Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Mimari alanda yeni bir dönem

    Mimari alanda yeni bir dönem

    Kullanıcıları arasında tekne üreticileri, gayrimenkul danışmanları, mobilya üreticileri, sanat galerileri, mimarlık ve tasarım ofisleri ile teknik parça üreticileri de olan Teledomica, tasarım sürecinde fiziksel objelerle uğraşan tüm profesyonellere hitap eden bir platform. Aklıma takılanları sizin için Teledomica’nın kurucularından mimar Berke Debensason’a sordum.

    Bu ay Teledomica’nın kurucularından mimar Berke Debensason ile Meta Horizon Chat odasında buluşup tasarım ve mimarlık dünyası için geliştirdikleri mixed reality uygulamaları hakkında konuştuk. Ben Burgazada’da, Berke ise Londra’da XR (Extended Reality-Karma Gerçeklik) başlıklarımızı takıp bu sohbeti gerçekleştirdik.

    Seninle en son Burgazada’da mimari projelerini konuşuyorduk, fakat şimdi kartına baktığımda farklı bir marka görüyorum: Teledomica Spatial Computing Studio. Spatial Computing’in ne olduğunu okuyucularımıza anlatmak ister misin?

    Berke Debensason: Spatial Computing, kelime anlamıyla “mekânsal hesaplama” diyebiliriz ama benim için daha çok insan-bilgisayar etkileşiminin yeniden tanımlandığı ilginç bir teknolojik dönüşümü ifade ediyor. Bilgisayarların mekânsal bilgileri de işin içine katması, insanların onu kullanma biçimini tamamen değiştiriyor. Bu aslında daha çok Apple’ın benimsediği bir tanım; günlük hayatımızda Spatial Computing, VR (Virtual Reality-Sanal Gerçeklik), XR, gibi alt terimleri ile biliniyor. Ekranlar bizim dışımızda değil, artık biz adeta ekranın ve bilgisayarın içinde olacağız diyebiliriz. Ve tabii, bu teknolojiyle yapılan programlar birbirine bağlandığında, çok daha katmanlı ve gerçekçi bir dijital deneyim sunan yeni bir internet oluşacak.

    ÜÇ BOYUTLU, GİYİLEBİLİR BİR DÜNYA BAŞLIYOR

    Deneyimsel internet kavramını daha önce okuyucularımızla paylaşmıştım. Senin görüşlerini de merak ediyorum. Bu, bir nevi internetin tamamen üç boyutlu olacağı anlamına mı geliyor?

    B.D.: Tamamen değil, tabii ki düz ekranlara yayın yapan programlar ve siteler yok olmayacak. Demek istediğim, orada yeni bir internet şekli var ve bu, öncelikle profesyoneller tarafından benimsenecek. Olayı sadece internet gibi düşünmek de biraz kısıtlayıcı olur. Örneğin, senin de uzmanlık alanlarından biri olan çalışan eğitimlerinde birçok firma artık kendilerine VR ortamında eğitim setleri hazırlıyor. Senin geçmiş sayılardaki makalende söylediğin gibi: Bir teknenin bakım ve acil durum senaryosunu ekrandan bir eğitim olarak izlemeyi mi isterdin yoksa XR başlığı ya da AR (Augmented Reality-Artırılmış Gerçeklik) gözlüğü taktığında seni adım adım teknede dolaştırarak ve tek tek görevleri uygulayarak yapmayı mı? İşte Spatial Computing bunu mümkün kılıyor. Gerek bağımsız yazılımlar olsun gerekse WebXR siteleri olsun, üç boyutlu, giyilebilir bir dünya başlıyor ve bu dönüşüm öncelikle profesyonel dünya tarafından benimseniyor. Bu arada, büyük bir yatırım gibi algılanmasın; bu gözlüklerin fiyatları artık bir bilgisayar ekranı fiyatlarına indi. Bu da adaptasyonun artmasında önemli bir rol oynuyor.

