Etiket: Göçek

  • GÖCEK 7 yıldızlı ve ücretli günlere hazırlanıyor

    GÖCEK 7 yıldızlı ve ücretli günlere hazırlanıyor

    Göcek’te yap-işlet-devret modeliyle ücretli konaklama için ihaleler başladı. 10 yıldır yasal dayanak olmasına karşın Göcek’te bir türlü kirlilik ve izdiham sorununa yanıt bulamayan Çevre Bakanlığı, sonunda tüm koyları özelleştirerek (10 yıl kiralayarak) bir çözüm arayışına yöneldi. Ancak teknelerin Göcek koylarını nasıl ve hangi ücretlerle kullanacakları başta olmak üzere yanıtsız sorular o kadar çok ki, daha ihaleler yapılmadan Ankara İdare Mahkemesi’nde iptal davası açıldı.  Fotoğraflar: Ali Boratav

    Göcek geçen son 10 yılda adım adım yaşanmaz bir hale geldi. Denizciler, en büyük sorunun aylarca bir koyun kuytusunda demir almadan konaklayan tekneler olduğunu defalarca dile getirdiler. 2010 tarihli Göcek Koylarını Kullanma Kılavuzu’nda yer alan “tüm körfezde 10 gün, bir koyda en fazla 3 gün konaklama kuralı”nın uygulanması gerektiği vurgulandı. Doğanın korunması için yaygın bir tonoz-mapa sistemi kurulması gerektiği konusunda herkes hemfikir idi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 2021 yılında bir düzenleme hazırlığı içine girdiğini duyduk. Merakla nasıl bir sistem kurulacağını bekliyorduk. Sonuçta Çevre Bakanlığı’ndan devlete gelir yaratma odaklı bir yap-işlet-devret sistemi projesi ortaya çıktı. Göcek koyları kullanma hakkı en yüksek kira bedelini ödemeyi teklif edene parsel parsel devredilmeye hazırlanıyor. “Parsel parsel” derken şöyle bir tehlikeden de bahsedelim. Çevre Bakanlığı’nın sözleşmesinin 6’ncı maddesinde “Alanın imar planına göre ilave yapılaşmaya müsait olması durumunda idarenin izni ile yeni bedel ve şartlarla inşaat yapılabilir” gibi bir açık kapı da var. Bu kâbus senaryosunu şimdilik bir yana bırakalım, ücretli tekne konaklama projesine biraz yakından bakalım.

    GERİ SAYIM BAŞLADI…

    Evet, Göcek’te ücretli konaklama dönemine geçiş için geri sayım başladı. Mart ayında başlayan ihalelerle Göcek koylarının tümünde amatör denizcilik açısından bazı soru işareti ve sorunlar da taşıyan yeni bir sistem kuruluyor. İlk ihale 15 Mart 2022 tarihinde Boynuzbükü, Atbükü (Günlüklü), Osman Ağa Koyları için yapıldı. Denizde 59 tonoz-şamandıra ve kıyıda 99 mapa kurulması, 10 yıl boyunca işletilmesi gibi bir yap-işlet-devret modeliyle özel sektöre ihaleye çıkarıldı. 1.2 milyon TL taban fiyat ile açılan pazarlık usulü ihaleye en yüksek teklif, yıllık 12.5 milyon TL kira bedelle Eloş Madencilik’ten (sahibi eski milletvekili Süleyman Bölünmez) geldi. Kille Bükü’nden Yavansu’ya kadar uzanan kıyıları kapsayan ikinci ve üçüncü etapların ihalesi de 24 Mart tarihinde yapıldı. Bedri Rahmi ve çevresindeki koyların 37 şamandıra ve 94 mapa teklif şampiyonunun 28.1 milyon TL ile İnciroğlu Otomotiv olduğu iddia edildi (taban fiyat 1 milyon 135 bin TL idi). Sarsala, Hamam ve çevre koyların 127 mapa ve 47 şamandıralı tonoz kullanım hakkı ihalesinde ise 1 milyon 540 bin TL taban fiyattan, 50 milyon TL en yüksek teklife ulaşıldığı ileri sürülüyor. Yine iddialara göre, bu ihalenin şampiyonu ise GİSBİR-GİSAŞ (ya da bu kolektif şirketin bir ortağı). Kısacası, rakamlar iyice uçtu. İhale komisyonunun bile şaşkınlık içinde kaldığı söyleniyor.

    Göcek ihalelerinin altı etap olacağı biliniyor. Henüz ilan edilmemekle birlikte, dördüncü etapta Merdivenli Koy, Domuz ve Tersane Adaları; beşinci etapta Zeytin Adası ve Yassıcalar; altıncı etapta da Göcek Adası tonoz-mapa sisteminin ihale edileceği öngörülebilir. 

    SİSTEM NELERİ İÇERİYOR?

    Teknik şartnamede işletmenin dört botla hizmet verecek personeli ile söz konusu koylarda denetim ve düzeni sağlayacağı; ayrıca dört adet atık alım teknesi ile koylarda bağlı teknelerin sıvı-katı atık alımını gerçekleştireceği; günlük 100 metreküp kapasiteli bir ileri arıtma sistemi kurarak sıvı atıkları bertaraf edeceği; tonoz ve mapaların yıllık bakımını gerçekleştirerek bağlı teknelerin güvenliğini sağlayacağı ifade ediliyor. Bir de elektronik rezervasyon, iletişim, tekne tanıma/denetim sistemi kurulacağı söyleniyor. Nasıl bir elektronik?

    Bu elektronik sistemin ne olduğu 16 Mart 2022 günü muhtemelen Çevre Bakanlığı iletişim kanallarından ajanslara servis edilen bir bilgi notu ile ortaya çıktı: Telefonunuza bir app. indireceksiniz. Şamandıra mapa rezervasyonunuzu-ödemenizi bununla yapacaksınız. Bir düğmeye basacaksınız, atık alım ya da temiz su ikmal teknesi gelecek. Bir düğmeye basacaksınız orman yangını ya da yanınızda çevreyi kirleten tekneyi ihbar edebileceksiniz. Hatta bir düğmeye basacaksınız, Dalaman Havalimanı’nda VIP transfer aracı sizi bekliyor olacak. İşte bu son cümle kafa karıştırıcı: Bu sistemin hedefi ne? Doğayı mı korumak, Göcek’i 7 yıldızlı bir su üstü otel zinciri haline mi çevirmek? Bu sorunun yanıtını ararken, ihalelerin yıllık hayli yüksek kira bedellerini, işletim giderlerini ve sistemin ön yatırım maliyetini bir kez daha düşünmek gerektiğini anlıyoruz. 

    KABA HESAPLAMALAR

    Yapılan üç ihale 320 mapa ve 143 şamandıralı tonoz içeriyor. Bu sayılar bize bağlama kapasitesini artırmak için deniz çayırı olmayan bölgelerde teknelerin demir atarak kıyıdaki mapalara yine ücretiyle bağlanabileceğini düşündürüyor. Ama küçük bir ayrıntı var. İhale teknik şartnamesinde her koydaki maksimum tekne bağlama sınırı belirtilmemiş. O zaman birinci soru: Becerikli bir palamarcı böyle bir bağlama sistemine yatay eklerle irili ufaklı mapa sayısının iki katı tekne de bağlayabilir. Bunun bir sınırı olacak mı? Şu an için yanıtını bilmiyoruz. Maliyetlere dönelim. 

    Deneyimli arkadaşlara sordum. Tonoz-mapa sistemi inşası, yönetim tesisi, kontrol botları, atık alım tekneleri ve ileri atık su arıtma sistemi, çalışacak ekip, yıllık bakım giderleri…Kabaca ilk üç etabın yıllık 10 milyon TL ön yatırım ve faaliyet gideri olacak. Yıllık kira bedeli teklifleri ise iddiaya göre (Bakanlık kesin sonuçları Nisan ayında açıklayacak), toplam 90 milyon TL. Bu sistemin kabaca beş ay (150 gün) tam kapasite hizmet verdiğini düşünelim. 100 milyon / 150 gün / 320 bağlama noktası = günlük 2083 TL maliyet. Üstüne işletme için küçük bir kâr payı da koyarsanız ilk üç etap rakamlarına göre bir tekneden günlük ortalama 150-200 Euro bağlama ücreti talep edileceği açık.  

