2020 sezon sloganı: “Denizdeyim, Özgürüm”

2020 sezonuna Göcek’te adım attık. Üç aylık korona tahditleri sonrası deniz harika ama Göcek’te her koy, her kuytu daha haziran başında parsellenmiş. Denize ulaşanlarda sınırsız bir özgür ruh hali var. Nasıl mı? Bir tekneden kasap havası, diğerinden rap, öbüründen Türkçe pop… Limitsiz bir gürültü… Jeneratörler ve bulaşık makineleri alabildiğine çalışıyor… Haziranın ilk günlerinde deniz hâlâ temizdi ama bu tempoyla uzun sürmez, hızla kirlenir! Bu yıl Güney Ege kıyılarımızda denize açılacaklara “Allah kolaylık versin” diyeceğim. Ve Göcek’teki bu “özgürlük âşığı” teknelerin çoğunun temmuzda Hisarönü’ne geçeceğini göz önünde bulundurmakta da fayda var…

2020, deniz yaşamına 3 Haziran’da adım attık. İlk durak sıcak denizleri, sakin havası ve mevsimsel hava sürprizlerine korunaklı sayısız koyuyla ünlü Göcek. Tatlı bir batı rüzgârıyla Marmaris’ten Göcek’e yelkenleri açtık. Üç aylık endişe ve karantina döneminin ardından denizde bir başımıza olmak büyük bir huzur ve mutluluk oldu.

Şimdi bu noktada öykümüze bir ara verelim ve hemen hayaller ile gerçekler arasındaki farka girelim…

Hayaller ya da beklentiler: Kent dışı seyahat kısıtlamaları yeni kalktı. Göcek’e varacağız, aylardır kimse gitmediği için tertemiz sularda, her gün canımızın çektiği eşsiz bir koyda-kuytuda demir atıp, aylardır biriktirdiğimiz stresi atacağız. Göbün, Tersane, Bedri Rahmi, Sarsala gibi yat mola noktalarında; hatta bir iki gün de Fethiye Körfezi içinde güzel yelken yapıp Turunçpınarı’na uğrayacağız. Kumanyamızı da tamı tamına hesaplamışız; 15 günlük yolculuğumuzun dört beş akşamını sakin kıyı tesislerinde, geri kalan günlerini teknemizde geçireceğiz.

Gerçekler: Kapıdağı Yarımadası ile Domuz Adası arasındaki Dargeçit’ten Göcek Körfezi içine girdiğimiz anda, tüm kıyı şeridinin beyaz noktalarla kaplı olduğunu gördük. Büyük çoğunluğu motoryat, belki 1000 tane. Göcek’in bağlama kapasitesi iskeleler dahil 900 civarı. Her şey bir yana, bu kadar tekne ne zaman toparlandı, ne zaman market alışverişi yaptı, ne zaman denize çıktı, ne zaman tüm koyların, tüm kuytuların parselasyonunu yaptı? Kafam karıştı. Anlaşılan biz, şehirlerarası yolculuk kısıtlamalarının kaldırılması için gün sayan şanssız (saf) azınlığın üyeleri olmuşuz.

GÖCEK’TEN İLK İZLENİMLER

İlk gün yol yorgunluğu ile “Burası bugün sakin Ali Abi” diyen Yeşim ve Yıldıray’ın tesisi Tersane Koyu’na gittik. İskele içine aborda olduk. İskele oldukça boştu. Ortam ve deniz gerçekten güzeldi. Yeşim’le biraz sohbet ettik, “Bir aydır belli olmuyor, bazen koy tıka basa doluyor, bazen de bomboş oluyor. Yabancı tekne hiç yok. Bu sezon biraz sıkıntılı geçecek” diyor.

Ertesi gün de kalalım, dedik. Ama… 50 tonluk bir motoryat geldi, bomboş iskelede tam karşımıza bağlandı. İçinde iki çocuklu bir aile. İskeleye yanaşırken izin almadılar. Bütün gece jeneratörlerini çalıştırdılar. Yemeğe de çıkmadılar. O zaman neden iskeleye bağlandılar?

