekleşmesi için çoktan hazırdı. Uzun bir seyahate çıkabilmemiz için deneyimlerimiz birikmiş, hayatımızın zaman ve zemin açısından koşulları oluşmuştu artık. Çocukluğumdan itibaren değişik ülkelerde yaşamaya başlamış birisi olarak gezginlik, doğamın belirleyici bir yönü haline gelmişti. Denizlerin, deniz kültürünün akademik cazibesine kapılmam ve hayata da bir keşif seyahati gibi bakmam, uzun bir deniz seyahatine de hazır olmam demekti. Ahmet zaten denizde ve denizle birlikte büyümüş, uzun okyanus millerini çok uzun zamandır arkasında bırakmış birisiydi. 1522’de Rodos Fethi’nde Marmaris bölgesinden donanmaya katılan denizcilerden Davran Reis’in torunu olması, genetik olarak da hazır olduğunu gösteriyordu. Velhâsıl, ikimiz de denizi hissederek anlamaya çalışan, yaşama, düşünme ve dünyayı tanıma biçimi olarak denizden seyahatin estetiğine ve tadına varmış kişiliklere sahiptik. Ve zihnimizdeki mekânların coğrafî karşılıklarını bulmaya hazırdık. Vancouver Adası, Kanada’dan başlayan uzun yol seyrimiz boyunca izlediğimiz rotamızın durakları sırası ile şöyle oldu: Bellingham Bay, Washington, San Francisco, Kaliforniya (ABD); Hilo, Big Island, Lahaina, Maui, Manele Bay, Lanai, Kaunakakai, Molokai (Hawaii); Marshall Islands (Mikronezya); Kosrae, Pohnpei (Karolin Adaları); Palau, Davao, Mindanao (Filipinler); Kudat, Sabah (Borneo), Kota Kinabalu, Labuan, Langkawi (Malezya); Galle (Sri Lanka); Maldivler, Sokotra (Yemen); Eritre, Sudan, Mısır, Finike, Manal (Türkiye).  Vancouver Adası’ndan Manal, Karaburun Yarımadası’na yaptığımız bu seyrin ayaklarını 2017’den itibaren Yacht Türkiye dergisine büyük bir keyif alarak yazdım. Derginin “Uzak Rota” bölümüne yazdığım yazı dizisini derginin S/Y Storm Bird’ün kaptanı Ahmet N. Davran’a yönelttiği soruların yanıtlarıyla noktalıyoruz. Umuyorum okurlardan, amatör denizcilerden bize gelen soruları da cevaplamış oluyoruz.

    KAPTAN ANLATIYOR…

    S/Y Storm Bird’ü nereden aldınız?

    Amerika kıtasının batı kıyısından, Vancouver, Kanada’dan aldık. Dünyanın her tarafında tekne yapılıyor, Türkiye dahil. Daha önce birçok farklı tekneyle uzun seyir yapma imkânım oldu. 13 yaşından beri tekne dergilerini takip eden birisi olarak, yelkenli tekne bilgimi de derinleştirmiştim. İlk olarak izleyeceğimiz rota, ikinci olarak da tekne modeli nedeniyle tekne arayışına Amerika’nın batı kıyısından başladım. Rotamız Kuzeybatı Pasifik Okyanusu rotası idi. Uzun yol için tasarlanmış, sağlam tekne pazarı ise Amerika’nın batı kıyısında daha genişti. Daha önceki uzun yol seyirlerimdeki tecrübelerim; havuzluğu korumasız, hava şartlarına, elementlerine açık tekne deneyimlerim beni içten ve kokpitten kullanımlı tekne arayışına itti. 40 feet civarı, kabinli teknelere yoğunlaştığım araştırmalarım sırasında karşımıza “Sceptre” modeli çıktı. Modele dair bilgi toplamaya başladığımda; Richmond, British Columbia, Kanada’da üretilen bu teknelerden sadece 53 adet 41 feet, 11 adet 43 feet üretildiğini ve ikinci el teknelerin de sadece ABD, Kanada ve Yeni Zelanda’da listelendiğini tekne komisyoncuları listesinde gördük.

    Ve doğru tekneyi bulmak için yolculuk başladı…

    Evet. Washington’da satılık olanı görmek üzere, dostlarımızın da bulunduğu Seattle’a gittim. Seattle’da içten kumandalı modeli ilk gördüğümde, uzun süre içinde yaşamak için yaşam alanını kısıtlayan dizaynı beni cezbetmedi. Sceptre teknelerinin tanıtım, bilgilendirme sayfalarında, içten kumandalı olanların “maskülen”, sadece havuzluktan kullanılan diğer modelinin ise “feminen” tekne diye nitelendirilmelerinin nedeni de böylece netleşmişti. Bu arada S/Y Storm Bird’ün Brentwood Bay, Kanada’da satılık Sceptre’ler listesinde olduğunu gördüm. Sceptre teknelerinin ahşap işlerini yapan bir çalışanının Storm Bird’ü kendisi için özel dizayn ettiğini öğrenince, tekneyi görmeye Kanada’ya geçtim. Storm Bird, üretilen 53 tekneden 9. gövde, 1984 model idi.

