Etiket: seyahat

  • ZAMANIN DURDUĞU ADA Leros’a yolculuk

    ZAMANIN DURDUĞU ADA Leros’a yolculuk

    Bu ay yaza keyifli bir veda için en güzel zaman. Bu keyifli zamanları güzel bir rota önerisiyle değerlendirmek isteyenler için On İki Adalar rehberime Leros Adası ile devam etmeye karar verdim.

    Yaz mevsimi denizciler yeni bir rota çizmekten vazgeçinceye kadar bitmez. Bana sorarsanız Eylül ayı denizde olmak için en ideal aylardan biridir. Ilıman bir hava, hâlâ yaz sıcaklığını koruyan sular ve sakin koylar… Ben de On İki Adalar rehberime Leros Adası ile devam ettim. Leros’un bende bıraktığı his, kibar bir ev sahibi gibi. Korunaklı limanlarıyla kollarını açan, ağaçlarının gölgesini hazırlayan ve çiçek kokularını dört bir yanına sıkan misafirperver bir ada burası. Tepesinde kalesi, kıyısında masmavi suları ve yemyeşil dağları… Leros zeytinlikleri, çiçek tarlalarıyla kolay kolay unutamayacağınız bir ada. Dar sokakları, beyaz badanalı evleri ve tavernaları Yunan kültürünü buram buram yaşatıyor. Ilgın ağaçlarıyla dolu sahillerin neredeyse hepsinde denize girebiliyorsunuz. Eylül ayında, kalabalıklardan uzak, huzurlu bir tatil arayanlar için ideal bir seçenek. 

    İnsan bu denli hayranlık uyandırıcı bir ada görünce, geçmişini de merak ediyor tabii. Leros’un tarihi, milattan önceye kadar uzanıyor. Atinalılar, Spartalılar, Romalılar ve Bizanslılar gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ada, yüzyıllar boyunca savaşlara tanıklık etmiş. İtalyanlar döneminde modern bir kent haline getirilen Lakki gibi yerleşim yerleri, adanın zengin mimari mirasını gözler önüne seriyor. İkinci Dünya Savaşı’nda da önemli bir savaş alanı olan Leros, bugün görebileceğiniz en huzurlu atmosferlerden birine sahip. 

    Leros popüler Yunan Adaları arasında olmasa da Türkiye’den feribot seferleriyle ziyaret edenler de var bizim gibi tekneyle keşfedenler de. Bodrum’dan feribotla Leros’a direkt gitme seçeneğiniz de var. 

    GİTMEDEN ÖNCE BİLMENİZ GEREKENLER

    Leros’a seyahat plan› olan, merakl› gezginler için ada ile ilgili ek bilgilerimi eklemek istedim.

    ∗ Leros Adası etrafını saran bakir koylarıyla, Doğu Akdeniz’in en büyük doğal limanı olarak geçiyor. Özellikle tekne tatili için bir destinasyon arayanlara tavsiye etmemdeki başlıca neden bu. Hem güvenli hem de keşif dolu bir deniz tatili Leros Adası’nın doğasında var desem yalan olmaz. 

    ∗ Leros 1912 ile 1947 arasında İtalya’nın yönetiminde olduğu için İtalyan mimarisine rastlamanız çok olası. Özellikle Lakki Limanı, İtalya’nın Yunan Adaları’ndaki temsili gibi. Ünlü İtalyan mimarlar, art-deco tarzında yapılar inşa ederek, bu adayı diğer Yunan Adaları’ndan ayıran bir atmosfer yaratmayı başarmışlar.

    ∗ Leros’ta biz teknede konaklamayı tercih etsek de koylarda yayılan birçok butik otel konaklama için değerlendirilebilir. Yeme-içme ve konaklama seçenekleri, nüfusa ve turist alımına oranla gayet iyi durumda. 

    ∗ Leros Adası giden herkesin üzerinde bağımlılık yapabilecek bir etkide. Esnafın güler yüzü, Türk olduğunuzu duyduktan sonra gösterdikleri ilgi ve samimiyet, burada sonsuza kadar kalma isteği oluşturabilir. 