    ADİL Mİ? KİM İÇİN ADİL?

    Euro kazananlar için bu rakam son derece normal karşılanabilir. Gelir yaratma odaklı bu sistemin teorisini yapan Hırvatistan (Dalmaçya) kıyılarında bazı değerli bağlanma noktaları pandemi öncesi yıllarda günlük 150 Euro fiyatla satılıyordu. Peki mütevazı bir tekne ile emeklilik dönemini denizlerde geçirmeye karar vermiş bir amatör denizci için bu rakam makul müdür? Bu eşsiz doğa mirasından yararlanma hakkını gözetmek kamu yönetiminin sorumluluğu değil midir?

    O halde ikinci soru: Ücretlendirmede adalet nasıl sağlanacak? Çevre Bakanlığı şartnamede tekne boyuna, ağırlığına göre bir ücretlendirme öngörüyor mu? Yoksa sadece havalimanından VIP transfer beklentisi olanlar mı proje hedef kitlesi olarak tercih edildi? Madem ki çevre koruma için bu düzenleme yapılıyor, CO2 emisyonuna göre, yani teknenin motor gücüne, teknede çalışan elektrik üretim jeneratör gücüne göre bir ücretlendirme politikası var mı? Şartnamede bu konulardan bahsedilmiyor. Merak ediyoruz.

    Şunu da akılda bulundurmak gerek: Hırvatistan’daki bu yüksek ücretli sistem yıllar içinde büyük tepki aldı. Uluslararası amatör denizci topluluğu Dalmaçya kıyılarından uzaklaşmaya başladı. Kamu yönetimi Hırvat amatör denizcilerine ve Hırvat charter şirketlerine bazı ayrıcalıklar, indirimler uygulamaya başladı. Astronomik ücretli bazı adalarda, bazı koylar zamanla ücretli sistemin dışına çıkarıldı. Bu deneyim göz önünde bulunduruldu mu? 

    Hırvatistan bu sistemi geliştirirken çift yönlü bir ücretlendirme politikası belirlemişti. Birincisi bağlama ücretleri, ikincisi karasularına giren her tekne için bir yıllık çevre kirliliği vergisi.

    Kısa bir özet: Hırvatistan’da Çevre Vergisi, yüksek CO2 emisyonuna sahip motoryatlardan aynı boydaki yelkenli teknelere göre yedi sekiz kat daha fazla alınır. Tabii ki Hırvatistan tek örnek değil. Aslında Hırvatistan sadece, devletin bu işi bir gelir modeli olarak görmesi açısından bir uç örnek (ve korkarım, Türkiye şu anda bu kâr odaklı tartışmalı modele yönelmiş durumda). Akdeniz’de İtalya, Yunanistan modelleri de var. Bu modellerde şamandıralı tonozlama yerel yönetimler ya da merkezi idare tarafından yapılıyor. Günlük kullanım bedelleri de 20-30 Euro, yani Hırvatistan skalasına göre ortalama yüzde 20 daha düşük tutuluyor. Mesela, Pasifik’te inanılmaz doğa mirası ada topluluklarında da çoğunlukla benzer, makul ücretlendirmeli modeller uygulanıyor.

    BETON MERAKIMIZ

    Göcek tonoz-mapa teknik şartnamesinde çağın ilerisine giden VIP transfer gibi uygulamalara yer verildiğini gördük. Ama çağı bir türlü yakalamayan bir tonoz teknolojisinde ısrar edildiğini de üzüntüyle öğreniyoruz.

    Nedir bu teknoloji: Beton tonoz!

    2021 yaz aylarında Oksijen gazetesinde yazdım. Merak eden detayları okuyabilir. Psedonia Oceanica başta olmak üzere, oksijen üreterek deniz yaşamını mümkün kılan deniz çayırlarını korumak için dünyada son 10 yıldır “eco-friendly mooring” diye anılan ve deniz tabanına helezonik ya da vidalı-metal saplama kullanılıyor. Hem doğa dostu, hem de gerek malzeme ve montaj süreci açısından en aşağı 1/2 az maliyetli bir teknoloji. Üstelik ciddi bir güvenlik farkı var. 

    Bir test sonucunda şöyle bir örnek okudum: 3.5 santimlik helezonik saplamanın kırılma noktası 5-11 ton; 4 tonluk beton tonozun zarar görmesi için 2 tonluk bir güç uygulaması yetebiliyor.

    Göcek sisteminin birinci etap teknik şartnamesinde ise şamandıralı tonozlarda 5’er tonluk tırnaklı blok beton ve ağır zincir kullanımı öngörülüyor. 16 Mart tarihinde kamuoyuna duyurulan bakanlık bilgi notunda şöyle bir bilgi var: Bu beton tonozlar çevre dostu (yapay resif oluşturacak, içinde yavru balıkların yaşam alanı bulabileceği oyuklu-mevhezli beton bloklar) olacak. Ancak şartnamedeki planlarda böyle bir görüntü yok. Masif beton blok. Sadece ilerde bağlama sistemi zarar görürse çelik halat geçirip kullanılabilmesi için mapa yanında 11 cm çaplı iki pvc boru ile boşluk bulundurulması öngörülmüş durumda.

    Bu vesileyle soru üç: Nedir bu beton ısrarı? 

    Yanıt bekleyen soru çok. Ama ortada bu kadar çok soru olunca kaçınılmaz olarak yoğun itirazlar da ortaya çıktı. En önemlisi, başta denizciler olmak üzere tüm Göcekliler itiraz ediyorlar. STK’lar bir araya geldiler ve bir kampanya başlattılar. Ve daha ilk ihale gerçekleştirilmeden Ankara İdare Mahkemesi’nde bir iptal davası da açıldı. 

    Bakalım neler olacak? Hep birlikte göreceğiz.☸

    AKLA GELEN SORULAR

    Bu ihalede yanıt aradığımız sorular çok. Hemen aklıma gelen birkaçını daha yazıyorum, bir yanıt aramıyorum. Sadece teknik ve idari şartnamelerde bu sorulara bir yanıt bulunmaması üzüntü veriyor:

    • Diyelim ki, bakanlığa atık su arıtma sistemleri uzmanı alacaksınız. Başvuracak insanın çevre mühendisliği gibi ilgili bir eğitime sahip olmasını, İSKİ, MUSKİ gibi ilgili bir kurumda iş deneyimi olması şartı olmaz mı? Peki Göcek gibi ülkemizin en önemli tabiat varlıklarından birinin düzenleme ve işletme tesisi olmaya aday şirketlerde de marina işletmiş olmak, tekne barınağı inşa etmiş olmak gibi geçmiş deneyimler arandı mı?

    • Denizlerimizin geleceğine ilişkin hayli radikal bir değişiklik yapıyoruz. Peki bölgedeki üniversitelerin, STK’ların, denizcilerin, ticaret yapan ve iş yatırımı olan insanların görüşü neden alınmadı?

    • Şartnamede “Göcek Koylarını Kullanma Esasları Kılavuzu’na uyulacaktır” deniyor. Bir teknenin 10 günden fazla Göcek Körfezi’nde; körfezdeki belli bir koyda da üç günden fazla kalamayacağı kuralına da uyulacak mı? 

    • Parasını yatıran herhangi biri iki ay koyun en güzel noktasını kapatabilecek mi? Bir adil kullanım rezervasyon sıra sistemi olacak mı?

    • Bu işletmelerin, 2022 itibarıyla beş yıllık yeni dönem sözleşmelerini imzalamış olan Göcek Yat Mola Noktaları ile ilişkisi nasıl düzenlenecek? Göcek’in yoğun tekne trafiğine göre ayarlanmış yat mola noktaları tesis kira bedellerinde bir indirim yapılacak mı?

    • Bu ihaleler çerçevesinde Göcek koylarında demirleme kısıtlanırken, günlük gezi teknelerinin, yani tekne sahibi olmayan vatandaşların Göcek doğa parkına erişimi için nasıl bir düzenleme yapılacak?

