Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • O Nasıl Bir Motor Sesi | Mercedes GLC 63 S E Performance Coupe 2 İle Üst Düzey Performans

    SUV’ler artık hayatımızın önemli bir parçası. Ülkemizde bile satış listelerinin tepesinde olan bu modeller, artık kendi içerisinde de farklılaşabiliyor. Mercedes-AMG de “coupe” olarak adlandırdığı GLC ikizleri 63 ve 43 özel bir seri olarak çıktı. Bugün ise bizim yanımızda GLC 63’ün Plug-in Hybrid modeli var. Bu otomobil SUV olarak lanse ediliyor. Ama o bir Coupe aslında. Çünkü gördüğümüz formu bu şekilde. Ama ben arkadan baktığımda fastback bir otomobilede benzetiyorum. Dev gibi bir cüssesi var. Önden baktığınızda farlar, ızgaralar tam bir Mercedes. Otomobil editörümüz Murat Öksüz inceledi.

  • BMW 120 M Sport | Premium Tasarım Detayları Üst Düzey Konfor İle Birleşiyor

    Yeni BMW 120’nin 1.5 litre hacmindeki mild hybrid-benzinli motoru, 170 beygir güç ve 280 Nm maksimum tork ile 0’dan 100 km/s hıza sadece 7.8 Saniyede ulaşıyor. Yüksek performanslı mild hybrid-benzinli motoru ile BMW’nin geleneksel saf sürüş keyfini kompakt sınıfta sunmaya devam eden Yeni BMW 120, 100 km’de ortalama 5.3 – 6 litre yakıt tüketimiyle üstün ve ekonomik bir performans sunuyor. Biz şehir içinde 7.5 litreye kadar çıktık ama otoyolda 5.7 litre rakamı da gördük. Tasarım detayları arasında yer alan, göz alıcı 4 segmentli LED gündüz aydınlatmaları ile dikey ve yatay çıtalara sahip yeni BMW Böbrek Izgaraları, 120’nin ön görünümünü tamamlıyor. 120, 19 inç boyutuna varan jant seçenekleriyle daha güçlü bir duruş sergilerken isteğe göre sunulan siyah tavan rengiyle de ayrışıyor. Mesela bu mat mavi çok göz alıcı. Yeniden tasarlanan stopları ve parlak siyah difüzöre sahip arka tamponun yanı sıra, M Sport tasarıma özgü dikey reflektörler ise araca genç ve dinamik bir hava vermiş. Otomobil editörü Murat Öksüz sizin için inceledi.

  • Nolan Ordu’ya mı geliyor?

    Nolan Ordu’ya mı geliyor?

    Christopher Nolan’ın 2026’da vizyona girmesi planlanan Odyssey filmiyle ilgili heyecan verici iddialar ortaya çıktı. Söylentilere göre, filmin bazı sahneleri benim de doğup büyüdüğüm şehir olan Ordu’nun Yason Yarımadası’nda çekilecek. 

    Bugünlerde Ordu’da büyük bir heyecan yaşanıyor. İsmini Antik Yunan mitolojisinden alan Ordu’ya bağlı Yason Yarımadası, Altın Post Efsanesi’yle bağlantılı bir bölge olmasıyla dikkat çekiyor. Christopher Nolan gibi büyük bir yönetmenin birçok güzel anımın olduğu bu tarihi mekânda çekim yapacağı iddiası bile sinema dünyasında ve Ordu’da büyük bir heyecan yaratıyor. (Yason Burnu’nun henüz bozulmamış halini sayfadaki fotoğrafta bulabilirsiniz. 2014 yılında drone ile Yason’un ilk fotoğrafını çekmiştim.)

    Nolan’ın beklenen yeni sinema filmi Odyssey, yeni IMAX film teknolojisiyle çekilen bir yapım olacak. Sinemaya sadece IMAX teknolojisiyle izlenebilecek filmler için giden biri olarak, bu beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Çünkü geleneksel sinema salonları, yenilenmeyen teknolojileriyle artık tatmin edici bir deneyim sunmuyor. Oysa IMAX, VR başlıklarıyla deneyimlediğim büyük ekran hissine en yakın sinema teknolojisi. Hatta IMAX’i uçakta bile kullanabildiğimi daha önce anlatmıştım.

