Matruşka gibi EGINA ADASI

Yunan adalarının sadece Mikonos, Santorini gibi popüler adalardan oluştuğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bizim de doğu parçası olduğumuz bu koskoca Ege Denizi, daha önce ismini dahi duymadığınız sessiz sakin ve tatlı Yunan adalarıyla dolu. Bunlardan biri de Egina.

Geçtiğimiz Akdeniz sezonunun sonunda yoğun bir iş temposundan çıkmış, Atina’da oturuyordum evde öyle, ev derken tekne yani. Biz ekip olarak bu süperyatlara “ev” deriz. Uzun süre içinde yaşayınca haliyle dilimize öyle yapışıyor. Yanlış da sayılmaz, koskocaman yüzen evler kendileri neticede. İşte geçen sezon sonu 60 metrelik yüzen evimde otururken hafta sonu ne yapayım diye düşünüyordum. Paros’a kitesurf yapmaya gideyim desem, feribotla 5 saat! Milos’a mağaralarda yüzmeye gideyim desem, direkt feribot yok; aynı uzun yolculuk. Mikonos’ta sushi desem o da ayrı yorgunluk, uçağa bin, in. Santorini’de gün batımı? Yaptık onu bu sezon zaten! Bu arada kulağa şımarıkça geliyor biliyorum ama ne yapalım bizim hayatımız da hep kıyılarda geçtiğinden bu kısa tatilleri kolayca yapmak bir hayat biçimi haline geliyor artık.

Baktım bütün popüler destinasyonlar en az 5-6 saatlik yorgun yolculuklar gerektiriyor, ben de yan koya gider gibi en yakın nereye gidebilirim diye araştırdım ve Egina’yı buldum. Ya da diğer bir yazılışıyla Aegina, Türkçede Ecina diye okuyabilirsiniz. Atina’nın hemen hemen karşısına denk gelen küçücük ve tatlı bir Yunan adası.  Atina’ya 17 mil, feribotla 40 dakika mesafede. İstanbul’dan adalara gitmek gibi bir his. Zaten Atinalılar da aynısını yapıyorlar.

Son derece mütevazı, ucuz, sevimli, yeşil bir ada Egina. O yüzden de Atinalıların hafta sonu kaçamağı tercihlerden biri. Adanın feribotla yanaştığınız merkezi, her Yunan adasında olduğu gibi hediyelik eşya dükkânları, kafe, bar ve restoranlar ile hareketli olan bölümü. Benim yaptığım gibi bir motosiklet ya da bir araba kiralayarak adanın 20 dakika mesafede bulunan Perdika kentine vardığınızda sizi daha da sevimli cafe bar ve restoranlar karşılıyor. Minicik bir koy burası. Bana biraz Bozburun hissi de verdi. İşin ilginç yanı, bir adaya gidip bir başka adayı ziyaret edebilmeniz. Matruşka gibi, ada içinde ada yani. Ne demek bu? İşte Egina’ya gelip, Perdika kentinden kalkan mini bir tekne ile kendinizi Mina Adası’nda bulacaksınız. Burada yerleşim yok. Tavşan Adası gibi küçücük bir yer zaten. Tavşanlar var mı bilmiyorum ama tavus kuşları vardı. Neredeyse Karayipler’i aratmayan berrak mı berrak bir koy, koyda bir küçük işletme. Karayipler demişken tam da o günlerde Karayip Adaları’nda tarihin kaydettiği en güçlü kasırga Irma gerçekleşmiş ve üzücü bir sonuçla kuzey adaları yerle bir etmişti.

Mina Adası’ndaki bu berrak koyda tam da ben oradayken Yunan müziği çalmayıp Reggae çalmayı tercih etmeleri yüzünden kendimi hakikaten bir Karayip Adası’nda hissedip soğuk mu soğuk bir Pina Colada ısmarlayarak ve Karayipler’de geçmiş olan tüm güzel günlerim ve anılarım şerefine kadeh kaldırarak günü tamamladım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.