    • Her işletme toplayacağı sıvı atıklar için bir ileri arıtma sistemi kuracak ve ayrıca sıvı atık ileri arıtma sistemi ile donatılmış bir gemi tüm körfezde hizmet verecek. Peki, romantik bir adlandırmayla “Mavi Kuş” ismi uygun görülen bu tekne ve işletme arıtma üniteleri tuzlu su karışmış sıvı atıkları kabul edecekler mi? (Örneğin Göcek’te Kille Bükü’nde pilot çalışması devam eden sıvı atık arıtma ünitesi sadece tatlı su karışımıyla depoya aktarılmış atıksu atığını kabul edebiliyor. Oysa mavi kıyılarımızda seyir halindeki teknelerin yüzde 95’i kısıtlı tatlı su kapasiteleri gereği pissu sistemlerinde sadece tuzlu su kullanabiliyor.)

    Özel fotoğraflarla konu Nisan 2022 sayımızda… www.maviyolculukrehberi.net

  • Göcek’te alarga keyfi ve kritik eşikler

    Göcek’te alarga keyfi ve kritik eşikler

    Göcek; bitmeyen bir macera… Dertleri de, güzellikleri de bitmiyor. Ama acaba bir kritik eşik var ve bu eşiği zorlamaya mı başladık? 2021 itibarıyla bu soru her zamankinden daha ciddi. Biz de 2021 sezonu gezilerimize Göcek’ten başladık. Haziran ayının ilk günlerinde bile koylardaki yoğunluk nedeniyle birkaç sevdiğimiz yat mola noktası iskelesi dışında tüm konaklamalarımızı alargada; kıyıları kaplayan gürültü, kirlilik mayınlarından uzakta geçirmeye karar verdik. Ama işte coğrafi ve topografik bir sorun daha: Göcek’te alargaya müsait sadece beş koy var. İşte, bu harika koylar ve Göcek’in dertleri, yenilikleri… 

    Göcek için keyif alınabilir iki tarihim var: Mayıs-haziran başı ve eylül ikinci yarı-ekim ayı. Dolayısıyla bu yıl haziranın ilk günlerinde denize açılınca dosdoğru Göcek’in yolunu tuttuk. Tablo şu: Özellikle karadan dingi (affedersiniz tender) ile ulaşılabilen Göcek Adası, Domuz Adası, Sarsala, Atbükü, Osman Ağa Koyları, hatta Yassıcalar’da bile durulabilecek tek kovuk yok. Sıra sıra motoryatlar, arada büyücek yelkenliler… Yüzde 80’inin içinde sahipleri ya da misafirleri yok, mürettebat hafta sonu gelmelerini bekliyor.

    Şöyle söyleyeyim: Merak ettim, Göcek Adası çevresinde bir tur attım, 55 motoryat saydım. Herhalde 50’sinde sadece mürettebat vardı. İlk gün gittiğimiz Sarsala’da da 100’ün üstünde tekne saymıştım, bunların da yüzde 15-20’si yelkenli, gerisi motoryat… Sekiz gün kaldık Göcek’te, üç gün Tersane, Göbün, Bedri Rahmi gibi sevdiğimiz, özlediğimiz iskelelere uğradık. Geri kalanında bir kez bile kıyıdan koltuk halatı almadan alargada yaşadık. Neden?

    Körfezde 600-700 civarında tekne demirli ve kıyılar şimdiden 45 derecelik uzun koltuk halatlarıyla parsellenmiş. Sanırım deniz soğuk olduğu için bu teknelerde sürekli yaşam başlamamış. Sahipleri haziranda çoğunlukla haftasonları iki-üç gün geliyor. Ama yaz ortası Hisarönü’ne göç edeceklere rağmen temmuz ve ağustosu düşünmek bile istemiyorum. tek umut Ege Adaları’nıntemmuzda Türklere açılması.

    ALARGA KEYFİ

    “Teknekondu” dediğimiz koylardaki sabit tekneler “haksız işgal” ve deniz kirliliğine neden olma dışında aslında oldukça sakinler. Sadece kimilerinde motorlu su sporları merakı oluyor, biraz vızıltı ve küçük dalgalar yaratabiliyorlar. Bir de… Kısa süreliğine bir tekne kiralayıp denize açılan eğlence düşkünleri var. Bu arkadaşlar genellikle öğlen vakti ya da daha çok akşamüstü flybridge üstünde ya da kıç havuzlukta bangır bangır bir müzik eşliğinde partiye başlıyorlar. Ve bunlar mayın gibi. Hangi teknenin ne zaman patlayacağı belli değil. Ayrıca mesela kıyıda “sakinliğine güvenilir” diye düşündüğünüz iki tekne tespit edip bir yere kıçtankara yanaşsanız aranızdaki 20 metrelik bir boşluğa bir parti teknesinin akşamüstü yanaşması da son derece mümkün. İşte bu nedenlerle son yolculuğumuzda kesin karar verdik ve “Koylarda alargada kalalım” dedik. Ama bu noktada bir probleminiz var: Göcek’te 70’e yakın koy bulunuyor, ama bunlardan sadece beşi alargaya müsait. Şimdi güneyden kuzeye sizlerle bu alarga koylarını paylaşıyorum…

    Yavansu: Bir diğer adıyla Martı. Körfezin güney yönünde en uç noktasındaki bu koyda, doğu tarafında 6-7 metrelik bir sığlık var, özellikle katamaranlar için keyifli olabilir. Batı tarafında ise üç-dört teknenin 20-25 metrelere demir atabileceği bir dip platosu mevcut. Yavansu, özellikle sakin havalarda keyifli bir alarga noktası. Hava biraz esse, Kuyrucak (Binlik) ve Kurşunlu koylarının ardındaki tepelerden Yavansu’ya şiddetli sağanaklar iner. Özellikle öğleden sonra saatlerinde küçük dalgalar bile oluşur. Ama mükâfat, sabah dinginliğinde harika ve hayli temiz bir deniz keyfi (ne de olsa Göcek’te temiz deniz bulmak muhteşem bir bonus)…

    Büyük Sarsala: Kuzeye doğru bir sonraki alarga mevkii, kocaman Büyük Sarsala Koyu. 20’ye yakın tekne alargada kalabilir, kıyıya yakın 10 metrelerde, biraz açıktaki ikinci sırada 20 metrelerde demirlenir. Dip tamamen balçık, eğer fırtına beklenmiyorsa kısa bir kaloma ile huzur içinde uyunur. Burada birinci problem kıyıdaki mesire alanından yükselen çocuk çığlıklarıdır. Ama hava dingin olduğunda kıyıdan ses az gelir. İkinci problem ise, koyun denizden baktığınızda sol köşesindeki iskeleye Dalaman Havalimanı’ndan gelen (ve giden) teknecileri almak için, özellikle hafta sonuna doğru, saatte 20 civarında koca botun son sürat yanaşması… Ve bu sırada alargada olan teknelerde yaratıkları ciddi sallantı…

    Hurmalı Koy: En sakin alarga mevkilerinden biridir. 10’a yakın tekne alargada kalabilir. Açıklara doğru biraz derinleşir, ama zemin iyi demir tutar. Kıyıdaki serviler ve ardından başlayan çam ormanı büyüleyicidir. Yalnız burayı yıllardır pek seven birkaç deniz kaplumbağası ailesinin olduğunu da hatırlatayım. Denize atlarken birinin üstüne düşmemeye dikkat edin!

    Killebükü İskelesi Koyu: Burası da 10-15 teknenin konaklayabileceği, dibi iyi demir tutan, harika, sessiz, sakin bir alarga koyu idi. Şimdi bir inşaat var. Dalaman Belediyesi bu sahile bir mesire alanı tesisi inşa ediyor. Biri büyük, iki-üç küçük taş yapı. Tamamlandığında muhtemelen tüm kıyı şezlonglar ve piknikçilerle dolacak. Ama geceleri sakin kalacağı kesin. En sevdiğim alarga mevkilerinden biriydi, tesis açılınca bir test edip görmek lazım.

