Etiket: Fenerbahçe

  • BEDRİ BAYKAM Kitaplarını teknede yazıyor

    BEDRİ BAYKAM Kitaplarını teknede yazıyor

    Usta ressam, yazar ve siyasetle yakından ilgili Bedri Baykam’la deniz, ilişkiler ve Mavi Vatan üzerine konuştuğumuz bir seyir gerçekleştirdik.

    Röportaj PELİN ÖZCANLI, Fotoğraflar ZEYNEP DEMİRALP

    Fenerbahçe Kongre üyeleri ve eski topçulardan oluşan yaklaşık 40 yıllık bir grup var, adı da Efsane Salı Grubu. Octopus Sailing Academy’den arkadaşımız Barış Aktaş, her salı Fenerbahçe Dereağzı Tesisleri’nde futbol maçı yapan bu ekibin üyesi çıkınca aklımıza Bedri Baykam geldi. Fenerbahçe futbol takımına tutkusuyla da tanınan çok yönlü sanatçının hayatında denizin yerini konuşmak için geçen ay buluşma fırsatı yakaladık. İşte Fenerbahçe Marina’da konumlanan Octopus’un kurucusu Cavit Aksoy kaptanlığında, Barış’ın asistanlığında ve tabii ki Fenerbahçe açıklarında yelken açmış gezerken Baykam’la gerçekleştirdiğimiz sohbet…

    “BABAM BENİ DİPTEN ÇIKARDI”

    Denizin eserlerinize nasıl yansıdığıyla başlayalım mı?

    Deniz insanıyım ben. Uzun yüzmeyi severim; bir saat, bir buçuk saat, açılarak yüzmeyi. Okyanus severim. Medeniyetin olmadığı noktalar favorimdir; vahşi deniz, kayalıklar… Amerika’da, Kuzey Kaliforniya’da bu tip sahillere giderim. Kendimi en fazla bulduğum ve benim için esin kaynağı olan yerlerdir. Amerika’da yaşadığım zamanı anlattığım otobiyografi kitabım “Sonsuz Okyanus” da adını oralardan almıştır. Sonsuz okyanusa bakarak bütün ömrünü, hayatını, evreni, geçmişini, geleceğini, her şeyini gözden geçirebilirsin. Sonsuz okyanus dediğim gece karanlığı ve denizle ilgili yaptığım çok resim de vardır. 

    Hiç unutamadığınız bir deniz anınızı bizimle paylaşır mısınız?

    Aşağı yukarı dört buçuk yaşımdaydım, Karadeniz’de, Akçakoca’da simitle yüzerken dev dalgalarla inip çıkıyordum. Yanımda babam vardı. Ters zamanlamada bir dalga ben yukarıdayken geldi ve bir tane patlattı bana. Babamın o anda gördüğü şuymuş: Simidim tek başına bir yerde yüzüyor ve ben yokum. Çok iyi bir yüzücüydü. Anında denize dalmış ve tesadüfen doğru yere dalmış ki beni resmen dipten bulup çıkardı. İç fırtınanın içinden aldı çıkardı beni, o anı bile hatırlıyorum. O şok, şaşkınlık, kurtuluş… Unutamam. Fakat bu olay bana resim yaptırmadı. Ayrılık acısı çok resim yaptırır. Babamın ölümü bana çok resim yaptırmıştır, kayıplar resim yaptırır ama bu olay yaptırmadı. 

    SIRA DIŞI, HEYECANLI, YARATICILIK DOLU TEKNE TATİLİ ANILARI

    Sık sık tekne tatili yaptığınızı öğrendik. Nasıl vakit geçirirsiniz teknede?

    Resim yapmam bir kere. Tekne itina edilen, kirletilmemesi gereken bir alan. Ben de resim yaparken kirli yapmayı severim. O yüzden ideal bir eşleşme değildir. Bedri Baykam gibi yapılamaz o resimler orada ama sketch yapılır, beyin fırtınası yapıp not alınır. Ben teknelerde çok çalışırım ve kitap yazarım. Ünlü romanım Kemik’in yüzde 20’si denizde yazılmıştır ki bence önemli bir kısım. İki yıl önce bir arkadaşımın teknesindeydik. 10 gün Roland Garros Tenis Turnuvası izledik. Arada yüzmemizden bahsetmiyorum hiç. Ben yine kitap üzerine de çalışıyordum. Böyledir genelde. 