    TEKNEYLE ULAŞIM

    Leros girintili çıkıntılı yapısı sayesinde tekneyle demirleme için uygun birçok koya sahip. Bunun dışında adada bilinen iki liman denizcilerin uğrak noktası. Bu yaz gündemde olan “kapıda vize uygulaması” Leros Adası için de geçerli. Adaya başka bir Yunan Adası’ndan geçiyorsanız, sizi bekleyen uzun işlemler olmuyor. Eğer Türkiye’den direkt Leros’a geçme planınız varsa, yerine getirmeniz gereken prosedürler bulunuyor. 

    TEKNEYLE SEYAHATTE LİMAN VE DEMİRLEME SEÇENEKLERİ

    Lakki Limanı: Adanın ana limanı. Leros’un batısında bulunan bu limanda demir atabileceğiniz birkaç yer bulabilirsiniz. İskele tarafında şehir rıhtımını, batısında marinayı görebilirsiniz. Rıhtımda yaklaşık 15 teknenin bağlanabileceği bir alan var. Kıçtankara yapıyorsunuz. Buradaki sahil güvenlik botlarından sonraki alan ücretsiz demirleme alanı. Lakki çok geniş bir liman, korunaklı olması sebebiyle şehrin önünde 3-5 metre derinlikteki alanda alargada kalmaya da çok uygun. Lakki’de marinaya girmeden sakin bir koyda bizim gibi keyifli vakit geçirmek isterseniz, hemen feribot iskelesinin arkasındaki Koulouki Koyu’na gidebilirsiniz. Gitmişken buradaki pizzacıda atıştırmak için ara verebilirsiniz: Koyloyki Pizza. Tel: +30 2247 026690

    Agia Marina: Leros’un ikinci limanı olarak geçiyor. Eğer batı tarafındaki Lakki limanında çok fazla rüzgâr varsa, tekne ve feribotlar doğu tarafında kalan bu limana yanaşabiliyor. Eğer Agia Marina’da alargada kalma niyetiniz varsa, kuzeyden gelen rüzgâra ve dalgaya karşı açık olduğunu belirtmekte fayda var. Eğer uygun hava koşulunu yakalar ve Agia Marina’da teknenizi bırakabilirseniz, sizler için çok güzel bir sabah yürüyüşü rotası verebilirim. Yaklaşık 40 dakikalık şahane bir yürüyüşle Panteli Koyu’na varabilirsiniz. Yol üzerinde karşınıza çıkan merkezde enfes kahve ve atıştırmalıklarla mola verebilirsiniz. 

    Pandeli (Panteli): Leros’un bir başka demir yeri. Bana sorarsanız en belirgin özelliği, Türk denizcilerin uğrak noktası olması. Bu kadar güzel denizi olan bir koy tam karşımızda olunca, çoğu Türk denizci çoktan keşfetmiş bile anlayacağınız. Aynı zamanda adanın doğusundaki küçük liman olarak geçiyor. Pandeli bir balıkçı köyü olduğu için liman genelde balıkçı tekneleriyle dolu. Mendireğin iç tarafındaki derinlikler tekneler için aborda olmaya uygun. Mendireğin dışında alargada kalmanız için burası yine müsait bir yer. Geceleme için yine burayı tercih edebilirsiniz. 

    (Ek öneri) Xerokampos Koyu: Demir atmak için ideal koylardan birisi. Burası Leros’un güneyinde büyük ve rüzgâra karşı korunaklı bir koy. Batı tarafında genelde balıkçıların olduğu bir rıhtım görüyorsunuz. Biz de bu koya, sezonun yoğun olmadığı bir zamanda gitmiş ve günü balık tutarak ve sakinliğin tadını çıkararak geçirmiştik. Koyda bizim gibi kendinizi dinlediğiniz bir sabahın ardından, buradan geçen minibüslerle Lakki’ye gitmeniz de mümkün. Bunun dışında alargada kalarak 7-8 metre kadar derinlikte demir bırakabiliyorsunuz. Bağlanmanız için çok sayıda tonoz da bulunuyor. 

    Denizcilere tavsiye: Leros çoğu Yunan Adası’na göre tekneyle ziyaret etmek için daha uygun. Koyları ve demirlemeye uygun sularının sayısı fazla ve henüz diğer adalar kadar keşfedilmemiş. Bu sebeple alargada kalmaya ya da demirlemeye uygun birçok bakir nokta bulabilirsiniz. Leros’un sularını teknenizle keşfetmeye çıkarak kendinize birçok seçenek yaratma şansınız var. 

