Etiket: Yunan Adaları

  • Güzel ve büyülü – KORFU

    Güzel ve büyülü – KORFU

    Korfu’ya ilk gelişim 2012 yılındaydı. Özel bir uçakla Korfu havalimanına inip oradan 43 metrelik bir motoryata katılmıştım. Pastoral bir rengi vardı adanın. Büyülü, mistik, diğer adalara benzemeyen. Şu anda altın kafese kapatılmış bir kuş gibi, eski fotoğraflarım arasında Korfu’ya bakıyorum. Güzel ve büyülü Korfu’ya…

    Yunanların Kerkyra dedikleri Korfu; Venedikliler, Fransızlar ve İngilizlerin adanın tarihine derin izler bırakmaları nedeniyle, Yunanistan’a hiç benzemeyen bir ada. Kandounia denilen parke taşlı daracık sokaklarında yürürken, başka bir geçmişi fısıldıyor kulaklarınıza. 3 bin yıllık tarihinin silinmez izleri her sarayda, her kalıntıda, her parke taşında görülebiliyor olsa da, Akdeniz adalarının tamamının medeniyetler arasında el değiştiren tarihî keşmekeşinden nasibini alan Korfu’da benim en sevdiğim dönem, Venedik dönemi. Tam olarak 411 yıl, 11 ay ve 11 gün süren Venedik feodalist yönetiminde üç sosyal sınıf varmış. Aristokratlar, vatandaşlar ve yoksullar… O dönem tarım, birçok zeytin ağacının dikilmesiyle gelişmiş, bilim ilerlemiş. Venedik dönemi sanat, müzik kültürü, dil ve benim için en önemlisi olan yeme içme kültürünü Korfu’ya taşıyarak, bu büyülü adanın ruhuna dokunmuş ve bugünkü Corfiot mutfağını ortaya çıkarmış. 

    Çeşit çeşit et ve peynir

    Korfu’nun meşhurları, Akdeniz kıyılarının çoğunda olduğu gibi: Bal ve zeytinyağı. Kurutulmuş ete gelirsek, Numbulo ve Burduni’den bahsedebiliriz. Numbulo, sadece Korfu’da yapılan bir isli domuz salamı. Burduni de domuz kanı, ciğeri, soğan ve baharatlardan yapılma bir sosis cinsi. İngilizlerin black pudding’i gibi. Malum, İngiliz etkisi. Gelelim peynirlere… Feta baş tacı olmak üzere, Yunanistan’ın her yerinde bulunan Manouri (beyaz keçi peyniri), Kefalotiri (en çok makarnaya rendelenen, hani saganaki yapılırken kullanılan sert peynir) ve Tirokafteri (yumuşak ve biberli, ekmeğe sürmek için ideal) peynirleri burada da var. Korfu mutfağında yemek isimlerinin çoğu Latin ya da İtalyan. Yerel tariflerden bazılarından örnek vermek gerekirse; Pastitsada, Avgolemono ve Sofrito ile başlayabiliriz. Sofrito, şarap sosunda beyaz biber ve sarımsakla pişmiş sığır eti. Kısaca yahni! Esasen Sefarat Yahudileriyle İspanya’ya geçen, Levant ve Magrep coğrafyaları, Balkanlar ve Türkiye’ye uzanan bir tarif olan Sofrito, Venedik’ten sekip yol üzerinde Korfu’ya da uğramadan geçmemiş. Hep söylüyorum, yemek kültürü dolaşır; hiçbir yemek tam olarak bir ülkeye ait değildir. Zaten bütün pişirme teknikleri de birbirinin kardeşidir. Sonuçta uzay bilimi değil, alt tarafı yemek. 

