Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • YAT SÖRVEYİ-1 Nedir ne değildir?

    YAT SÖRVEYİ-1 Nedir ne değildir?

    International Institute of Marine Surveying, alanında uzman hocaların değerlendirmeleriyle şekillenen, bölüm geçmenin kolay olmadığı sörvey eğitimini 15 yıldır veriyor. Eğitimi tamamlamak için iki yıllık bir süre öngörülmüş, benim 14 aydan fazla vaktimi aldı. Bu yazı dizisinde bahsedeceğim eğitim, dört temel modül ile dört adet seçmeli modülden oluşuyor. Kendi aldığım her bir modülü özetleyerek yat sörveyinin ne olduğunu ve ne olmadığını aktarmaya çalışacağım.

    Denizcilikle ilgili gelişmeler zamanın gereklerinin karşılanması ile sağlanıyor. Çağlar boyunca denizcilikle ilgili tüm gelişmeler hep bir ihtiyacın karşılanmasına yönelik inovatif buluşlarla sağlanmış. Yatların gelişimi de bu şekilde. İnsanların ihtiyaçlar hiyerarşisinde üst sıralara çıkmasıyla gözüne kestirdiği ‘denizlerdeki keyif’, yatların ortaya çıkmasını sağlamış. Böylece eskiden tüm yaşamını bu konuya bağlamış tüccarların ince eleyip sık dokuyarak satın aldığı ‘gemileri’ (çünkü her yat aslında literatürde bir gemidir) artık bu konuda fazla bir bilgisi olmayan denizseverler satın almaya başlamış. Bu denizseverlerin doğruyu yanlıştan ayırmasına yönelik kontrolleri sağlamak için de profesyonel denizciler tekneleri inceleyip müstakbel alıcılara bilgi sunmuş. Bu şekilde doğan yat sörveyi konusu, günümüzde hâlâ yeterli gelişkinliğe ulaşamamış durumda. Her şeyden önce, yat sörveyi alanında bir eğitim yok. Yurdumuzda bazı denizcilik fakültelerinde ders olarak ‘sörvey’ var. Bu ders, gemilerin ya da yüklerin sörveyini içeriyor. Bu sörvey konusu faaliyet alanına göre ‘Denize Elverişlilik’ başlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı veya ‘Gözetim’ adı altında Ticaret Bakanlığı altında değerlendiriliyor. Bununla birlikte sörvey ya da gözetim yapan her işletme bunu bu şekilde ifade etmiyor, örneğin sigorta eksperleri de hasar durumunda tekneyi inceleyip sigorta ekpertizi olarak adlandırarak işlem yapıyor. İşin o kısmı da başka düzenlemelerle belirlenmiş. Ülkemizde denizcilikle ilgili birçok alanda olduğu gibi bu konu da bir hayli dağınık.

    Yat sörveyi konusunda yurt dışında çeşitli eğitimler bulmak mümkün. Bunların bazıları denizcilik denince ilk akla gelen ülke olan İngiltere’de bulunan MCA onaylı sertifikasyon kuruluşlarının (Certifying Authority) profesyonel eğitimleri, bazıları da Atlantik Okyanusu’nun diğer yanında faaliyet gösteren ve herhangi bir anlamlı akreditasyonu olmayan ancak çeşitli ‘kolay bayraklı’ ülkeler için geçerli sonuçlar üretebilen versiyonlar. Yukarıda bahsedilen MCA onaylı kuruluştan eğitim almanın zorluğunu bizzat yaşamış biri olarak bu eğitime özellikle çok değer verdiğimi belirtmek isterim. MCA onaylı bir sörvey kuruluşu olan International Institute of Marine Surveying, alanında uzman hocaların değerlendirmeleriyle şekillenen, bölüm geçmenin kolay olmadığı bir sörvey eğitimini 15 yıldır veriyor. Eğitimi tamamlamak için iki yıllık bir süre öngörülmüş, benim 14 aydan fazla vaktimi aldı. İtiraf etmeliyim ki eğitim süresince en az üç kez ‘yeter’ diye sinirlenip uzun bir eleştiri ve kızgınlık e-postası yazdım (eğitmenlerin aşırı ayrıntıcı oluşu, konuların kapsamı ve genel olarak yaşımdan doğan sabırsızlık) ama göndermedim ve eğitime devam ettim. Değerlendiriciler (öğretmen denmiyor kendilerine) çok zorlayıcı ve mükemmeliyetçi karakterler. Bir seferinde 60 sayfa ödev yazıp sonra yarısını değiştirmem gerekmişti. Öğretici olduğu kadar sinirleri test edici, zor bir eğitim. Eğitimi tamamladıktan sonra gördüm ki ülkemizde ilginç bir gerçek var: Alaylı olarak işe girişmiş kişiler, eğitimlerden geçip gelenleri küçümseme eğiliminde. Bu her alanda olduğu gibi burada da bu şekilde. Lise mezunu (küçümseme amacıyla değil örnek olarak belirtiyorum) bir kişi ile görüşüyorum, aldığım eğitime ‘işe yaramaz, tersanede çalışman gerek’ diyecek kadar kendine güveniyor, çünkü sörvey işini sadece teknenin orasını burasını inceleme ameliyesine indirgemiş. Aslında genel bir eğitim sorunu bu, cehaletin pervasızlaştığı bir dönemin sonucu, bir de kavramlarla gerçekleri bir araya getiremiyoruz bir türlü. 

    Bu yazı dizisinde bahsedeceğim eğitim, dört adet temel modül ile dört adet seçmeli modülden oluşuyor. Kendi aldığım her bir modülü özetleyerek yat sörveyinin ne olduğunu ve ne olmadığını aktarmaya çalışacağım.

    Modüller: Eğitimin dört adet temel modülü var. Bu modüller Modül 1: Sörveye Giriş, Modül 2: Materyal ve Korozyon, Modül 3: Stabilite ve Modül 4: Rapor Yazma Teknikleri şeklinde. Kursu bitirebilmek için ayrıca aşağıda yer alan modüllerden en az dört adedi tamamlanmak zorunda. 