    KENDİNE HAYRAN BIRAKAN SULARI

    Koyları bu kadar güzel, bu kadar sakin bir ada bulmuşken her bir köşesini keşfetmek isteyebilirsiniz. Bizim için Leros macerası tam anlamıyla keşifle ve bolca yüzerek geçti. Hem dinlendik hem de çok şey gördük adada. Bana sorarsanız yemyeşil görüntüsü kadar masmavi suları da Leros’u tekrar ziyaret etmek için haklı bir sebep. Tekneyle ziyaret edenlere her bir kıyıya şans vermelerini tavsiye ederek, kendi yolculuğumda beni en çok etkileyen mavilikleri liste olarak eklemek istedim. 

    ∗ Alinda hem kum hem de çakıl taşlarıyla kaplı, sığ denizi ve canlı atmosferiyle dikkatimi çeken plajlardan. Bizim gibi çocuklu aileler için ideal. Plaj çevresindeki kafe ve restoranlarda keyifli vakit geçirebilirsiniz. Su sporları için de uygun. Eğer teknede çocukla gecelemeyi planlıyorsanız, Alinda’yı tercih edebilirsiniz.  

    ∗ Xerokampos çakıl taşlı, temiz denizi ve Kalimnos manzarasıyla öne çıkan bir plaj. Şezlong ve şemsiye için tüketim şartı var. Çevrede taverna ve restoranlar bulunuyor. Rüzgârsız bir bölge olduğu için gayet sakin. Deniz ayakkabısıyla gitmenizi ve gitmişken burada bulunan Porto Nikola adlı restoranda Leros’un meşhur karidesli böreğinin tadına bakmanızı tavsiye ederim.

    ∗ Panteli Plajı adanın orta batı kısmında yer alıyor. Leros’un en güzel plajlarından biri. Çakıl taşlı, turkuaz denizi ve canlı atmosferi var.

    ∗ Agia Marina Gourna körfezinde, Alinda’ya yakın, kum ve çakıllı bir plaj. Denizi temiz ve sığ. Çocuklu aileler için ideal. Çevredekilerde yemek yiyip denize girebilirsiniz.

    ∗ Dio Liskaria çakıl taşlarından oluşan çok sevimli bir plaj. Agia Marina’dan yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Denizden çıktıktan sonra gidebileceğiniz çeşitli tavernalar ve barlar görüyorsunuz.

    GEZİLMESİ GEREKEN YERLERİ

    Leros, iki üç gün içerisinde rahatlıkla gezilebilecek bir Yunan Adası. Adanın merkezi Agia Marina ve adadaki diğer popüler yerler Lakki, Pandeli, Platanos ve Alinda gezerken keyif alacağınız yerlerden. Henüz keşfedilmemiş en güzel Yunan Adaları’ndan birisi Leros. Geçmişiyle, anı durduran yavaş hayatıyla “burada yaşlanmam” diyebileceğiniz bir ada. Eğer Leros’un ışıl ışıl sularından kendinizi karaya atabilirseniz, buraya eklediğim yerleri görmenizi tavsiye ederim. 

    ∗ Leros Kalesi, adanın tarihine ışık tutan en önemli yapılarından biri olarak Leros’un en yüksek noktasında bir gözcü gibi. 10. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen bu görkemli kaleye ulaşmak için iki farklı rota bulunuyor. Pandeli veya Agia Marina’dan başlayan yaklaşık 500 basamaklı merdivenler, sizi kaleye çıkaracak patikalar. Merdivenleri tırmanırken, yemyeşil doğanın güzelliği yetmezmiş gibi bir de sevimli kedilerle karşılaşıyorsunuz. Eğer daha kısa bir yolculuk tercih ederseniz, Lakki limanından araba kiralayabilirsiniz. Kaleye yaklaştıkça karşınıza çıkan meşhur yel değirmenleri, size eşsiz bir manzara sunacak. Kaleye ulaştığınızda ise Agia Marina, Platanos ve Pandeli’nin büyüleyici panoramik manzarasıyla karşılaşacaksınız. Özellikle gün batımında kaleye gelerek, manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.

