Etiket: Erden Eruç

  • Okyanuslarda yalnız kalmış bir Türk

    Okyanuslarda yalnız kalmış bir Türk

    Türkiye’de maceraperestliğe dair birkaç değerli isimden söz edebiliriz. Yakın tarihte amatör denizcilik tarihinde eşi benzeri görülmemiş başarılara imza atmış bir Türk denizcisi olan Erden Eruç bu önemli isimlerden biri. Eruç şimdilerde dünyayı Antarktika üzerinden yelkenliyle tek başına dönmenin hazırlıkları içinde. Ancak yine yalnız, yine destekten yoksun…

    Denizci Avrupa toplumları 15. yüzyıldan itibaren -özellikle Katolik dogmalara rağmen-bilinmeyeni keşfetmek için açık denizlere açıldılar. Kolomb’un Amerika’ya ulaşması, Magellan’ın dünya turu, Cook’un keşifleri, Darwin’in bilimsel seyahati gibi olaylar hem bireylerin hem de toplumların ufkunu genişletti. Bu isimlerin hepsi, toplumların ilerlemesini sağlayan birer “maceraperest”tir. Bu süreç Batı’da bireyciliği, girişimciliği ve sınırları zorlama idealini pekiştirdi. Maceraperestlik, cesur bireylerin sınırları aşarak insanlığı dönüştürmesi anlamına geldi. Bugün Batı toplumlarında bireysel risk alma ve yeni şeyler deneme düşüncesi teşvik edilirken, İslam toplumlarında ve Doğu kültürlerinde tam tersi bir eğilim hâkim. İtidal, kanaatkârlık, istikrar ve geleneksel değerler öne çıkıyor. “İcat çıkarma”, “macera arama” gibi ifadeler çoğu zaman uyarı niteliği taşıyor ve kişisel girişim engelleniyor. Bu zihniyet, bireysel cesareti ve toplumsal ilerlemeyi de engelliyor. Türkiye de bu zihinsel iklimin etkisi altında. Ancak Cumhuriyet ile diğer Müslüman ülkelere kıyasla daha çok bireysel özgürlük alanı doğabildiğinden, spor, keşif, denizcilik gibi alanlarda bireysel başarılar ortaya çıkabiliyor. Yine de bu başarıların desteklenmesi, çoğaltılması için toplumsal ve kurumsal destek yetersiz kalıyor.

    UNUTULMAZ DENİZCİLER: DENİZAŞAN VE BORO

    Türkiye’de maceraperestliğe dair birkaç değerli isimden söz edebiliriz. Mustafa İhsan Denizaşan, 1930’larda küçük bir yelkenliyle Akdeniz ve Atlantik’i geçti. Ancak ne medyada geniş yer buldu ne de sonraki kuşaklara ilham verecek şekilde anlatıldı. Teknesini kendi imkânlarıyla galvaniz çubuk ve brandadan yapan Denizaşan’ın hatıratı bile kitaplaşmadı. Sadun Boro ise 1965-1968 yılları arasında “Kısmet” adlı yelkenlisiyle dünya turunu tamamlayarak tarihe geçti. Ancak onun bile tanınması bir gazetecinin (Necati Zincirkıran) inisiyatifine bağlı olarak gelişti. O ve eşi Oda Boro’nun başarıları, topluma denizcilik sevgisi aşılamada önemli rol oynadı. “Pupa Yelken” kitabı hâlâ denizcilerin başucu eseridir. 

    18 GUINNES DÜNYA REKORU KIRAN TÜRK

    Günümüzde ise Erden Eruç, 2007’den itibaren amatör denizcilik tarihinde eşi benzeri görülmemiş başarılara imza atmış bir Türk denizcisi. Karacı bir baba olan Kıbrıs gazisi Cemal Eruç’un oğlu. Çocukluğu denizden uzak geçmiş olsa da içindeki deniz tutkusu sönmemiş. 2007 yazında, kürek gücüyle dünya okyanuslarını geçme hedefiyle yola çıktı ve beş yıl süren bir devriâlem gerçekleştirdi. 10 Temmuz 2007-21 Temmuz 2012 tarihleri arasında üç farklı okyanusu kas gücüyle geçerek dünya rekorları kırdı. Pasifik Okyanusu’nda 312 gün kesintisiz kürek çekerek en uzun açık deniz kalış süresi rekoruna imza attı. Toplamda 18 Guinness Dünya Rekoru’na sahip oldu. 2013’te New York’taki prestijli Explorers Club tarafından ödüllendirildi. 2021-2022 arasında ise Kaliforniya’dan Filipinler’e kürekle geçerek 1167 gün denizde kaldı. Böylece okyanus kürekçiliği kariyerini rekorlarla sonlandırdı.