    Tüm bunlar beni yeniden Inception’a götürdü. Gerçeklik ve bilinç ilişkisini sorgulayan bu efsane film günümüz teknolojisinin ulaştığı noktayı düşündüğümüzde daha da anlam kazanıyor. Zihinle kontrol edilen dünyalar, zihin hacklenmesi, teleportasyon ve Metaverse ile zihinsel etkileşim gibi konular artık yalnızca bilimkurgu değil, üzerine ciddi şekilde çalışılan gerçek projeler. Bu yüzden, bu ayki yazımda insan ve teknoloji arasındaki bu en son sınırı keşfetmeye karar verdim.

    ZİHİNLE KONTROL EDİLEN DÜNYALAR: 

    2025’TE İNSAN VE TEKNOLOJİ ARASINDAKİ SON BARİYER

    “Gerçekten uyandığımızdan nasıl emin olabiliriz?”

    Inception (2010)

    Inception filmi, rüya içinde rüya kavramıyla insan zihninin derinliklerini keşfeden bir başyapıttı. Filmde, bilinçaltına girilerek anılar değiştiriliyor, fikirler ekiliyor ve insanlar kendi gerçekliklerinden şüphe etmeye başlıyordu. O gün, bunun yalnızca bir bilimkurgu olduğunu düşündük. Ancak bugün, beyin-bilgisayar arayüzleri (BCI) ve nöroteknoloji sayesinde, zihnimiz ile makineler arasındaki sınır hızla yok oluyor.

    2025’te teknoloji, artık sadece dokunduğumuz veya sesle kontrol ettiğimiz bir şey olmaktan çıkıyor. Düşünerek yazı yazabiliyor, protezleri hareket ettirebiliyor, oyun oynayabiliyor ve hatta sanal dünyaları yalnızca zihin gücüyle keşfedebiliyoruz artık. Peki, bu bizi nereye götürecek?

    1. Beyinle Kontrol Edilen Teknolojilerin Doğuşu

    Elon Musk’ın Neuralink projesi ve benzeri girişimler, beyinle kontrol edilen cihazlar fikrini laboratuvarlardan çıkarıp gerçeğe dönüştürüyor. İlk başta felçli hastalar için geliştirilen bu teknoloji, şimdiden beyin dalgalarıyla yazı yazma, el-kol protezlerini kontrol etme gibi yeteneklere sahip. Ancak bu yalnızca bir başlangıç…

    2025 ve sonrasında:

    • Zihinle çalışan dijital asistanlar hayatımıza girecek. Bir düşünceyle mesaj yazacak, telefon çağrılarını yönlendireceğiz.

    • Beyin kontrollü arayüzler, klavye ve mouse’u tarihe gömecek.

    • Duygusal BCI sistemleri, ruh halimizi analiz edip müzik listelerimizi otomatik ayarlayacak, dijital asistanlar konuşma tarzını ruh halimize göre değiştirecek.

    2. Metaverse’te Zihinle Hareket Etmek: Matrix’e Bir Adım Daha Yakın mı?

    Bugün VR başlıklarıyla Metaverse dünyalarını deneyimliyoruz. Ancak bu cihazların yerini, beyin dalgalarımızı okuyan arayüzler aldığında, sadece düşünerek avatarımızı hareket ettirebileceğiz. Bir oyun düşünün: Kılıcınızı çekmek için elinizi kaldırmanıza gerek yok, saldırı yapmayı düşünmeniz yeterli.

    Meta, Apple ve diğer büyük teknoloji şirketleri, beyinle kontrol edilen sanal dünyalar üzerinde büyük yatırımlar yapıyor. Hedef, “plug and play” bir deneyim yaratmak. Yani VR başlığı takmadan, yalnızca düşünerek sanal dünyalara giriş yapabileceğiz. Peki, gerçek ile sanalı ayıran sınır tamamen silinirse ne olacak? Inception’daki gibi, insanlar gerçekliği unutmaya başlayabilir mi?