    ∗ Agios İsidoros Kilisesi, Leros’ta küçük bir adacık üzerinde yer alıyor. Kilisenin olduğu bu adacığa ulaşmak için, denizin üzerindeki uzun ince yoldan şahane bir manzaraya doğru yürüyorsunuz. Dışarıdan beyaz badanalı oldukça sevimli duran bu kilise, içerisinde mum yakabileceğiniz tarihi bir atmosfer saklıyor. Yolunuz Leros’a düşerse, burayı ziyaret etmenizi, güzel bir fotoğraf çekmeden dönmemenizi öneririm. 

    BİRBİRİNDEN GÜZEL LEZZETLERİ

    Leros’un suyundan, kalesinden bahsettiysek sıra mutfağına geldi demektir. Leros Adası’nda manzaraya karşı güzel bir yemek denildiğinde akla ilk Mylos By The Sea geliyor. Burası oldukça popüler olan bir aile işletmesi. Türklerin de Leros’ta Yunan yemeği için ilk tercih ettiği restoran diyebilirim. Neden bu kadar meşhur olduğunu ziyaret ettiğimizde anladık. Yemekleri, samimiyetleri ve ilgileri gözüm kapalı tavsiye edebileceğim bir restoran haline getirdi burayı. Yolunuz düşerse gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz. Tekneyle geliyorsanız, yel değirmeninin önüne demir atabilir ve yemekten sonra Agia Marina’nın otantik sokaklarında keşfe çıkarak teknenize dönebilirsiniz. 

    Tel: +30 2247 024894

    Gelelim bir başka öneriye,  Dimitris o Karaflas Taverna.  Özellikle romantik bir akşam yemeği için çok ideal. Yemekten sonra müzikli eğlenceyle geceye devam edebiliyorsunuz. Burada tadı damağımda kalan lezzet, ahtapot carpaccio oldu. Sunumu ve lezzetiyle menünün en iyilerinden biriydi. Bunun dışında bütün deniz ürünleri burada çeşitli geleneksel yorumlarla çok lezzetli bir hal almış. Özellikle bizim yediğimiz en lezzetli makarnalardan uzolu ve kremalı karides makarna kesinlikle tavsiyemiz. 

    Tel: +30 2247 025626

    KİMLER GİTMELİ?

    ∗ Yunan Adaları’nın tertemiz denizinin tadını kalabalıklardan uzak çıkarıp, su sporlarıyla ilgilenmeyi sevenler,

    ∗ Doğada vakit geçirmeyi ve doğa sporlarını sevenler,

    ∗ Tarihi kalıntıları gezmeyi ve Yunan kültürünü keşfetmeyi isteyenler,

    ∗ Yunan mutfağının geleneksel menüsünü farklı yorumlarla denemek isteyenler,

    ∗ Bakir koylarda tekne tatili yapmak isteyenler,

    ∗ Doğa fotoğrafçılığına ilgisi olanlar Leros Adası’nı kesinlikle ziyaret etmeli. 

    “Dünyadaki yüz bin şehrin her birinde güneş benzersiz şekilde batıyor. Sadece bir defa buna şahit olmak için seyahat etmeye değer” demiş, Ryu Murakami. Yunan Adaları seyrimizde güneşin en güzel battığı Leros için en uygun söz bu olmalı. Bana kalırsa On İki Adalar, tekneyle peşi sıra gezmek, her birini keşfetmek, güneşi her gün başka bir adada batırmak için şahane bir mavi yolculuk rotası. 

    “İyi ki kendimizi rüzgâra bırakıp, sularında dinlenmeye, seninle tanışmaya gelebilmişiz” dediğim anda, Leros’a tekrar yolumun düşeceğini ve daha birçok “iyi ki” biriktirmeme sebep olacağını biliyordum. Bir yerden ayrılırken, vedaları güzel yapan da cebimizdeki “iyi ki”ler değil midir zaten? 

    Eylül ayı hepiniz için sayısız “iyi ki” ile geçsin. Rotanız nereye olursa olsun, pruvanız neta, hayat kolayınıza olsun. 