    Boynuzbükü: İşte bir diğer Göcek efsanesi. Yıllardır en güvenilir alarga mevkii. 15-25 metrelere demir atılır, dip balçıktır. Çapanız beton dökmüşsünüz gibi tutunur. Kıyısında günlük ağaçları korusu, azmak, sazlık, yamaçlar çam ormanlarıyla kaplı. Bu muazzam fiyordun dip noktalarında, yat mola noktasının tonozlarına ve uzun demir atmış teknelerin zincirlerine dikkat etmek kaydıyla 20 civarında tekne alargada konaklayabilir. Yazın bazen sazlıktan kaynaklı sivrisinek sorunu yaşanabilir. Denizi biraz bulanıktır, ama gerçekte Göcek ölçeklerinde hayli temizdir. Gece saatlerinde rüzgârın tam terse dönebileceğini  hesaba katarak kuzeybatı köşesindeki sığlığa dikkat etmek gerekir.

    Bitti… Göcek’te işte bu kadar az (beş adet) alarga mevkii var.

    AMAN DİKKAT!

    Üstelik bu alarga mevkiilerinin tümünde iki konuya dikkat etmekte fayda var:

    Birincisi; Yavansu hariç bu koyların tümü güneyli rüzgârlara, özellikle de keşişlemeye açıktır.

    İkincisi; bu koyların tümünde Göcek mikro klimasına bağlı olarak hâkim rüzgâr batı olsa da, rüzgârın dört yönden de esebileceğini göz önünde bulundurarak demirlemek gerekir. Kıyı ve diğer tekne mesafelerini ayarlarken sizden önce demirlemiş teknelerin demiri batıdan doğuya doğru döşemiş olabileceğini kabul etmek doğru olur.

    Şimdilik Göcek’te huzur arayanlara çözüm önerim alarga… Yunan suları temmuzda Türk denizcilere açılırsa Göcek’te deniz ve denizciler biraz rahatlayabilir.

    DÜNYA-ÇEVRE: KRİTİK EŞİKLER

    Kış aylarında malum pandemi yasakları yüzünden evde mahpus kalmışız. Okul arkadaşlarıma, yeni denizcilere, çevre dostlarına mavi kıyılardaki değişimi, yoğunluğu, kentleşme baskısını aktaran zoom sunumları yaptım. Mayıs ayının son günlerinde popüler bir denizcilik eğitim şirketi (One Yacht), “Mavi Yolculuk Rehberi” kitabımın ikinci baskısı için bir imza günü yaptı. Elinde kitapla gelenlerin pek çoğu denizciliğe yeni adım atan ya da bu yıl atacak gençler…

    Genç denizcilerle sohbet ayrı bir mutluluk, ama bir de baktım bu arkadaşların çoğu mavi yolculuk kıyılarımızın gözler önünde perişan edilmesine ilişkin zoom sunumlarıma katılmış. Hepsinin yüzünde bir burukluk, “Siz kıyılarımızın keyfini hayli çıkarmışsınız, peki biz ne yapacağız” diye soran gözler…

    Birden şunu fark ettim: Tıpkı bizler gibi, onlar da 10-15 yıl sonra genç denizcilere anılarını aktarırken “Biz bu serüvene adım attığımızda, bu kıyılar şöyle güzeldi, böyle güzeldi” diye örnekler verecekler. Mesela… Bu yazıya bir başlık düşünürken aklıma “Göcek’te son tango” gibi şey geldi. Sonra şüphelendim, “Tanıdık geldi, acaba bu başlığı ben bir yerde görmüş müydüm” diye bir araştırma yaptım. Baktım ki, 11 yıl önce Yacht Türkiye’de yazdığım bir yazıya bu başlığı atmışım. Madem ki böyle bir gerçeklerden kaçış haletiruhiyemiz var, madem ki unutmayı tercih ediyoruz, o halde “Konuya olumlu yönden yaklaşan bir başlık daha iyi olur” dedim. Gezimizin alargada mutluluk yönünü ön plana çıkarmaya karar verdim.

    Maalesef böyle bir dünya tarihimiz var. Bakın, yıllardır dünya çevre sorunlarına ilişkin belgeseller yapan Richard Attenborough’un Haziran ayında gösterime giren son filminin ismi “Breaking Boundaries (Kritik Eşikler)”. Attenborough, bugüne kadar “Dünyamız” isimli üç belgesele imza attı. Ama anlaşılan o ki, artık dünyanın çevre sorunlarını anlatmaya ‘kirleniyor, bozuluyor’ sözleri kifayetsiz kalmış. Bu son film, geri dönülmez noktaları kayda geçiriyor; örneğin, dünyada orman katliamı yüzde 40 seviyelerine gelmiş, kritik eşik yüzde 25 imiş. Atmosferdeki karbondioksit kritik eşiği 350 ppm, ama artık 415 seviyesindeyiz, nefes almakta güçlük çekmemiz normal değil mi? Küresel ısınmada kritik eşik + 1.5 derece, bugün +1.1 seviyesindeyiz. Diyor ki, “Azzz kaldı”!

    MAVİ KIYILARIMIZDA KRİTİK EŞİKLER

    Mavi yolculuk kıyılarımız için de böyle bir kritik eşik elbette var. Belki de kent insanları bunu ancak Marmaris Limanı, Göcek Körfezi, Fethiye kıyıları, Kekova-Üçağız, Hisarönü’nün Selimiye, Orhaniye ya da Bozburun gibi kapalı ve kentsel-tarımsal kirlenme baskısı yüksek alanlarında Marmara Denizi’ndeki gibi dehşet yaratan müsilaj katmanları gördüğümüzde anlayacak. Emin olun buna da çok zaman kalmadı. Muğla kıyılarında emareler iki yıldır hayli belirgin. O güne kadar hep birlikte “bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” vurdumduymazlığı içindeyiz. Madem öyle, ben size Göcek’ten tatsız bir bilgi vererek bu yazıyı noktalayayım:

    Göcek Körfezi ve Göcek koylarında 2020 Kasım-2021 Mart ayları boyunca (evet, aylarca!) tüm deniz, denizin her santimetrekaresi su yüzeyi görülmeyecek yoğunlukta denizanası ile kaplandı. Tıpkı Marmara’daki müsilaj gibi, yerel esnaf, Göcekliler motorlarının su soğutması tıkanmadan 2-3 mil yol yapabilmek için türlü cambazlıklar yapmak zorunda kaldı. Bu denizanası istilası bugüne kadar görülmemiş bir şeydi.

    Acaba Göcek’te kritik eşiği aştık da, farkında değil miyiz? 

    GÖCEK’TEN TAZE HABERLER

    Hizmet denizi: Göcek yıllardır Türkiye kıyılarında denizde yaşamın başkenti. İki yerel market, Carrefour’un tekneleri ve Migros’un 2M büyüklüğündeki gemi marketi denizde her türlü hizmetin sabit simgeleri ve aslında denizde sabit yaşamın en önemli kolaylaştırıcıları. Fakat konu, hizmette sınır yok, kıvamına ulaşmış durumda. Midye dolmacı, Kahve Dünyası, börekçi, organik mahalle manavı, gazete bayii, hatta masöz-masör sürat teknesi artık alıştığımız görüntüler. Son yenilikler ise şöyle:

    • Kent merkezindeki Mezegi Restaurant bir sürat teknesi ile koylara meze servisine başlamış. Bir gün önceden sipariş verirseniz istediğiniz her tür meze-yemek-balık, o gün kayığı çevirip sorarsanız hazır mezelerden bahtınıza ne çıkarsa… Bir not daha: Kayıkta kaliteli şarküteri de var. (0538 484 63 93)

    • Malum Göcek’teki sabit teknelerde transfer işi çok önemli. Gerçi neredeyse her yüzen evin bir tender’ı, bir de hizmet botu var ama ya bir aksilik olursa… İşte çözüm: Turizm belgeli deniz taksi. 5 metre boyunda bot, 90 HP motoru var ve sekiz kişi kapasiteli. (0532 732 82 94)

    Koylarda yeni tesisler: Belki en dikkat çekici yenilik Göcek’te değil de karşı kıyıda, Fethiye Turunç Pınarı’nda geçen yıl kapanan Osman’ın Yeri yerine Yazz Collective isminde yeni bir A+ tesis açılıyor. Kolektif şöyle: Mekânın yeni sahibi Timur Savcı ile Alarko Turizm Geliştirme Müdürü Mehmet Can Uzun el ele vermişler, SPA’sı, beach’i, restoranıyla iddialı bir tesis oluşturmuşlar. Tasarım da mimar Fahrettin  Aykut’a ait. Timur Bey’in Akdeniz’in önde gelen yat kulüplerinden birini yaratmak hayali vardı. Tesisin sadece resimlerini gördüm, güzel görünüyor. Hayırlı olsun, kolay gelsin…

    Yeni değil, geçen yıl açıldı, ancak Bedri Rahmi Onno bu sezon hayli popüler. Muhtemelen A+ segmentte Manastır’daki Adaia’ya şimdiden ciddi bir rakip olmuş durumda.