    İlginç tatil anılarınız olmalı…

    Bir tatil esnasında oğlumun bir arkadaşı, şimdi teknede mi oldu olay yoksa kayalıklarda mı net hatırlayamıyorum, gözünü ve civarını çarpmıştı. Panik yaşadık, çok kötü bir iki saat geçirdik. O teknede Amerika’daki bir galericim de vardı bizimle. Hiç iz kalmayacağını söyleyerek çocuğa şaman tarzı dokunma ve iyileştirme seansı uyguladı. Ve gerçekten iz falan kalmadı. Bir şey daha geldi aklıma şimdi. Oğlum iki yaşındaydı. Bir gün eşim, ben, oğlum Sedef Adası’ndan dönerken deniz taksi inanılmaz sarstı. Kocaman dalgalar vardı ve devrileceğimizden emin olarak eşimle plan yapıyorduk. Kendisi de çok iyi yüzücüdür, çocuğun da suyla arası iyiydi, ikisine de güveniyordum. Benim aklım yelek, defterler, çalıştığım kitap, telefonlardaydı (gülüyor.) Biz kurtuluruz ama çalışmalarım ne olacak paniğimi hatırlıyorum…

    TEK EŞLİLİK İNSAN DOĞASINA AYKIRI

    Aralık ortasında ilişkilerle ilgili bir kitabınız çıkıyormuş…

    “Genel ve Çok Özel İlişkilerin Sakıncalı El Kitabı” adı. El kitabı dediğime bakmayın, 750 sayfa. Dört yılda yazdım. Kemik’i de dört yılda yazmıştım. İkisini de bir buçuk senede bitiririm demiştim oysa ama arada başka şeyler de yapıyorum tabii. Kadın erkek ilişkilerinin en tabu konularından, dikenli tellerinden, gri ve mor bölgelerinden dinamitlerle patlayarak gelen bir kitap bu. Denizde ne kadar değişik hava, dalga, renk ve akıntı varsa sizin de hayatta o kadar potansiyel ilişkiniz olabilir. Ama insanlar buna rağmen, “bu deniz güzel, bu koy güzel, ben buradayım artık” diyor ve sonsuza kadar o koyda kalacağına inanıyor. Sonra sorunlar başlıyor…

    Kitabın arka kapağını biz gördük ama burada da bahsedelim mi?

    “Toplumun bugün anladığı anlamda aldatma diye bir kavram yoktur. Tam tersine ömür boyu başka hiç kimse ilgimi çekmeyecek ve önümüzdeki 60 yıl başka hiç kimseyi beğenip ilgilenmeyeceğim yalanıyla toplumun tüm katmanları aldatılmışır. Bütün ilişkilerin sosyolojisi ve akışı bu yalan üzerine kurulmuş. İnsanlar doğdukları andan itibaren aşılanan bu kodlarla şartlandırılmışlardır. Böyle bir tek eşlilik dayatmasına insanların çakılıp kalmasını beklemek kuşlardan milli bayramlarda uçmamalarını beklemek kadar saçma ve absürttür. İnsanlar bir de aile kutsiyetine inanarak yaşamaya alışmışlardır…” diye devam ediyor. Belki dışınızdan isyan edebilirsiniz ama içinizden hak vereceksinizdir.

    “TEKNE KAPRİSLİ BİR KADIN GİBİDİR”

    Siyasi duruşunuz dolayısıyla “Mavi Vatan” düşüncesine de değinebilir miyiz?

    Mavi Vatan çok önem verdiğim bir düşünce. Yunanistan’ın son yıllarda kafasına göre adalarımıza çıkmasını, işgâl etmesini, silahlandırmasını hangi mantıkla seyrettiğimizi anlayamamış biriyim. Makalelerde ve televizyonlarda devamlı gündeme getirmeme rağmen cevabını da bir türlü alamıyoruz. Öte yandan İstanbul gibi bir kentte insanların kişisel tekneleriyle denizlerimize aidiyeti yaşaması güzel geliyor bana. Ayrıca denizden ulaşımın, deniz taksilerin çok daha yaygın ve ucuz olması gerektiğini düşünüyorum.