    Modül 16: Büyük Tekne Sistemleri, Modül 18: Deniz Kazaları İncelemesi, Modül 21: Boya, Modül 23: Yat ve Küçük Deniz Aracı Makineleri, Modül 24: Küçük Deniz Aracı Sistemleri, Modül 25: FRP Tekneler, Modül 26: Çelik ve Alüminyum Tekneler, Modül 27: Narrowboats (kanal tekneleri), Modül 28: Yelken ve Arma, Modül 29: Ağaç Tekneler, Modül 31: Deniz Hukuku ve Sigorta.

    Benim kendi ilgi alanıma yönelik seçtiğim modüller 24, 25, 28 ve 31 oldu.

    MODÜL 1: SÖRVEYE GİRİŞ 

    Bu modül, denizcilik endüstrisi ve endüstriyi oluşturan tüm unsurlar hakkında genel bir bilgilenme sağlıyor. Bilgilenme sözcüğünü ‘bilgilendirme’ yerine özellikle kullandım, çünkü modül sadece bilgi vermiyor, bilgiyi bulmak üzere öğrenciyi zorluyor. Sonuçta modül başına 10-15 (bazen 30!) kaynaktan veri toplamak gerekiyor. 

    Modül 1 ticareti, gemi türlerini ve endüstrisini yürüten çeşitli varlıkları inceleyerek öğrenciye diğer modüllerin ayrıntılarını anlamak için gereken temel bilgileri sağlıyor. Sörvey işine başladıktan sonra da bu modüle dair bilgiler sürekli tazelenmek zorunda. Ana başlıklar şöyle:

    Regülasyonlar ve Güvenlik: Denizcilik alanında uluslararası regülasyonlar, bunların ulusal yansımaları, genelgeler, kurallar ile örf ve âdetler gibi çeşitli kurallar bütününden bahsetmek gerekiyor. Bunlara deniz haydutluğundan korunma kapsamında oluşturulan ve BMP5 (Best Practices) olarak adlandırılan güvenlik önerileri de eklenebilir. Sonuç olarak denizlerin engin dünyasında gözlerden uzakta yaşanabilecek hemen her durum için oluşturulan kurallar bütünü, sörvey işine başlayan deniz profesyonelleri için bir çerçeve de oluşturuyor. Bu çerçevenin regülasyon ayağı net şekilde anlaşılmadan işe adım atmak en basit tabirle yanlış.

    Bir Geminin Satın Alınması: Bir geminin satın alınması, tıpkı herhangi bir taşınmazın satın alınması gibi çeşitli prosedürler içeriyor. Bu prosedürler taşınmaz alımından daha karmaşık çünkü çoğu zaman işin içine gümrük konuları, şirket kurulum ihtiyacı, teknenin alıcıya ulaştırılması yani transferi de giriyor. Bu konular aslında acentelik işi yapan firmaların alanı, ancak sörveyör bu konulardan en azından haberdar olmak ve yaptığı faaliyetin bu işlemler içerisinde nasıl bir yer tuttuğunu anlamak zorunda.

    Hukuk ve Denizcilik Endüstrisi: Sörveyör, incelemeleri ile bazı durumlarda hukuki anlaşmazlıkları çözebilir. Daha doğrusu hukuki anlaşmazlıkların çözümü için sörveyörün incelemeleri ve raporları kullanılabilir. Ülkemizde bu konu bilirkişilik sistemi ile ilerliyor, bu eğitimde bu konu da ayrıntısı ile açıklanarak sörveyörün hukuki işlemlere yönelik uzman kimliği ile gerçekleştireceği faaliyetleri anlaması sağlanıyor. 

    Sörveyörün Sağlık ve Güvenliği: Modülün bu en önemli kısmında, yapılan işe yönelik olarak sörveyörü bekleyen çeşitli tehlikeler ve bunlardan korunmak için yapılacaklar ayrıntılandırılıyor. Örnek olarak sörveyörün kısa kollu kıyafet kullanmaması, teknede bulunması olası kimyasal ya da biyolojik kirlilik içeren maddelerin tenine sıçramasını önlemesi önemli olarak niteleniyor. Bu konuda yaşadığım bir sıkıntı, satın almak istediğim ancak içindeki bol miktarda küf nedeniyle vazgeçtiğim bir yelkenliyi dolaştıktan birkaç gün sonra tüm vücudumu saran kırmızı kabarcıklar olmuştu. Doktorum durumu alerji olarak nitelemiş, ağır ilaçlar kullanmak zorunda kalmıştım. Sörvey işlemlerinde kıyafet ya da ekipmana yönelik olarak çelik burunlu ayakkabı, gözlük, eldiven gibi ayrıntıların yanında yelkenli tekne direğinin incelenmesi için direğe çıkacak olan sörveyörün mutlaka yanında sağlamlığına emin olduğu halat götürüp o halatı kullanması gibi önemli öneriler de yer alıyor.

    Sörvey Kuruluşları: Bu konuya şunu söyleyerek başlamak gerek: Bir sörveyör herhangi bir kuruluşa bağlı olmak zorunda değil. Avukatların barosu mühendislerin odası gibi kavramlar sörvey alanında yok. Ancak sörveyörün gerçekleştirdiği işlemin uluslararası kabul gören bir standartta olduğunu kanıtlamak için bir sörvey kuruluşuna üyelik piyasada olumlu görülen bir durum. Ben de İngiltere merkezli ve konunun devlet ayağı olan MCA onaylı sörvey kuruluşları olan International Institute of Marine Surveying (IIMS) ve Society of Consulting Marine Engineers and Ship Surveyors (SCMS) üyesiyim. Ayrıca yine İngiliz bir kuruluş olan Royal Institute of Naval Architects (RINA) üyeliğim de var. Ülkemizde bu şekilde bir üyelik konsepti ne yazık ki yok. Eğitimin bu kısmında (tabii biraz da reklam gözüyle bakılabilir) sörvey kuruluşlarının ve faaliyetlerinin tanıtımı yapılıyor.