    2021itibarıyla Göcek koylarında üç yeni tesis daha var. Bir de ürkütücü girişim:

    • Birincisi, Göcek Adası mesire plajında haziran ayı itibarıyla hummalı bir faaliyet vardı. Adanın kuzeydoğu köşesindeki eski günübirlik turizm tesisi geçen kış el değiştirdi. Bu tesis, plajın arkasındaki 2 dönümlük özel mülk olan arsa üstünde kurulu birkaç baraka ve Hazine’ye ait plajdaki çardak ve şezlonglardan ibaretti. Yeni mülk sahibi, tüm koyda büyükçe bir inşaat yapıyor. Koyun güney kıyısında gazebolar, ortasında hayli büyük bir merkez bina (şimdilik kıyıdaki dev zakkumların ardında, denizden pek seçilemiyor), plaj önünde büyücek bir iskele ve kuzey yamacında da koya tepeden bakan bir ahşap teras. Göcek esnafından duyduğuma göre sadece mutfak ekipmanı için 1.1 milyon dolarlık sipariş verilmiş. (Abartılı bir rakam gibi görünüyor, ama… Ateş olmayan yerden duman çıkmaz!) Her halükârda… Anlaşılan görkemli bir tesis kuruluyor. Ayrıca, bu kadar yatırım yapıldığına göre tüm izinleri de alınmış olmalı, diye tahmin ediyorum. Herhalde alınmıştır, ne dersiniz?

    • İkincisi, gözde alarga mevkilerimizden Killebükü İskelesi  Koyu’nda ilkbahar aylarında başlayan üç taş bina inşaatı. Bir açgözlü girişimci ‘bu güzelim koyumuza çöktü’ mü, diye haftalarca denizcilik gruplarında tartışma konusu oldu. Sonunda ortaya çıktı ki, buraya Dalaman Belediyesi bir mesire alanı inşaatı yapıyor. Biraz da taşlı orman yolu düzeltilirse insanların Göcek’in güzelliğini yaşayabilecekleri harika bir tesis olur. Kişisel hırslara, rantlara hizmet etmemek ve doğayı tahrip etmemek kaydıyla halka açık bu tür tesislere denizcilerin ne itirazı olabilir? Ama yine de Dalaman Belediyesi’ne bir küçük not: Bu koydan karadan gelecek ziyaretçilerin yararlanması tabii bir hak. Ama denizcilerin alargada barınabilmeleri de bir doğal hak. Eğer koya yüzme alanı şamandırası yerleştirilecekse, kıyıdan en fazla 50 metre açığa konması gerekir ki,  denizciler de güvenle 15 metrelere demir atabilsinler.

    • Üçüncüsü de, iki yıldır kapalı olan Boynuzbükü Yat Mola Noktası nihayet Valilik, Belediye ve eski yerel işletmeci  Ali Dündar’ın anlaşmaya varması üzerine yeniden açıldı. Bildiğimiz, güzel, lezzetli ve keyifli bir tesis; eskilerden mütevazı, dürüst ve Göcek dostu bir işletmeci. Sevindirici bir haber.

    • Bir de ürkütücü bir girişim… Mayısın ilk günlerinde Büyük Yassıca Adası’nda bir proje iddiası ortaya çıktı. ‘Türkiye’deki Maldivler’ reklam spotuyla ortalığa saçılan projeye göre, Türkiye turizm fotoğraflarında her zaman ilk 10’a giren Büyük Yassıca Adası’na bir ultra lüks yat ve konaklama tesisi yapılacakmış. Hatta aynı günlerde bir grup Büyük Yassıca Adası’nda ağaç katliamına girişti. Bir de sanki burada ezelden beri binalar varmış gibi göstermek amacıyla derme çatma bir kulübe yapma çabası oluştu. Göcekliler, Fethiyeliler, denizciler müthiş tepki gösterdi. MUÇEV ismi ortaya atıldı, bazı siyasilerin çocuklarının isimleri ortaya atıldı. Bir muamma! Proje, derhal resmi makamlarca yalanlandı, sanki şimdilik gündemden çekildi. Ama ne zamana kadar? ‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ atasözümüzü bir kez daha hatırlayalım.

    Haziran gezimizde eski bir Göcekli dostumla konuşuyoruz, “Ali Abi, sen son kez tüm koyları bir gez, buraların tadını çıkar. Tüm Göcek tepeleri parsellendi, birileri izin bekliyor. Bir işaret geldi mi, Göcek tepelerinde, koylarında artık orman değil, yazlık villalar, butik oteller görebilirsin”. İnanmak istemiyorum. Bu uyarıları hızla unutmak istiyorum. Doğru olabilir mi, ne dersiniz?

    Ne olacak bu Göcek’in hali?

    Aslında sadece Göcek de değil. 2020 sezonunda görüldü ki, deniz üstünde kıpırdamadan haftalarca aynı yerde yaşayanlar, ‘mavi kentliler’, Selimiye, Tavşan Bükü, Sucağız, Kurucabük, Bozburun- Adaboğazı gibi Hisarönü Körfezi koylarında da iyice artmış durumda. Motoryatlardan alışık olduğumuz bu mavi-yaşam sevdalıları arasında büyük yelkenli tekne sahiplerinin sayısı da giderek çoğalıyor. Dolayısıyla jeneratör ve yüksek volümlü müzik susmuyor.

    Mesela net kural var, Göcek koylarında 6 milden hızlı gidemezsiniz. Oysa 40 HP hizmet botu ile ‘patrona acil’ alışverişe çıkanlar, 900 HP’lik tender’ıyla adrenalin atanlar, deniz üstünü tam bir yarış pistine çeviriyor. Yani artık sadece rahatsızlıktan değil, can güvenliğinden de söz ediyoruz…

    Birinci senaryo: Kaos artarak sürecek

    Görüntü o ki, Göcek denizcileri, tıpkı bir büyük kentteki site sakinleri gibi birlikte yaşamayı öğrenmek zorunda. Akşamüstü yan tekneden ‘Ankara’nın bağları’ ya da ‘We are the champions’ bangırtısı yükseldiğinde, insanlar birbirlerini ikaz etmeye başlayacak. Bu rahatsızlıklar sürerse eminim, Sahil Güvenlik’e geçerli-geçersiz ihbarlar gidecek. Çünkü kimsenin bu tür görgüsüzlüklere tahammülü kalmadı.

    Bitmedi… Misal, kentteki evimizde elektrik kesilince balkonda jeneratör mü çalıştırıyoruz? Bulaşık suyunu alt kattaki komşumuzun tepesine boşaltabiliyor muyuz? Kanalizasyon borusunu komşumuzun mutfak giderine bağlayabiliyor muyuz? Sitemizin bahçesinde motosikletle çılgınca tur atabiliyor muyuz? Balkonda, 3 bin watt gücünde ses sistemiyle, akşamüstü ‘happy birthday to you’ partisi yapabiliyor muyuz?

    Olay net: 20 metrelik bir motoryatın atık tankı kapasitesi çoğunlukla 200 litre gri su ve 200 litre siyah su tankıdır. İki mürettebat dört yolcu ile bu kapasite iki-üç günde dolar ve taşar. Bu tekne “bir hafta denizi kirletmeden en kuytu koyda hareketsiz konaklayabiliyorum” diyorsa, sadece kendini kandırıyor, çocukları da kendi yarattığı kirlilik içinde denize giriyor demektir.