    VE ARANAN YOL ARKADAŞI BULUNUYOR

    Özellikleri de beklentinizi karşılıyordu herhalde…

    Sceptre tekneleri sağlam, uzun yola elverişli, performans tekneleri olmaları sebebiyle, üretimleri başlar başlamaz Annapolis Yacht Show’da büyük ilgi toplamış, marka olarak Kuzeybatı Kanada ve ABD’de kısa zamanda öne çıkan tekneler olmuştu. Ancak işçilik ve kullanılan malzeme sebebiyle yüksek maliyetli oluşları, firmayı 2004’te yapımı durdurma noktasına getirmiş. Kanada’ya geçerek komisyoncu ile buluşup tekneyi görmeye gittik. İlk görüşte S/Y Storm Bird’ün bir uzun yol teknesinde aradığım bütün özellikleri kendisinde topladığını fark ettim. Beni cezbeden en önemli özellik ise her ne kadar bu seyahati iki kişi yapmayı planladıysak da mecburiyetler nedeniyle oluşabilecek bir durumda, ilerleyen yaşıma rağmen, tekneyi tek başıma yönetebileceğime ikna olmamdı. S/Y Storm Bird’ün yelken donanımı, motoru, havuzluğu gibi avantajlı nitelikleri de öne çıkıyordu. Yelken donanımında iki tane furling, yelken sarma düzeni, hem cenova, hem trinket olması ve ana yelkenin direğin arkasındaki yuvaya sarılabilen sistemi olması, donanımda tel değil ve sadece çelik kullanılmış olması donanım konusundaki artı özellikleri idi. Bunun yanı sıra teknenin 10 ton ağırlığında, salmasının da 4 ton kurşun olması önemliydi. Ayrıca dümen palasının gövdeye dümen topuğu (skeg) ile sağlam bir şekilde bağlanmış olması olumlu bir başka özellikti. İç dizaynında ise havuzluk ortada olmadığı için, salonun geniş olması, harita masasının gidiş istikametine bakması, sancak tarafında ve mutfağın hemen sağında yer alması, tek kabin tekne olması ve sadece bir adet tuvalet kapısının olması cezbediciydi. İki kişinin içinde rahatça yaşayıp, uzun seyir yapabilmesini sağlayacak bu özellikleri sebebiyle almaya karar verdik. Alışveriş işlemlerimizi halledip, S/Y Storm Bird’ün içine yerleştik ve planlarımızı yapmaya başladık.

    KUZEY PASİFİK ROTASI

    Tekneye ilave ettiğiniz donanım, parçalar oldu mu?

    Aslında Storm Bird’ü kendisi ve eşi için özel olarak yapan ustanın amacı, yaptığı tekne ile Kanada’dan İrlanda’ya seyir yapmakmış. Ancak eşinin vazgeçmesi sebebiyle amacını gerçekleştirememiş. Tekneyi ondan alan ikinci sahibi ise tekne ile Vancouver’dan sadece Alaska’ya gitmiş ve iç denizlerde kullanmış. Yani bizden önce okyanus geçişi olmadığı için, uzun seyir için eklemelerimiz oldu. Zaman içerisinde ikinci hidrolik oto pilot, cankurtaran salı, uydu telefonu, ikinci GPS, harita programı, yedek kumaş densitesi yüksek ve açık deniz yelken kumaşlarından yapılma ana yelken, çalışan flok, trinket yelken, yeni bot, portatif jeneratör, 5 adet iskele ve 5 adet sancak vardavelalara olmak üzere, 20’şer litrelik 10 adet bidonun bağlanabileceği ahşap korkuluk ilave edildi.

    Neden Kuzeybatı Pasifik rotasını tercih ettiniz?