    Sörvey Uygulaması: Sörvey işleminin ne şekilde yapılması gerektiğine dair ayrıntıları içeren bu kısım fiziki olarak teknede bulunma, teknenin içerisinde hareket tarzları ve inceleme yöntemlerini içeriyor. Burada NDT çok önemli bir terim. Non destructive test’in kısaltılmışı olan bu kod, sörveyörün işini çerçevelendiren önemli bir sınırlama. Teknedeki incelemelerin tümü, materyale herhangi bir zarar verilmeden yapılmak zorunda, sörveyörün incelemesi esnasında teknede kazma, çizme, ekleme çıkarma gibi herhangi bir zarar verici eylemi olmaması gerekiyor. Eğer yapmaya ihtiyacı olursa bunun için tekne sahibinden onay alınması gerekiyor. Örnek olarak kupon adı verilen ve karina kontrollerinde şüpheli olarak görülmüş kısımların ayrıntılı incelemesi için jelkot kontrolü yapmak üzere zehirli boyanın posta pulu büyüklüğünde kazınması işlemi, sadece tekne sahibinin onayı ile gerçekleştirilebiliyor. Bunun yanında bir incelememde müşterim benden parakete kılıcını monte etmemi istedi, elbette yapmadım. Raporuma da ‘parakete kılıcı kurulu olmadığından test edilememiştir’ şeklinde yazdım. Sörveyör mevcut durumu inceler ve yazılı olarak bildirir, inceleme için cihazları sök tak yapmaz.

    İş (Şirket) Yönetimi: Bağımsız sörveyörler ve şirket sahipleri için basit şekilde şirket kurulumu ve muhasebe işlemlerine yönelik temel bilgiler içeriyor. Ama bu kısımda işlenen en önemli konu sigorta. Tıpkı doktor, avukat ve muhasebe uzmanlarının yaptırdığı mesleki sorumluluk sigortası gibi sörveyörlerin de mesleki sorumluluklarını sigorta altına almaları gerekiyor. Ne yazık ki bu da ülkemizde yok. Görüştüğüm hiçbir sigorta şirketi bunu yapamadı. Konuyu bilene dahi rastlamadım diyebilirim. Ayrıntılı anlatmam sonucunda da ‘bizim bu işe iştahımız yok’ gibi yanıtlarla karşılaştım. Bu konuyu özel olarak daha sonra ele alacağım. 

    Pazarlama: Elde her şey var. Bilgi, deneyim, en iyi raporu yazıyorsunuz, en güncel eçhizelerle testler yapıyorsunuz ama piyasada duyulmazsa bunların hiçbir değeri olmuyor. O nedenle pazarlama konusunda da çalışmak gerekiyor. Özellikle yukarıda bahsedilen sörvey kuruluşları bu anlamda destek faktörü. İnceleme ve raporlamaların uluslararası kabul gören bir düzeyde olması ve bunun potansiyel müşterilere anlatılması önemli. 

    Hazırlıklı Olmak: Sörvey öncesinde inceleme için hem bilgi hem de materyal yönünden bazı hazırlıkların yapılması gerekiyor. Direk ve arma incelenecekse kendi emniyet kemeri ve mandar halatının getirilmesi, makine incelemesi için ilgili makinenin önden bazı araştırmalarının yapılması, tekne üretim materyali özelinde gerekli alet edevatın getirilmesi gereksiz olanların boşuna taşınmaması bu hazırlığın parçaları. Sonuç olarak her sörvey işi kendi içerisinde özel bazı durumlar içeriyor. Bu özel içeriğin bir kısmı da müşterinin isteklerinden ileri geliyor. İsteklerin doğru anlaşılması da hazırlığın bir kısmı bu anlamda. Gerekli kıyafet de bu hazırlığın bir parçası. Mesela bir ayrıntı: Yağmurlu ortamda sudan etkilenmeyen defter ve kalem doğru kayıt almak için gerekli.

    SWOT Analizi: İş planı oluşturmak, bir iş kurmanın ilk adımı. Bu planı kurmaya da mevcut durumun analizi ile başlamak gerekiyor. SWOT analizi; Strength-Weakness-Opportunity-Threat sözcüklerinin baş harflerinden gelmekte. Bu analiz, işimizin güçlü ve zayıf yanlarını, sektördeki fırsatları ve işimize yönelik tehditleri sıralayıp incelememize yardımcı oluyor. İşin mantığı güçlü yanlara odaklanıp güçsüz yanları güçlendirmeye gayret etmek, bu esnada tanımlanmış olan fırsatları yakalayıp tehditlere karşı hazırlıklı olmak. Tüm bunların hangi kısmına ne kadar enerji (ve para) harcanacağı kararı işin doğru ya da yanlış başlamasını ve istenen hedeflere ulaşılıp ulaşılamamasını etkiliyor. SWOT analizi içerisinde iyi bir pazar analizi de gerekli. Pazarın boyutu, ürün ya da hizmetimizin o pazardaki yeri ve rakiplerin durumu incelenmesi gereken unsurlar olarak öne çıkıyor.

    Finans: Kuracağımız işin finans planı da çok önemli bir bileşen. Doğru zamanda doğru miktar nakit ile ödemelerin planlanması, boşta bekleyen miktarın kısa süreli yatırımlarla değerlendirilmesi gibi basit bir mantığı ancak karmaşık bir metodolojisi olan bu kavram, şirketlerin devamlılığı için en kritik konu. Eğitim elbette finans konusunun uluslararası para transferleri, kurlar, kripto paralar, bankacılık sistemleri gibi gerçek anlamda finans içeriğiyle ilgili değil. Daha basit bir şekilde ‘aman ha sakın fazla açılma, lükse düşme’ modunda. Yine de her çeşit eğitimde olduğu gibi bazı gizli saklı cümleler çok önemli dersler barındırıyor. 