    Siz bir stüdyo olarak bu konuda ne yapıyorsunuz? Bu teknolojilerin mimarlıkla ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    B.D.: Aslında doğrudan mimarlık ile ilgili ama fiziksel tasarım üreten tüm disiplinlerle de aynı oranda ilgili. Çünkü nesneleri gerçek gibi önünüzde görebiliyorsunuz. Bu ister bir sandalye olsun ister içine girdiğiniz ve drone ile 3D taranmış bir yapı ya da bir teknenin tasarımı olsun. Bir fikrin bu şekilde aktarımı, özellikle bir müşteri ile çalışıyorsanız, onunla iletişimi düzgün kurabileceğiniz en üst sunum noktalarından biri haline geliyor. Tabii ki sadece sunum için değil, inşaat aşamasında AR kullanılması birçok hatanın önüne geçiyor. Bu noktada, mimarlıkla kesişen birçok alandan yola çıkarak, bu yeni internet dünyasına ne yapabiliriz diye düşündük. Daha doğrusu, kendi ihtiyaçlarımızı karşılamak için kendi programımızı üretmek durumunda kaldık. Şu an Teledomica sadece mimarlara değil, tasarım sürecinde fiziksel objelerle uğraşan tüm profesyonellere hitap eden bir platform oldu.

    Az önce Meta Quest ile denemiş olduğum “app”, Teledomica, tam olarak ne işe yarıyor? Nasıl bir kullanıcı deneyimi sunuyor?

    B.D.: Dediğim gibi, bizim bir tasarım ofisi olarak hızlı bir şekilde tasarladığımız çizimleri sisteme aktarabileceğimiz bir yönteme ihtiyacımız vardı. Öncelikle bunu kurduk. Şu an sistemimize sadece biz değil, tüm kullanıcılar yükleme yapıp modellerini hızlı bir şekilde hem gözlükte hem de telefonda görüntüleyebiliyorlar. Tabii bu süreçte, bir modelin VR ve AR ortamında nasıl optimal bir şekilde incelenebileceğine dair ciddi kafa yorduk. XR başlığı her yaş grubu tarafından hızlıca kullanabilmesi için patent başvurusu yaptığımız bazı el hareketleri (hand gestures) geliştirdik. Sistem verimli çalışmaya başladığında, yüklenen modellerin diğer kullanıcılarla paylaşılması aşamasına geçtik. Bu da markaların kendilerine yeni nesil üç boyutlu bir katalog oluşturabilmeleri anlamına geliyor. Böylece platform, tasarımcılar için hem bir sunum alanı hem de tüm kullanıcılar için bir ürünü satın alırken bakacakları interaktif bir yer haline geliyor. Sistemin nasıl çalıştığını örneklemek için okuyucular sayfadaki QR’ı telefonlarıyla scan edip Ziyatin Nuriev’in heykelini görüntüleyebilirler

    TEKNESİNİ DEKORE ETMEK İSTEYEN DE KULLANABİLİR

    Kimler platformu etkin bir şekilde kullanıyor? Şu anki kullanıcı profiliniz nedir?

    B.D.: Kullanıcılarımız arasında tekne üreticileri, gayrimenkul danışmanları, mobilya üreticileri, sanat galerileri, mimarlık ve tasarım ofisleri, teknik parça üreticileri yaygın. Özellikle tekne iç tasarımı sırasında büyük kolaylık sağlıyor. Teknenin dijital ikizinin içerisinde hem de birebir boyutlarda dekore edebiliyorsunuz. Aynı zamanda, sistemdeki ürünler kullanıcıların kendi sitelerine de entegre edilebiliyor. Bu da mobilyacılara ve parça üreticilerine ürün sayfalarını üç boyutlu hale getirme imkânı sunuyor. Mimarlar ise bu platformu, özellikle sunumlarında müşteri memnuniyetini artırmak için kullanıyor. Zaten yakında tüm müşteriler “render” yerine VR/XR başlık talep edecek, gidişat bu yönde ilerliyor. Artık projeleri sanal ortamda bire bir ölçeğinde deneyimlemek, müşteri açısından daha tatmin edici hale geliyor

    Daha spesifik olarak yat sektöründe kendine nasıl bir kullanım buluyor?