    YENİ HEDEF: GOLDEN GLOBE RACE

    Erden Eruç’un şimdiki hedefi, 2026 yılında yapılacak olan Golden Globe Race’e (GGR) katılmak. GGR, dünyayı Antarktika üzerinden durmaksızın yelkenle dönmeyi amaçlayan en zorlu yarışlardan biridir. Modern teknolojiye izin verilmeden, 1988 öncesi teknelerle yalnızca klasik yöntemlerle yapılır. Bu yarışa katılmak için Erden Eruç tüm birikimini harcadı, ABD’deki evini ipotek ettirdi ve Clara isimli İngiltere bayraklı bir yelkenli satın aldı. Gerekli olan 2000 millik solo yelken testini Atlantik’te başarıyla tamamladı. Şimdi, teknede donanım iyileştirmeleri ve yarış sürecindeki masraflar için sponsor arayışında.

    Eruç’un yaşadığı en büyük sorun, hakkettiği sponsor desteğini Türkiye’den bulamaması. Ne medya ne iş dünyası ne kamu kurumları bu başarıyı yeterince fark ediyor veya sahipleniyor. Türkiye’de popüler kültür futbolcular, sosyal medya fenomenleri ve TV yüzleri ile ilgileniyor. Okyanus aşan bir Türk denizcinin öyküsü, sponsorların ilgisini çekmiyor. Eruç, 2015 yılında Çanakkale anısına New York’tan yola çıkmak istediğinde bile sponsorluk bulamamıştı. Türk Hava Yolları’nın bile sponsor olmadığı bu denizcinin hikâyesi, ülkenin denizcilik vizyonunu gözler önüne seriyor.

    BÜROKRASİNİN AYIBI, KURUMLARIN SESSİZLİĞİ

    Bugüne kadar yelkenle, tek başına ve durmaksızın dünyayı Antarktika etrafından dolaşan denizcilerin yüzde 99’u Batılı ülkelerden. Bu zorlu yarışları tamamlayanlar arasında Fransa, İngiltere, ABD, Japonya, İsviçre, Polonya, Çin ve Hindistan gibi ülkeler var. Hatta denize kıyısı olmayan ülkeler (Avusturya, İsviçre, Macaristan) bile temsil edildi. Vendée Globe, Golden Globe, Jules Verne Trophy gibi yarışları tamamlayanlar arasında Türkiye yok. Bu, sadece bireysel değil, ulusal bir eksikliktir. Devletin bu yarışlardan haberdar olup olmadığı bile belirsiz.

    Eruç’un 2007-2012 arasındaki dünya turunda teknesine Türk bayrağı çekmesine izin verilmemişti. Çünkü mevzuata göre kürekli tekneler açık denize elverişli sayılmaz. Eruç da ABD bayrağıyla yola çıkmak zorunda kaldı. Bu bir bürokrasi garabetidir. Aynı devlet, başka alanlarda uluslararası hukuk ihlallerine karşı sessiz kalırken, kendi yurttaşına engel çıkarıyor. Erden Eruç’un dünya çapındaki başarılarına, Guinness rekorları ve uluslararası takdir belgelerine rağmen, Türk iş dünyası ve devlet kurumları hâlâ bu başarıya kulaklarını tıkıyor.

    ERDEN ERUÇ’LAR DEĞERLİ

    Letonyalı Karlis Bardelis, 2016-2024 arasında yaptığı okyanus turundan sonra ülkesinde kahraman gibi karşılanmıştı. Devlet töreniyle onurlandırıldı, THY gibi sponsorların desteğini aldı. Eruç’un ise kendi ülkesinden bu tür bir karşılık görmemesi acı verici. “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” sözünün yanına belki de “Türk’ün Türk’ten başka rakibi yoktur” demek gerekir. 