    3. Düşünceyle Yazı Yazmak ve Bilgi Paylaflşımı: Dijital Telepati Çağı Başlıyor

    2025 itibarıyla, beyin-bilgisayar arayüzleri yalnızca cihazları kontrol etmekle kalmayacak, aynı zamanda zihinlerimiz arasında veri aktarımına da olanak tanıyacak. Bir düşünceyle e-posta gönderebileceğinizi, zihninizde bir kelimeyi hayal ettiğiniz anda onun ekrana yansıdığını düşünün.

    Facebook’un çatı şirketi olan Meta, birkaç yıl önce beyin dalgalarıyla yazı yazma üzerine çalışmalara başlamıştı. Bugün bu teknolojinin, nörolojik hastalıklara sahip bireylerin iletişim kurmasını sağlamak dışında, telepati benzeri iletişim biçimlerine dönüşme potansiyeli var. Bilgi artık yalnızca öğrenilerek değil, doğrudan zihinden zihne aktarılabilecek mi? Eğer bu gerçekleşirse, insanlık için yepyeni bir bilgi devrimi doğabilir.

    4. Zihnin Hacklenme Tehlikesi: Kendi Bilinçaltımıza Karşı Savunmasız mıyız?

    İnternet çağında siber güvenlik, kişisel bilgilerin çalınmasını önleme mücadelesine dönüşmüştü. Ancak, eğer beynimize doğrudan bağlanan cihazlar yaygınlaşırsa, zihinlerimiz de hacklenebilir mi?

    Beyin-bilgisayar arayüzleri, insan düşüncelerini okuyup analiz edebilir hale geldiğinde:

    • Reklam şirketleri bilinçaltımızı manipüle edebilir mi?

    • Siber saldırganlar düşüncelerimizi değiştirebilir mi?

    • Devletler insanların kararlarını etkilemek için nöro-teknolojik müdahalelerde bulunabilir mi?

    Bunlar Black Mirror senaryoları gibi görünse de beyin implantları ve nöroteknoloji yaygınlaştıkça, etik tartışmalar da beraberinde gelecek.

    5. Teknolojinin Son Sınırı: Bilincin Dijitalleşmesi ve Sonsuz Yaşam

    Beyinle çalışan teknolojiler yalnızca fiziksel dünyada değil, aynı zamanda ölümsüzlük fikrini de gündeme getiriyor. Zihnimizdeki anılar, düşünceler ve duygular buluta yedeklenebilir mi? Eğer bu mümkün olursa:

    • İnsanlar bedenlerini terk edip dijital avatarlar olarak mı yaşayacak?

    • “Dijital ölümsüzlük”, ölen kişilerin düşüncelerinin yapay zekalar tarafından devam ettirilmesini sağlayabilir mi?

    Bunu bir bilimkurgu olarak düşünebilirsiniz. Ancak Elon Musk, Mark Zuckerberg ve Jeff Bezos gibi isimler, insan bilincinin dijital ortama aktarılmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Hâlihazırda ben de böyle bir projenin üzerinde çalışıyorum.

    Eğer bir gün, zihnimizi bir makineye aktarabilirsek, hangi bedenin bizim gerçek bedenimiz olduğunu bilebilecek miyiz?

    SONUÇ: YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE MİYİZ?

    Teknoloji tarihine baktığımızda, her büyük yeniliğin önce “çılgın bir fikir” olarak algılandığını görüyoruz. İnternet, akıllı telefonlar, yapay zekâ ve Metaverse… Şimdi sıra beyinle kontrol edilen dünyalara geliyor.

