Etiket: Piri Reis

  • DUBREVONİK* KENARLARI

    DUBREVONİK* KENARLARI

    “Asıl Dubrovnik kıbleye karşı, deniz kıyısında büyük bir kaledir. O kalenin önünde yedi kulaç suda sandık batırmışlardır1. Bu sandıklar sayesinde liman olmuştur. Büyük barçalar girip çıkarlar.”

    İşte böyle tatlı tatlı girer söze Piri Reis ve başlar Dalmaçya’nın3 incisi, bugün Dubrovnik diye bilinen kenti ve kıyılarını anlatmaya. Girer de, daha ilk cümlede bilmeyenin kafası karışır. Başlıkta “Dubrevonik”, arkasından “Raguza” diyor. Üstelik onu da “Raguza Nova-Raguza Vane” diye ikiye ayırıp hemen arkasından, “önce Eski Raguza’yı anlatalım ki, eserin izlediği rotaya uygun olsun.” diyor. Reis kendi bildiklerini cümle âlem de bilir sanıyor. Önce şu “rotaya-tertibine uygun” konusunu çözelim. Piri Reis, Kitab-ı Bahriye’de Adriyatik kıyılarını anlatırken, kıble-yıldız ve keşişleme-karayel rotasını izlemektedir. Bu kıyıları dolaşırken tam da bu rota üzerinde, yazdığı sırayla dolaşmış olması uzak olasılıktır. Herhalde amcası Kemal Reis’le ve daha sonra kendi başına korsanlık yaparken, pek de öyle sıra izleyememiştir. Ama yazarken böyle yapmış. O nedenle de önce, bugün herkesin Dubrovnik diye bildiği kaleyi değil onun kıble-keşişlemesine düşen “Eski Raguza’yı anlatalım” diyor. Biz de sırayı bozmayalım vesselâm. Ama daha önce şu Dubrevonik (Dubrovnik)- Raguza bilmecesine bir göz atalım. Yunan ve Roma dönemlerine geleceğiz ama yakın tarihte Dubrovnik, “Raguza” veya “Ragusa” olarak bilinirdi. Raguza, bugün Bosna Hersek’in başkenti olan Saraybosna’dan; oradan, bugün Sırbistan’da Müslüman Boşnakların yaşadığı Sancak bölgesinin başkenti Yeni (Novi) Pazar’a uzanan ve nihayet Selanik’ten geçerek İstanbul’da biten çok önemli ve işlek bir ticaret yolunun başlangıç noktasıydı. Saraybosna’nın çarşısını, (Baş Çarşıya) ve onun küçük bir örneği olan, Yeni Pazar çarşısını (Eski Çarşıya) görmüşseniz bu çarşılar size, bu ticaret yolunun, zamanında ne denli önemli olduğu hakkında bir fikir verir. Raguza-İstanbul ticaret yolu bir alay nedenle eski önemini yitirince, İstanbul ve Selanik dışındaki bu kentler de sönüp gitmişlerdir.

    “İmdi bu Eski Raguza bir kal’edür. Başka sefer ider gemileri vardır. Mezkûr şehri Dubrevonik beyi zabt ider.”  Devamı Ocak 2019 sayımızda…

  • Piri Reis’i rahat bırakın

    Piri Reis’i rahat bırakın

    Türkiye’de bir iki kişi, bir o kadar da yabancı, yıllardır hemen her üç beş ayda bir, Piri Reis’in 1513 tarihli ilk dünya haritasının nasıl da esrarengiz bir harita olduğunu, ne kadar çok şifresinin bulunduğunu anlatmak için kolları sıvıyorlar. Üstelik bütün o şifreleri de kendilerinin çözdüğünü düşünüyorlar ve anlatıyorlar da anlatıyorlar. Bre densizler! Dinleyin bakın! Size Reis’in “hartı”sını nasıl çizdiğini bir iyice tekrar anlatayım.

    Bu herhalde benim adını bile duymadığım bir hastalık. Gizem yaratmak! Her yönü ile bilinen, bilimsel olarak kanıtlanmış hatta bizzat yapanı tarafından, nasıl yapıldığı bütün açıklığı ile yazıya dökülmüş konularda bile bilinmeyen, gizli kalmış bir yan, kısacası “öküzün altında buzağı” aramak. Bunun meraklıları da var gördüğüm kadarıyla. Onlara ne yazılsa, ne söylense hiçbir şey kâr etmiyor. Kitaplar, makaleler ne derse desin; olaylar, bilimsel kanıtlar ne olur olsun, onlar gerçeği değil kafalarında yarattıkları, sadece kendilerinin inandığı birtakım açıklamalara büyük cehaletle iman etmekten bir an bile geri durmuyorlar. Neredeyse her atılan merminin kim tarafından atıldığı, nereye ulaştığı bile belli olan Çanakkale Savaşı’nı evliyaların kazandığı gibi bir hurafeye inanmak, inanmakla da kalmayıp buna başkalarının da inanmasını istemek, bunun için bin türlü gerekçe bulmaya çalışmak gibi.