    Yolculuklarımıza ortak olmak isterseniz ve tüm sorularınız için, keyifliyim instagram hesabından bize ulaşabilirsiniz.☸

  • STS Bodrum ile deniz üstünde sohbetler

    STS Bodrum ile deniz üstünde sohbetler

    STS Bodrum Okul Gemisi, farklı bir mavi yolculuğa çıktı. Yolcuları alanında uzman isimler ve akademisyenlerdi. Bu seyir STS Bodrum ile daha sonra yapılması planlanan turların bir provası idi. Tipik bir mavi turun ötesinde, özel ilgileri olan insanlar grubu eminim turdan, güneş, denizden fazla bir şeyler alarak dönecektir. Bizim kıyılar mavi deniz, güzel koylar, lokantalar dışında çok zengin tarih ve folklor sunuyor…

    Bayram kalabalığı ve sıcakların tavan yaptığı günlerde, herkesin tersine bir aylığına denizden kaçıp, evde tatile çıktım, “tatilimin” sonlarındayım, artık denize dönmek için kaşınıyorum. Yücel Abi’den (Köyağası) telefon: “Tanıl, STS Bodrum yarın bir haftalık enteresan bir seyre çıkacak, gelebilir misin?” Ben de zaten denize çıkmak için gün sayıyorum, bizim eski mahalleden de iki yıldır uzağım. “Tabii Abi, gelmez miyim, tekne nerede? Ve saat kaçta?” Ertesi gün, çantamı alıp çifte maskeyle minibüse atladım.

    Her seyir öncesi olduğu gibi son dakika koşuşturmalarıyla Bodrum limanından palamarları çözdük. İlk etap benim en aşağı 15 kere ziyaret ettiğim favori limanlarımdan Knidos.

    Devamı Ekim 2021 sayımızda.

     

  • Güzel ve büyülü – KORFU

    Güzel ve büyülü – KORFU

    Korfu’ya ilk gelişim 2012 yılındaydı. Özel bir uçakla Korfu havalimanına inip oradan 43 metrelik bir motoryata katılmıştım. Pastoral bir rengi vardı adanın. Büyülü, mistik, diğer adalara benzemeyen. Şu anda altın kafese kapatılmış bir kuş gibi, eski fotoğraflarım arasında Korfu’ya bakıyorum. Güzel ve büyülü Korfu’ya…

    Yunanların Kerkyra dedikleri Korfu; Venedikliler, Fransızlar ve İngilizlerin adanın tarihine derin izler bırakmaları nedeniyle, Yunanistan’a hiç benzemeyen bir ada. Kandounia denilen parke taşlı daracık sokaklarında yürürken, başka bir geçmişi fısıldıyor kulaklarınıza. 3 bin yıllık tarihinin silinmez izleri her sarayda, her kalıntıda, her parke taşında görülebiliyor olsa da, Akdeniz adalarının tamamının medeniyetler arasında el değiştiren tarihî keşmekeşinden nasibini alan Korfu’da benim en sevdiğim dönem, Venedik dönemi. Tam olarak 411 yıl, 11 ay ve 11 gün süren Venedik feodalist yönetiminde üç sosyal sınıf varmış. Aristokratlar, vatandaşlar ve yoksullar… O dönem tarım, birçok zeytin ağacının dikilmesiyle gelişmiş, bilim ilerlemiş. Venedik dönemi sanat, müzik kültürü, dil ve benim için en önemlisi olan yeme içme kültürünü Korfu’ya taşıyarak, bu büyülü adanın ruhuna dokunmuş ve bugünkü Corfiot mutfağını ortaya çıkarmış. 

    Çeşit çeşit et ve peynir

    Korfu’nun meşhurları, Akdeniz kıyılarının çoğunda olduğu gibi: Bal ve zeytinyağı. Kurutulmuş ete gelirsek, Numbulo ve Burduni’den bahsedebiliriz. Numbulo, sadece Korfu’da yapılan bir isli domuz salamı. Burduni de domuz kanı, ciğeri, soğan ve baharatlardan yapılma bir sosis cinsi. İngilizlerin black pudding’i gibi. Malum, İngiliz etkisi. Gelelim peynirlere… Feta baş tacı olmak üzere, Yunanistan’ın her yerinde bulunan Manouri (beyaz keçi peyniri), Kefalotiri (en çok makarnaya rendelenen, hani saganaki yapılırken kullanılan sert peynir) ve Tirokafteri (yumuşak ve biberli, ekmeğe sürmek için ideal) peynirleri burada da var. Korfu mutfağında yemek isimlerinin çoğu Latin ya da İtalyan. Yerel tariflerden bazılarından örnek vermek gerekirse; Pastitsada, Avgolemono ve Sofrito ile başlayabiliriz. Sofrito, şarap sosunda beyaz biber ve sarımsakla pişmiş sığır eti. Kısaca yahni! Esasen Sefarat Yahudileriyle İspanya’ya geçen, Levant ve Magrep coğrafyaları, Balkanlar ve Türkiye’ye uzanan bir tarif olan Sofrito, Venedik’ten sekip yol üzerinde Korfu’ya da uğramadan geçmemiş. Hep söylüyorum, yemek kültürü dolaşır; hiçbir yemek tam olarak bir ülkeye ait değildir. Zaten bütün pişirme teknikleri de birbirinin kardeşidir. Sonuçta uzay bilimi değil, alt tarafı yemek. 