    Inception’daki gibi, gerçek ve sanal arasındaki fark giderek bulanıklaşıyor. Eğer gelecekte beynimizle internete bağlanabilecek, düşüncelerimizi paylaşabilecek ve sanal dünyalarda bilinçli olarak dolaşabileceksek, bu yeni dünyanın mimarları kim olacak? Ve en önemlisi, gerçekten uyandığımızdan nasıl emin olacağız? ☸

  • YAT SÖRVEYİ-2 Materyal ve Korozyon

    YAT SÖRVEYİ-2 Materyal ve Korozyon

    Önceki yazıda yat sörveyi konusuna bir giriş yapıp İngiltere merkezli International Institute of Marine Surveying (IIMS) tarafından düzenlenen Yacht and Small Craft eğitimine dair genel bilgiler ve ilk eğitim modülünün özetini paylaşmıştım. Bu yazıda tekne incelemelerinde en önemli konulardan biri olan Materyal ve Korozyon konusuna değineceğim. 

    IIMS tarafından düzenlenen sörvey eğitiminin zorunlu modüllerinden olan Materyal ve Korozyon modülü, aslında daha çok metal teknelere ve metal eçhizeye odaklı konuları içeriyor. Glass Reinforced Plastic (GRP-Fiberglas) ve ahşap tekneler, ayrı birer modülle işlendiğinden bu modülde kısaca değinilerek geçiliyor. Aslında şu an tekne yapım materyali olarak en yaygın kullanılan malzeme fiberglas olarak bildiğimiz kumaşların reçine ile bir arada tutulmasıyla oluşan GRP. Bununla ilgili daha önce bir yazı yazmıştım. GRP teknelerdeki incelemeler konusunu ayrı bir yazıda ayrıntılarıyla kaleme alacağım. Tekne yapımında ayrıca beton, plastik ve ahşap da kullanılıyor. Plastiği kano, deniz bisikleti gibi biraz daha basit üretimler için kullanıldığından, beton ve ahşabı da özel bir inceleme alanı olup henüz yeteri kadar tecrübem/bilgim olmadığından bu yazıda kapsam dışında bırakıyorum. Yine 3D yazıcı ile tekne yapımı da henüz kapsamlı şekilde uygulamaya konmadığından bu yazıda bahsetmeyeceğim. Bu konuya yönelik inceleme yapıp özel bir yazı kaleme almayı planlıyorum.

    EN ZOR MODÜL

    Eğitime devam eden diğer sörveyör arkadaşlarımla hâlâ görüşüyoruz; bu modül, uzak ara en zor modül olarak herkesin başını ağrıtıyor. Modülde materyal bilgisi, maddenin temeli olan atom ve moleküller ile bunların ilişkisinden başlayarak işleniyor. Metal ile diğer maddelerin en temel yapısal farklılıkları, atomik bağlar, moleküler dizilim, metallerin parçacık dizilimi nedeniyle farklılıkları gibi bilgilerin ardından bu parçacık dizilimini değiştiren metal işleme metotlarından bahsediliyor.

    Bilindiği üzere insanoğlu metal ürünlerle ilişkisine ilk olarak en basit, en yumuşak metal olan bakırı kullanarak başladı (burada altın ve gümüşü konunun dışında bırakıyorum). Sonra Tunç Çağı ve nihayet Demir Çağı geldi. Aslında ilgililere bu konuları çok güzel anlatan Terry Breverton’ın Encyclopedia of Inventions adlı kitabını tavsiye ederim. Breverton, benim daha önce deniz efsaneleri ve korsanlar ile ilgili yazdığım yazılarda temel kaynak olarak kullandığım ilginç bir yazar. Kitaplarında işlediği efsaneler ve tarihi bilgileri elimden geldiğince farklı kaynaklardan teyit ederek yazılarıma aktardım, doğru bilgiler verdiğini gördüğüm bir araştırmacı. Bu kitabında da insanlık tarihinin ilk buluşu olan taş alet kullanımından günümüzdeki süper işlemcilere tüm icatlar tarihini sıralıyor. 