    Özetle; Devlet Tanıtma Fonu, deniz ticaret odaları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları Erden Eruç’un 2026 GGR yarışına katılmasını desteklemelidir. Bu sadece bir yarış değil, bir ulusun denizcilik tarihinde büyük bir adımdır. Ulaştırma Bakanlığı, Eruç’un teknesine Türk bayrağı çekmesine özel izin vermeli. Toplum, tarihin bu kahramanına sahip çıkmalı, onu yalnız bırakmamalı. 1500’lerin Barbaros’ları ne kadar değerliyse, bugünün Erden Eruç’ları da o kadar değerli. Erden Eruç bireysel cesareti, azmi ve sabrıyla Türk denizcilik tarihine altın harflerle geçmiş bir isim. Ancak onun hikâyesi sadece bireysel değil, toplumsal ve kurumsal bir sorumluluğu da gündeme getiriyor. Türkiye, denizciliği hâlâ yeterince sahiplenmiyor. GGR 2026, bu algıyı değiştirmek için bir fırsat. ☸

  • 70 yıl ara ile iki deniz gezginimiz

    70 yıl ara ile iki deniz gezginimiz

    Mustafa İhsan Denizaşan ve Erden Eruç

    Ufkun ötesine gitmeyi, dağların yamaçlarını aşmayı, zirvelere erişmeyi, yenilik aramayı, daha iyiye erişmek için bilgiye, tecrübeye, akla ve dayanma gücüne bağlı şekilde meydan okumayı içeren maceracılık olmasa acaba insanlık bir adım ilerler miydi? Kristof Kolomb, Vasco da Gama, Macellan, James Cook, Darwin, Scott, Shackleton, Amundsen aslında birer maceracı değiller miydi?

    Okyanus kürekçisi Erden Eruç, 6 Şubat 2016’da Londra’da bulunan Guinness Rekorlar Merkezi’nde, editörün elinden dört ayrı rekor sertifikasını aldı. Kendisi ile ayrıca bir de röportaj yapıldı. Bu röportaj facebook üzerinden naklen paylaşıldı ve ilk bir saatte 19 bin izlenme sağlandı.

    Eruç, 2004-2012 arasında değişik zaman dilimlerinde, kürek çekerek gerçekleştirdiği Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanusları geçişleri ile sadece Türk denizcilik tarihine değil, bir okyanus kürekçisi olarak dünya denizcilik tarihine geçti. 1996’da Vladivostok’dan Kaliforniya’ya kürek çekerken denizde kaybolan İngiliz Peter Bird, 937 günle kariyer toplamında hâlâ birinci konumunu korumakla birlikte, gün ve mesafe toplamları itibarıyla dünyada bugün hayatta olan en tecrübeli okyanus kürekçisi Erden Eruç.

    2009 Guinness Rekorlar Kitabı, Erden Eruç için 312 gün ile “denizde en uzun süre kalan yalnız kürekçi”; 2012 Guinness Rekorlar Kitabı “üç okyanusu küreklemiş ilk kişi”; 2014 Guinness Rekorlar Kitabı, “kendi kas gücüyle solo devrialemi başarmış ilk kişi” rekorunu yayınladı. 6 Şubat 2016’da kendisine verilen dördüncü sertifika, merkezi Londra’da bulunan Okyanus Kürekçileri Derneği’ne göre 26 bin deniz mili (Eruç’un kendi kayıtlarına göre 29 bin civarında) ile “kariyerinde toplam en uzun mesafeyi katetmiş okyanus kürekçisi” rekoruna ait.

    Erden Eruç ayrıca dünyaca itibar sahibi New York Explorers Club tarafından 2010 Vancouver Ödülü ve 2013 Liyakat Ödülünü aldı. Bugüne kadar hayatının 876 gününü dünya okyanuslarında kürek çekerek geçirmiş olan Eruç, eğer sponsor bulabilirse gelecekte Peter Bird’ün rekorunu kırmaya hazırlanıyor. Böylece sadece toplam mesafede değil, toplam gün sayısında da birinci konuma yükselecek, çok geçmeden dünya tarihinde okyanusta 1000 günü aşmış ilk kürekçi Eruç olabilecek.

    2016’nın Türkiye’sinde bir denizci Türk’ün bu muhteşem başarısı medyada haber olamıyor. Popüler spor kültürünün en büyük temsilcisi futbolda ithal futbolculara milyonlarca dolar paralar akıtılırken, bu dünya çapındaki gurur abidemize sponsor arayışında kapılar açılamıyor.