    Sizin tekne almak gibi bir niyetiniz var mı?

    Benim yakın zamanda mümkün değil bir tekneye vakit ayırmam. Tekne kaprisli bir kadın gibidir, sizden zaman talep eder ve o kaprisli talepler de bitmez. Günde 20 saat çalışıyorum ben. Tekne alıp yılda en fazla iki üç hafta kullanabileceksem, olmaz o iş. O yüzden şimdilik tekne sahibi arkadaşları alkışlamakla yetiniyorum.☸

  • ALİCAN KAYNAR Başarının tesadüf olmadığının kanıtı

    ALİCAN KAYNAR Başarının tesadüf olmadığının kanıtı

    Kararlı, disiplinli, azimli, tutkulu, cesur…  Fenerbahçe Doğuş Yelken sporcusu, Milli Takım’da Türkiye’yi Finn sınıfında temsil eden Alican Kaynar, yelkende başarılı olabileceğimizi dünyaya duyurmuş ve dereceleriyle kanıtlamış bir sporcu. Yelkene altı yaşında başlayan ve yılın 365 günü sıkı bir programla Olimpiyatlar’a hazırlanan Alican Kaynar’dan madalya beklentisi büyük.

    Fotoğraflar ALİCAN KAYNAR ARŞİVİ, ROBERT DEAVES

    Alican Kaynar’la 2020 Tokyo Olimpiyatları öncesinde Enoshima’da düzenlenen altı günlük “Test Yarışı” dönüşü buluştuk. Aslında yelken, Türkiye’nin olimpik madalya beklemediği bir branştı fakat Fenerbahçe Doğuş’un başarılı yelken sporcusu Alican Kaynar sayesinde düşüncelerimiz değişti. Ülkeyi yelkende Finn sınıfında temsil eden Kaynar, ilk olarak 2012’de Londra’daki Olimpiyatlar’a katılmıştı. Londra’da deneyimledikleri, gözlemledikleri ve yaptığı karşılaştırmalar sonucunda kendini nasıl daha ileriye taşıyacağını anladığını söylüyor. Aslında tek bir cümleyle geçmişten bugüne çalışma grafiğini açıklamak gerekirse; başlangıçta bir çalışıyorken, o zamandan beri 10 misli fazla çalışıyor. 2016’daki Rio Olimpiyat Oyunları’na da katılan Kaynar, Tokyo’da madalya almayı hedefliyor. Dahası var. Kaynar, dünyada ilk kez yapılacak ve FIFA’nın yelkene uyarlanmış hali olacak Star Sailors’ League’te, Türkiye’nin takım kaptanlığına seçildi. Elbette Kaynar’a sorulacak çok soru var…

    Londra Olimpiyatları sonrası duygun neydi?

    İlk 10’a giremeyeceğimin farkındaydım. Türkiye yelkende gerideydi, biliyordum ama konuyu henüz tam çözemiyordum. Yarıştan sonra neden madalyaya oynayacak seviyede olmadığımızı sorguladım. “Madem madalyaya oynamıyoruz, o zaman neden Olimpiyatlar’a geliyoruz?” diye sordum kendime. İlk seferdi, tecrübe kazanmıştık ama plan neydi? Türkiye’de Olimpiyatlar’a gidenlere başarmış gözüyle bakılıyordu ve oraya gidince iş bitiyordu. Bense devam etmek, ilk 10’a, beşe ya da üçe girmek istiyordum. Döner dönmez hiç ara vermeden uygun antrenör aramaya başladım.

    Kendin çabaladın yani.

    2014’te eşimle bir seneliğine İspanya’ya taşındık. O zaman İspanya’da iyi bir antrenman grubu vardı ve olimpik sporculara yakın olabildim. Laser’da iki madalya almış Slovenyalı sporcu Vasilij ŽZbogar ile birlikte çalıştık. Sonra o Rio’da üçüncü madalyasını aldı, hem de Finn’de ve 42 yaşındaydı. Profesyonel bakış açısından, çalışma disiplininden ve feragat ettiklerinden etkilenmiştim. Başka türlü başarıya ulaşamazsın zaten.

    Yaşadığın olumsuzluklardan bir örnek paylaşabilir misin?