    B.D.: Sanırım bu teknoloji ve uygulama yat konusunda en anlamlı kullanım alanlarından birini buluyor: Dar alanlar. Bir mimari perspektifin ya da bilgisayardaki sanal durumun size ne kadar genişlik veya sıkışıklık hissi yaratacağını en gerçekçi ve pratik şekilde veren sistem bu. Dar bir tekne banyosunu müşterinize gerçekten deneyimletmek istiyorsanız, bu platform tam anlamıyla bir zaman kazandırıcı oldu. Bu, tabii ki müşteri ikna sürecinde teknenin dış tasarımını bir dijital maket olarak sunmaktan, kararların alındığı bir uzlaşma mecrası olmaya kadar farklı kullanım alanlarına sahip. Teledomica’nın sadece mekânsal değil, görece ufak boyutlu ürünleri de gösterme kabiliyeti sayesinde yat kullanıcılarının teknelerini dekore etmelerini daha hızlı ve pratik hale getiriyor.

    Bugün Teledomica uygulamasını iki cümle ile bir slogana çevirsen ne derdin?

    B.D.: “Kafana Takma, Kafana Tak!” Kesin bu olurdu. Sadece bizim uygulama için değil, birçok konuda geçerli. Alacağın ürünü bulunduğun mekânda nasıl mı görünecek, bir tekne mi kiralayacaksın, iç mekânı nasıl anlayacaksın? Kafana takma… Başlığı kafana tak, gör! Prensip bu.

    Berke, çok verimli bir sohbet oldu. Sen şu an Londra’dasın, ben Burgazada’da. Fakat aynı odada yan yana sohbet edebiliyoruz. Bu da bir ilk oldu. Bu sefer aklımıza gelmedi ama bir sonraki sohbette “QR code” koyup, videosunu okuyucularımızla da paylaşalım.☸

  • Denizlerde şık ve çevik bir diva Riva 82’ 

    Denizlerde şık ve çevik bir diva Riva 82’ 

    İtalyan tersanenin yenilikçi modeli Riva 82’ Diva, iç ve dış mekân konseptleriyle maksimum düzeyde konfor sunarak kendi kategorisindeki güçlü konumunu koruyor. Aerodinamik dış tasarımı ödüllendirilen yatın yeni gövdesi bu yaz Türkiye’de sahibiyle buluştu.

    Yazı İLKE YILMAZ Fotoğraflar RIVA YACHT ARŞİVİ 

    Riva 82’ Diva geçen sene Cannes Yachting Festival’da gerçekleşen dünya prömiyerinde dikkatları üzerine çekmişti. Aynı yıl yine Cannes’da düzenlenen World Yachts Trophies’in ödül töreninde 98 feet kategorisinde “En İyi Dış Tasarım” ödülüne de layık görülmüştü. Türkiye’de ise ilk Riva 82’ Diva ise bu yaz sahibine kavuştu, ikinci gövdenin siparişi verildi.Dünya çapında ise dokuz numaralı gövdenin satışı tamamlandı.

    25 metre boyundaki yat, inovatif iç ve dış mekân tasarımları açısından da kendi kategorisine yeni bir boyut ekledi. Özellikle de Flybridge konsepti “öncü” olarak nitelendiriliyor. 6 metre genişliğe sahip Riva 82’ Diva’nın iç yaşam alanları kendisinden önce gelen kardeşlerinden farklı olarak yeniden tasarlanmış ki, bu sayede dış mekânlarındaki işlevsellik, konfor ve tasarım ile etkileyici bir denge kurulabilmiş. 

    Riva 82’ Diva da kardeşleri gibi Mauro Micheli ve Sergio Beretta imzalarını taşıyor. Officina Italiana Design’ın kurucuları olan bu isimler Piero Ferrari ve Ferretti Grup Mühendislik Departmanı liderliğindeki Stratejik Ürün Komitesi ile ortak çalışma ortaya koymuşlar. Devamı Ekim 2024 sayımızda.

  • RODOS ADASI: Şövalyeler diyarına yelken açalım

    RODOS ADASI: Şövalyeler diyarına yelken açalım

    Bu zamana kadar sizler için On İki Adalar’a olan seyirlerimden rotalar oluşturdum, en sevdiğim adaları her açıdan değerlendirdim. Şimdi sıra On İki Adalar’ın en büyüğü, başkenti, yüzyılların hikâyelerini barındırmasıyla gözümde bir açık hava müzesinden farksız Şövalyeler Adası’na geldi.

