Kara trenin düdüğü

Yaz başında ışıl ışıl parlayan teknelerin yüzüne hüzünlü bir bakış yerleşir sanki. Güvertedeki tiklerin bile benzi atmıştır artık. Sonbaharın sarı kuru ışıkları teknenizin bütün yorgunluklarını ortaya çıkarmaktadır…

Serin akşamların sonrasında sabah güneşinin sıcaklığı vedalaşan sevgililer gibi sarıyorsa bedeninizi müjdeler olsun bir yaz daha eksiliyor ömr-ü hayatımızdan. Gittikçe çoğalan sabah çiğleri bu vedalaşmanın gözyaşları gibi ıslatmaktadır.

Kamaralarda efil efil uyunan sonbahar akşamlarında lumbozlarınızı kapatmak zorunda kalıyorsanız yavaş yavaş veda vakti gelmiş demektir. Her ne kadar ısrarla birkaç hafta sonu daha uzatmaya çalışsak da beklenmedik gece rüzgârları, şimşekli yağmurlar ve ürpertmekten üşütmeye terfi etmeye başlayan sevimsiz havalar direncimizi kırar. Önce o pis at sineği peydah olmaya başlar etrafta. O kara sineklerin ısırınca ciyak ciyak bağırtan cinsi var ya işte o musibet. Havanın kuzeye döneceğini haber veriyormuş meğerse. Kuzey rüzgârlarının ise sevenleri ayırmak gibi pis bir huyu vardır. Sarmaş dolaş bitirilmek istenmeyen o vedalaşmanın tam ortasına kalkmaya hazır bir kara trenin düdüğü gibi girer. Söküp alır bir yazı daha senden.

Bazen şu küresel ısınmaya takılıyor kafam “biraz hızlansa bu küresel ısınma acaba hep yaz olur mu” diye. Bir ümittir işte. Yaz başında ışıl ışıl parlayan teknelerin yüzüne hüzünlü bir bakış yerleşir sanki. Güvertedeki tiklerin bile benzi atmıştır artık. Sonbaharın sarı kuru ışıkları teknenizin bütün yorgunluklarını ortaya çıkarmaktadır.

Sezonun son tekneye gidişleri hep sıkıntılı olmuştur benim için. Koca bir kış tekneden ayrı kalacak olmanın verdiği iç sıkıntısı ile o son hafta sonu zehir olur bana. Ne dinlediğim müzik aynıdır, ne içtiğim içkinin lezzeti. Ağzımın tadı kaçmaya başladığı için yediğimden de pek bir şey anlamam. Hele ki dönerken eşyaları toplamak, terk ediyormuş hissi uyandırır bende. Onun için toplamam hepsini, bırakırım inadına birkaç parça. Kaptan “bir daha gelecek misiniz” diye sorduğunda artık gelemeyeceğimi bile bile “belki geliriz” diye cevap veririm. Teknem karaya çıkana kadar hep aklım onda kalsın isterim. Zaten kendisi öyle sadık bir yarimdir ki kışın yaptırdığı masraflarla hiç unutturmaz kendisini. Yattığı yerden tut da makyajına kadar hep pahalı zevkleri var zaten. Kişisel bakımlarını ise hiç aksatmaya gelmez. Her bir uzvuna ayrı muamele ister. Kış uykusu nedir bilmez, karada da olsa denizde de olsa elektriğini vermezsen küser. Bütün kış yatar, sefasını sürer yaz başı gelip de denize ineceği zaman sanki baloya gidecekmiş gibi hazırlamanı ister.

Masraflıdır, nazlıdır, niyazlıdır ama candır evlat gibidir. Deniz gibidir, ne içilir ne vazgeçilir.

Bir ömür boyu denizin kıyısından ve teknenin güvertesinden uzak kalmamanız dileğiyle sağlıklı, mutlu ve bol kazançlı bir kış olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.