Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • 50 günlük bir Hisarönü gezisi ve Orhaniye’de beş gün

    50 günlük bir Hisarönü gezisi ve Orhaniye’de beş gün

    Fotoğraflar: Ali Boratav

    Herkesin âdetleri var. Bizim de bir körfezde 10 günden fazla zaman geçirdiğimiz, bir koyda iki gece üst üste kalmışlığımız çok nadirdir. Gezmeyi severiz, gün içinde bile çoğunlukla iki farklı koyda demirleriz. Bu yıl bir istisna yaptık, 50 güne yakın Hisarönü’nde kaldık. Bir de büyük istisna Orhaniye’de beş gece altı gün konaklama. Biraz alışveriş ve tekne bakımı, biraz fırtına zorlaması, biraz lezzet molası… Bu uzun süreli konaklamayı mümkün kılan iki iskele ve Hisarönü’nden küçük lezzet ve deniz notlarımı sizlerle paylaşmak istedim…

    Yaklaşık 20 yıldır denizlerdeyiz. İki gece üst üste aynı limanda ya da ıssız koyda kalmışlığımız bir elin parmaklarını geçmez. Hem gezmeyi severiz hem de bulaşık yıkamak için akıntısı olmayan kapalı koylardan ayrılmamız gerekir. Diyeceksiniz ki, Göcek’te Hisarönü’nde aynı yerde iki üç ay bağlı kalan tekneler var. Evet doğru ama bunların neredeyse hiçbirinin gri su tankı yok. Siyah su tankları da üç-beş günde dolar. Bu tarz deniz yaşamını doğru bulmuyoruz. Ama… Bu yıl ben de bir ilki yaşadım ve üst üste beş gün Orhaniye’de kaldım. Kalabildim.

    Orhaniye, Kızkumu ile kendisine marka değeri yaratmış, Hisarönü’nün belki de en korunaklı büyük koyudur. Dirsekbükü, Selimiye ve Bozburun da korunaklıdır ama hiçbiri Orhaniye kadar değil. Zaten bu nedenle de bir koca marina ve 14 adet irili ufaklı tekne bağlama iskelesi (kimileri marinet statüsünde) vardır.

    ARTILARI-EKSİLERİ

    Dezavantajı hem bu kadar kapalı hem de bu kadar kalabalık (denizde ve karada) olması nedeniyle deniz biraz kirlendi. Zaten azmaklar nedeniyle suyu da hayli bulanıktı, iyice bozuldu. Turgut, Selimiye ve Bozburun’un aksine karayolu tam deniz kenarından geçiyor. Bu da koyun bir ucundan diğer ucuna gündüz saatlerinde hayli toz içinde kalmasına ve hatırı sayılır bir gürültü kirliliğine neden oluyor.

    Denizciler açısından avantajı ise çok… Mesela cumartesi günleri çok büyük olmayan ama istediğiniz her şeyi bulabildiğiniz bir yerel pazar kuruluyor. Beş zincir market, dört de oldukça gelişkin bakkalı var. Bir berber, bir nalbur, bir tekne malzemeleri satan dükkân bile mevcut. Martı Marina ile Palmiye ve Alesta marinetleri sayesinde fena olmayan bir tekne bakım (tamirat ve temizlik) hizmetleri sektörü var. Diyelim ki tekne buzdolabı tamircisi yok, o da hemen Bozburun’dan gelir. Ama bu hizmetlerde yerel ekonomik fiyatlama beklemeyin, her yerde olduğu gibi fiyatlar hayli uçmuş durumda. Örneğin tekne temizliği Port Göcek’te de 100 Euro, Orhaniye’deki yıkık dökük bir iskelede de.

    Korunaklıdır dedim ya, bu noktada çok önemli bir özelliği var. Her havaya korunaklı koyların pek çoğunda (Örneğin Dirsek Bükü, Çanak Koyu, Selimiye’nin pek çok bölgesi, Sığ Liman vb.) alargada konaklamak hayli zordur. Mesela Selimiye’de 20-25 metreye demir atmak durumundasınız. Bu da sert havada alarga güvenliğini çok düşürür. Sığ Liman dardır, dört tekne sert havada alargada durmaya kalksa birbirlerine çarparlar. Oysa Orhaniye’de balçık zemine 10 metrelere 50-60 metre de zincir döşediniz mi, sizi etkileyecek fırtınanın çok çok kuvvetli olması gerekir (Bu açıdan Orhaniye güvenlik katsayısına yaklaşabilecek belki tek sığına Bencik olabilir).