    Bugün acil ihtiyaç: Deniz üstünde yaşayanlar da kendi Anayasaları’nı tarif etmek durumunda. Bu Anayasa’nın ilk ve son maddesi de ‘insana, doğaya ve denize saygı’ olmalı.

    İkinci senaryo: Kamu yönetimi bu başıboşluğa son verecek.

    Hiçbir ‘ama’ yok. Göcek can çekişiyor! En büyük nedeni de haftalarca aynı noktada konaklayanlar. Oysa bu konu yasalarda açıkça düzenlenmiş durumda. 2012 tarihli Limanlar Yönetmeliği net bir şekilde “Gerekirse teknelerin koyları kullanma süresini Liman Başkanlıkları belirleyebilir” diyor.

    04.05.2010 tarihli ‘Göcek Körfezi ile Dalaman Koylarının Koruma ve Kullanma Usul ve Esasları’ da ortada. Halen yürürlükte olan bu yasal düzenlemenin 9’uncu madde D bendi şöyle:

    “Göcek – Dalaman koylarında gemiler en fazla bir koyda 3 (üç) gün, tüm koylarda fasılasız 11 (onbir) gün süre ile bağlı kalabilirler. Sınırlı gün sonunda kaldığı koyu terk etmek zorundadırlar.”

    Daha ne olsun?

    Başka çare yoksa bu kurallar uygulansın, bu kaos önemli ölçüde biter!

    Bitmez mi?

    Çevre Bakanlığı’nın yeni bir projesi var: Koylarda IR ve UV kamera ile kirli su deşarjını tespit edecek MARPOL ekipleri. Atık tespit edildiğinde su analizi aranmaksızın idari ceza uygulanacak…

    Size daha fazlasını öneriyorum: Her koya IR ve UV sabit kamera koyalım. Bakalım ne oluyor!☸

    www.maviyolculukrehberi.net

    default

  • 2020 sezon sloganı: “Denizdeyim, Özgürüm”

    2020 sezon sloganı: “Denizdeyim, Özgürüm”

    2020 sezonuna Göcek’te adım attık. Üç aylık korona tahditleri sonrası deniz harika ama Göcek’te her koy, her kuytu daha haziran başında parsellenmiş. Denize ulaşanlarda sınırsız bir özgür ruh hali var. Nasıl mı? Bir tekneden kasap havası, diğerinden rap, öbüründen Türkçe pop… Limitsiz bir gürültü… Jeneratörler ve bulaşık makineleri alabildiğine çalışıyor… Haziranın ilk günlerinde deniz hâlâ temizdi ama bu tempoyla uzun sürmez, hızla kirlenir! Bu yıl Güney Ege kıyılarımızda denize açılacaklara “Allah kolaylık versin” diyeceğim. Ve Göcek’teki bu “özgürlük âşığı” teknelerin çoğunun temmuzda Hisarönü’ne geçeceğini göz önünde bulundurmakta da fayda var…

    2020, deniz yaşamına 3 Haziran’da adım attık. İlk durak sıcak denizleri, sakin havası ve mevsimsel hava sürprizlerine korunaklı sayısız koyuyla ünlü Göcek. Tatlı bir batı rüzgârıyla Marmaris’ten Göcek’e yelkenleri açtık. Üç aylık endişe ve karantina döneminin ardından denizde bir başımıza olmak büyük bir huzur ve mutluluk oldu.

    Şimdi bu noktada öykümüze bir ara verelim ve hemen hayaller ile gerçekler arasındaki farka girelim…

    Hayaller ya da beklentiler: Kent dışı seyahat kısıtlamaları yeni kalktı. Göcek’e varacağız, aylardır kimse gitmediği için tertemiz sularda, her gün canımızın çektiği eşsiz bir koyda-kuytuda demir atıp, aylardır biriktirdiğimiz stresi atacağız. Göbün, Tersane, Bedri Rahmi, Sarsala gibi yat mola noktalarında; hatta bir iki gün de Fethiye Körfezi içinde güzel yelken yapıp Turunçpınarı’na uğrayacağız. Kumanyamızı da tamı tamına hesaplamışız; 15 günlük yolculuğumuzun dört beş akşamını sakin kıyı tesislerinde, geri kalan günlerini teknemizde geçireceğiz.

    Gerçekler: Kapıdağı Yarımadası ile Domuz Adası arasındaki Dargeçit’ten Göcek Körfezi içine girdiğimiz anda, tüm kıyı şeridinin beyaz noktalarla kaplı olduğunu gördük. Büyük çoğunluğu motoryat, belki 1000 tane. Göcek’in bağlama kapasitesi iskeleler dahil 900 civarı. Her şey bir yana, bu kadar tekne ne zaman toparlandı, ne zaman market alışverişi yaptı, ne zaman denize çıktı, ne zaman tüm koyların, tüm kuytuların parselasyonunu yaptı? Kafam karıştı. Anlaşılan biz, şehirlerarası yolculuk kısıtlamalarının kaldırılması için gün sayan şanssız (saf) azınlığın üyeleri olmuşuz.

    GÖCEK’TEN İLK İZLENİMLER

    İlk gün yol yorgunluğu ile “Burası bugün sakin Ali Abi” diyen Yeşim ve Yıldıray’ın tesisi Tersane Koyu’na gittik. İskele içine aborda olduk. İskele oldukça boştu. Ortam ve deniz gerçekten güzeldi. Yeşim’le biraz sohbet ettik, “Bir aydır belli olmuyor, bazen koy tıka basa doluyor, bazen de bomboş oluyor. Yabancı tekne hiç yok. Bu sezon biraz sıkıntılı geçecek” diyor.

    Ertesi gün de kalalım, dedik. Ama… 50 tonluk bir motoryat geldi, bomboş iskelede tam karşımıza bağlandı. İçinde iki çocuklu bir aile. İskeleye yanaşırken izin almadılar. Bütün gece jeneratörlerini çalıştırdılar. Yemeğe de çıkmadılar. O zaman neden iskeleye bağlandılar?

    Sabah kalktık jeneratör yine çalışıyor, apar topar bir kahvaltı edip Göcek’in her zaman en ıssız köşelerinden biri olan Kuyrucak (Binlik) Koyu’na geçtik. Biz geçtiğimizde koy sahiden boş, sakin ve deniz harikaydı. Birazdan yanımıza bir yelkenli yanaştı. İçinde altı-yedi genç arkadaş. Tüm öğleden sonra saatlerinde 15 dakika yüksek (yani çok çok yüksek) volümde müzik ve eller havaya modu, 45 dakika denizde çığlık çığlığa su sporları gibi bir ritim içinde eğlendiler.

    Akşamüstü diğer yanımıza bir motoryat yanaştı. Birazdan “tısss” diye bir vınlamayla arkasındaki platform denize indi ve buradan hareket eden jetski ile orta yaş üstü fit bir beyefendi önümüzde vızıldamaya başladı. Kardeşim, jetski yapacaksan biraz uzaklaş, doğanın tadını çıkar, di mi? Yooo! Bizim teknenin önünde 8 çiziyor, daireler yapıyor ve biz beşikteki bebek gibi sallanıyoruz.

    Neyse yakın teknelerden o akşamın ilerleyen saatlerinde müzik yayını olmadı. Bu öğleden sonra azabı Göcek normallerinde bir hiçmiş, onu da deneyimleyeceğiz!

    GÖBÜN

    Gürültücü arkadaşlardan biraz uzak kalalım diye, birkaç gün Atbükü’nden Yavansu’ya kadar tüm koyları gezip sakin bir köşe aradık kendimize. Rahat etmek için rüzgâr alan biraz çırpıntılı da olsa yalnız kalabileceğimiz koylarda konakladık.