Sabah kalktık jeneratör yine çalışıyor, apar topar bir kahvaltı edip Göcek’in her zaman en ıssız köşelerinden biri olan Kuyrucak (Binlik) Koyu’na geçtik. Biz geçtiğimizde koy sahiden boş, sakin ve deniz harikaydı. Birazdan yanımıza bir yelkenli yanaştı. İçinde altı-yedi genç arkadaş. Tüm öğleden sonra saatlerinde 15 dakika yüksek (yani çok çok yüksek) volümde müzik ve eller havaya modu, 45 dakika denizde çığlık çığlığa su sporları gibi bir ritim içinde eğlendiler.

Akşamüstü diğer yanımıza bir motoryat yanaştı. Birazdan “tısss” diye bir vınlamayla arkasındaki platform denize indi ve buradan hareket eden jetski ile orta yaş üstü fit bir beyefendi önümüzde vızıldamaya başladı. Kardeşim, jetski yapacaksan biraz uzaklaş, doğanın tadını çıkar, di mi? Yooo! Bizim teknenin önünde 8 çiziyor, daireler yapıyor ve biz beşikteki bebek gibi sallanıyoruz.

Neyse yakın teknelerden o akşamın ilerleyen saatlerinde müzik yayını olmadı. Bu öğleden sonra azabı Göcek normallerinde bir hiçmiş, onu da deneyimleyeceğiz!

GÖBÜN

Gürültücü arkadaşlardan biraz uzak kalalım diye, birkaç gün Atbükü’nden Yavansu’ya kadar tüm koyları gezip sakin bir köşe aradık kendimize. Rahat etmek için rüzgâr alan biraz çırpıntılı da olsa yalnız kalabileceğimiz koylarda konakladık.

Sonunda da kendi kendimize “Bari bir Turunçpınarı’na geçelim, iskelesi sessizdir, rüzgâr güneyli, koy sakindir, güzel yemek de yeriz” deyip yelkenleri açmaya hazırlanırken, içime bir kurt düştü. Önce Osman’ın oğlu Deniz Aydın’ı aradım, yanıt vermeyince de Göbün’den Muammer’i. Muammer dedi ki, “Ali Abi sen buraya gel bu gün sakiniz, Turunç da bir türlü açamadı, galiba bu sezon kapalı.”

Haydaaa… Neyse, yapacak şey yok. “Sakin Göbün”e gittik. Yine öğleden sonra ve yine yanımıza ittir kaktır koca bir motoryat yanaştı. İçinde dört zarif küçük hanım, makyaj tazelemekteler. “Vay canına Göbün Restaurant’a herhalde makyajsız inilmiyor artık” diye düşünüyoruz ama… Bu küçük hanımlar, tekne yanaştıktan sonra derhal başüstüne koşup selfie olayına başladılar. Anlaşılan artık Instagram ve benzeri e-mecralarda “Göbün’de olmak” diye bir konu var ve biz bunu yakalayamamışız.

Bu küçük hanımlar Göbün’de yemeğe inmediler. Motoryatın jeneratörü tüm uyarılarımıza rağmen gece yarısına kadar çalıştı, çünkü önce fırında yemek pişti, sonra tabii ki bulaşık makinede yıkanacak… Birkaç uyarıda bulunduk, kibarca itiraz ettik. Ama elektrik şartmış, müşterilerin beklentileri çokmuş, sistem çökermiş…

SAHİLDEN MANZARALAR

Masalar arası mesafe yasal sınırlara göre açılmış. Göbün ahalisi beyaz maskelerle, şikâyet etmeden, masalar arası vızır vızır çalışıyor. Karada yemeğe inen deniz turizmcileri ise genellikle maskesiz. Açıktaki büyücek teknelere böcek, karavida ısmarlayan ahali hayli yoğun. Öğrendiğimize göre bu ilkbaharda Göbün ailesinin mekânı Kapıkargın’da hiç Covid-19 çıkmamış, ama yaz sonu nasıl biter, bir soru işareti…

Neyse, Göbün’de güzel iki gün geçirdik (bu arada iskeledeki teknelerin jeneratörleri de bir türlü susmadı).