    Öncelikli sebep, benim daha önce üç kez değişik rotalardan Atlantik Okyanusu’nu, çok kez de Ege ve Akdeniz geçişleri yapmış olmamdı. Sıra Pasifik Okyanusu’na gelmişti. Pasifik Okyanusu’nda da klasik ve artık çok turistik hale gelmiş güney rotasını değil de, Hawaii Adaları üzerinden kuzey rotasını tecrübe etmek istedik. Birinci Atlantik Okyanusu geçişim, 2000 yılında Les Sables-D’Ollone çıkışlı, Tenerife üzerinden St. Martin varışlı, 40 feet Jeneau ile olmuştu. 2002-2004 arası, 350 Halberg Rassy ile Kuşadası’ndan başlayıp, Kızıldeniz üzerinden, Oman, Kenya, Mozambik, Madagaskar, Richards Bay, Port Elizabeth, Mossel Bay, Haut Bay, Cape Town-Güney Afrika’ya seyir yapmıştım. İkinci Atlantik Okyanusu geçişim ise, 2006’da Cape Town’dan St.Helena, Ascencion, Fernando de Noronha, Fortaleza-Brezilya, Ile du Salut, Trinidad’a yine 350 Halberg Rassy ile oldu. Üçüncü kez Atlantik Okyanusu’nu geçişim ise, 2007’de Trinidad, Tortola (British Virgin Islands), Bermuda, Azorlar, Crosshaven- İrlanda seyri idi. Aynı Halberg Rassy ile yaptığım seyir, toplamda 28.650 deniz mil oldu. Bu rotalar adavran.blogspot.com’dan izlenebilir.

    TEK BAŞINA 5 BİN 500 DENİZ MİLİ

    Kanada’dan Türkiye’ye olan seyrinizde yaşadığınız teknik sıkıntılar nelerdi?

    Pasifik Okyanusu seyrinin sonuna doğru yaşanan motor sorunları nihayetinde Filipinler’de motor indirmeye kadar vardı. Filipinler ile Langkawi, Malezya arası yaşanan yağ soğutucusu problemlerinin nüksetmesi, halledilmesi derken motoru tanıma süreci tamamlanmış oldu. İki kere karaya oturmamıza rağmen S/Y Storm Bird’ün salmasının oranı ve dümen palasının dümen topuğu (skeg) ile bağlantılı olmasından dolayı bu sıkıntılar atlatıldı. Ayrıca bütün seyir boyunca üç liman/marinaya girişi; ilki San Francisco-Hawaii geçişinde Hilo, Hawaii’ye giriş, ikincisi Majuro atolü, Marshall Islands girişi, üçüncüsü ise Filipinler’de Samal Adası Davao Körfezi’nden marinaya giriş olmak üzere üç kez, motor arızası nedeniyle sadece yelkenle ama sıkıntısız yapabildik. Teknemiz bunlara rağmen başımıza çok büyük problemler açmadan, uzun yol seyrinde kendini ispat etti. Bu arada Burcu’nun annesinin rahatsızlığı sebebi ile Türkiye’den tekneye dönememesi sonucu Langkawi, Malezya’dan itibaren tek başıma seyir başladı. Tek başına seyir, tarz olarak, tüm sorumluk yüklenildiği için maksimum dikkat ve özen isteyen bir seyir biçimi. Hem teknenin, hem insanın kendi hayatının sonunu getirebilecek bir seyir olduğu için, hata yapma lüksü yok. Böyle bir seyirde dikkat edilmesi gereken noktalar, rotaları standard gemi yollarının dışında kalacak şekilde düzenlemek, AIS (Automatic Identification System, Otomatik gemi tanımlama sistemi) kullanmak, uyku, istirahat dilimlerinde teknenin rüzgâraltı alanının geniş ve emniyetli olduğundan emin olmak, en uzun uyku süresini bir saati geçmeyecek şekilde ayarlamak sayılabilir. S/Y Storm Bird’ün büyük avantajlarından biri yalnız seyirde, tüm yelken donanımının idaresinin, kontrolünün havuzlukta toplanması idi. Böylelikle Hint Okyanusu, Kızıldeniz, Doğu Akdeniz’de toplamı 5.500 deniz millik tek başına seyir yapıldı.

    Bu beş yıllık maceranın anlatımını sonlandırırken uzun yol yapmak isteyenlere ne söylemek istersiniz?

    S/Y Storm Bird ekibi olarak, teknemizin Kuzeybatı Amerika kıtası kıyılarından Ege Denizi’nin Manal Koyu’na dümen suyu döşeyen ve beş yıl süren seyrinde, tekneye gelen dostlarımız Al Menzl, Levent Aksın, Tolga Tellikurşun, Ali Uz’a teşekkür ederiz. Denizlerde, okyanuslarda uzun seyirlere çıkmak isteyenlere de şunları söylemek isteriz:

    Denizlerin sizi mutlu etmesini bekliyor değil de, sizin denizde mutlu olacağınıza inanıyorsanız, hiç durmayın. Beş duyunuzu ve zihninizi sürekli ve hep yeniden terbiye etmek sizi yormayacaksa, hiç durmayın. Sade ve az olanla yetinebiliyorsanız, hiç durmayın. Ama okyanuslara, yeni ufuklara açılmak için gerekli olan cesaret de cüret çizgisini geçmemeli. Cesaretin korku ve sağlıksız bir hırs tarafından da tetiklenebildiğini bilerek; onu bilgi, akıl, mantık ile desteklemek gerek. Denizin bize “çanak tutan”, saygıdeğer koca bir çanak olduğunu unutmayalım. Pruvanız da, hayatınız da neta olsun, rüzgârınız kolayına olsun.