    Çok yalnız kaldığım oldu. Yabancıların peşinden koştum, beraber antrenman yaparız da bir şeyler kaparım diye. Ve beni reddettikleri bir dönem geçirdim. 2016 Rio Olimpiyatları’na hazırlanırken, dünya şampiyonalarında 25-30 arasıydı skorlarım. Antrenman grupları vardı; İsveçli, Finlandiyalı, Fransız birlikte çalışıyorlardı örneğin. “Ben de gelebilir miyim?” dediğimde, hepsi bir diğerine sormaları gerektiğini söyleyip beni soğutuyorlardı. 

    Ya şimdi?

    Son iki senedir, bütün bu bahsettiğim grup Yunanistan’da bizim antrenmanlara katılıyor. Yaklaşık 15 partnerimiz oldu ve herkes gelmek istiyor. Anlıyorum, iyiler iyilerle olmak istiyor ve değişime seviniyorum.

    2020 TOKYO OLİMPİYATLARI’NA DOĞRU

    Başlarda bütçelerin az olmasından nasıl etkileniyordun?

    Önceleri kamplara tek başıma gidiyordum mesela. 2017’de tekneyi arabanın üzerine koyup İstanbul’dan dört günde İspanya’nın en batı ucundaki kampa gitmiştim. Aslında o sezon çok iyi geçmişti. Kamptan sonra Palma’da Princess Sofia Yarışları’nı üçüncü bitirmiştim. Devamında Fransa’da Dünya Kupası’nı kazanmıştım. Tabii zor zamanlarım oldu ama özellikle ikinci Olimpiyatlar’dan sonra, Fenerbahçe Doğuş’un büyük desteğiyle bazı şeyler düzelmeye başladı. Bir kere ülkenin artık yelkenden madalya ümidi doğdu.

    Tokyo’daki Test Yarışı’ndan biraz bahseder misin?

    Olympic Test Event her olimpiyattan önce yapılır. Bizim kapalı denizlerin dalgasıyla okyanustaki dalga tipleri apayrı. Ölü dalga dediğimiz, kaba ve büyük dalgalar oluyor. Gel-git, akıntılar vs. gibi sonucu etkileyecek bir sürü unsuru bilmek lazım. Test sayesinde yarışçılar yarışın yapılacağı yeri görüyor ama organizasyon ekibi de kendini test etmiş oluyor; 5-6 parkur, 10 sınıf var çünkü. Ben orada yedinci bitirdim. Olimpiyatlar’da ise hedefim madalya.

    Yarışın yanı sıra Tokyo’dan aklında neler kaldı?

    Çok sıcaktı, inanılmaz nem vardı. Öyle olduğunda denizde de çok yüksek performans gösteriyorsun. Vücut sıcaklığında büyük artışlar ve düşüşler oluyor. Kontrolünü ise şöyle sağlıyorlar: Sporculara bir hap veriliyor ve hap bütün gün vücutta kalıyor. Akşam vücut taraması yapılıyor, tüm sıcaklık değişim bilgileri bilgisayara kaydediliyor. Sonra doktorlar verileri inceleyip, sporcunun vücut sıcaklığı nasıl daha stabil tutulabilir diye soğuk buz banyosu, soğuk yelekler, uygun içecekler gibi öneriler sunuyor. Bu profesyonel yaklaşım fitness antrenmanında, malzemede, teknede, her şeyde geçerli.

    2020 STAR SAILORS’ LEAGUE

    Star Sailors’ League’le de bizi heyecanlandırdın…

    Star, olimpik sınıfların en prestijlilerindendi ama 2012’den sonra kalktı. Bütçeleri epey yüksekti, ancak belli başlı ülkeler sürdürebilirdi. Şimdi, bir grup yelkenci, Star Sailors’ League’i kurdular. Star burada, istenirse Star tekneleriyle yarışılabileceğini söylüyor hem de dünyanın en iyi yelkencileri, yani yıldızlarını temsil ediyor. Geçen üç dört senede, en iyi finnci, lazerci ve 470’çilerin hepsi Bahamalar’da yapılan büyük finalde yarıştı. Bu bir adım öteye taşınıyor; 2020’de ilk defa 11 kişilik ülke takımları büyük teknelerde birbirlerine karşı yarışacaklar. Yatta şöyle bir durum vardır: Fransız da gelir tekneye İngiliz de, ama adı Türk ekibi olabilir. Bütün ekip yabancı, sadece Türk bayrağı olsun yeter. Star Sailors’ League’le düzen değişiyor. 2020’de ilk kez bir teknede sadece bir ülkenin vatandaşları yarışacak.