    Siz seyahatlerinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Benim için yelken açarak gittiğim ve diğerleri olarak ikiye ayrılıyor. Rodos’a olan ziyaretim de buna en güzel örneklerden. Yakın zamanda ailece katamaranımızla ve yıllar önce feribotla gittiğim iki farklı deneyim benim için Rodos. Sanırım bende denizde geçen anıların, karada geçenlere göre gözle görülür bir üstünlüğü var. Bu yazımda, benim gibi deniz havası almaya, seyre çıkmaya doyamayanları, rüzgârıma ortak edip Rodos Adası’na götürmeye geldim.

    Bu zamana kadar sizler için On İki Adalar’a olan seyirlerimden rotalar oluşturdum, en sevdiğim adaları her açıdan değerlendirdim. Şimdi sıra, On İki Adalar’ın en büyüğü, başkenti, yüzyılların hikâyelerini barındırmasıyla gözümde bir açık hava müzesinden farksız Şövalyeler Adası’na geldi. 

    Çocukken yaptığımız kumdan kaleleri, bugün izlediğimiz tarihi filmlerin stüdyolarını aratmayacak bir ambiyansı var Rodos Adası’nın. Sadece kendinin değil, tüm On İki Adalar’ın geçmişini üzerine giymiş ve bu giysi ona muazzam bir görüntü katmış desem yeridir. 

    TARİHİ VE DOĞASIYLA RODOS ADASI

    Rodos, sadece bir ada değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir medeniyetin kalbi. Adını, Yunan mitolojisindeki Güneş Tanrısı Helios’tan alan ada, antik çağlardan beri stratejik konumu nedeniyle de göz önünde olan yerlerden. M.Ö. 3500’lere dayanan yerleşim izleri, buranın ne kadar eski çağlardan beri medeniyetlere ev sahipliği yaptığını bize gösteriyor. Mısırlılar, Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Şövalyeler ve Osmanlılar gibi birçok medeniyetin izlerini taşıması, bugün Rodos’un sahip olduğu karşı konulamaz cazibesinin en büyük nedenleri arasında. Eğer bir yeri kıymetli yapan onun yaşanmışlığıysa, Rodos Adası’na ne kadar kıymet verilse de az kalacak diyebilirim. 

    Farklı birçok hikâyeye ev sahipliği yapan bir ada olarak, Rodos değişik isimlerle anılıyor. Bunlardan en yaygın olanı “Şövalyeler Adası”. Özellikle Orta Çağ’da Şövalyeler Hospitalier’in hâkimiyetinde olan Rodos, bu zamanların mirasını hâlâ kendi içinde taşıyor. Surlarla çevrili eski şehriyle Orta Çağ atmosferini gerçek olacağından şüphe edeceğiniz bir güzellikte size sunuyor. Bu surlar UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde de yer alıyor. Surlar içindeki şövalyelerin kaleleri, kiliseleri ve sarayları, adanın neden “şövalye” ismini aldığı konusunda ziyaret eden herkesi ikna edebilecek bir cazibeye sahip. 

    RODOS’A GİDİŞ

    Rodos Adası’na Türkiye’den feribotla ya da tekneyle ulaşım sağlayabilirsiniz. Benim adayı her iki şekilde de ziyaret etme şansım oldu. Bundan yaklaşık beş sene önce feribotla bu sene ise Göcek’ten yola çıkarak yaklaşık altı saatlik bir seyir sonrası Rodos’a ayak bastık. Göcek-Rodos arası seyrimizde hava uygun koşullarda olmadığı için yelken açamadık. İlk iki saati dalgalı sonrası ise çok rahat geçti. Seyir öncesi rüzgârın ve dalganın durumuna bakarak, Göcek’in şahane sularından Rodos’un görkemli atmosferine keyifli bir yolculuk yapabilirsiniz. Eğer feribot ile ulaşım sağlamak isterseniz, Fethiye veya Marmaris’ten kalkan feribotlara binebilirsiniz. Rodos Adası kapıda vize uygulamasının dahil olduğu adalardan biri. En az 6 ay geçerliliği bulunan bordo pasaport, gidiş-dönüş feribot bileti, otel rezervasyonu, seyahat sağlık sigortası, vize başvuru formuyla başvurunuzu yaparak kapıda vize uygulamasıyla adayı ziyaret edebiliyorsunuz. Vize uygulamaları değişkenlik gösterebildiğinden gitmeden önce tekrar kontrol etmenizi öneririm.