    At eti yahnisi

    Mesela Avgolemono. Korfu’da ve başka Yunan topraklarında da yiyebileceğiniz bir yumurta-limon çorbasıdır. Yumurta sarısı ve limon suyunun tavuk suyu ile karıştırılarak yoğunlaştırılması ile yapılır. Bazen içine tavuğun eti de eklenir. Bir şey hatırlatıyor mu? Elbette hatırlatıyor. Bizdeki terbiyeli tavuk suyu çorba. İşte bu içindeki “terbiye” de, Yunan’ın Avgolemono’su. Yalnız sanmayın ki Yunanlar bizden çorba tarifi çalmış. İşte yanılgı da buralarda başlıyor. Aslında bu çorba her yerde! Sefarat Yahudilerinde, Agristada denen çorba, İspanya’ya geçtiklerinde “Salsa Blanco” olmuş yani beyaz sos. İtalya’ya geçince “Bagna Brusca” ya da “Brodo Brusco”, Araplarda ise “Tarbiya” olarak isim bulmuş. Bize gelince de “Terbiye”. Pastitsada ise geleneksel bir Pazar yemeği olarak Korfu’nun en meşhur yemeklerinden biri olmasına rağmen onun da orijini İtalya, Verona. Adı da Pastissada de caval. Cavallo: İtalyanca “at” demek. Yani bir Veronese yemeği olan Pastissada de caval, esasen bir at eti yahnisidir. Theodoric’in zaferinden sonra kral, insanların savaş alanında ölen atların etlerini yemelerine izin vermiş, birkaç gün geçince kötü kokmaya başlayan at etlerini lezzetli hale getirmeden yemek mümkün olmadığından. İtalyanlar da etleri şarap ve baharatlarla lezzetlendirerek pişirmeye girişmişler. Pastissada de caval böyle doğmuş. Yemek tarihinde hep görüldüğü gibi, fakirlik ve savaştan. Yunan Pastitsada’sı ise taze domates, tarçın, soğan, şarap ve baharatlarla pişmiş sığır ya da tavuk etinden yapılıyor ve makarna (pasta) ile servis ediliyor. 

    Çalıntı patatesler

    Mesela Bourdeto. Karşı kıyı Venedik’in etkisiyle et suyu, balık suyu anlamına gelen Brodeto ismiyle Venedikli İtalyanlardan Yunanlara geçmiş bir balık çorbası tarifi. Bir de Bianco var ki, Bourdeto’nun beyazı. Bianco, İtalyanca’da “beyaz” demek. Yemeklerin, içinde domates sosu koymadıkları ya da beyaz şarapla yaptıkları versiyonlarına kısaca “beyaz” der İtalyanlar. Korfu’ya ait Bianco isimli yemek içinse, farklı balıkların beyaz şarap, limon suyu, sarımsak, havuç ve patatesle pişmişi diyebiliriz. Evet patatesle. Oysa patatesin Yunan mutfağına girmesi Avrupa’nın diğer ülkelerinde göre biraz daha geç olmuş. Patates, Yeni Dünya’dan Fransızlar aracılığıyla Avrupa’ya geldiğinde, Avrupa’nın geri kalanıyla birlikte Yunan mutfağına da giriş yapıyormuş ki, Yunanlar nedense patatesi reddetmişler, görmezden gelmişler. Ta ki Korfu’ye gelene dek. Patatesin Yunanlarla yeniden tanışması, ismi Ioannis Kapodistrias olan Korfu kökenli bir Yunan tüccarının Avrupa’dan patates sipariş etmesiyle başlamış. Sipariş, Nafplio Limanına gelmiş ve Ioannis, “hırsızlara göz açtırmayın!” talimatı vererek patates çuvallarının başına silahlı muhafızlar dikmiş. Bu durum karşısında patates çuvallarının içinde değerli bir şey olduğunu düşünen Yunan hırsızları, aynı gece patates çuvallarını çalmış ve patates Yunanistan’a böyle yayılmış. Biz de şimdi balıklı ve patatesli bu Venedik-Yunan yemeği Bianco’yu pişireceğiz ve Kapodistrias’a bir kadeh kaldıracağız!☸