    OKUMAK VE ARAŞTIRMAK LAZIM

    Bir sörveyörün bütün bunları bilmesinde ne fayda var? İşin ayrımı işte burada. İngiltere, özelikle ekonomi alanında eğitim veren Oxford, London School of Economics gibi eğitim kurumlarıyla ünlü. Bu kurumlar hem yüksek profilli network oluşturma imkânı, hem de eğitimi verilen konulara kapsamlı şekilde yaklaşmayı sağlamalarından dolayı tercih ediliyor. İngilizler eğitim konusunu iyi biliyor, o nedenle yıllarca donanma gemilerimiz İngiltere’de FOST eğitimi alarak kendini geliştirdi. Sörvey alanında çalışacak profesyonellerin de konuyu kapsamlı olarak incelemesi hem pazarı hem de potansiyel müşterilerini tanıması gerekiyor. Sörvey işini herhangi başka bir hizmet sektörü işinden ayırmak da bu konuları anlamaktan geçiyor. Pazarı ve hedef kitleyi anlayan sörveyör, kendisinden bekleneni daha iyi algılayıp kendini ona göre geliştiriyor. Eğitim kapsamında pazar bilgilerine hâkim olması ve pazarın geleceğine dair yorum yapabilmesi beklenen, bu şekilde sektörün lokomotifi olan brokerler ile aynı dili konuşup onların dünyasında kendine yer bulabilen bir sörveyör, basit şekilde tekne incelemesi yapan kişilerden farklı bir hizmet sunduğunu iddia edebiliyor. Böylece sörvey işini ‘tekne genel olarak iyi durumdadır’dan ibaret zannedenlerle arada bir fark yaratılıyor. Gerçekten 20 metre yatlar için iki sayfa sörvey raporları gördüm, inanamadım. En basit düşünceyle bir otomobil için yaptırılan ekspertiz bile en az beş altı sayfa veri içeriyor ve bir teknenin bir otomobilden (genellikle) daha kompleks ve pahalı bir ürün olduğu söylenebilir. 

    Sörvey: Yazıyı buraya kadar okuyan dirayetli okura sürpriz; sonunda sörvey nedir açıklayacağım. Sörvey, bir teknenin incelenmesi ve raporlanması. En basit anlamda konu bu. Bu inceleme çeşitli amaçlarla yapılabiliyor. En yaygın olanı satın alma incelemesi. Satın alma incelemesinde işin başlangıcı bir denizseverin bir tekneyi beğenmesi ve almaya niyetlenmesi. Ardından gerekli kontroller için bir sörveyöre ulaşıp tekneyi inceletiyor ve aldığı rapora göre alıma karar veriyor. Başka bir sörvey çeşidi sigorta sörveyi, yani sigorta yapılacak teknenin mevcut durumunun rapor altına alınması. Teknenin mevcut durumu konusu birçok alanı kapsıyor. Yatın gövdesi, gövde bağlantıları, güvertesi, güverte aksamı, makineleri, elektrik sistemi, aküleri, elektronikleri, iç döşeme ve mobilyaları, kuzinesi gibi yata dair her alan ayrı ayrı ayrıntısıyla incelenip sonuçlar ve öneriler rapor haline getiriliyor. 

    En çok kullanılan diğer bir sörvey şekli de değerleme sörveyi. Bu sörvey işleminde de tekne incelenip, yurt içi ve yurt dışından piyasa araştırmaları yapılarak teknenin değer aralığı tespit ediliyor. Bunların haricinde ülkemizde daha çok sigorta eksperlerinin icra ettiği hasar sörveyleri, yeni inşa teknelerin tekne siparişine uygun inşa edildiğinin denetlendiği yeni inşa sörveyleri, teknede gerçekleşmiş bir olayın incelemesi maksadıyla yapılan incelemeler, makine sörveyi ve devlet kuruluşları ya da yetkilendirilmiş kuruluşlar tarafından yapılan Bayrak Devleti/Liman Devleti incelemeleri sayılabilir. Sörvey kapsamında yapılan incelemeler, sörveyörün bilgi tecrübe ve ilgisiyle bağlantılı bir ayrıntı seviyesinde oluyor. Ben girebildiğim en ince detaya kadar uğraşmayı tercih ediyorum. Raporumda da edinebildiğim tüm veriyi açıklıkla paylaşmaya çalışıyorum. Sörvey faaliyetinin ne olmadığı da çok önemli bir konu. Sörvey faaliyeti bir satın alma danışmanlığı değil bana ‘bu tekne bu fiyata alınır mı’ diye soranlara hep aynı yanıtı veriyorum. ‘Ben teknede ne görürsem size raporlarım ama alıp almama konusu beni aşar.’ Kısacası bu işin amacı satın alma danışmanlığı değil, çünkü o zaman iş ‘yatırım danışmanlığı’na varıyor. Ülkemiz kültürel olarak ve iş yapma prosesi açısından farklı bir coğrafya, bunu kabul etmek gerek. Müşterinin talepleri de buna göre farklılaşabiliyor. Sörvey konusuyla ilgili en çok gündeme gelen soru ‘ben alayım mı bunu’ oluyor. Hep aynı yanıt, ‘bakınız bu teknede bu budur, şu şu durumdadır. Bu tekneyi alırsanız şu hususları tamir getirmenizi öneririm. Bu konular sizin canınızı sıkabilir. Ama alıp almamak sizin bileceğiniz iş.’ Araç alırken yaptırılan ekspertizde, ev alırken yapılan banka kredi incelemesinde ‘alınır kardeşim bu’ diyene rastladınız mı? Aslında işin bu kısmını tartışmayı da arzu ediyorum, ilgilenenler görüşlerini mail olarak iletirse memnun olurum.