    At eti yahnisi

    Mesela Avgolemono. Korfu’da ve başka Yunan topraklarında da yiyebileceğiniz bir yumurta-limon çorbasıdır. Yumurta sarısı ve limon suyunun tavuk suyu ile karıştırılarak yoğunlaştırılması ile yapılır. Bazen içine tavuğun eti de eklenir. Bir şey hatırlatıyor mu? Elbette hatırlatıyor. Bizdeki terbiyeli tavuk suyu çorba. İşte bu içindeki “terbiye” de, Yunan’ın Avgolemono’su. Yalnız sanmayın ki Yunanlar bizden çorba tarifi çalmış. İşte yanılgı da buralarda başlıyor. Aslında bu çorba her yerde! Sefarat Yahudilerinde, Agristada denen çorba, İspanya’ya geçtiklerinde “Salsa Blanco” olmuş yani beyaz sos. İtalya’ya geçince “Bagna Brusca” ya da “Brodo Brusco”, Araplarda ise “Tarbiya” olarak isim bulmuş. Bize gelince de “Terbiye”. Pastitsada ise geleneksel bir Pazar yemeği olarak Korfu’nun en meşhur yemeklerinden biri olmasına rağmen onun da orijini İtalya, Verona. Adı da Pastissada de caval. Cavallo: İtalyanca “at” demek. Yani bir Veronese yemeği olan Pastissada de caval, esasen bir at eti yahnisidir. Theodoric’in zaferinden sonra kral, insanların savaş alanında ölen atların etlerini yemelerine izin vermiş, birkaç gün geçince kötü kokmaya başlayan at etlerini lezzetli hale getirmeden yemek mümkün olmadığından. İtalyanlar da etleri şarap ve baharatlarla lezzetlendirerek pişirmeye girişmişler. Pastissada de caval böyle doğmuş. Yemek tarihinde hep görüldüğü gibi, fakirlik ve savaştan. Yunan Pastitsada’sı ise taze domates, tarçın, soğan, şarap ve baharatlarla pişmiş sığır ya da tavuk etinden yapılıyor ve makarna (pasta) ile servis ediliyor. 

    Çalıntı patatesler

    Mesela Bourdeto. Karşı kıyı Venedik’in etkisiyle et suyu, balık suyu anlamına gelen Brodeto ismiyle Venedikli İtalyanlardan Yunanlara geçmiş bir balık çorbası tarifi. Bir de Bianco var ki, Bourdeto’nun beyazı. Bianco, İtalyanca’da “beyaz” demek. Yemeklerin, içinde domates sosu koymadıkları ya da beyaz şarapla yaptıkları versiyonlarına kısaca “beyaz” der İtalyanlar. Korfu’ya ait Bianco isimli yemek içinse, farklı balıkların beyaz şarap, limon suyu, sarımsak, havuç ve patatesle pişmişi diyebiliriz. Evet patatesle. Oysa patatesin Yunan mutfağına girmesi Avrupa’nın diğer ülkelerinde göre biraz daha geç olmuş. Patates, Yeni Dünya’dan Fransızlar aracılığıyla Avrupa’ya geldiğinde, Avrupa’nın geri kalanıyla birlikte Yunan mutfağına da giriş yapıyormuş ki, Yunanlar nedense patatesi reddetmişler, görmezden gelmişler. Ta ki Korfu’ye gelene dek. Patatesin Yunanlarla yeniden tanışması, ismi Ioannis Kapodistrias olan Korfu kökenli bir Yunan tüccarının Avrupa’dan patates sipariş etmesiyle başlamış. Sipariş, Nafplio Limanına gelmiş ve Ioannis, “hırsızlara göz açtırmayın!” talimatı vererek patates çuvallarının başına silahlı muhafızlar dikmiş. Bu durum karşısında patates çuvallarının içinde değerli bir şey olduğunu düşünen Yunan hırsızları, aynı gece patates çuvallarını çalmış ve patates Yunanistan’a böyle yayılmış. Biz de şimdi balıklı ve patatesli bu Venedik-Yunan yemeği Bianco’yu pişireceğiz ve Kapodistrias’a bir kadeh kaldıracağız!☸

  • Matruşka gibi EGINA ADASI

    Matruşka gibi EGINA ADASI

    Yunan adalarının sadece Mikonos, Santorini gibi popüler adalardan oluştuğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bizim de doğu parçası olduğumuz bu koskoca Ege Denizi, daha önce ismini dahi duymadığınız sessiz sakin ve tatlı Yunan adalarıyla dolu. Bunlardan biri de Egina.

    Geçtiğimiz Akdeniz sezonunun sonunda yoğun bir iş temposundan çıkmış, Atina’da oturuyordum evde öyle, ev derken tekne yani. Biz ekip olarak bu süperyatlara “ev” deriz. Uzun süre içinde yaşayınca haliyle dilimize öyle yapışıyor. Yanlış da sayılmaz, koskocaman yüzen evler kendileri neticede. İşte geçen sezon sonu 60 metrelik yüzen evimde otururken hafta sonu ne yapayım diye düşünüyordum. Paros’a kitesurf yapmaya gideyim desem, feribotla 5 saat! Milos’a mağaralarda yüzmeye gideyim desem, direkt feribot yok; aynı uzun yolculuk. Mikonos’ta sushi desem o da ayrı yorgunluk, uçağa bin, in. Santorini’de gün batımı? Yaptık onu bu sezon zaten! Bu arada kulağa şımarıkça geliyor biliyorum ama ne yapalım bizim hayatımız da hep kıyılarda geçtiğinden bu kısa tatilleri kolayca yapmak bir hayat biçimi haline geliyor artık.