Turunçpınarı da bu yıl sahiden kapalıymış. Çevreden öğrendiğimize göre, Osman’ın oğlu Deniz ve ekibi hem korona sıkıntıları hem de mal sahibi Timur Savcı’nın bitmeyen tadilatları nedeniyle bu yıl restoranı açmama kararı vermişler. Dolayısıyla gidemedik, mutlak koruma altındaki Turunçpınarı’nda ne tür bir inşaat faaliyeti sürdüğünü de görememiş olduk. Ama haberler tedirgin edici. Üzülmemek elde değil!

GÖCEK’TEN ACI İZLENİMLER

Göbün çıkışında tüm Göcek Körfezi’ni kuzeyden güneye bir kez daha gezdik. Kıyılar yine beyaz, beyaz, beyaz… Koca koca, bembeyaz tekneler tüm kuytulara iki yandan geniiiiş koltuk halatlarıyla park etmişler. (Bu kuytularda 10 günlük duraklama sınırını kollamakla yükümlü SG bot komutanlarına kolaylıklar diliyorum.)

Bu arada, SG’nin işi sahiden zor. Mesela geçenlerde başka bir körfezimizde bir koyda demirli üç aborda irice teknede gece yarısı partisi düzenlendiği ihbarı gelmiş. Mecbur gelmiş denetim yapmışlar. Ortadaki teknenin 10 metrekarelik flybridge’inde demini tutmuş 20-30 arkadaş dans ediyor. Sosyal mesafe, maske, pandemi hak getire. Bir türlü anlatamamışlar kısıtlamaları. Ceza yazmışlar, ama arkadaşların demlenme seviyesi o kadar güçlü ki, kimse TC kimlik no’sunu bile hatırlamıyor. Dert çok…

Göbün’den çıktık, uzun aramalardan sonra, akşamüstü Bedri Rahmi’de kral mezarlarının köşesinde bir de baktık ki genişçe bir boşluk var. Hemen o köşeye koltuk halatıyla kıçtankara yerleştik.

Bulunduğumuz noktada tek dert, koyda uzun süreli teknelerin kaptanlarının patron transferi, taze ekmek alma, restorandan yemek alma, gazete alma nedeniyle hayli güçlü motora sahip tender’larıyla çılgın bir süratle sağa sola seyahatleri sırasında yarattıkları koca dalgalar.

(Nitekim ayın 21’inde bu motorlardan biri Bedri Rahmi girişindeki adacığa tam yol bindirmiş. Maalesef iki kişi kayalara uçup hastanelik olmuş.)

Sükûnet kısa sürdü. Bir saat geçmeden yanımıza 10’ar metre arayla üç motoryat demirledi. Kıçtankara kıyıya yanaştılar. Bize en yakın pozisyondaki teknenin kaptanı büyük bir rahatlıkla bizim koltuk halatının üstüne kendi 30-40 tonluk teknesinin koltuk halatını kayaya sardırdı. Bizim gariban halat ezildi, ezilecek… Gemiciye “Sabah erken çıkacağız, çapariz olmasın” diye seslendim. “Sıkıntı yok, bakarız” dedi, bir daha da görünmedi.

Aradan yarım saat geçti geçmedi. Birinci motoryatta iki aile ve çocukları var, sanırım çocuklardan birinin doğum günü. Müzik sonuna kadar açıldı. Tepede tüm çocuklar ve büyükler zıplıyor Bilemiyorum, herhalde rap, hip hop filan çalıyor. Derken bir ötesine yerleşen motordaki geçkin yaştaki arkadaşlar eskilerden sazlı sözlü sosyal içerikli bir müzik patlattılar, bir ötesindeki de Alpay, Sezen, Candan karışık bir Türkçe popu sonuna kadar kulağımıza dayadı… Sanırım ancak komşu tekneden daha yüksek ses volümü ile kendi şarkılarını işitebiliyorlar.