    İşte bu koşullara sahip Orhaniye’de, hayatımda ilk kez bir koyda beş gece konaklama deneyimi yaşama imkânını buldum. Peki nasıl?

    İSKELELER BANA BU FIRSATI SAĞLADI

    25 gündür denizdeydik, misafirlerimiz vardı, önümüzdeki bir ay da Hisarönü’nde kalacağız, yıkanması gereken çamaşırlar var, su-elektrik almamız lazım, uzun bir alışveriş listemiz bulunuyor. Orhaniye’de iki-üç gün kalalım, dedik. Bir de üstüne Yaprak Fırtınası patladı. Fırtınayı iskelede yaşamayı hiç sevmem, o günlerde ada arkasındaki boğazda konuşlandım. Alışveriş ve tekne yıkama-takviye işlerini ise iskelelerde yaptım.

    Orhaniye’de boş bulduğum zamanlar yanaştığım iki iskele var. Biri, Palmiye Marina. Palmiye, kendisine marina diyor, ama aslında 49 tekne kapasiteli bir marinet. Palmiye, Orhaniye’deki 14 iskele arasında en eskilerden biri. Tüm işlemlerini tamamladı, izinlerini aldı ve Orhaniye’deki lisanslı tek iskele (marina) oldu. Doğan Saygılı’nın kurduğu, bugün oğulları Hasan ve Efecan Saygılı’nın yönettiği Palmiye çok donanımlı bir marinet. Bir marinada bulabileceğiniz her şey (yakıt, sıvı-katı atık alım, su, elektrik, iki zincir market, restoran, otel, çamaşırhane, sınırlı bir teknik servis, temizlik hizmetleri) mevcut. Cuma ve cumartesileri filotilla yanaşır, hafta içi yer bulma şansı daha yüksektir.

    Bir de küçük ayrıntı: Bu bölgede su sıkıntısı var. Temmuz ayı sonrasında Orhaniye ve biraz uzaklarda Çiftlik Koyu haricinde iyi su bulunmaz. Kuyulara, artezyene deniz suyu ya da yavan su karışır. İskelede tekne yıkarsınız, ertesi sabah tekneyi kireç lekeleriyle ya da tuzla kaplı bulursunuz. 

    İkinci durak noktam da İncir Restaurant’ın beş teknelik iskelesi. Giritli-İncir, Kapalıçarşı’da kuyumculuk (taş kesimi) ile profesyonel hayata başlayan Hakan Özalp’in 11 yıl önce ani bir kararla taşındığı Orhaniye’de açtığı ve açıldığı günden bu yana lezzet başarı grafiği sürekli yükselen bir restoran. Tesisin beş küçük bungalov odası, beş teknelik iskelesi, tesis önünde dört adet tonozu ve yaz-kış açık restoranı var. İskelede su-elektrik takviyesi yapılabiliyor. Marketlere ve bakkala 500 metrelik yürüme mesafesinde.

    Hakan Özalp, tesisin ve mutfağın başında, kesintisiz çalışıyor. İncir’in lezzet seviyesi mavi yolculuk kıyılarımızdaki ilk 10’a girer. Orhaniye’nin bence en iyisi. Mutfaktaki devasa ocak setinin üstünde akşamları dört ayrı kızartma tavası bulunduğunu söylersem ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir (kalamar ayrı tavada, patates ayrı, patlıcan ayrı, kızartma börekler ayrı tavada, ama tavalar da neredeyse kazan büyüklüğünde). 

    İşte bu iki iskele sayesinde aynı koyda beş gün kalabildim. Gel gör ki, mavi kıyılarımızda denizcilerin kullanabileceği iskele sayısı artacağına giderek azalmakta.

    İSKELELER HAYATIMIZDAN 

    ÇIKIP GİDERKEN

    Bundan 10 yıl önce 2015 ilkbaharında Yacht Türkiye’de iki ay art arda Ege ve Batı Akdeniz mavi yolculuk kıyılarımızda teknelerin yanaşabildiği iskelelerin bir envanterini çıkarmaya soyunmuştum. 79 iskele saymıştım. Bir de eksik varmış, Assos Nazlı Han’ın sahibi beni uyardı. Demek ki 80 güzel iskele. Bugün aynı kıyılarda belki 380 iskele var ama tamamına yakını denizcilere kapalı. Çoğu gündüzleri güneşlenme, akşamları da yemek masası platformu. 

    Ayrıca 2015’teki “80 güzel iskele”nin yarısından fazlasının bugün denizcilere kapandığını söylemek mümkün.