    Sonunda da kendi kendimize “Bari bir Turunçpınarı’na geçelim, iskelesi sessizdir, rüzgâr güneyli, koy sakindir, güzel yemek de yeriz” deyip yelkenleri açmaya hazırlanırken, içime bir kurt düştü. Önce Osman’ın oğlu Deniz Aydın’ı aradım, yanıt vermeyince de Göbün’den Muammer’i. Muammer dedi ki, “Ali Abi sen buraya gel bu gün sakiniz, Turunç da bir türlü açamadı, galiba bu sezon kapalı.”

    Haydaaa… Neyse, yapacak şey yok. “Sakin Göbün”e gittik. Yine öğleden sonra ve yine yanımıza ittir kaktır koca bir motoryat yanaştı. İçinde dört zarif küçük hanım, makyaj tazelemekteler. “Vay canına Göbün Restaurant’a herhalde makyajsız inilmiyor artık” diye düşünüyoruz ama… Bu küçük hanımlar, tekne yanaştıktan sonra derhal başüstüne koşup selfie olayına başladılar. Anlaşılan artık Instagram ve benzeri e-mecralarda “Göbün’de olmak” diye bir konu var ve biz bunu yakalayamamışız.

    Bu küçük hanımlar Göbün’de yemeğe inmediler. Motoryatın jeneratörü tüm uyarılarımıza rağmen gece yarısına kadar çalıştı, çünkü önce fırında yemek pişti, sonra tabii ki bulaşık makinede yıkanacak… Birkaç uyarıda bulunduk, kibarca itiraz ettik. Ama elektrik şartmış, müşterilerin beklentileri çokmuş, sistem çökermiş…

    SAHİLDEN MANZARALAR

    Masalar arası mesafe yasal sınırlara göre açılmış. Göbün ahalisi beyaz maskelerle, şikâyet etmeden, masalar arası vızır vızır çalışıyor. Karada yemeğe inen deniz turizmcileri ise genellikle maskesiz. Açıktaki büyücek teknelere böcek, karavida ısmarlayan ahali hayli yoğun. Öğrendiğimize göre bu ilkbaharda Göbün ailesinin mekânı Kapıkargın’da hiç Covid-19 çıkmamış, ama yaz sonu nasıl biter, bir soru işareti…

    Neyse, Göbün’de güzel iki gün geçirdik (bu arada iskeledeki teknelerin jeneratörleri de bir türlü susmadı).

    Turunçpınarı da bu yıl sahiden kapalıymış. Çevreden öğrendiğimize göre, Osman’ın oğlu Deniz ve ekibi hem korona sıkıntıları hem de mal sahibi Timur Savcı’nın bitmeyen tadilatları nedeniyle bu yıl restoranı açmama kararı vermişler. Dolayısıyla gidemedik, mutlak koruma altındaki Turunçpınarı’nda ne tür bir inşaat faaliyeti sürdüğünü de görememiş olduk. Ama haberler tedirgin edici. Üzülmemek elde değil!

    GÖCEK’TEN ACI İZLENİMLER

    Göbün çıkışında tüm Göcek Körfezi’ni kuzeyden güneye bir kez daha gezdik. Kıyılar yine beyaz, beyaz, beyaz… Koca koca, bembeyaz tekneler tüm kuytulara iki yandan geniiiiş koltuk halatlarıyla park etmişler. (Bu kuytularda 10 günlük duraklama sınırını kollamakla yükümlü SG bot komutanlarına kolaylıklar diliyorum.)

    Bu arada, SG’nin işi sahiden zor. Mesela geçenlerde başka bir körfezimizde bir koyda demirli üç aborda irice teknede gece yarısı partisi düzenlendiği ihbarı gelmiş. Mecbur gelmiş denetim yapmışlar. Ortadaki teknenin 10 metrekarelik flybridge’inde demini tutmuş 20-30 arkadaş dans ediyor. Sosyal mesafe, maske, pandemi hak getire. Bir türlü anlatamamışlar kısıtlamaları. Ceza yazmışlar, ama arkadaşların demlenme seviyesi o kadar güçlü ki, kimse TC kimlik no’sunu bile hatırlamıyor. Dert çok…

    Göbün’den çıktık, uzun aramalardan sonra, akşamüstü Bedri Rahmi’de kral mezarlarının köşesinde bir de baktık ki genişçe bir boşluk var. Hemen o köşeye koltuk halatıyla kıçtankara yerleştik.

    Bulunduğumuz noktada tek dert, koyda uzun süreli teknelerin kaptanlarının patron transferi, taze ekmek alma, restorandan yemek alma, gazete alma nedeniyle hayli güçlü motora sahip tender’larıyla çılgın bir süratle sağa sola seyahatleri sırasında yarattıkları koca dalgalar.

    (Nitekim ayın 21’inde bu motorlardan biri Bedri Rahmi girişindeki adacığa tam yol bindirmiş. Maalesef iki kişi kayalara uçup hastanelik olmuş.)

    Sükûnet kısa sürdü. Bir saat geçmeden yanımıza 10’ar metre arayla üç motoryat demirledi. Kıçtankara kıyıya yanaştılar. Bize en yakın pozisyondaki teknenin kaptanı büyük bir rahatlıkla bizim koltuk halatının üstüne kendi 30-40 tonluk teknesinin koltuk halatını kayaya sardırdı. Bizim gariban halat ezildi, ezilecek… Gemiciye “Sabah erken çıkacağız, çapariz olmasın” diye seslendim. “Sıkıntı yok, bakarız” dedi, bir daha da görünmedi.

    Aradan yarım saat geçti geçmedi. Birinci motoryatta iki aile ve çocukları var, sanırım çocuklardan birinin doğum günü. Müzik sonuna kadar açıldı. Tepede tüm çocuklar ve büyükler zıplıyor Bilemiyorum, herhalde rap, hip hop filan çalıyor. Derken bir ötesine yerleşen motordaki geçkin yaştaki arkadaşlar eskilerden sazlı sözlü sosyal içerikli bir müzik patlattılar, bir ötesindeki de Alpay, Sezen, Candan karışık bir Türkçe popu sonuna kadar kulağımıza dayadı… Sanırım ancak komşu tekneden daha yüksek ses volümü ile kendi şarkılarını işitebiliyorlar.

    Anlayacağınız, Likya kral mezarları altındaki şahane gecenin büyüsü hayal oluverdi. İnanın, motoryat, yelkenli, bir ayrımcılığım yok. Hepimiz denizciyiz ama… Koylarda 50-500 beygirlik dingileri, tender’larıyla tam yol giden; yanaştıkları bir ıssız koyda-iskelede jeneratör çalıştıran, ıssızlığı bozan, sabah gireceğimiz denize bulaşığını boşaltan, koyları-kuytuları parselleyip dingileriyle yaşadıkları kente gidip gelen ve teknelerine yeniden adım attıkları anda “Özgürüm, burada bana kimse karışamaz” ruh haliyle yüksek volümlü müzik saplantısına giren bu arkadaşları, denizcilik örf ve adetleriyle bağdaştırabilmekte zorluk çekiyorum.

    Bu insanları, dergi yazar arkadaşım, motoryat ve tekne yaşamı adabı uzmanı sevgili Emir Kunt’a havale etmeyi, onun latif nitelemeleriyle okuyabilmeyi çok isterdim. Maalesef bir kaza geçirdi, bacağını kırdı, şu haliyle Göcek’i göremedi. Onun yerine gördüklerimi ben yazmak zorunda kaldım, bilesiniz.

    Ama gördüklerim hiç hoş değil. Büyükşehirdeki evinin balkonunda komşularına yapamayacağı zulmü, 10 metre ötesindeki demirli tekneye reva görenler korona bahanesiyle bu yıl denizlerde terör estirecek gibi görünüyor.

    NETİCE VE ÇİFTLİK…

    Netice: Havanın biraz güneyli olmasını bekleyip Göcek’ten Marmaris’e doğru yıldırım gibi uzadık.