    Rapor: Sörvey eğitimi, denizcilik tecrübesi, ayrıntıya odaklı bir karakter, disiplin. Tüm bu unsurlar birleşerek tek bir sonuç için ortaya konuyor: Rapor. İyi bir incelemenin sonucu iyi bir rapor olmak zorunda. Zaten bu alanda eğitimin en önemli modüllerinden biri tamamen bu konuya ayrılmış durumda. Burada kısaca bahsedeceğim kadarıyla sörvey raporu, müşterinin bilgi isteğiyle teknede gözlemlenebilen verinin birbirini mümkün olduğunca karşıladığı, yeteri kadar ayrıntıya sahip, verinin görseller ile desteklendiği ve uluslararası kabul gören bir yapıda olması gerekiyor. Bunu sağlamanın yolu uluslararası sörvey kuruluşlarına üyelikten geçiyor çünkü üye olabilmek için en az iki raporunuzu sörvey kuruluşlarının yönetim kurullarına gönderip onların denetimine sunuyorsunuz. Gönderdiğiniz raporlar, konunun uzmanlarınca bizim eğitim sistemimizde görmediğimiz ayrıntıda incelenip acımasızca eleştiriliyor. Sonuçta onların adını taşıyan sörvey işlemleri ortaya konacağından bu konuya çok önem veriliyor. Üstelik yıllık olarak eğitim puanları toplayarak üyelik seviyenizi yükseltmek ya da bazı durumlarda korumak gerekiyor.

    Sörvey konusu, derin ve geniş. Bayrak Devleti kontrollerine, inşa kontrollerine özellikle girmedim. Tutup da gemi inşa mühendislerinin alanına girmek istemiyorum. Sörvey yazı dizisi Materyal ve Korozyon İncelemeleri ile devam edecek. Sörvey serisinde sadece eğitimin adımlarını değil, sörvey işlerinde kullanılan cihazları, en sık rastlanan arızaları, sörvey mitlerini (en başta gelen ozmos miti) ve bu işin sigortasını da ele alacağız. Karmaşık ve sorunlarla dolu olan bu konuyu umarım yeteri kadar açıklıkla anlatabilir, sorunlarını ortaya koyarak çözüme yönelik bir başlangıç yapılmasına katkıda bulunabilirim.☸

  • Santorini ve olası tsunami EGE’NİN ALTI KIPIR KIPIR

    Santorini ve olası tsunami EGE’NİN ALTI KIPIR KIPIR

    Son günlerde Ege’nin altı kıpır kıpır, romantik Santorini’nin eski günleri aklına gelmiş de ürpermiş gibi. Şimdiki küçük titreşimlerin ne büyük bir felaket habercisi olabileceğini aklında tutan Yunanistan hükümeti Santorini’nin karanlık mazisini bildiğinden çok doğru olarak yoğurdu üfleyerek yiyor, adayı boşaltmaya gidiyor. 

    Santorini bizim kıyılara mesafesi, en yakın olduğu Knidos ve Bodrum’a yaklaşık 96 mil/180 km uzakta. Oluşabilecek bir tsunami dalgasının saatte 500 knot süratle ilerlediğini düşünürsek 19 dakika kadar yakında (kulağımı çekip, tahtaya vuruyorum). Denizdeki yaşamımda abartmayayım tsunamiciklerle flört etmiştim, neyse ki randevuya gelmediler. Umarım şimdi de gelmezler. 6 Şubat depremlerinin yıldönümü, acısı da hâlâ yüreğimizde, medyada deprem, tsunami tahminleri, yorumları. Bu kervana ben de katılacağım, çünkü bazı yorumların kibarcası beni tatmin etmediğinden diyeyim.

    Bir de deniz çekilmeleri var. Akyaka’da 30 m, Sığacık’ta 200 m çekilmiş. Denizle ilgisi, bilgisi olmayan toplumumuza uygun yorumlar. Ben bir deniz adamı olarak, depremin kamçısı olarak gördüğüm tsunamiyi bir hatırlayalım istedim. Yalnız önce deniz çekilmesinin adını bir koyayım.

    DENİZ ÇEKİLMELERİ

    Olay bizim sularda yüksekliği ihmal edilecek kadar az olan “metcezir”dir. Ay ve daha zayıf olarak güneşin çekimi suyu yükseltip indirir. Olayı hava basıncı da etkiler, yüksek basınç bastırır, alçak basınç yükseltir. Bir üçüncü faktör ki şimdi görülen odur. Uzun süre esen kuvvetli rüzgâr koylardaki suyu iter, koyun yönüne göre boşaltır veya doldurur. Bütün dünyada metcezir dikine ölçülür. Sığacık’ta da Akyaka’da da deniz aynı miktarda çekilmiştir, demek ki Sığacık’taki açıkta kalan sığlık Akyaka’dakinden 170 m daha açığa uzanıyormuş, yoksa alçalan su seviyesi aynı. Medya daha dramatik haber olsun diye yatay mesafeyi belirtiyor ama artık lütfen yorumundan medet umduklarımız doğru terminoloji kullansınlar.

    SİHİRLİ ADA SANTORİNİ

    Adını Japonca “Liman dalgası”ndan alan “Tsunami”ye döneyim: 1997 yılında ikinci tur çıktığımızda uğradığımız Santorini’de yarın tepesinde elimde uzo, önümdeki muhteşem kratere baktığımda o zamanki Outdoor dergisine yazmışım: 

    Dünyada gördüğüm en olağanüstü adalardan biri olan Santorini’deyiz. Dün geceyi 11 mil kuzeydeki İos adasının güneyindeki güzel ve emin Manganari koyunda pırıl pırıl 4 m suda, bembeyaz kum üzerinde demirde geçirmiştik. Demirleme zorluğundan Kelebek’i İos’ta bırakıp feribotla Santorini’ye günlük bir ziyaret yapmak tavsiye ediliyordu ama biz turist miyiz? Demir yerini paylaştığımız Fransız teknesinden aldığım bilgi üzerine çok derin olan Santorini’de kıyıda bir şamandıra bulup bağlama şansımız olduğunu öğrendim, şansımızı deneyeceğiz. Sabah demir aldık.