    Tekneyle çıkış için gerekli işlemler:

    ∗ Türkiye çıkış ve Yunanistan giriş işlemlerini tamamlamanız gerekiyor. 

    ∗ Pasaport kontrolü, gümrük ofisinde evrak, Transitlog teslimi ve TEPAI ödemesi gibi işlemleri yerine getirip, liman polisi kontrollerinden geçerek adaya giriş yapabilirsiniz. 

    ∗ Bu işlemler tarihe göre değişebilir. Gerekli evraklarınızı, kontrolleri sağlayarak yanınızda bulundurmanızı öneririm. 

    ∗ İşlemlerin detaylarını daha önceki yazılarımda anlatmıştım. Bunun için Yacht Türkiye web sitesine bakabilir ya da keyifliyim instagram hesabım üzerinden dilediğinizi sorabilirsiniz.

    RODOS SULARINI KEŞFEDELİM

    Rodos Adası deniz tatili düşünen herkes için çok zengin bir destinasyon. Adada plajlara, koylara giden birçok otobüs bulunuyor. Bu açıdan çoğu Yunan Adası’na göre büyük bir ulaşım kolaylığına sahip. Yemyeşil diyebileceğim bir ada olmasa da temiz plajları ve koylarına uğramanızı tavsiye ederim. Dilerseniz bizim yaptığımız gibi araba kiralayarak dilerseniz tekne turlarıyla Rodos’un meşhur sularını görebilir, suyun tadını çıkarabilirsiniz. 

    EN SEVDİĞİM ÜÇ KOY

    n Anthony Quinn Koyu, kayalarla çevrili turkuaz deniziyle Rodos Adası’nda kendinizi doğayla baş başa hissedeceğiniz en ideal yerlerden. Anthony Quinn’in başrolünde oynadığı “The Guns of Navorone” filminin sahneleri burada çekilmiş ve söylenene göre kendisinin buraya hayran kalması üzerine bu isim verilmiş. Güzelliğiyle dünyaca ünlü bu koya kesinlikle uğramanızı tavsiye ederim. 

    n Afandou, Rodos’un en eski köylerinden biri aynı zamanda. Köyün adı Yunanca’da “görünmez” anlamına gelen “afando” kelimesinden geliyor. Bu isim, köyün denizden görünmemesi ve böylece korsan saldırılarından korunması amacıyla üç tepenin ortasındaki doğal bir boşlukta kurulmuş olmasından kaynaklanıyor. Bugünse kristal berraklıkta suyu ve uzun sahiliyle sakin bir gün geçirmek için Rodos’un en keyifli yerlerinden.

    n Kalithea, 20. yüzyıl başlarında inşa edilen neoklasik tarzındaki kaplıca binalarıyla ünlü. Kalithea’nın şöhreti, 1929 yılında İtalyanlar tarafından yaptırılan kaplıca tesislerine kadar uzanıyor. Kaplıcaların çevresindeki yemyeşil bahçeler, mermer havuzlar sıradan bir koydan ziyade farklı bir dünyaya ışınlıyor sizi. Aynı zamanda tertemiz suyuyla yüzmenin keyfini çıkarmanız için tavsiye edebileceğim Rodos destinasyonlarından. 