  • Kara trenin düdüğü

    Kara trenin düdüğü

    Yaz başında ışıl ışıl parlayan teknelerin yüzüne hüzünlü bir bakış yerleşir sanki. Güvertedeki tiklerin bile benzi atmıştır artık. Sonbaharın sarı kuru ışıkları teknenizin bütün yorgunluklarını ortaya çıkarmaktadır…

    Serin akşamların sonrasında sabah güneşinin sıcaklığı vedalaşan sevgililer gibi sarıyorsa bedeninizi müjdeler olsun bir yaz daha eksiliyor ömr-ü hayatımızdan. Gittikçe çoğalan sabah çiğleri bu vedalaşmanın gözyaşları gibi ıslatmaktadır.

    Kamaralarda efil efil uyunan sonbahar akşamlarında lumbozlarınızı kapatmak zorunda kalıyorsanız yavaş yavaş veda vakti gelmiş demektir. Her ne kadar ısrarla birkaç hafta sonu daha uzatmaya çalışsak da beklenmedik gece rüzgârları, şimşekli yağmurlar ve ürpertmekten üşütmeye terfi etmeye başlayan sevimsiz havalar direncimizi kırar. Önce o pis at sineği peydah olmaya başlar etrafta. O kara sineklerin ısırınca ciyak ciyak bağırtan cinsi var ya işte o musibet. Havanın kuzeye döneceğini haber veriyormuş meğerse. Kuzey rüzgârlarının ise sevenleri ayırmak gibi pis bir huyu vardır. Sarmaş dolaş bitirilmek istenmeyen o vedalaşmanın tam ortasına kalkmaya hazır bir kara trenin düdüğü gibi girer. Söküp alır bir yazı daha senden.

    Bazen şu küresel ısınmaya takılıyor kafam “biraz hızlansa bu küresel ısınma acaba hep yaz olur mu” diye. Bir ümittir işte. Yaz başında ışıl ışıl parlayan teknelerin yüzüne hüzünlü bir bakış yerleşir sanki. Güvertedeki tiklerin bile benzi atmıştır artık. Sonbaharın sarı kuru ışıkları teknenizin bütün yorgunluklarını ortaya çıkarmaktadır.

    Sezonun son tekneye gidişleri hep sıkıntılı olmuştur benim için. Koca bir kış tekneden ayrı kalacak olmanın verdiği iç sıkıntısı ile o son hafta sonu zehir olur bana. Ne dinlediğim müzik aynıdır, ne içtiğim içkinin lezzeti. Ağzımın tadı kaçmaya başladığı için yediğimden de pek bir şey anlamam. Hele ki dönerken eşyaları toplamak, terk ediyormuş hissi uyandırır bende. Onun için toplamam hepsini, bırakırım inadına birkaç parça. Kaptan “bir daha gelecek misiniz” diye sorduğunda artık gelemeyeceğimi bile bile “belki geliriz” diye cevap veririm. Teknem karaya çıkana kadar hep aklım onda kalsın isterim. Zaten kendisi öyle sadık bir yarimdir ki kışın yaptırdığı masraflarla hiç unutturmaz kendisini. Yattığı yerden tut da makyajına kadar hep pahalı zevkleri var zaten. Kişisel bakımlarını ise hiç aksatmaya gelmez. Her bir uzvuna ayrı muamele ister. Kış uykusu nedir bilmez, karada da olsa denizde de olsa elektriğini vermezsen küser. Bütün kış yatar, sefasını sürer yaz başı gelip de denize ineceği zaman sanki baloya gidecekmiş gibi hazırlamanı ister.

    Masraflıdır, nazlıdır, niyazlıdır ama candır evlat gibidir. Deniz gibidir, ne içilir ne vazgeçilir.

    Bir ömür boyu denizin kıyısından ve teknenin güvertesinden uzak kalmamanız dileğiyle sağlıklı, mutlu ve bol kazançlı bir kış olsun.☸