    Şanslıymışız, dün İos’ta yanımızda demirleyen lüks motoryat “Glafki” bahsedilen şamandıraya bağlamış, ben bağlayacak yer ararken kaptan Vasilis “Gel üstüme aborda ol, dört gün buradayım” dedi. Kelebek Glafki’nin yanında, kıyıya 40 m mesafede 46 m suyun üzerinde ara sıra son sürat geçen feribotların dalgalarıyla sallansa da hayatından memnun. 

    Bir volkanın kraterinde demirlemek çok ilginç, bir de bu volkan Akdeniz’in en ünlü adası Santorini olursa hayal gücü gemi azıya alıp insanın düşünme boyutlarını zorluyor.

    Santorini, namıdiğer Thira adası dev bir yanardağ, doğuda ay şeklinde Thira ile bu ayın batıdaki ağzını kapayan Thirasia adaları dünyanın en büyük kraterini oluşturuyorlar (Yaklaşık 65 kilometrekare) M.Ö. 1400 yıllarında patlayan yanardağdan geride kalan adaların krater kıyıları 210 m yüksekliğine varan yarlarla çevrelenmiş ve bu kıyılar aynı diklikle 300 m de denizin dibine iniyor. Bu kadar büyük bir kütleyi havaya uçurabilen bu mega patlamayı tahayyül edebilmek benim beynimin sınırlarını aşıyor. Kraterin ortasındaki Kameni adası, halen aktif olan yanardağın bacası, sessizce tekrar kükreyeceği günü bekliyor gibi.

    Daha önce dumanları tüten, hatta geceleri göğe yansıyan kızarıklıklarını seyrettiğim volkanik adalarda simsiyah kumların üstünde demirlemiştim. Pasifik’te Vanuatu’nun Santa Maria adasındaki 700 m yüksekteki Gharat volkanına tırmanıp deniz seviyesinden 400 m yükseklikteki sıcak krater gölünde yüzmüştüm. Yine Vanuatu’da elimdeki haritada gözüken Ambrim adasındaki yegâne limanın, vardığımda birkaç yıl önce yanardağın indifaı ile tamamen dolduğunu görünce açık sahilde demirlemek zorunda kalmıştım. O yanardağlar tropikte yemyeşil cangıl tarafından örtülmüşlerdi. Santorini’nin çıplaklığı ona daha vahşi bir hava veriyor. Kelebek’den etrafımızı çeviren yarlara baktığımızda kat kat lava ve kül tabakalarında olayı görür gibiyiz. 

    SANTORİNİ VE ATLANTİS

    Mitoloji Thira (Santorini)’nın topraktan yaratılıp (başka nereden olacaktı ki?) bu yörenin ilahlarından Triton tarafından Jason ve Argonotlara hediye edildiğini söyler, daha sonra bu günkü yerde denize bırakılan Thira, antik çağlarda Kalliste (en güzel demek) olarak anılıyor. İlk adı Thira olan Santorini ismi Saint İrini’den gelmiş, insan yerleşimi M.Ö. 2000 yıllarında başlamış, Girit ile, Minoan medeniyetinin önemli bir üyesi. Ege ticaret yolunun göbeğindeki stratejik konumu Santorini’ye her devirde, önemli bir liman pozisyonu vermiş. Şimdi bizim kıyısında bağladığımız Oia kasabası 1914 yılına kadar Ege denizinin en büyük ticaret filosuna (280 yelkenli ile) sahipmiş. 1974 yılına kadar nüfusun yüzde 70’i deniz adamı olan Oia’nın bugün yüzde 20’si deniz adamı yüzde 75’i turizm sektöründe.

    Atlantis efsanesi devamlı insanın zihnini meşgul etmiş, film yapımcılarına malzeme yaratmıştır. Plato’nun Atlantis’i izahı, tarihçileri bugüne dek düşündürmüş ve son yıllarda bu izah kuvvet kazanmış, şöyle ki; M.Ö. 1400 yıllarında Minoan medeniyeti aniden yer yüzünden siliniyor. Önceleri Mycenean istilasının sebep olduğu hipotezi kuvvetli iken Profesör Marinatos ve diğerleri bu mega infilakın sadece Thira’yı değil, yarattığı tsunami ile etrafındaki bütün adaları ve tabii ki Girit’teki medeniyeti de tahrip edebileceğini iddia ettiler.

    Bu hipotezi güçlendirecek tarihin kaydettiği en büyük infilakı Krakatoa’nın indifaına bir göz atalım:

    Endonezya’nın Java ve Sumatra adaları arasında yer alan, Krakatoa adasındaki yanardağ 26-27 Ağustos 1883 tarihlerinde indifa ettiğinde; 27 Ağustos sabahı saat 10.00’daki en şiddetli patlama Avustralya Alice Spring’den, Seylan’dan Malezya’ya kadar işitilmiş. Yarattığı atmosferik şok dalgaları ünyayı 3.5 kez dolaştı. Patlamanın şiddetinden 160 km uzaktaki evler bile ciddi hasar gördü, yaratığı tsunami (dev dalgalar 60m civarında yüksekliğe ulaşabiliyor) Java ve Sumatra kıyılarındaki 300 civarında köy ve kasabayı örtüp bölge nüfusunun çoğunluğunu teşkil eden 36.000 kişinin ölümüne sebep olmuştu. (Endonezya’ya ikinci gittiğimde, hâlâ aktif olan volkana uğramaya heveslenmiştim ama tekne için berbat bir yerde, gitmedim. Oradayken bir öksürmesiyle “Anak -çocuk demek- Krakatoa adasını doğurmuştu.)

