Etiket: Piri Reis

  • Midilli Adası

    Midilli Adası

    Adaya adını veren başkent Midilli, Piri Reis’in “Asıl ünlü kalesi, adanın gündoğusu tarafında, poyraza karşı ve Anadolu kıyısına mukabil, yumru bir burunun üzerine kurulmuş olup, iki tarafı da limandır” diye anlattığı kalenin etrafına yerleşmiştir. Reis bu limanları, “Önünde vâki’ olan liman yılduz tarafındadır. Yeni Liman dimeğile meşhurdur. Ve kıble tarafında vâki’ olan limana Eski Liman dirler” diye anlatır.

    Yaklaşık on saattir “Ruhum”, Limni-Midilli rotasında. Anadolu yakasındaki Baba Burnu ile Midilli Adası arasında dümen nöbeti bende. Gözümü dört açtım! Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’deki bir küçük tümcesi aklımdan çıkmıyor! “Çınarlı Dere önüne gelince, 3 mil uzaklıkta bir büyük taş daha vardır. Su yüzünde görünmez. Fazlasıyla çekinmek lazımdır. Mesela, Çınarlı Dere’den Anadolu kıyısında olan Sivrice Burun’a doğru yürüseler, Allah bilir ya o taşa rast gelmeleri ihtimali vardır!” Mazallah bir rast gelirsek ne olur? Reis yazmış. “Bu burunun -daha doğudaki Korakas Burnu- ucunda bir taş vardır.

    Devamı Şubat 2015 sayımızda…

    UMR_0704 UMR_0961 UMR_1189

  • Foça Kaleleri

    Foça Kaleleri

    İki Foça vardır. Birine “Eski” birine “Yeni” derler. Piri Reis de bunu bilir ve Kitab-ı Bahriye’nin bu bölümüne, “Adları geçen bu Foçalar hakkında şöyle rivayet olunur. Eski Foça’yı Venedik tüccarları inşa etmişlerdir. Yeni Foça’yı ise Ceneviz tüccarları yaptırmış” diyerek başlar.

    Tenekeler çalınıyor, denize taşlar atılıyor, gecenin köründe bir kıyamettir gidiyordu! Dört veya beş yaşlarında olmalıyım. Eski Foça’da, liman kıyısındaki, önünde ahşap iskelesi olan iki katlı bir taş evde yaz tatili geçiriyorduk. Akşam yatmadan babama yalvarmış ve barbun ağları atıldığında beni uyandırmasını istemiştim. Pencerenin önünde dakikalarca, karanlıkta sürüp giden bu curcunayı izlediğimi, daha doğrusu pek bir şey görmediğim için, dinlediğimi anımsıyorum.

    Bir gün de babam elime 5 kuruş vermiş ve Foça çarşısına, sinek iğnesi1 almaya göndermişti. Yolda, başparmağımla işaret parmağımın arasında sıkı sıkı tutmaya çalıştığım iğnelerden dördünü düşürüp kaybetmiş, sadece biri ile dönmüştüm. Olsundu! Babam o tek iğne ile kıyıdan karagöz ve ısparoz tutmuş, mahallenin bir şirin kedisi de, temizlenmesi için mutfağa bıraktığı balıklardan birini kapıp, kömürlüğe kaçmıştı. İğneleri düşürmenin de utancı ile koşup kediyi yakaladığımı ve ağzındaki balığı alıncaya kadar bırakmadığımı anımsıyorum. Devamı Ocak 2015 sayımızda…

    UMR_1652 UMR_1663 UMR_1821 UMR_1885