    Not: Uzun yol niyeti olanlar adavran@ yahoo.com ile irtibata geçebilirler. ☸

  • S/Y STORM BIRD İLE UZUN YOL’da Ege Denizi’nde

    S/Y STORM BIRD İLE UZUN YOL’da Ege Denizi’nde

    Kuzeybatı Amerika kıtası kıyılarından uzak rotalara seyre koyulan S/Y Storm Bird’ün karinası Akdeniz’de, Türkiye sularındaydı artık. Uzakların ve geçmiş beş yılın bizde biriktirdikleri ile birlikte S/Y Storm Bird, Finike Setur Marina’ya bağlandığında derin bir nefes almış, özlediğimiz ne varsa içimize çekmiştik. Sıra onu, bizim de çok özlediğimiz Ege Denizi ile tanıştırmaya gelmişti… 

    Süveyş Kanalı’ndan çıkıp Kızıldeniz’in sularını arkasında bıraktıktan sonra yelkenlerini Akdeniz’in mavi rüzgârlarına açan S/Y Storm Bird, ışıldayan sularla buluşmuştu. Bir zamanlar Sümerler’in “deniz kıyısındaki güneş bahçesi” dedikleri Doğu Akdeniz’de orsa seyir yaparak, rotayı Türkiye’nin güneyinde Teke Yarımadası’na tutmuş ve dünya uygarlığının derin kaynağı Akdeniz’in coşkulu dalgaları ile Finike’ye ulaşmıştı. Kuzeybatı Amerika kıtası kıyılarından uzak rotalara seyre koyulan  S/Y Storm Bird’ün karinası Akdeniz’de, Türkiye sularındaydı artık. Uzakların ve geçmiş beş yılın bizde biriktirdikleri ile birlikte S/Y Storm Bird Finike Setur Marina’ya bağlandığında, derin bir nefes almış, özlediğimiz ne varsa içimize çekmiştik.

    EGE DENİZİ İLE TANIŞMA

    S/Y Storm Bird’ü burada çok hoş bir törenle karşılayan marina yetkilileri ve yakınlarımız ile palamarlarımızı sağlam yere teslim etmenin rahatlığı doğrusu bir başka idi. Ülkemizin sularında S/Y Storm Bird ile yeni bir seyir defterini açmak üzere ve duygu dünyamızı damgalamış renkler, sesler, kokular, lezzetler ile buluşmuş olmanın huzuruyla birkaç gün içinde teknenin bayrağını değiştirmek için bürokratik işleri başlatmıştık. Amerikan bayrağından Türk bayrağına geçiş için gerekli işlemler sürerken, biz de ülkemizin Akdeniz kıyılarında olmanın tadını çıkarıyorduk. Geçmiş zamanlardan süzülüp gelen “Işığın Ülkesi” Likya uygarlığının büyüleyici koylarından birinde olmanın keyfini biz sürerken, S/Y Storm Bird de adeta dünyanın, yapı taşları ayakta kalan en eski deniz feneri Patara Deniz Feneri’nin ortalığı hâlâ aydınlatan anılarına yakın durmanın verdiği güvenle, çok hakkettiği dinlenmeye çekilmişti. Yaklaşık bir ay kadar süren bayrak değiştirme işlemleri tamamlandıktan sonra, sıra Finike’den ayrılıp, S/Y Storm Bird’ü bizim de çok özlediğimiz Ege Denizi ile tanıştırmaya gelmişti artık. “Yelkeni, genç güney rüzgârı olduğunda veya yaşlı kuzey rüzgârı olduğunda çek” diyen eski bir Ege atasözünü dinleyerek, taze bir sabah rüzgârı eşliğinde Finike’den palamarlarımızı çözdük. Teke Yarımadası’nın kadim denizci ve demokratik halkı Lukkalıların topraklarına selam çakıp, batıya doğru seyrimize çıktık.