    Tekneyle bağlanırken: Bölgedeki üç doğal limandan biri olan Mandraki tekne ile geleceklerin en çok tercih ettiği yer. Yalnızca bir liman olarak bakmazsak burası Antik Çağ’da askeri üs olarak kullanılan ve Orta Çağ’da tersane olarak hizmet vermiş bir lokasyon. Limanın doğu ucunda 17. yüzyıldan kalma üç yel değirmeni görebilirsiniz. 1460’lı yıllarda inşa edilen Aziz Nicholas Kalesi ise limanda dikkatinizi çekecek bir başka yapı. Mandraki Limanı, sığlık olarak bağlanma için çok uygun. Eğer sezonda fazla kalabalık bir döneme denk gelmezseniz teknenizle buraya gelmenizi tavsiye ederim. Mandraki Limanı’nda yer bulamazsanız diğer bir seçenek Rodos Marina olabilir. Yeni bir alternatif olan bu liman da tekneyle ziyaret edenlerin bağlanmak için tercih ettiği alternatiflerden. Rodos Marina’da tekne boyutuna göre günlük bağlanma ücretleri değişiyor. Teknenizi bu marinada bırakarak da Rodos Adası’nı keşfedebilirsiniz. Biz Rodos’ta geçirdiğimiz sürenin içerisinde iki gece buraya bağladık ve yepyeni bu marinaya hayran kaldık. 

    ADADA GEZİLECEK YERLER

    Benim için Rodos bugün sahip olduğu şöhreti Orta Çağ’ı yaşatan Old Town (Eski Şehir) bölgesine borçlu. Denizi, yemekleri, doğası neredeyse çoğu Yunan Adası gibi göz kamaştırıcı. Ama Rodos’un sizde başka hiçbir Yunan seyrinde hissedemeyeceğiniz hisleri, kesinlikle geçmişine dayanıyor. Bu yüzden Rodos’u Rodos yapan, Old Town, bu adada görmeniz gereken ilk yerlerden. 14. ve 15. yüzyıllarda Saint Jean Şövalyeleri tarafından inşa edilen bu tarihi şehir, dar sokakları, taş evleri, şövalye sarayları ve kiliseleriyle tüm tarihi ayaklarınıza seriyor. 

    Rodos Şövalyeleri yani Hospitalier Şövalyeleri tam 200 yıl adada ve çevre adalarda hüküm süren bir dini oluşum aslında. Hayır kuruluşu olarak kendini tanımlayan şövalyeler zaman içinde güç kazandıkça ticaretten devlet yönetimine, hatta savaş meydanlarına kadar alanlarını genişletmiş. Bugün baktığımızda ise herkesin hayran kaldığı bir kent oluşturmuşlar. 

    Rodos Kalesi, Şövalyeler Sokağı, Büyük Üstatlar Sarayı ve Arkeoloji Müzesi özellikle ziyaret etmeniz gereken yerlerden. Osmanlı döneminde inşa edilen cami, Süleymaniye Camii ve sinagoglar, tarihi evlerle dikkat çeken Yahudi Mahallesi de Old Town bölgesinde en ilgi çekici yerlerden. 

    Rodos Adası keşfetmek için dört beş gün harcamanız gereken bir yer. Günübirlik bir ziyaret için gelirseniz, aklınızda kalacak birçok yer ile içiniz buruk dönüş yapabilirsiniz. Planlamanızı ve ayıracağınız vakti seçerken bunu göz önünde bulundurmanızı öneririm. 

    GÖRMEDEN DÖNMEMENİZ GEREKEN YERLER LİSTESİ

    ∗ Rodos Akvaryum

    ∗ Elli Beach

    ∗ Evangelismos Kilisesi

    ∗ Mandraki Liman› ve Yel De€irmenleri

    ∗ Rodos Heykeli

    ∗ Rodos Kalesi

    ∗ Grand Masters Palace 

    ∗ Dekoratif Sanatlar Koleksiyonu

    ∗ Arkeoloji müzesi

    ∗ Our Lady of the Castle

    ∗ Street of the Knights 

    ∗ Medieval Clock Tower 

    ∗ Süleymaniye Camii

    ∗ Hipokrat Meydanı

    ADADA NE YEMELİ?

    Rodos büyüleyici atmosferi, tarihi dokusu ve eşsiz doğal güzellikleri kadar, lezzetli mutfağıyla da ünlü. Adada birbirinden farklı tatları deneyimleyebileceğiniz birçok restoran bulunuyor. Bu restoranlardan ikisi Rodos’a gelenlerin mutlaka uğraması gereken, tadı hâlâ damağımda kalan yerleri arasında: Tamam Restoran ve Romeo Restoran.