    Ekibe girme sistemi nedir?

    Star Sailors’ League sıralaması diye bir şey çıkardılar. Bu da ilk defa yapılan bir şey, dünyanın bütün yelkencilerini bir klasmanda topluyorlar. America’s Cup’a katılan yelkenci, olimpik sınıflarlarda yarışan lazerci, optimistte yarışan optimistçi veya J70’te yarışan bir yatçı aynı klasmanda sıralanıyor. Herkesin gittiği yarışlar ve o yarışlardan topladıkları puanlar bir klasmanda toplanıp bir dünya sıralaması yapılıyor. Nations Cup dediğimiz SSL’de bu sıralamalarda ülkenin en iyi sporcusu olan, otomatik takıma giriyor. Bu şekilde beş sporcu seçiliyor.

    Diğerlerinde takım kaptanı mı devreye giriyor?

    Öyle. Büyük ihtimalle kilo limiti olacak. Sıralamalardan gelecek kişileri bilmiyoruz. Ve yatta farklı pozisyonlar var. Pozisyonları doldurmakla dengeyi sağlamak benim görevim. Lojistik gibi kısımları da üstleniyorum.

    Kaptanlar yarışabiliyor mu?

    İsterlerse evet. Benim yaşım genç ama bazı ülkelerin takım kaptanları 50-60 yaşlarında. 3-4 olimpiyat madalyaları var, onlar daha çok menajerlik şeklinde kaptanlık yapacaklar. Bizde ben yarışacağım. Pozisyonumu henüz bilmiyorum. Takımın durumuna göre beraber karar vereceğiz. Bu konuda Deniz ve Ateş Çınar da bana yardımcılar. Neticede onların da büyük tecrübeleri var. Oğuz Ayan da bize destek olacak. Türkiye’nin en deneyimlilerinden ve abi niteliği taşıyor, takımı toplayabilir. Fakat henüz net değil.

    GELECEK PLANLARI

    Yabancı yelkencilerden kimleri beğeniyorsun?

    Brezilyalı lazerci Robert Scheidt’ı beğeniyorum. Dört olimpiyat madalyası var. 46 yaşında ve altıncı olimpiyatına hazırlanıyor. Yaş sınırını şu an o belirliyor. Bu yaşa kadar bu seviyede bu işi yapan hiç olmamıştı. 

    Seni ileride yat yarışlarında görebilir miyiz?

    Yat yarışçılığı insanların hobisi olmaktan ziyade şirketlerin yelken takımları altında gelişiyor. Şirketlerin bu işe girmesini tabii ki çok faydalı buluyorum. Yine de gerçekten hobi, spor olarak yapıldığına şahit olmak istiyorum. Zaman gerekiyor bunun için de. Beni de görebilirsiniz, neden olmasın.

    Tokyo sonrası için motivasyonun nedir?

    Fiziksel performansım el verdiği kadar olimpik sporcu olmaya devam edeceğim. Olimpiyatlar’a katılan insanların profesyonelliğini seviyorum ve bundan besleniyorum. Farklı ülkelerle rekabet ediyor, en son teknolojiyi görüyorsunuz. Eğitmenlik de yapacağım tabii. Hem ülke hem Fenerbahçe Doğuş bana müthiş bir destek verdiler. Bilgi birikimimi ülkeye yayabildiğim kadar yayacağım. Bu da benim borcum…

    Alican Kaynar’a önümüzdeki yıl için hem Tokyo’da hem de Star Sailors’ League’de başarılar diliyoruz.☸

  • EDA ERDEM DÜNDAR Kaptan, her yerde kaptan.

    EDA ERDEM DÜNDAR Kaptan, her yerde kaptan.