    BOZUKKALE’NİN SAKİNLİĞİNDE

    Toros Dağları’nın uzantılarının, sedir ve selvi ağaçları ile birleşip Akdeniz’e kavuştukları Finike’den sonra her şeye rağmen hâlâ bucak bucak gezilecek, görülecek, keşfedilecek büyüleyici güzelliğe sahip koylarımız, kıyılarımız boyunca yol almaya başladık ve Kekova’ya demir attık. Batık şehrin derinlerinden yukarıya çıkan pırıl pırıl sularında, güneşi batırıp orada bir gece kendimizi ve sessizliği dinledik. Sabah gün ışımaya başladığında demir alıp Kaş’a doğru seyre koyulduk. Kaş’ta okyanus seyirleri boyunca çok özlediğimiz taze meyve, sebze pazarında gönlümüzü ve gözümüzü doyurup, gece seyri yapmaya karar verdik. Ertesi sabah Kale Burnu-Değirmen Burnu arasından girip, Bozukkale’nin dingin koyuna demir attık. Keçilerin ve eşeklerin, kıyısında nöbet tutmaya devam ettikleri Bozukkale’nin temiz sularında denize girip, ruhumuzu yıkadık. Kalenin burçları, bize artık geçmişin Likya ile Karya uygarlıklarının birleştiği kıyılarda olduğumuzu hatırlatıyordu. Bu güzel doğanın kucağında, bize tarihin ve kültürlerin izini sürmemizi sağlayan bir ülkenin şanslı vatandaşlarından olduğumuzun bilincini içimize ve aklımıza bir kez daha kazıyorduk. Bize bu denizlerin “mavi” bilincini aşılayan ve Türkiye’de sivil bir denizcilik geleneğinin tohumlarını eken “Halikarnas Balıkçısı” Cevat Şakir Kabaağaçlı ve ekolüne bir kez daha minnetle dolarak, Datça Yarımadası’na doğru seyre koyulduk.

    “BAŞTAN BAŞA MASMAVİ BİR GÜLÜŞ”

    Batı Akdeniz’den tüm Ege’ye yayılan güzel kıyıları koy koy dolaşıp, bu kıyıların ardında, altında yatan ve kimsenin ilgilenmediği tarihsel ve kültürel sırlarını su üstüne çıkarmayı kendilerine amaç edinmiş bir grup aydın insanla birlikte başlayan “mavi yolculuk” seyirleri, Türk denizciliğinin çok önemli ve değerli bir dönemecidir. Doğu Akdeniz’den Anadolu’ya ve Ege’ye tarih boyunca kök salmış pek çok kültürün izlerini bu kıyılarda süren Balıkçı ve Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mina Urgan gibi akademik ve aydın bir ekip “mavi yolculuğu” bir Türk efsanesi olarak kültür tarihimize armağan etmişlerdi. Bu denizlerin barındırdığı tarihe doğru seyir yapan bu “mavi yolcular” ve ardından gelen Orhan Duru, Şadan Gökovalı gibiler sayesinde Türkiye; denizin bir kültür, bir yaşam biçimi, coşku ve zevk kaynağı olduğunu öğrenmeye başlamıştır. Üstelik konfor ve lüks unsurları olmaksızın, geçimini denizden sağlayan yerel balıkçı ve süngerci kayıkları, tirhandiller ile başlayan bu yolculuklar, guletler ile zaman içinde toplumun refahını yat turizmi ile besleyici bir kaynağın da nüvesini oluşturmuştur. Bu ilk “mavi yolcular”, karaya bağlı bir zihin yapısının hâkim olduğu bir topluma, denizin ucu bucağı belirsiz bir muamma, macera alemi olmadığını aşılamış; onu tanımaya, anlamaya çağırmış, davet etmiştir.

    Ülkemizin eşsiz “mavi yolculuk” kıyılarında olmanın keyfini damıtarak, Balıkçı ve ekibine saygımızı sunarak, Bozukkale’den demir alıp Datça’nın Kargı ve Hayıt Bükü koylarında dostlarımızla buluşmaya seyrettik. Bu koylarda birkaç günlük hasret giderme fasılasından sonra, “birdenbire denizden yükselen bir güzellik” olan Knidos Feneri ve Burnu’nu dönüp Bitez’e demir attık. Artık bizim için dünyanın en güzel denizi olan Ege Denizi’ndeydik. Akdeniz gibi bir ihtişamın pırıl pırıl parlayan tacı olan Ege’deydik. Balıkçı’nın deyimiyle “baştan başa masmavi bir gülüş” olan Ege’deydik.