    Tamam Restaurant: Tavsiye üzerine gittiğim ve deneyimledikten sonra aldığım en iyi tavsiyeler listesinde yerini alan bir yer oldu. Ben de şimdi bilmeyenlere gönül rahatlığıyla öneriyorum. Dışarıdan sevimli bir aile işletmesi olarak görünse de yemeklerin tadına baktığınızda dünyaca ünlü şeflerin elinden çıkmış bir lezzet deneyimliyor gibi hissediyorsunuz. Yediğimiz her şeye hayran kaldığımız Tamam Restaurant’ta deniz mahsullerini tatmadan dönmeyin! 

    Tel: +30 694 804 2154

    Romeo Restaurant: En az Tamam Restaurant kadar hayran kaldığım, çocukla gidecekler için ayrıca önerdiğim Romeo Restaurant diğer tavsiyem. Küçük Deniz’le girer girmez onun için boya kalemleri ve kâğıtlar getirdiler. Küçük bir çocukla seyahat eden ebeveynler bilir ki bu tarz anlar derin bir nefes alıp keyifle yemeğin tadını çıkarabileceğiniz akşamların habercisidir. Ve gerçekten de gece böyle ilerledi. Boy boy erkek çocukları olan bir aile işletmesi olması, halimden hemen anlamalarının en büyük sebebiydi. İşletmecilerden Heidi Danimarka’dan buraya taşınmış ve George ile evlenmiş. Bugün ise ailece her akşam restoranda çalışıyorlar. İkisini de çok sevdik. Canlı müzikle Yunan eğlencesine şahit olmak da ayrıca paha biçilmez bir deneyimdi. Sevdiğimiz diğer şey ise avokado soslu karides oldu. Denemenizi tavsiye ederim. Tel: +30 2241 074402

    KİMLER RODOS ADASI’NA GİTMELİ

    Eğer bir doğa severseniz: Adanın doğal güzelliklerden, büyülü yerlerinden Kelebekler Vadisi ziyaret etmeniz için başlı başına bir neden. Yaz aylarında burada yaşayan binlerce kelebek buraya ismini vermiş. Özellikle Panaxia quadripunctaria türü kelebekler, güneş ışığında parıldayan yeşil ve mavi tonlarında kanatlarıyla sizi kendine hayran bırakıyor. Sadece bu da değil Rodos Adası’ndaki Seven Springs de bir diğer doğa mucizesi. Burası, yüzebileceğiniz, yakınındaki patikalarda yürüyüş yapabileceğiniz, bolca fotoğraf çekebileceğiniz, yedi ayrı kaynaktan beslenen ve bir araya gelerek küçük bir göl oluşturan şelalelerden oluşuyor. 

    Su sporlarına meraklıysanız: Rodos, sörf, dalış ve tekne turları gibi birçok su sporu aktivitesi için çok elverişli. Özellikle Prasonisi, sörfçüler için dünyaca ünlü destinasyonlardan. Tekneyle ziyaret edecekler, koyları keşfederek dalış yapmadan dönmesin derim. 

    Tarihe ilginiz varsa: Çok kültürlü bir yapısı olan Rodos Adası’nı kesinlikle listenize eklemelisiniz. Orta Çağ’ın izlerini Old Town bölgesinde bulurken, adada Antik Yunan dönemine ait kalıntılara da rastlayabiliyorsunuz. Bizans dönemine ait birçok kilise ve manastırı ziyaret edebilir, Osmanlı dönemine dair yapıları da görebilirsiniz. Kısacası tek bir ada sizi farklı medeniyetleri eşlikçiniz yaparak, tarihte yolculuğa çıkarabilir. Bu adalardan biri de şüphesiz Rodos Adası. 