    Bu durum beni şaşırtıyor mu? Hayır. Şaşırtmıyor. Cumhuriyetin ilk amatör denizcisi Mustafa İhsan Denizaşan’ın 1932 ile 1936 yılları arasında tek başına 5 metrelik bir yelkenli sandal ile yaptığı Akdeniz ve Atlantik seyri de onu gazete manşetlerine taşımamıştı. Değil sponsor bulmak, teknesini bile kendi mütevazi birikimi ile galvaniz çubuklar ve brandadan yapmıştı. Aradan geçen 80 yılda kimse onun hatıratını kitaplaştırmadı. Yaşadığı ve 500’e yakın fotoğraf ile belgelediği maceralar, tehlikeler ve hatıralar kamuoyuna aktarılamadı. 1930’ların yokluk ve zorlukları altında başarılan 14 bin millik seyir efsaneleştirilemedi. Denizaşan, gelecek nesilleri açık denize çekecek örnek bir amatör denizci rolünde halka anlatılamadı ve öğretilemedi. Deniz Kuvvetlerinin Taşkızak Tersanesi’nde ambar ve daha sonra teslim/tesellüm memuru olarak çalışan ve 1962 yılında emekli olan bu direniş ve dayanıklılık simgesi denizciden Deniz Kuvvetleri bile yararlanamadı. Deniz Harp Okulu’nda bir konferansa bile davet edilmedi. Taşkızak Tersanesi’nde komutanlık yapan amirallerden hiç biri emirlerinde çalışan bu değerli denizcinin tecrübe birikimini ortaya çıkarmadı.

    Bugünün Erden Eruç’u gibi Mustafa İhsan Denizaşan da, aslında insanlığı ilerlemeye ve yeniliklere iten ana güdünün sahibiydi. Bu güdü maceracılık –adventurism- dir. Bu kelime maalesef Türk kültüründe Anglo Sakson kültüründen çok daha farklı değerlendirilir. Yerici “maceraperest” ifadesi, macerasever veya maceracı sıfatlarına nazaran daha kolay dilimizden dökülür. Aslında ufkun ötesine gitmeyi, dağların yamaçlarını aşmayı, zirvelere erişmeyi, yenilik aramayı, daha iyiye erişmek için bilgiye, tecrübeye, akla ve dayanma gücüne bağlı şekilde meydan okumayı içeren maceracılık olmasa acaba insanlık bir adım ilerler miydi? Kristof Kolomb, Vasco da Gama, Macellan, James Cook, Darwin, Scott, Shackleton, Amundsen aslında birer maceracı değiller miydi? Aya ayak basmak tam anlamı ile bir macera değil miydi? Ya Mars’a insanlı uçuş planlamak nedir?

    Andre Gide’in dediği gibi “bazı insanlar, kendilerini ancak macera sırasında tanımayı başarabilirler.” Mustafa İhsan’ı 1930’ların koşullarında 5 metrelik branda sandal ile ufkun ötesine iten ya da Pasifik’teyken 7.1 metrelik özel kayığında Erden Eruç’a durmaksızın 312 gün kürek çektiren duygu buydu. Yeni keşifler, yeni buluşlar, yeni kavramlar, yeni teknolojiler, yeni girişimleri başlatan tüm hareketlerin sahipleri sadece doğada değil, bulunduğu her ortamda devrimsel yenilikleri sunabilen insanlar bu duygunun ürünü. Denizaşan 1964 yılında yani seyahatinden dönüşünden 28 yıl sonra bir gazeteye verdiği mülakatta şunları söylemişti: “Türk gençlerine hitap ediyorum. O günden bu yana 32 yıl geçti. Yaptığımla övünmek için söylemiyorum ama Türk gençlerinin kabuğundan dışarı çıkmak istememeleri beni üzüyor. Doğrusu Avrupalı gençlere bakıyorum, hepsi çeşitli yollardan çeşitli şekillerde memleketlerinin propagandasını yapıyorlar. 61 yaşıma rağmen aynı yerlerde yeniden dolaşmak, bayrağımızı bu ülkelerde yeniden dalgalandırmak istiyorum. Bu düşünce beni kabıma sığdırmıyor. Yanıma bir genç arkadaş alıp yola koyulmak istiyorum. Arzum gençlere rehber olabilmek.”

    Bu mülakattan bir yıl sonra 1965 yılında, Sadun Boro 10 metrelik yelkenli ile elektronik hiçbir seyir yardımcısı olmadan okyanuslara açıldı 1968 yılında başarı ile İstanbul’a döndü. Onu daha sonraki yıllarda 14 kişi takip etti. Erden Eruç ise en zoru başardı. Tek başına tüm okyanusları kas gücü ile geçti.

    Arada 70 yıl da olsa Türk insanının içindeki maceracılığı ortaya çıkaran örnekleri görmek güzel bir duygu. Yeter ki bu sayı artsın. Yeter ki başta devlet bu girişimleri teşvik etsin ve ödüllendirsin. ☸

    denizaşan