    MANAL KOYU’NA DOĞRU

    Bitez’de bizi bekleyen kadim dostlarımızla buluşup hayata, birlikteliğimize, Ege’ye minnet duygularımızı, özlemimizi paylaştık. Dostlarımızın deyişi ile biz Ege’yi, Ege’de bizi öylesine özlemişti ki, S/Y Storm Bird ile Bitez’e demir attıktan sonra şiddetli bir Bodrum depremi yaşamıştık! Bodrum ve koylarında bizim için çok kıymetli anılarımıza yenilerini ekleyerek, parlayan bir Ege sabahında demir alıp, uzun seyrimizin son ayağı olan Karaburun, Manal Koyu’na doğru yola koyulduk. S/Y Storm Bird’ün yelkenlerini Ege Denizi’nin hercai rüzgârları ile doldurup, kıyıların denize bir dantel örtü gibi sarıldığı sulardan, insanlığın değerli saydığı kültürlerin beşiği olan coğrafyayı estetik olarak belirleyen ışık huzmesinin içinden geçercesine süzülüp, Manal’a demir attık. Şimdi sıra karada bizi beş yıldır bekleyen ve en büyük destekçilerimiz olan sevgili ailelerimizle, sevdiklerimizle kavuşmaya gelmişti. Uğuldayan okyanusları dümen suyumuzda bırakmıştık. Zaman, Ege’nin akortlarını ve renklerini süzmek zamanıydı.☸

  • “Altıncı kıta” Akdeniz seyri başlıyor

    “Altıncı kıta” Akdeniz seyri başlıyor

    Resmi kayıtlara göre, seyrettiği yıl Kızıldeniz’i kuzeyden güneye ve güneyden kuzeye geçen dokuz tekneden biri olan S/Y Storm Bird, Halikarnas Balıkçısı’nın deyişi ile “hayatın başlangıç gülümsemesinin sürekli yenilendiği” Akdeniz’de seyrine başlamıştı. 

    Son ayakta Kızıldeniz’in kuzey sularındaki Süveyş Yat Klubü’nden demir alıp Süveyş Kanalı’na girdikten sonra İsmailiye Yat Klübü’nde bir gece geçirmiş olan S/Y Storm Bird, ertesi gün Süveyş Kanalı geçişinin geri kalanını tamamlamış ve kanalın kuzeydeki limanı Port Said’e uğramadan, yelkenlerini Akdeniz rüzgârlarına açmıştı. Böylece Sokotra Adası’ndan ayrılıp, Bab el-Mendeb Boğazı’ndan giriş yaptığı Kızıldeniz’in sularını da dümen suyunda bırakmıştı. Ve Halikarnas Balıkçısı’nın deyişi ile “hayatın başlangıç gülümsemesinin sürekli yenilendiği” Akdeniz’de seyrine başlamıştı.

    DENİZ HAYDUTLARI RÜZGÂRI

    S/Y Storm Bird ve Ahmet’in Hint Okyanusu’nun muson rüzgârlarıyla ulaştığı Kızıldeniz’in güney kapısı açıklarındaki Sokotra Adası’ndan başladığı Kızıldeniz seyri yaklaşık bir buçuk ay sürdü. Doğadan ve insandan gelebilecek sert, tehlikeli rüzgârları hesaplayarak geçen bu süre neyse ki vukuatsız atlatıldı. Kızıldeniz’de rahat bir seyir için, dar ve uzun biçiminin, kıyılarından içeride sıralanan dağlardan esip gelen rüzgârların yönünü de belirlediği bu sularda, havaya ve rüzgâra boyun eğmek ön koşul. Bu, her deniz ve okyanus için geçerli olsa da, Kızıldeniz için “olmazsa olmaz koşuldur” demek yanlış olmaz.

    İlk başta Capo Guardafui Burnu açığındaki Sokotra Adası’ndan demir alıp, Aden Körfezi’ndeki “Deniz Haydutları Rüzgârı”nı hesaplayıp, güvenlik önlemlerini almak için uluslararası bürokratik işlemleri tamamlamak, zaten bizim için belli bir zaman alıcı süreç olmuştu. Bab el-Mendeb Boğazı’ndan giriş yaptıktan sonra Mısır bölgesine kadar olan bölgede bu tehdit hep vardı ve biz de bu konuyu ciddi takip ederek seyir rotamızı uygun şekilde planladık. Bir taraftan deniz haydutları rüzgârını bertaraf ederek yola devam etmek, diğer taraftan bu denizin doğal rüzgârlarına göre seyir yapmak takvimden yaprakları ardı ardına koparttı. Ahmet ve S/Y Storm Bird, 1215 deniz millik Kızıldeniz seyrinde Sokotra Adası’ndan sonra Eritre, Sudan ve Mısır ülkelerinin sularında ve limanlarında duraklayarak bu denizi de ardında bırakmış oldu. Bize bildirilen resmi kayıtlara göre, S/Y Storm Bird o yıl Kızıldeniz’i kuzeyden güneye ve güneyden kuzeye geçen toplam dokuz tekneden biri idi.