    Metallerin insanoğlu tarafından kullanımına dair bilgileri Breverton’a atıf yapıp atlattıktan sonra öncelikle metal ürünlerin sağlamlığının kaynağı olarak öne sürebileceğimiz atomik bağ yapısından bahsedelim. Metal maddelerde atomlar arasında çok kuvvetli metalik bağlar oluşuyor, atomlar bu bağlar ile birbirine ilişiklenmiş olarak sıkı ve simetrik bir dizilimde yer alıyor. Hatta bu dizilim küp ya da prizma şeklinde yapılar ile gerçekleşiyor da o kadarına girmeyelim. Atomların sıkı dizilimi, atomların en dış yörüngelerde bulunan elektronların serbest halde yapı içerisinde dolaşmasından, bu şekilde atom çekirdeklerinin birbirine daha yakın bulunmasından kaynaklanıyor. Zaten metal ürünlerin elektrik geçirgenliğini veya ısı iletkenliğini de bu dış yörünge elektronlarının serbest oluşu sağlıyor. Bu yapıda minik bozulmalar olabiliyor, bu bozulmalar da metallerin sıcak işleme, soğuk işleme, dövme gibi işlemlerden geçirilmesiyle düzeltiliyor.

    Şimdi skobumuzu biraz genişletip zerre düzeyine çıkalım. Metallerin yapısında gözle görülen en küçük parçalar zerre (grain) olarak adlandırılıyor ve bu zerreler metalin yukarıda belirtildiği şekilde ‘işlenmesi’ ve/veya başka maddelerle karıştırılması ile kullanım için daha uygun özelliklere ulaştırabiliyor. Metallerin anlamlı ve işe yarar kullanımı ile ilgili en çok başvurulan birleştirme yöntemi onları eritip karıştırmak yani alaşım elde etmek. En çok bilinenlere paslanmaz çelik, pirinç, bronz örnek verilebilir. En basit halleriyle paslanmaz çelik demir ile kromdan, pirinç bakır ile çinkodan, bronz ise bakır ile kalaydan oluşuyor. 

    TEKNELERDE KULLANILAN ALAŞIMLAR

    Şimdi teknelerde kullanılan çeşitli alaşımlara biraz değinelim. 

    Demir, dünyada en çok bulunan dördüncü element. Toprakla karışık halde cevher adı verilen bir formda bulunuyor ve içerisindeki kirleticilerin (karbon, sülfür, azot, silikon vb) eritme-soğutma-dövme-sıkıştırma işlemlerini belirli sıralarla uygulayarak arındırılmasıyla çelik elde ediliyor. Bu işlenme metotlarıyla demirin sertleşmesi, sıkılaşması, daha işlenebilir hale gelmesi sağlanıyor. Çeliğin daha özellikli bir hale, örneğin paslanmaz hale gelebilmesi için karışımın içine krom, nikel, manganez, vanadyum gibi maddeler ekleniyor. Günümüzde farklı kullanım alanları için çeşit çeşit çelik üretiliyor. Bu çeşitlilik birçok yerde kayıt altına bile alınamadan gelişmiş. Ancak konuya ciddi yaklaşan ABD gibi ülkeler çelik üretimini kurallara bağlayarak sınıflandırmış, içeriğindeki maddelerin yüzdeleriyle kodlamış. Örnek olarak teknelerde koç boynuzu ya da bağlantı elemanı (somun, vida, yüksük) olarak 316 koduyla bilinen paslanmaz çeliğin kullanılması ideal. 316’nın da çeşitleri var, mesela içine biraz titanyum atılarak 316Ti oluşturuluyor.

    Denizcilikte kullanılan diğer bir metal olan bakır, aslında kendi başına ahşap tekne yapımında binyıllardır kullanımda. Ahşap teknelerde birleştirici çiviler bu materyalden yapılagelmiş. Ayrıca geçmişte karinanın bakırla kaplanması ile böceklenmenin önüne geçilmiş. Günümüzde de zehirli boya içeriği olarak kullanılıyor, hatta yasak olsa da çoğu uygulayıcı zehirli boyanın içine bakır tozu ekliyor. Bakırın ana maddesi olduğu pirinç ve bronz, çelik örneğinde olduğu gibi farklı kullanım alanları ve farklı özellikler için değişik maddeler içerebiliyor. 