    Çocukla seyahat edeceksiniz: Faliraki, Kalithea ve Ixia gibi çocukların güvenle vakit geçirebileceği plajlar bir yana, Rodos’un güvenli atmosferi, sıcacık yerlileriyle içiniz rahat bir şekilde vakit geçirebiliyorsunuz. En önemlisi Rodos Adası, tarihi dokularıyla çocuğunuza kocaman bir oyun parkında maceranın içinde gibi hissettiriyor. Görkemli kaleler, kitaplarda gördüğü şövalyeler, tarihi sokaklar, çocukların ilk andan itibaren büyük bir merakla keşfettikleri kocaman bir masal dünyasına dönüşüyor. 

    “Seyahat etmek önce sizi suskun bırakır, sonra bir hikâye anlatıcısına dönüştürür” demiş İbn Battuta. Ne zaman bir yeri sizinle paylaşmak istesem bu cümle aklıma gelir. Ve anlarım ki o yer bana size anlatmak için can attığım bir hikâye fısıldamış. Rodos Adası, ailemle gittiğimde de bundan seneler önce yolum düştüğünde de bir şeyler anlatmış bana. Kimisi bugün sizinle paylaşmak için can attığım kimisi de hep yüzümü gülümsetecek anılarımın arasına kattığım birçok şey… Ailemle ilk kez gidip, küçük Deniz’in yüzündeki heyecanı gördüğüm için Rodos’a ayrıca âşık oldum bu ziyaretimde. Bugün bir boyama kitabında büyük bir kale gördüğümüzde Rodos Adası’nı anar, orada geçirdiğimiz zamana döneriz. Bence seyahat etmenin en güzel yanı, o andan ziyade, sonraki tüm anlara yaptığı güzel dokunuşlar. Rodos Adası aklınızda kalacağını düşündüğüm, bu nedenle tavsiye etmek istediğim destinasyonlardan bir tanesiydi. Ama size asıl tavsiyem, hayatınızı güzelleştirecek, içinizde merak, heyecan uyandıracak yerlere tereddüt etmeden adım atma cesareti gösterebilmeniz. Hayatımızın başladığımız yollar ve bu yollardaki anılardan ibaret olduğuna inanıyorum. Gideceğiniz yol neresi olursa olsun, Ppruvanız neta, hayat kolayınıza olsun. 

    Yolculuklarımıza ortak olmak isterseniz ve tüm sorularınız için, “keyifliyim” instagram hesabından bize ulaşabilirsiniz. ☸

  • 50 metrelik bir başyapıt ETERNAL SPARK

    50 metrelik bir başyapıt ETERNAL SPARK

    Bilgin Yachts’ın son şaheserlerinden olan 50 metrelik Eternal Spark, şu anda Fransa’nın güney sahillerindeki maviliklerde süzülüyor. Geçtiğimiz eylül ayının sonunda Monaco Yacht Show’da dünya prömiyeri yapılan yat, eşsiz tasarımıyla zirveye oynuyor. 

    Yazı İLKE YILMAZ [email protected] Fotoğraflar BİLGİN YACHTS ARŞİVİ

    Unique Yacht Design’ın dış tasarımını ve mühendisliğini, Hot Lab’in ise iç tasarımını üstlendiği Eternal Spark, estetik ve işlevselliğin uyumlu bir birleşimi. 50 metrelik megayat, saunayla tamamlanan geniş beach club’ı da dahil olmak üzere oldukça cömert dış alanlara sahip. En üstte 21 metrelik güneşlenme güvertesi, bridge deck’te 12 metrelik kıç güverte ve yine ana güvertedeki büyük kıç güverte yatta dış yaşam mahallerine ne kadar geniş alan tanındığını gözler önüne seriyor. Kıç güvertenin akılcı planı beach club ile doğrudan bağlantı kurulmasını sağlıyor.

    Yatta altı konuk kabini yer alıyor. Bu kabinlerde 12 kişiye kadar konuk ağırlanabiliyor. Eternal Spark’ın kapalı sosyalleşme alanlarının yanı sıra pek çok açık hava aktivitesinin yapılmasını mümkün kılan dış alanları mevcut. Ayrıca güneşlenme terasında 5 bin litrelik devasa bir jakuzi de bulunuyor. Tüm bu özellikleriyle Eternal Spark, hem macera arayanlara hem de dinlenmek isteyenlere hitap eden lüks bir megayat. Devamı Ekim 2024 sayısında.