    Krakatoa indifaıyla karşılaştırdığımızda; Krakatoa’da 23 kilometrekarelik bir krater oluşmasına karşın Thira’daki krater 65 kilometrekare, Girit adası sadece 60 mil mesafede. Krakatoa’dan beş misli güçlü olduğu tahmin edilen infilakın yaratabileceği 60-100 m yüksekliğindeki saatte 500 mil hızla ilerleyen dalgaların yakındaki adaları istila edeceğini düşünmek hiç de hayalci değil. Girit, felaketin üstüne tuz biber eken 10-15 cm kalınlığında asitli, volkanik küllerle de örtülünce toprak da en aşağı iki yıl ölmüştür (son günlerde bu antik kül tabakası Çeşme’de de bulundu).

    Thira M.Ö. 236’da tekrar iş başındaydı, bu patlama Thisisia’yı Thira’dan ayırdı. M.Ö. 196’da kraterin ortasındaki Kammeni (Hiera) adası su yüzüne çıktı. M.S.1570’te Thira’nın güney ucu denizin derinliklerine battı. Üç yıl sonra küçük Kammeni doğdu, 1866’da iki yıl süren indifalarda Aphotessa adacığı doğdu ve sonra tekrar kayboldu. 1925-26’da tekrar indifalar ada coğrafyasını değiştirdi. Son olarak 1956 yılında, bu sefer de komşu Amorgos adasının kuzeyinde merkez üssü olan zelzele Santorini’yi vurup binalara oldukça büyük zarar verdi, bu zelzelenin yarattığı tsunamide dalgalar 17 m yüksekliğinde idiler.

    Şimdi korkunç maziyi bir kenara bırakıp, 500 basamak tırmandıktan sonra hak ettiğime inandığım uzoyu uçuruma nazır tavernada yudumlarken Annette “Şimdi karşımızdaki Hiera’da küçük bir patlama olsa ne güzel olur” demez mi! Deli mi ne? 

    TSUNAMİYE KARŞI NE YAPABİLİRİZ?

    Ben deprem uzmanı değilim. Bu deprem fırtınasının ne doğuracağı hakkında ahkâm kesemem. Bilhassa denizde teknesi olanların (olabilecek tsunamiye karşı ne yapabiliriz?) sorularına, kendi yaşadıklarımdan bakışımı kısaca paylaşayım. 

    Pasifikte Markiz Adaları’nda ve Yeni Zelanda’da demirliyken ikisinde de Şili’de olan bir deprem sonucu Pasifik ihbar sisteminden tsunami alarmı yayınlanmıştı. Nuku Hiva’da limanı boşaltıp bütün tekneleri açık denize çıkartmışlar. Ben çok korunaklı, dalganın geleceği yöne de kapalı küçük bir koydaydım (Daniel’s bay), yürüyüşte olduğumdan alarmı duymadım. Akşam oluyor, döndüğümüzde demirdeki tekneler biz ve bir diğer tekne hariç gitmiş? Radyoyu açıp alarmı öğrenince, artık derin suya (minimum 100-150 m derin) kaçacak vaktim yok. Tsunamidaş bir Alman teknesiyle birbirimizden uzakta 80 m zincir döşeyip yüksek bir tepeye çıkmıştık, elimizde telsiz limandan alarmın kaldırıldığının anonsunu bekliyoruz, ikimiz de el telsizi, pasaportları, sigarayı kapmışız da ateş yok, neyse sabaha karşı sulh geldi, döndük. Kıyıda kumsalda boyum kadar kocaman bir koral kellesi oturuyor, Daniel bunun bir evvelki tsunamide denizin dipten kopardığını söylemişti. Bizim tedbir???

    Yeni Zelanda’da kopyası gibi benzer bir durum oldu, orada 1-2 m civarında bir yavru tsunami geldi, verdiğim kaloma idare eti.

    Aslında yaşadığım en ciddi tsunami Teos Marina’daydı. Sığacık’ı birkaç yıl önce vuran mini tsunamiye marinada teknede yakalandım. Bütün gece yükselip alçalan denizin marinada yarattığı çamaşır makinesinden Kelebek’i zararsız kurtarıp sabah Kuşadası Marina’ya kaçırabildim. O deprem Samos’un güneyinde oldu yanılmıyorsam, Sığacık’a gelene, marinaya girene kadar tsunami dalgasının önünde engeller vardı, eğer okyanuslar gibi önünde engel adalar olmasaydı çok daha büyük dalga oluşacaktı. Sığacık’ta çok korunaklı yerdeki marinaya ulaşan dalgalar seyahat eden bir dalga treni değil, yükselip alçalan suyun mendirekten içeri dolup boşalmasıyla yükselen sulardandı. Hasarlar pontonların dipteki bağlantılarından, teknelerin pontondaki bağlarından kopmalarından oldu.

    NASIL OLUŞUR?

    Tsunami çok büyük bir su kütlesinin çok kısa zamanda yer değiştirmesinden olur. Daha önceki bir yazımda anlatmıştım ama kısaca şöyle: Her deprem tsunami yaratmaz. Denizin dibinde olan depremde tabakaların dikey hareketinden çökme veya yukarı hareket olursa, çok büyük bir toprak kayması veya buzul yavrulaması veya bir meteor düşmesi sonucu ani yer değiştiren büyük su kütlesinin yarattığı dalga denize attığınız bir taşın etrafındaki daireler gibi dışarı hareket eder, bu dalga treni çok büyük bir hızla (500 knot) ilerler. Dalganın dinamiğine baktığımızda, deniz üzerinde ilerliyor gibi görünse de sadece yukarı aşağı hareket ediyor, enerji dikine. Sığ suya yaklaştıkça, ilerleme sürati azalınca enerji ileri yönde artar, dalganın (basit benzetme) ayağı dibe takılıp tökezleyince de kırılır. 