    Bunlar dışında bakır-nikel, alüminyum alaşımlar ve titanyum alaşımlar da çeşitli amaçlarla kullanılıyor. Mesela titanyum nitrit, çok pahalı ama özellikle eski ahşap teknelerin güvertesinde fener ve kampana gibi materyal için kullanılan pırıl pırıl parlayan ve bakım gerektirmeyen bir materyal. Yolu Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu’ndan geçip günde bir saat ‘kampana parlatma nöbeti’ni hatırlayanlara selam olsun.

    STRES

    Eskiler “duvarı nem yiğidi gam yıkar” derler. Eğitimde materyal konusunun bu kadar ayrıntılı işlenmesinin yanında materyalin bozunmasına neden olan etmenlerden olan stres çeşitleri de yine ayrıntılı şekilde ele alınıyor. Materyal yorgunluğuna ya da materyal bütünlüğünün bozulmasına neden olarak hemen her çeşit üründe onarım/servis gerektiren bir etmen olan stres, ayrıntılı şekilde incelenerek sörvey raporu için temel bilgi olarak kullanılıyor. Özellikle ülkemizde sigorta eksperlerinin inceleme alanı olarak gördüğümüz bu konu, kırılan bir eçhizenin anlık stresten mi (çatma, çatışma, karaya oturma, vb) yoksa materyal yorgunluğundan mı oluştuğu bilgisine ulaşmayı sağlıyor.

    Bu kadar ayrıntıyla işlenen materyal konusunun sörveyör için önemli olan tarafı teknenin gövde, güverte, arma ya da başka yerlerinde kullanılan çeşitli materyalin en doğru şekilde incelenmesi için yeteri kadar bilgi ile donanmak. Hangi materyalin hangi teknik ve cihaz ile inceleneceği, inceleme sonuçlarının nasıl raporlanacağı çok önemli. Materyal çok önemli çünkü sörvey esnasında fark edilmemiş bir belirtinin tekne satın alındıktan sonra yaratacağı herhangi bir sıkıntı sörveyör’e yol-su-elektrik olarak dönebilir. 

    KOROZYON

    Materyal ve Korozyon modülünün ikinci kısmı olan korozyon, stres çeşitlerinin etkisinden bağımsız olarak her çeşit materyalin kendine has özelliklerinden kaynaklanan ve/veya başka materyal ile etkileşimle oluşan çeşitli bozunmalar olarak tanımlanıyor. Yukarıda kısaca bahsedilen materyal bilgileri sörveyörün teknede korozyon konusunda gerçekleştireceği kontroller için de gerekli.