    Korona ile birlikte iklimler de şaşmış, hava esiyor ve esiyor. Bir akşam Marmaris Kumlubük’te alargada kaldıktan sonra batıdan esen sert havanın yarattığı solugana pes edip, Çiftlik Koyu’nda Azmak Restaurant’ın iskele ucuna aborda olduk. Yaşar ve Engin’in işlettiği tesis bu koyda bizim favorimiz. Her zaman güzel deniz ürünleri ve harika bir lezzet. Üstelik iskelemizde tek bir motoryat yok. Jeneratör yok ve müzik de yok. Marmaris Kaymakamı Ertuğ Bey’in denizde müzik yayınını yasaklama çabasının farkı da olabilir…

    Gerçekten anlamıyorum, bu gürültüler, tacizler bir deniz cezası mı? Örnek; Göcek Tersane’de, iskeledeyken son derece kibar motoryat kaptanına soruyorum, “Kardeşim bu gürültüye ne zaman son vereceksin?” Diyor ki, “Abi, valla ben de eski yelkenciyim, çok haklısın, ama jeneratörü çalıştırmazsam teknenin sistemi çökecek. Patrona anlatamıyorum. ‘Şu iskeleye yanaşalım, yarın arkadaşlarımız da gelecek, buluşacağız’ dedi. Beni dinlemiyor, anlarsın sen…”

    Peki, patron kardeş, o zaman git, tekneni koyun uzak bir köşesine bağla ve jeneratörünü istediğin kadar ve istediğin devirde çalıştır. Ama öyle değil herhalde… Ve sahiden korkuyorum… Bu yıl… Gökova’dan Kekova’ya harika küçük koylarımızın tümünde, galiba korona bahanesiyle bir deniz gürültüsü veya daha net söyleyelim “terörü” olacak!

    Anlaşılan o ki, tekneye binen, “Denizdeyim, sonsuz özgürüm!” de diyebiliyor. Üzülmemek elde değil! ☸

    SG DENETİMLERİ: SALGIN, AĞAÇLAR VE DAU

    Son günlerde denizci gruplarında SG denetimlerine ilişkin sıkça gündeme getirilen bazı sorular var.

    En çok merak edilen konu: Salgın kısıtlamaları ne oldu? Pandemi çerçevesinde tekne istiap haddi ne olacak? Yani teknelerde kaç kişi seyir yapabilir?

    Yanıt: Ticari teknelerde kısıtlamalar merkezi olarak kaldırıldı, sterilizasyon gibi sağlık önlemleri getirildi. Özel tekneler içinse bu konuda mülki amir karar verici. Ama mavi gezi bölgelerimizde, tüm kısıtlamalara son veren Güllük Limanı haricinde kaymakamlıklardan yeni bir açıklama yapılmadı. Dolayısıyla her bölgede farklı uygulamalar hâlâ sürüyor. Ancak genel teamül “tekne yatak kapasitesi” kadar diyebiliriz. Yine de, seyre başladıktan sonra başınızın derde girmemesi için öncesinde bölgesel uygulama farkları açısından bağlı olduğunuz Liman Başkanlığı ya da SG ile temas kurmanızı öneririm. (Bu arada, SG aynı aile ve çocuklar için genellikle bir limit gözetmiyor.)

    Bir diğer yeni konu: SG botlarının özellikle Datça Yarımadası’nda Bencik ve benzeri koylarda ağaçlara koltuk halatı ile bağlanılması durumunda uyguladıkları idari cezalar. İşte bu, 2020’nin önemli bir konusu olacağa benziyor.

    Yanıt: Bildiğiniz gibi, 6831 sayılı Orman Kanunu 14’üncü madde A bendi uyarınca “yaş ağaçları boğmak” (ağaçlara bağlanan koltuk halatı) yasaktır ve idari cezaya neden teşkil etmektedir. Bu konuda idari ceza 2020 yılı için alt sınır 639 TL, üst sınır 5167 TL olarak belirlenmiştir. Ceza uygulaması Orman Rejimi altındaki bölgelerde, Milli Parklar’da ve Muhafaza Ormanları’nda alt sınırın iki katından az olamaz. OGM 2020 Yılı İdari Para Cezalı Tebliği, madde 68, bend 8’de kamu denetçisi alt-üst sınır idari ceza miktarı takdiri şöyle tarif edilmektedir: “…İdari para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur.” 2020 sezonunda ağaçlara koltuk halatı yasağı konusunda ciddi takip var. Zaruri ihtiyaç olmadıkça doğasever denizciler de doğal olarak(!) bu denetimi ve uygulamayı destekliyor.

    Bitmeyen konu; Mavi Kart: Geçtiğimiz ay yeni bir kavram ortaya çıktı: DAU, yani Denizcilik Atıkları Uygulaması. Peki, bu ne demek? Bizim Mavi Kart’a ne oldu?

    Yanıt: Uygulamada hiçbir değişiklik olmadı. Sadece yeni başvuranlara artık bir plastik kart verilmeyecek. Onun yerine her teknenin bir DAU no’su olacak. Eski Mavi Kart’ı olanların no’su da geçerli. Bu numara üstünden atıklarımız bundan böyle DAU sistemine kaydedilecek. Gemi Atık Takip Sistemi (GATS) ve 24 metre altı özel ve profesyonel tekneler için kullanılan Mavi Kart Uygulaması tek sistem üstünde birleştirildi. Hepsi bu. Öte yandan, siyah su atıkları denetimleri konusunda belirsizlik devam ediyor. Hâlâ idari ceza uygulamalarında bir keyfiyet sorunu yaşanma potansiyeli var. Ancak Muğla İdare Mahkemesi ve İzmir Bölge İdare Mahkemesi kararları denizcileri hayli rahatlatmış durumda. (Denizci dostlarımız bu konuda Yacht Türkiye Aralık 2018 tarihli yazımızı inceleyebilir.) SG bot komutanları da mavi yolculuk parkurlarında Mavi Kart konusunda tüm teknelere artık oldukça anlayışlı davranıyorlar. Bölgedeki denizcilerin sorunlarına sağlıklı bir diyalog ile ortak çözümler geliştirilmesi konusunda geçtiğimiz günlerde Akdeniz Bölgesi’ne atanan SG Güney Ege Grup Komutanı Yarbay Oğuz Eryılmaz’ın önemli çaba ve katkıları oldu. Kendisine teşekkür ediyor, yeni görevinde başarılar diliyoruz. Eryılmaz Yarbay’ın yerine atanan Bodrum SG Karakol Komutanı Binbaşı Süleyman Ercan da bölgeyi ve amatör denizcilerin sorunlarını yakından bilen bir yönetici. Hayırlı olsun diyor, yeni görevinde başarılar diliyoruz.

  • Göcek’te tam bir değişim fırtınası

    Göcek’te tam bir değişim fırtınası

    2017 sezonuna adım atarken ilk gezi izlenimlerinde “Gökova’da değişim rüzgârları” başlığını kullanmıştım. Ardından Göcek’te küçük bir gezi yaptık. Burada değişim rüzgârı, fırtınaya dönmüş durumda. Tüm yat mola noktaları baştan aşağı yenilenmiş. Ben biraz eski kafalı, romantik, gülü severken eline diken batmasına aldırış etmeyen bir insanım. Bu tesislerin eski hallerini de çok severdim. Ama restorasyondan geçmiş Göcek Yat Mola Noktaları’nın deniz severlerin -özellikle kadın denizcilerin- büyük beğenisini toplayacağına eminim.

    Haziran başında dört beş gün amatör denizciliğimizin kraliçesi Göcek sularında seyir yaptık. Geçen ay Yacht Türkiye yazımın başlığı “Gökova’da değişim rüzgârları” idi. Göcek’teki değişimi anlatmak için ‘rüzgâr’ sözcüğü az gelir, tam bir ‘fırtına’ söz konusu. Göcek’te mini turumuza Irmak Yachting’in Demir San isimli Bavaria 37 New Cruiser’ıyla çıktık. Geçen yıl lanse edilen iki dümenli yeni nesil bu tekneyi çoktandır test etmek istiyordum. Hem ekonomik olması, hem de kolay kullanılabilirliği nedeniyle 37 feet tekneler özellikle yalnız denizcilerin gözdesi. Bavaria 37 hakkındaki düşüncelerimi de kısaca paylaşacağım. Ama önce… Göcek’te değişim fırtınası… Devamı Temmuz 2017 sayısında.