    Piri Reis’in haritası da böyle bir konu işte. Türkiye’de bir iki kişi, bir o kadar da yabancı, yıllardır hemen her üç beş ayda bir, Piri Reis’in 1513 tarihli ilk dünya haritasının nasıl da esrarengiz bir harita olduğunu, ne kadar çok şifresinin bulunduğunu anlatmak için kolları sıvıyorlar. Üstelik bütün o şifreleri de kendilerinin çözdüğünü düşünüyorlar ve anlatıyorlar da anlatıyorlar. Yıllarca şifreli telgraflarla haberleşen, şifre kapatan, çözen bir meslekten1 gelmesem bu zat-ı muhteremlerin dünyanın en iyi kripto memurları2 olduklarına inanacağım.  Yıllar önce artık bu kişilerle zaman yitirmemeye, onların söylediklerine, yaptıklarına kulak asmamaya, yazdıklarını okumamaya karar vermiştim ki sevgili Yayın Yönetmeni Eyüp Özel, yine bunlardan hem de yıllardır papağan gibi aynı şeyleri tekrarlayan birinin, TRT’de yine ahkâm kestiğini anlattı. Arkasında da, “acaba yine bir şeyler yazsanız mı?” diyerek, Moda Deniz Kulübü’nde keyifle oturduğumuz yemeğin tadına tat kattı. Bilene, anlayana Piri Reis’ten söz etmek keyiftir. “Piri Reis’in haritasının şifreleri” diye saçmalamamak kaydıyla tabii. Devamı Mayıs 2017 sayımızda…

  • Sultaniye Kilitbahir ve Bozcaada

    Sultaniye Kilitbahir ve Bozcaada

    “Alçak kır yirlerdür. Yüce yerü hemân yıldız tarafında bir sivri boz depe vardur. Üzerine çıkdukda kırk mil mikdâr denizde yürüyen gemiler fark olunur. Ve gemide olanlar da otuz, kırk mil denizden ol depeyi bir çadır resminde görürler. Denizden Bozca Ada’nun alâmeti, zikr olan Boz Depe’dür” der Piri Reis.

    Baba Burnu’nu dönüp yıldıza rota tuttuğumuzda biz de hemen, bugün haritalarda “Göztepe” olarak geçen bu boz tepeyi gördük. Demek doğru rotadayız!

    Bozcaada’ya bu adı Piri Reis mi vermiş bilinmez ama bu adın ilk kez Reis’in haritalarında kullanıldığı anlaşılıyor. Eski adı, Tenedos’tur. Bu adı, mitolojik kahraman Tenes’den alır. Gökçeada (İmroz) ile birlikte, uluslararası diplomasi jargonunda, “Boğaz Önü Adaları” diye bilinir. Bozcaada’nın tarih boyunca önemi de bu konumundan gelir. Bugün de Çanakkale Boğazı’nın o çok yoğun gemi trafiği, Bozca Ada’nın iki tarafından geçer. Ada bu trafiğin denetimi açısından önemlidir. Yine bu trafik nedeniyle küçük teknelerin gece seyir yapacakları yer değildir!
    Dikkatli olunsun.

    “Halifelik merkezi olan İstanbul’dan Akdeniz’e çıkan kimseler bilmelidirler ki, Çanakkale Boğazı’nda bulunan Sultaniye ve Kilitbahir kalelerine bu adadan yakın ada yoktur” diye girer söze Piri Reis.

    Burada bir ara verip önce şu iki kaleden söz edelim ki her bir konu tamam, sonra anlatacaklarımız açık olsun. Çanakkale Kalesi’ne “Sultaniye ”demelerinin nedenini, “Şehzade Sultan Mustafa’nın babası olan Fatih Sultan Mehmet Gazi” tarafından yaptırılması ile açıklayan Reis, Kilitbahir’in, Boğazın Rumeli tarafında olduğunu ve “yukarıdan-Karadeniz’den” gelen gemilerin Akdeniz’e açılmak için bu kaleden izin almaları nedeniyle bu adla anıldığını da yazar. “Denizin Kilidi” demektir. Ancak, Kilitbahir önleri “akındulu yerdür. Hem derindür.” Büyük gemiler yanaşamaz. O nedenle arz edilmiş ve Fatih Sultan Mehmet iznin, “iki tarafu hûb vâsi limanlar- güzel, geniş liman” olan Sultaniye Kalesi’nden alınmasını uygun görmüştür. Devamı Nisan 2014 sayımızda…

    UMR_9170 UMR_9480

    UMR_9364

  • Emek Yemez Burnu’ndan Mardeliç Kalesi’ne

    Emek Yemez Burnu’ndan Mardeliç Kalesi’ne

    Ayvalık Setur Mari-na’dan şafakla palamar aldık. Rota, Bozcaada. Hava sakin. Tavuk Adası’nı iskeleye alıp, liman çıkışına doğrulduk. Bir gün önce bu kez Çeşme yönünden gelip, can dostum rahmetli Metin Sertoğlu ve Urfalı Kaptan Bekir Coşkun ile çok kereler girip çıktığım için, Ayvalık Limanı’na benim kılavuzluğumda girmiştik. Şimdi dümen Aşkın kaptanda. İlk şamandıraların arasına girince kahvemi alıp oturdum ki, “Ruhum” kütüklüğü boyunca sığlığa saplandı! Aşkın Kaptan bir an dalmış ve önünde giden küçük balıkçı motorunun son şamandıranın yıldızından geçtiğine aldanıp onu izlemeye kalkmış! Piri Reis’in “bre ben size sığlıkdur dimemiş miydum?” dediğini duyar gibi oldum! Setur Marina’daki dostlarımızı aradık. Neredeyse her gün bir tekne oturuyor olmalı ki hiç şaşırmadılar. Bize iki tekne gönderdiler. İlk denemesinde başarılı olamayan ikinci tekne, halatı çapraz bağlamaları konusundaki uyarıma kulak verip, bizi yüzdürdü. Üstelik marinadaki dostlarımızın hatırı için olacak, böyle bir kurtarma operasyonu için üç kuruş denebilecek bir bedel karşılığında!

    Devamı Mart 2015 sayımızda…

    DSC_6896 UMR_8848 UMR_8938