    OKYANUSYA VE ALTINCI KITA

    S/Y Storm Bird’ün uzak rota seyri Kuzey Amerika kıtasından başlamıştı. Kısaca hatırlatmak gerekirse; Ege Denizi’ne kavuşmak üzere palamarları çözdüğümüz marina Alaska Körfezi ve Yukon bölgesinin güneyinde yer alan Salish Denizi’nin küçük koyu Saanich Inlet’in lacivert, yeşil soğuk sularındaki Angler’s Marina idi. Kanada’nın Brentwood Bay adlı koyundan ayrılıp, Vancouver Adası’nın fiyort vadilerinden esen soğuk kış rüzgârlarıyla yelkenlerimizi doldurmuş, Norveç’ten sonra dünya denizlerindeki en hızlı akıntı olan “skooks” akıntılarıyla birlikte, önce ABD’nin Washington eyaletinin Bellingham Bay koyunda kışı geçirmiştik. Mevsim ve rüzgârlar bizi Pasifik Okyanusu’na çağırdığında ise Juan de Fuca Boğazı’ndan çıkıp Kuzeybatı Pasifik Okyanusu’nun suları ile buluşmuştuk ve S/Y Storm Bird de dalgadan dalgaya, denizden denize, ufuktan ufuğa koşan uzun seyrine koyulmuştu artık.

    İlk ayakta; güneyde Kaliforniya, San Francisco Körfezi durağımız olmuş sonra da batıya olan ayaklarımız başlamıştı. Dünya okyanuslarının en büyüğü Pasifik Okyanusu’nda kuzeyden seyrimiz boyunca Hawai’i Adaları, Mikronezya Adaları, Karolin Adaları üzerinden izlediğimiz rotada S/Y Storm Bird, dünyanın en derin suları Mariana Çukuru (11 bin metre) ve Palau Çukuru (7.990 metre) üstünde yelken açmıştı. Seyirlerimiz sırasında gök enginlerinin, okyanus altı enginleri ile buluştuğu koca bir çanak olduğu için de bu okyanusa “Okyanusya” isminin daha çok yakıştığını düşünmüştük. Okyanusya’nın batısındaki Palau durağımızdan sonra dünyanın en derin üçüncü çukuru olan 10.540 metre derinliğindeki Filipinler Çukuru üzerinden Filipinler’e ulaştığımızda ise Filipin Denizi seyrimiz başlamış, binlerce millik Okyanusya arkamızda kalmıştı.

    Filipinler’den sonraki ayakta Selebes Denizi ve Sulu Denizi’ni aşıp artık Uzak Doğu Asya sularına girmiş, Borneo’ya demir atmıştık. Güney Çin Denizi’nde uygun rüzgârları yakalayınca, S/Y Storm Bird rotasını Borneo’dan Singapur Boğazı’na çevirmiş, şimşekli, sağanak yağmurlu, tropik nemi üfleyen “sumatra” rüzgârları ile Batı Malezya’da Puteru Harbor Marina’ya bağlanmıştı. Böylece S/Y Storm Bird Kuzey Amerika kıtasından Asya kıtasına uzanan seyrini de tamamlamıştı. Güneydoğu Asya sularının zorlu geçişlerinden olan Malakka Boğazı’nı geçip, Langkawi’de durakladıktan sonra ise, sıra bir sonraki okyanus olan Hint Okyanusu geçişine gelmişti. Andaman Denizi’nden Hint Okyanusu’na açılan S/Y Storm Bird, bu okyanusu da Sri Lanka ve Maldivler üzerinden aşarak Kızıldeniz’in güneyine, Afrika kıtasının sularına ulaşmıştı. S/Y Storm Bird Kızıldeniz’den Akdeniz’e çıktığında ise, sadece Latince adının ifade ettiği gibi “Mediterranean”, yani kıtalararası bir denizde değil, bize göre Halikarnas Balıkçısı’nın tarif ettiği “Altıncı Kıta”daydı. Kendi başına, öncü bir dünya, coğrafi anlamın çok ötesinde bir kültür dünyası, bir deniz-kıta olan Akdeniz’deydi.

    İNSAN VARLIĞININ ÖLÇÜSÜ

    Süveyş Kanalı’ndan Akdeniz’e çıktığında ve rüzgâr karşıdan bastırınca Ahmet, S/Y Storm Bird’ün rotasını Lübnan/İsrail üzerine tutup, motor-yelken orsa seyri yaparak seyre koyuldu. Ertesi gün rüzgâr daha batıya dönüp asıl rotasına girmeye yardımcı olunca da Akdeniz’in parlayan mavi sularında yol almaya devam etti. Akdeniz’e çıktığının ikinci gününde denizde gaz, petrol sondajı yapan gemiler ve çalışmaların yapıldığı platformlar arasında seyrederken, Mısır bayraklı bir savaş gemisi de S/Y Storm Bird’ü yakın takibe almıştı. Gemi telsizle temasa geçmiş, tekne hakkında bilgi isteyip Ahmet’in tek başına seyir yaptığını öğrenince, bir ihtiyacı olup olmadığını sorarak “iyi seyirler” dileğinde bulunmuştu.