    TEDBİRLER

    O tsunami sonrası ben Kuşadası yolundayken beni arayan gazetecilerin ne tedbirler alınabilirdi sorularına verdiğim cevabı tekrarlıyayım:

    Ege’de ve Akdeniz’de denizdeki denizcinin işine yarayacak bir erken ihbar sistemi olduğunu sanmıyorum, olsa da olan bir depremden tsunami olabilir tahmini yapacaklar. O depremden tsunami olabilir veya olmayabilir. Okyanus kıyısında olan devletler tsunami başladığını da haber verir, okyanusun öbür tarafındakilerin kaçacak vakti var ama burada pek şansımız yok. Ne yazık ki önerebileceğim tedbirler garantili değil. Denizdeyseniz eğer telsizinizi dinliyorsanız ve Sahil Güvenlik alarm vermişse, 100 m+ derin suya kaçın. Demirde yakalanırsanız, kaçacak vaktiniz yoksa, bütün zinciri döşeyin, kıçtankara iseniz koltuk halatlarını atın, teknenizle vedalaşın, kıyıya 30 m yüksekliğe çıkın. Tsunami ileri hareketine başlamadan önce sular anormal çekilir, işte sizin kaçmanız için son çağrı. Ama bu su çekilmesi o yukarıdaki su çekilmesi değil, hızlı, gözle görülür bir çekilme. Ooo ne oluyor diye denizi seyretme vaktiniz yok.

    Diğer sorular “marinalarda ihmal var mı? Daha iyi yapılabilir mi?”ydi. Tabii her şey daha iyi yapılabilir de felaket seviyesinde bir tsunamiden korunabilecek marina dünyada var mı? Sanmıyorum? Teos’taki tecrübeye dayanarak belki şunları önerebilirim. Azami Teos’taki seviyede bir tsunamiye karşı tedbir almak Ege denizinde olan marinalar için düşünülebilir, ekonomik boyutu masaya yatırılabilir. 

    İlk akla gelen pontonlar dibe zincirle bağlanacağına yüksek kazıkların üzerinde inip kalksınlar, ponton bu kazıklara yandan yüklenecek lateral kuvvetlere karşı gurup bağlantısıyla birbirlerini desteklemelerine yardım eder. Teos’ta tonozlarından kopan bazı pontonlar teknelerle beraber bir ada gibi sürüklendi. Teknelerin palamarlarını da dipteki tonozlara değil, kazıklar üstünde inip yükselecek şekilde bağlarız. Mantıki ama kazık boyları ne kadar uzun olsun? Metcezir fazla olan ülkelerde bağlama sistemi böyle. Kazıkların boyu ekstrem deniz seviyesi yüksekliği + storm surge denilen fırtınanın iterek yükselteceği en fazla deniz seviyesi + 1 bilemedin 2 m olur. Onlar da 5-10 m tsunami dalgasına göre tasarlanmamıştır. Darwin-Avustralya’da bir marinada Panama Kanalı’ndaki gibi marinayı denizden ayıran kapı var ama o da devasa tsunami dalgasına değil, Darwin’deki dünyanın en yüksek ikinci metcezrine karşı yeterli. 

    Yukarıda anlattıklarım yavru tsunamiler için, eğer Santorini yine büyük bir tsunami doğurursa ona ABD’de uçaklarda hostesin çakılmadan önceki anonsundan “Be calm, put your tray up bend over”dan çarpıtılmış “Be calm, bend over and kiss your ass goodbye”dan başka bir şey yok.☸

  • İDO ile Ege Adaları seferleri başlıyor

    İDO ile Ege Adaları seferleri başlıyor

    Geçen sene Ege Adaları seferlerine başlayan İstanbul Deniz Otobüsleri İşletmesi (İDO), Samos, Patmos, Leros ve Kalimnos Adaları’na düzenlediği seferlerle Nisan-Ekim 2024 döneminde 155 bin yolcu taşımıştı. İDO Genel Müdürü Murat Orhan, bu sene 29 Mart Arife Günü itibarıyla Samos seferlerinin başlayacağını duyurdu. Arife Günü başlayacak olan Samos seferleri, bayram boyunca her gün düzenli olarak yapılacak. Bu yıl hizmete başlayacak olan Dikili-Midilli seferleri ise 16 Mayıs’ta start alıyor. Mayıs ayı boyunca haftada bir gün olarak planlanan bu seferler, haziran ayında haftada üç gün, temmuz ve ağustos aylarında her gün düzenlenecek. Eylül ayında tekrar haftada üç güne düşürülen seferler, 28 Eylül itibarıyla sezonu kapatacak. Geçen yıl başlatılan Turgutreis-Leros hattındaki seferler de bu yıl 5 Haziran’da başlayacak ve 30 Eylül’e kadar devam edecek. Bayram boyunca özel seferlerle hizmet verecek olan Kuşadası-Samos hattı, bayramdan sonra nisan ayında haftanın üç günü, mayıs ayında haftanın dört günü, haziran başından 14 Eylül’e kadar ise her gün düzenlenecek. Son 15 gün haftanın 5 günü olarak devam edecek seferlerin sonuncusu 28 Eylül’de olacak.  Bayramla birlikte sezonu açan Seferihisar-Samos hattı da nisan ayında haftanın üç günü çalışmayı sürdürecek. Mayıs ayında belirli günlerde gerçekleştirilecek seferler, temmuz ve ağustos aylarında her gün yapılacak. Eylül ayında haftada dört güne düşecek olan hat, 28 Eylül itibarıyla sezonu kapatarak son seferini gerçekleştirecek. www.ido.com.tr

  • Alia’nın Kaiyo’su suya kavuştu

    Alia’nın Kaiyo’su suya kavuştu

    Antalyalı üretici Alia Yachts, 53 metrelik megayatını tamamlayarak sahibine teslim etti. Kaiyo olarak adlandırılan yatın her detayı yeni nesil özellikler taşıyor. İnşasında çelik ve alüminyum tercih edilen Kaiyo, cömert güverte alanlarına ev sahipliği yapıyor. İki misafir kabini ve toplamda altı kişiye kadar konaklama kapasitesine sahip daha büyük bir ana süiti bulunuyor. Tüm bunlara ek olarak konforlu ve şık salonu, kıç güvertede dinlenme ve yemek alanı, içinde bar ve şezlongların yer aldığı güneşlenme terası ile oldukça geniş beach club’ı da öne çıkıyor. www.aliayachts.com