    Baktım bütün popüler destinasyonlar en az 5-6 saatlik yorgun yolculuklar gerektiriyor, ben de yan koya gider gibi en yakın nereye gidebilirim diye araştırdım ve Egina’yı buldum. Ya da diğer bir yazılışıyla Aegina, Türkçede Ecina diye okuyabilirsiniz. Atina’nın hemen hemen karşısına denk gelen küçücük ve tatlı bir Yunan adası.  Atina’ya 17 mil, feribotla 40 dakika mesafede. İstanbul’dan adalara gitmek gibi bir his. Zaten Atinalılar da aynısını yapıyorlar.

    Son derece mütevazı, ucuz, sevimli, yeşil bir ada Egina. O yüzden de Atinalıların hafta sonu kaçamağı tercihlerden biri. Adanın feribotla yanaştığınız merkezi, her Yunan adasında olduğu gibi hediyelik eşya dükkânları, kafe, bar ve restoranlar ile hareketli olan bölümü. Benim yaptığım gibi bir motosiklet ya da bir araba kiralayarak adanın 20 dakika mesafede bulunan Perdika kentine vardığınızda sizi daha da sevimli cafe bar ve restoranlar karşılıyor. Minicik bir koy burası. Bana biraz Bozburun hissi de verdi. İşin ilginç yanı, bir adaya gidip bir başka adayı ziyaret edebilmeniz. Matruşka gibi, ada içinde ada yani. Ne demek bu? İşte Egina’ya gelip, Perdika kentinden kalkan mini bir tekne ile kendinizi Mina Adası’nda bulacaksınız. Burada yerleşim yok. Tavşan Adası gibi küçücük bir yer zaten. Tavşanlar var mı bilmiyorum ama tavus kuşları vardı. Neredeyse Karayipler’i aratmayan berrak mı berrak bir koy, koyda bir küçük işletme. Karayipler demişken tam da o günlerde Karayip Adaları’nda tarihin kaydettiği en güçlü kasırga Irma gerçekleşmiş ve üzücü bir sonuçla kuzey adaları yerle bir etmişti.

    Mina Adası’ndaki bu berrak koyda tam da ben oradayken Yunan müziği çalmayıp Reggae çalmayı tercih etmeleri yüzünden kendimi hakikaten bir Karayip Adası’nda hissedip soğuk mu soğuk bir Pina Colada ısmarlayarak ve Karayipler’de geçmiş olan tüm güzel günlerim ve anılarım şerefine kadeh kaldırarak günü tamamladım. ☸

  • Zamanın  durduğu ada HALKİ

    Zamanın durduğu ada HALKİ

    Halki zamanın durduğu harika bir Ege adası. Sanki Cittaslow (Sakin Şehir) kavramı bu limanda doğmuş gibi. Araba, scooter, karbon monoksit yok. Her yere yürümek zorundasınız. Ama yürüyerek gideceğiniz yerler de zaten 15 dakika mesafede. Lüks, marka, şatafat yok. İtalyan pizzacısı, Fransız bistrosu yok. Duty-free yok. Dev motoryatların bağlanıp jeneratörlerini çalıştırabileceği dev iskeleler, rıhtımlar yok… Harika… Tam her şeyi unutup dinlenmelik bir ada!

    Bir arkadaşımız davet etti. Biz de Ramazan Bayramı izdihamı başlamadan bir Hisarönü-12 Adalar gezisi yapalım dedik.  İki alternatif rotamız var: Rüzgâra göre ya Bozburun’dan çıkıp batıya korsanların adası Astifalya’ya ya da güneye zamanın durduğu ada Halki’ye kadar gideceğiz. Ya da ikisine birden…  16 Haziran sabahı hava tahminlerine baktık. Ertesi akşam Gündönümü Fırtınası başlıyor ve rüzgâr iki buçuk gün boyunca esiyor ve durmaksızın esiyor. Kos-Astifalya arasındaki koridor kıpkırmızı… Neden kendimizi zora sokalım? Simi’den giriş yapıp ertesi gün hemen Halki’nin yolunu tuttuk. Ertesi gün sert rüzgâr bizimle birlikte Halki’ye kadar ulaştı. Ve üç gün boyunca esti durdu. Biz de üç gün boyunca tembellik yapıp Halki’de kaldık. İyi de oldu. Zaten minicik ada, her köşesini gezdik. Devamı Ağustos 2017 sayımızda…