Anlayacağınız, Likya kral mezarları altındaki şahane gecenin büyüsü hayal oluverdi. İnanın, motoryat, yelkenli, bir ayrımcılığım yok. Hepimiz denizciyiz ama… Koylarda 50-500 beygirlik dingileri, tender’larıyla tam yol giden; yanaştıkları bir ıssız koyda-iskelede jeneratör çalıştıran, ıssızlığı bozan, sabah gireceğimiz denize bulaşığını boşaltan, koyları-kuytuları parselleyip dingileriyle yaşadıkları kente gidip gelen ve teknelerine yeniden adım attıkları anda “Özgürüm, burada bana kimse karışamaz” ruh haliyle yüksek volümlü müzik saplantısına giren bu arkadaşları, denizcilik örf ve adetleriyle bağdaştırabilmekte zorluk çekiyorum.

Bu insanları, dergi yazar arkadaşım, motoryat ve tekne yaşamı adabı uzmanı sevgili Emir Kunt’a havale etmeyi, onun latif nitelemeleriyle okuyabilmeyi çok isterdim. Maalesef bir kaza geçirdi, bacağını kırdı, şu haliyle Göcek’i göremedi. Onun yerine gördüklerimi ben yazmak zorunda kaldım, bilesiniz.

Ama gördüklerim hiç hoş değil. Büyükşehirdeki evinin balkonunda komşularına yapamayacağı zulmü, 10 metre ötesindeki demirli tekneye reva görenler korona bahanesiyle bu yıl denizlerde terör estirecek gibi görünüyor.

NETİCE VE ÇİFTLİK…

Netice: Havanın biraz güneyli olmasını bekleyip Göcek’ten Marmaris’e doğru yıldırım gibi uzadık.

Korona ile birlikte iklimler de şaşmış, hava esiyor ve esiyor. Bir akşam Marmaris Kumlubük’te alargada kaldıktan sonra batıdan esen sert havanın yarattığı solugana pes edip, Çiftlik Koyu’nda Azmak Restaurant’ın iskele ucuna aborda olduk. Yaşar ve Engin’in işlettiği tesis bu koyda bizim favorimiz. Her zaman güzel deniz ürünleri ve harika bir lezzet. Üstelik iskelemizde tek bir motoryat yok. Jeneratör yok ve müzik de yok. Marmaris Kaymakamı Ertuğ Bey’in denizde müzik yayınını yasaklama çabasının farkı da olabilir…

Gerçekten anlamıyorum, bu gürültüler, tacizler bir deniz cezası mı? Örnek; Göcek Tersane’de, iskeledeyken son derece kibar motoryat kaptanına soruyorum, “Kardeşim bu gürültüye ne zaman son vereceksin?” Diyor ki, “Abi, valla ben de eski yelkenciyim, çok haklısın, ama jeneratörü çalıştırmazsam teknenin sistemi çökecek. Patrona anlatamıyorum. ‘Şu iskeleye yanaşalım, yarın arkadaşlarımız da gelecek, buluşacağız’ dedi. Beni dinlemiyor, anlarsın sen…”

Peki, patron kardeş, o zaman git, tekneni koyun uzak bir köşesine bağla ve jeneratörünü istediğin kadar ve istediğin devirde çalıştır. Ama öyle değil herhalde… Ve sahiden korkuyorum… Bu yıl… Gökova’dan Kekova’ya harika küçük koylarımızın tümünde, galiba korona bahanesiyle bir deniz gürültüsü veya daha net söyleyelim “terörü” olacak!

Anlaşılan o ki, tekneye binen, “Denizdeyim, sonsuz özgürüm!” de diyebiliyor. Üzülmemek elde değil!

SG DENETİMLERİ: SALGIN, AĞAÇLAR VE DAU

Son günlerde denizci gruplarında SG denetimlerine ilişkin sıkça gündeme getirilen bazı sorular var.

En çok merak edilen konu: Salgın kısıtlamaları ne oldu? Pandemi çerçevesinde tekne istiap haddi ne olacak? Yani teknelerde kaç kişi seyir yapabilir?