    Önce çelik korozyonundan bahsedelim. Çeliğin korozyondan korunması için yüzeyinde doğal olarak sarımsı renkli bir demiroksit tabaka oluşuyor. Biz buna genel olarak pas adını veriyoruz. Aslında materyalin kendini korozyondan koruma yolu olan bu tabaka yerine metalin yüzeyi iyice temizlenip astar ve sonra da boya uygulanıyor. Sonuçta astar ve boya uygulanması da demiroksit oluşumu da metalin oksijenle bağlantısını kesip onu korozyondan koruyor. İngilizce rust olarak ifade edilen pas ise, metalin oksijenle bozunup katman katman şişip parçalanması. Bu durum her çeşit metal gövdeli deniz aracında sürekli bir mücadele konusu. Paslı yüzeyin temizlenip atılması ile incelen metal, bulunduğu bölgede görevini yerine getirecek gücü yitirirse ileride sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle özellikle çelik teknenin gövdesinde ultrason ile kalınlık ölçümü önemli. Bir de çelik teknelerde galvaniz korozyon ile su kesiminin altında oluşacak materyal erimesinin önlenmesi için tutyaların bulunması gerekiyor. Bu tutyaların elektrik iletimi ve bulundukları yerde erime miktarı (çok erirse değişim, hiç erimemişse çalışmadığı düşünülerek değişim) da rapora eklenmesi gereken konular olur. Gövdede oluşan pittingler yani küçük lokal pas parçacıklarının atılmasıyla oluşan boşluklar gövdenin inşa sürecinde hesap edilen gücünü azaltacağı için ebatları ve sayılarıyla kayıt altına alınarak gövdede saç değişimi gerekliliği ortaya konuyor. Normalde bu şekilde güçsüzleşmiş bir alanın kesilip çıkarılarak yeni bir parçanın o boşluğa ‘alıştırılarak’ kaynaklanması gerekiyor. Ancak bazı onarımcılar kesip çıkarma yapmadan zayıf bölgeye patch adı verilen bir parçayı kaynaklanıp bırakabiliyor. Bu şekilde sorunun ortadan kalkmasına değil aşağı itilmesine neden olunuyor. Bu şekilde gerçekleşmiş onarımların tespit edilip gelecekte yaratabileceği sorunlarla raporlanması gerekiyor. Genelde GRP teknelerin sörveyini yaptığımdan benim kontrol ettiğim çelik parçalar makinenin zemine oturtulduğu ayaklar, genel olarak makine bloğu, özellikle dıştan takma makinelerin kıç aynalığa irtibatlanmasında kullanılan saplamalar, yelkenlilerde salma saplamaları ve puntel-koç boynuzu gibi güverte aksamları. Bunları incelemek için en iyi yöntemlerden biri güçlü bir mıknatıs ile dokunmak. Gerçekten paslanmaz olan çelik mıknatısı az tutuyor, paslanmaz özelliği olmayan ise yapışıyor mıknatısa. Özellikle irtibat elemanlarında somun ya da yüksüklerin paslanmaz olmaması çok karşılaştığım bir durum.

    Pirinç materyal genelde pervane, şaft gibi suyla temas eden parçalar ya da kampana gibi güverte aksamı için kullanılıyor. Pirinç içerisinde bulunan çinko, galvaniz korozyonla erimeye yatkın olduğundan bu materyalin su altı kullanımı tutya adı verilen malzeme ile mümkün. Tutyalar, pirinçte korozyona neden olan galvaniz sürecinde anot rolü üstlenerek kendini feda edip eriyor ve pirinç yapının içindeki çinkonun erimesini engelliyor. Pervane ya da şaftın tutyalarının yeri ve durumu incelenip rapor ediliyor. Çinkosu erimiş bir pervane hem pembe renginden hem de çekiçle vurulduğunda teneke gibi gelen sesinden anlaşılıyor, ayrıca pervane kanatlarının et kalınlığı ölçülüp rapora ekleniyor.

    Alüminyum korozyonu ise kendini beyaz bir toz gibi gösteriyor. Alüminyum direğin üzerine yerleştirilen paslanmaz çelik aksamlar alüminyumun korozyona uğramasına neden olur. Bu nedenle arada mutlaka iki metalin etkileşimini engelleyen tamponlar bulunması gerekiyor. Alüminyum gövdeli teknelerde galvanik korozyon çok şiddetli olduğundan teknenin referans elektrodu ile incelenmesi de gerekiyor. 

    Tüm bu konular sonuçta bir yere ulaşıyor: Sörvey raporu. Sörvey raporunun içerisinde ‘tekne iyi durumdadır’ gibi genel ifadeler değil, teknenin her incelenen ayrıntısı için inceleme metodu ve cihazı ile varsa o cihazın kalibrasyon tarihini de içeren bilgiler yer almalı. Bunu sağlamak için de belli bir proses içerisinde düzenli ve disiplinli bir inceleme yapılması, elde edilen verinin işlenerek uygun şekilde dile getirilmesi ve yazılı olarak müşteriye sunulması gerekiyor. Özellikle malzeme konusundaki inceleme sonuçlarının yer yer onarım önerisi ve tahmini onarım maliyeti bilgilerini de içermesi daha ciddi bir sörvey işleminin göstergelerinden. 

    Sörvey serisi, Stabilite konusu ile devam edecek.☸