    Hem Fenerbahçe’de hem Milli Takım’da gösterdiği başarılı performans ile voleyboldaki gururumuz Eda Erdem Dündar, dört yıldır kendi yelkenlisinin dümeninde ve filenin yanında denizde de iddialı. Yazı Pelin Özcanlı, Fotoğraflar Eda Erdem Arşivi

    Türkiye Voleybol Kadın A Milli Takımı ve Fenerbahçe Opet Takım Kaptanı Eda Erdem Dündar, yaz başında karşımıza “Kaptan, her yerde kaptan” projesi ile çıktı. Eşiyle beraber 4 yıl önce aldıkları yelkenli teknede çektirdiği fotoğraf ve videoları sosyal medya hesabında paylaştı. Böylece voleybolun yanında farklı bir yönünü daha ortaya koyarken, yelkene karşı içinde biraz merak olanları heveslendirmek, harekete geçmelerini sağlamak istedi. Biz de bu vesileyle kaptanlığın hakkını sonuna kadar veren sporcudan denizdeki dingin ve alternatif hayatını dinledik.

    “DOĞANIN GÜCÜNÜ DENİZDE HİSSEDİYORUM”

    Yelkene nasıl başladınız?

    Eşimle (Erdem Dündar) baş başa çıktığımız ilk yelkenli tatilinde denizde dümen tutan kadınlar gördüm ve tonlarca ağırlıktaki tekneleri kullanmaları çok karizmatik geldi, çok yakıştırdım. Ben de yapabilir miyim düşüncesi aklımın ve kalbimin bir köşesinde yer etti. Voleybol gibi yelkenin de rekabetçi ruhumu besleyeceğini anladığımda zaten artık denizden uzak kalamaz oldum.

    Denizin en etkileyici yanı ne sizce?

    Çoğu zaman ne kadar stresli ve karmaşık bir hayat yaşadığımızı bize göstermesi sanırım.Tekne hayatını tattıktan sonra artık dünyanın öbür ucuna da gitsem “Aslında ne kadar küçük, ne kadar mekanik yaşamlarımız var” diyorum. Doğanın gücünü en fazla denizde hissediyorum. Denizin daha siz farkına varamadan çok kısa sürede ruhunuzu, bedeninizi iyileştirmesi inanılmaz. Oradaki sadelik doğallığa teşvik ediyor, her andan keyif almayı öğretiyor.

    Tekne alma fikri nasıl doğdu?

    2013’te aile dostlarımızla çıktığımız gulet tatilinden epey mutlu ayrıldık. Normalde yoğun idman ve maç temposundan kısıtlı zamanlarda, otellerde tatil yapabiliyorduk. O zaman Marmaris’ten başlamıştık tura. Göcek’e vardığımızda doğasına, koylarına hayran kaldık, “Bundan sonraki tatillerimiz belli” dedik eşimle. Bir sonraki yaz kendi başımıza küçük bir yelkenli kiraladık. İşte tekne alma hayalleri böyle başladı. Hayatım boyunca sporcu disiplinine sahiptim ve koşuşturmaya alışığım. Tatilde o tempoyu fazla düşürmekten hoşlanmıyorum ve aktif sporculuğum bitince temponun düşeceği fikri de beni kaygılandırıyordu. İki yaz yelkenli kiraladık, tekne alınca da kaygım iyice azaldı.   

    “İMDADIMIZA BALIKÇI KOŞTU”

    Modele karar verme sürecinizden bahseder misiniz?

    Araştırmalar, dergiler, fuar gezmeleri, yürüyüş bahanesiyle marinalara gidip tekneleri incelemeler… Motoryat amacımızdan uzak, yelkenli, içinde yaşamak için küçük, katamaran, ikisinin arasında sıkışmış gibi geliyordu. Fakat bir gün yine marina yürüyüşlerimizden birinde, bir yelkenlinin havuzluğunda sekiz kişinin oturup sohbet ettiğini gördük. Beneteau’nun Sense 50 modeliydi. Sekiz kişiye rağmen o havuzluk çok ferah ve konforlu duruyordu. İlk görüşte âşık olduk! 2016’nın başında aynısını aldık.

    Athanasia ismi nereden geliyor?

    Yunanca “ölümsüzlük” anlamına gelen bir kadın ismi ve çok eskiden beri dinlediğimiz bir şarkının adı, çoğu yerde de kullandığımız bir isimdi. Yelkenliye yakışacağını düşündük, hiç başka arayışa gerek duymadık.