    S/Y Storm Bird, Halikarnas Balıkçısı’nın “insan varlığının ölçüsü” olarak tanımladığı dört mevsimlik Akdeniz ikliminin mevsimsel rüzgâr ve dalgaları ile seyrederken, biz de artık yeryüzünün uygarlık beşiklerinden biri olmanın ötesinde, zamana direnmeyip doğal olana en yakın ritmi yakalayan, hayatı hep yeniden ama gülümseyerek doğuran bir “insan dünyası”nda olmanın hazzı ile tekrar buluşuyorduk. Dün ile bugün arasında, tüm zamanlarda hep orada olan, duran zeytinler, bağlar, balıklar dünyasında idik. Finike’de, Türkiye’de, Akdeniz’deydik. S/Y Storm Bird de, biz de çok mutluyduk. ☸

  • Kuzey Kızıldeniz seyri Süveyş Kanalı geçişi

    Kuzey Kızıldeniz seyri Süveyş Kanalı geçişi

    Dünya denizlerinin, uluslararası ulaşımın ve tarihin akışını hep etkileyen, değiştiren bir su yolu… S/Y Storm Bird uzun seyirler sonrasında Kızıldeniz’in kuzeybatısında, Afrika ile Asya kıtalarının birbirinden ayrıldığı Süveyş Körfezi’ndeydi. Artık sıra Kızıldeniz’deki son ayak olan Süveyş Kanalı’nı geçmeye ve Akdeniz’e kavuşmaya gelmişti.

    Hint Okyanusu’nun muson rüzgârları ile girdiği Kızıldeniz’de “hamsin ve habub” toz ve kum fırtınalarını ardında bırakmış, Kızıldeniz’den çıkışını yapmak üzere Süveyş Yat Kulübü’ndeki tonoza bağlanmıştı S/Y Storm Bird. Uzun seyirler sonrasında Kızıldeniz’in kuzeybatısında, Afrika ile Asya kıtalarının birbirinden ayrıldığı Süveyş Körfezi’ndeydi. Artık sıra, S/Y Storm Bird’ün Kızıldeniz’deki son ayak olan Süveyş Kanalı’nı geçmeye ve Akdeniz’e kavuşmaya gelmişti. 

    SON HAZIRLIKLAR

    Sudan’dan Mısır’a geçmeden çok önce, bu ülkeye giriş işlemlerinin gereği için e-posta yolu ile yazışma ve telefon ile acente bağlantılarımızı yapmıştık. Uzun yol seyirleri yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri olan bürokratik işlemler için önceden bilgilenmek ve bilgiyi sürekli tazelemek gerektiğinin bilinciyle hazırlıklarımızı tamamlamıştık. Ancak dünya üzerinde bazı ülkeler var ki; ne kadar ön hazırlığınızı yaparsanız yapın, güncellemelerinizi ne kadar taze tutarsanız tutun, orada sizi sürprizler bekler. Birçok teknecinin de deneyimlediği ve anlatageldiği gibi; Mısır’da biz de olumsuz sürprizlerle karşılaşmış, nedenini kavrayamadığımız bürokratik oldu-bittilere maruz bırakılmıştık. Ülkeye Port Ghalib’de giriş yaptıktan sonra bir sonraki ayakta Abu Tig Marina’ya giriş için yazışmalarımızı hallettiğimiz ve onay aldığımız halde S/Y Storm Bird, sahil güvenlik tarafından buraya alınmamış, Hurghada Marina’ya geri gitmek durumunda kalmıştı. Resmi kurumlardan duruma ilişkin akla, mantığa uygun hiçbir açıklama ve cevap da alamamıştık. Bu tatsız olaydan sonra Süveyş Kanalı geçişi için iletişim kurduğumuz acente ile ben günde birkaç kez haberleşmiş, her bilgiyi teyit ettirmiş ve acenteyi adeta sürekli nöbette tutmuştum. Acente ile sıkı iletişimimizden sonra, Hurghada Marina’dan yola çıkıp, Sina Yarımadası tarafından yükselerek Ras Misalla Koyu’nda bir gece demirleyen Ahmet ve S/Y Storm Bird, ertesi sabah Süveyş Kanalı geçiş hazırlıkları için Port Tevfik ve kanal girişindeki Süveyş Yat Kulübü’nde, planlandığı gibi acente tarafından karşılanmış, baştan ve kıçtan tonoza bağlanmıştı. Devamı Mart 2019 sayımızda…