Yanıt: Ticari teknelerde kısıtlamalar merkezi olarak kaldırıldı, sterilizasyon gibi sağlık önlemleri getirildi. Özel tekneler içinse bu konuda mülki amir karar verici. Ama mavi gezi bölgelerimizde, tüm kısıtlamalara son veren Güllük Limanı haricinde kaymakamlıklardan yeni bir açıklama yapılmadı. Dolayısıyla her bölgede farklı uygulamalar hâlâ sürüyor. Ancak genel teamül “tekne yatak kapasitesi” kadar diyebiliriz. Yine de, seyre başladıktan sonra başınızın derde girmemesi için öncesinde bölgesel uygulama farkları açısından bağlı olduğunuz Liman Başkanlığı ya da SG ile temas kurmanızı öneririm. (Bu arada, SG aynı aile ve çocuklar için genellikle bir limit gözetmiyor.)

Bir diğer yeni konu: SG botlarının özellikle Datça Yarımadası’nda Bencik ve benzeri koylarda ağaçlara koltuk halatı ile bağlanılması durumunda uyguladıkları idari cezalar. İşte bu, 2020’nin önemli bir konusu olacağa benziyor.

Yanıt: Bildiğiniz gibi, 6831 sayılı Orman Kanunu 14’üncü madde A bendi uyarınca “yaş ağaçları boğmak” (ağaçlara bağlanan koltuk halatı) yasaktır ve idari cezaya neden teşkil etmektedir. Bu konuda idari ceza 2020 yılı için alt sınır 639 TL, üst sınır 5167 TL olarak belirlenmiştir. Ceza uygulaması Orman Rejimi altındaki bölgelerde, Milli Parklar’da ve Muhafaza Ormanları’nda alt sınırın iki katından az olamaz. OGM 2020 Yılı İdari Para Cezalı Tebliği, madde 68, bend 8’de kamu denetçisi alt-üst sınır idari ceza miktarı takdiri şöyle tarif edilmektedir: “…İdari para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur.” 2020 sezonunda ağaçlara koltuk halatı yasağı konusunda ciddi takip var. Zaruri ihtiyaç olmadıkça doğasever denizciler de doğal olarak(!) bu denetimi ve uygulamayı destekliyor.

Bitmeyen konu; Mavi Kart: Geçtiğimiz ay yeni bir kavram ortaya çıktı: DAU, yani Denizcilik Atıkları Uygulaması. Peki, bu ne demek? Bizim Mavi Kart’a ne oldu?

Yanıt: Uygulamada hiçbir değişiklik olmadı. Sadece yeni başvuranlara artık bir plastik kart verilmeyecek. Onun yerine her teknenin bir DAU no’su olacak. Eski Mavi Kart’ı olanların no’su da geçerli. Bu numara üstünden atıklarımız bundan böyle DAU sistemine kaydedilecek. Gemi Atık Takip Sistemi (GATS) ve 24 metre altı özel ve profesyonel tekneler için kullanılan Mavi Kart Uygulaması tek sistem üstünde birleştirildi. Hepsi bu. Öte yandan, siyah su atıkları denetimleri konusunda belirsizlik devam ediyor. Hâlâ idari ceza uygulamalarında bir keyfiyet sorunu yaşanma potansiyeli var. Ancak Muğla İdare Mahkemesi ve İzmir Bölge İdare Mahkemesi kararları denizcileri hayli rahatlatmış durumda. (Denizci dostlarımız bu konuda Yacht Türkiye Aralık 2018 tarihli yazımızı inceleyebilir.) SG bot komutanları da mavi yolculuk parkurlarında Mavi Kart konusunda tüm teknelere artık oldukça anlayışlı davranıyorlar. Bölgedeki denizcilerin sorunlarına sağlıklı bir diyalog ile ortak çözümler geliştirilmesi konusunda geçtiğimiz günlerde Akdeniz Bölgesi’ne atanan SG Güney Ege Grup Komutanı Yarbay Oğuz Eryılmaz’ın önemli çaba ve katkıları oldu. Kendisine teşekkür ediyor, yeni görevinde başarılar diliyoruz. Eryılmaz Yarbay’ın yerine atanan Bodrum SG Karakol Komutanı Binbaşı Süleyman Ercan da bölgeyi ve amatör denizcilerin sorunlarını yakından bilen bir yönetici. Hayırlı olsun diyor, yeni görevinde başarılar diliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.