    Athanasia ile denizde zor durumda kaldığınız oldu mu?

    Bir kaptanla Athanasia’yı İstanbul’dan Göcek’e götürüyorduk. Rüzgâr 30 knot’ı buldu. Yüksek dalgalarda cenova ve motorla otopilotta gidiyorduk. Bodrum açıklarında dümenleri palalara bağlayan aksamdaki pim kırıldı ve kaptan hâkimiyeti kaybetti, kıyıya sürüklenmeye başladık. Yardım istedik fakat “Hava şartları uygun değil, sizi alırız ama tekneye müdahale edemeyiz” dediler. Konuşulanlar gerçekten ürkütücüydü. İlk seyrimizdi kendi teknemizle. Bilgi ve tecrübemiz yoktu, epey korktuk tabii. Dostlarımızla irtibata geçtik. İmdadımıza tanıdık bir balıkçı teknesi yetişti, geldi ve bizi halatla çekti. Şimdi o kaptanın yanlışlarını görebiliyoruz, böyle zamanlarda kullanılması gereken acil durum yekesinin yerini de biliyoruz. Kötü bir kaptan, kötü bir seyir demek. Çok şey öğrendiğimiz bir tecrübe oldu diyelim.

    “BİLİNMEZLİK BENİ CEZBEDİYOR”

    Tekneye ne kadar vakit ayırabiliyorsunuz?

    Bu yıla kadar yazları Milli Takım kampları ve turnuvalar yüzünden sadece tatillerde gidebiliyordum ben tekneye, tüm hazırlıkları Erdem yapıyordu. Burada bize her konuda yardımcı olan arkadaşımız Enes Mülazimoğlu’nun da kulaklarını çınlatmak gerekiyor. Pandemi sebebiyle ligler ve Tokyo Olimpiyatları iptal edilince martta tekneye gittik. Bu kez ben de sezon hazırlıklarına yardım edebildim. Aslında her fırsatta iki günlüğüne de olsa soluğu Göcek’te alıyoruz  biz. Erdem’in aksine ben teknenin sefasını süren kişiyim, aktif spor hayatım bitince zehirli boya bile sürerim.

    Tekneyi kışın İstanbul’a getirmeyi düşünüyor musunuz?

    İlk yıl heveslenmiştik İstanbul’a ama zaman içinde gördük ki Göcek’te tekne hem temiz kalıyor hem de teknenin orada bulunması kışın uzaklaşmamız için bize fırsat sunuyor. Kim bilir belki tekneyi İstanbul’a getirmek yerine, biz Göcek’e yerleşiriz.

    Nerelere seyrettiniz bugüne dek?

    Kısa yolculuklar yapabildim. Rodos ve Symi’yi görebildim sadece. Hırvatistan’ı karadan gördüm, bir de denizden keşfetmenin hayalini kuruyorum. Cebimde hep yakın tarihli dönüş biletim var. Profesyonel hayat bittiğinde zaman kaygısı yaşamadan denizde olmanın tadını çıkaracağım öncelikle.

    Sizi voleybolla tanıdığımız için sohbeti voleybolla yelkenin farkını sorarak kapatalım.

    Voleybolda rakiplere meydan okumak konusunda fena değilim. Ama teknede işler değişiyor, yelken yaparken doğa koşullarına müthiş saygı duyuyorum. Herhalde denizde bizi bekleyen şeyi tam olarak bilememek beni cezbediyor. Rüzgârın, dalgaların zorladığı anlarda alınan hızlı kararlar ve kontrolü ancak doğayla uyum içinde sağlayabilmek tatmin edici. Her yelken seyrinden sonra ayrı bir başarmışlık hissi yaşıyorum. Bir de mutluyum çünkü karada sürekli bir şeylere acele ediyorum. Tekne sayesinde ise yolun ve yolculuğun tadını doya doya çıkardığım alternatif bir hayatım daha olabildi. ☸

  • EDA ERDEM DÜNDAR Kaptan, her yerde kaptan.

    Hem Fenerbahçe’de hem Milli Takım’da gösterdiği başarılı performans ile voleyboldaki gururumuz Eda Erdem Dündar, dört yıldır kendi yelkenlisinin dümeninde ve filenin yanında denizde de iddialı.