    Örnek… Orhaniye 14 iskele vardı denizcilerin kullandığı, bugün 10’u özel mülkiyete geçti, denizcilerin kullanımına kapandı. Sadece dört tanesinden yararlanabiliyoruz. 

    Üç önemli ulusal ve uluslararası charter şirketinin Orhaniye Koyu’nun dibindeki Kırvasil iskelelerini baz olarak kullandığı günleri hatırlarım. Yani 60’a yakın kiralık tekne… Toplam 14 iskeleyi 300’e yakın tekne lojistik ihtiyaçları için kullanabiliyordu. Sadece 10 yıl önce…

    Amatör denizcilerin ihtiyacı olan bu iskeleler artık yok. Denizciler bir iyot gibi apaçık ortadalar.

    HİSARÖNÜ’NDE LEZZET ARAYIŞLARI

    Bu tatsız konuları tartışmayı ve soruları bir yana bırakıp uzun Hisarönü gezisinden lezzet anılarımı aktarayım.

    Bir koyda üst üste beş gün konaklama istisnasını yaşadığım Orhaniye’deki İncir Restaurant’ın iskelesinden bahsettim. İncir aynı zamanda önemli bir Ege lezzet durağıdır. Boğazına düşkün denizci arkadaşlara birkaç da önerim var: Hakan Özalp’in aile Giritli, Girit mutfağını iyi etüt etmiş. Dolayısıyla mevsiminde tüm otlu meze ve yemekler leziz. Kendi yaptığı torik lakerda harika, ızgara peynir için özel bir tulumu var-nefis, üç-dört kiloluk ahtapot ve yerli kalamar kullanıyor. Karidesler yerli. Ve inanın yerli ürün fark ediyor. Manisa’dan özel bir zeytinyağı getiriyor. Ve son olarak… Balık ızgara-tandır için özel bir mutfak mangalı yaptırmış, külde tandır usulü öyle bir ızgara yapıyor ki, hayran kaldım.

    İncir’in yanı sıra Hisarönü’nde lezzet deyince aklıma ilk gelen iki durak kendimi evimde gibi hissettiğim Kocabahçe Sailor’s Paradise ve Kuzbükü Neighbours. 

    Kuzbükü’nde Menderes-Belgin Çoban ailesi bizim kıyılara yeni lezzetler sundu. Mesela bıyıklı karides (bir tür Symi shrimp), sübye kokoreç gibi… Bu yıl gittim, Menderes Bey yalıçapkını diye bir tabak koydu önüme, karides ve deniz ürünlü mücver. Yan masaya bir tepside balık gitti. Sordum Neighbours usulü fırın balıkmış. Bir zamanlar Turunç Pınarı’nda Osman Aydın’ın yaptığı “Balıkçı Kebabı”na benzettim, denemek lazım. Ayrıca malzeme temin ettikçe, asma yaprağında sardalye, balık yumurtası ızgara, mavi yengeç gibi arayışlarla fark yaratmaya devam ediyor.

    Kocabahçe’de ise Zerrin ve Tarık Şener öncelikle Sailor’s Paradise’ın bostan geleneğini sürdürüyorlar. O küçük bahçeden ağustos ayı sonuna kadar kabak, patlıcan, domates, semizotu, roka, her çeşit biber çıktığını görmek bir mucize. Bahçede yetişen her ürün bir fark yaratıyor. Limon bile bir başka kokuyor.

    Mutfakta ise iki titiz, ev sahibi kadın Berrin’le Zerrin… Her şey tertemiz, düzenli. Mutfak şefleri Recep ile Mehmet de gayet başarılı. Tarık ve Serkan’ın gözü her an bahçede, masalarda, serviste en ufak bir aksama yaşanmaz. Kurucusu Fisher Mehmet bölgedeki balıkçıların tümünün en iyi dostu. İyi bir balık yakalayan önce Kocabahçe’ye getirir.

    Karayolu olmayan bir ıssız koy restoranında insan daha ne isteyebilir?

    DOĞAL BİR GÜZEL: DİRSEK BÜKÜ!

    Hisarönü’nde üç lezzet durağı anlattım ilk göz ağrımız Dirsek Bükü’nü anmadan geçmeyelim. Dirsek Bükü’nü, Niyazi’nin çocukluk günlerinde, Mustafa Amca’nın sağlığında sevmiştim. Bir Meksika sahil köyündeki ıssız bir lokantanın terası gibi gelirdi bana. Havada sinekler uçuşur, arkada tavuklar gıdaklar, yamaçta keçiler yürür, tesisin ortaklarından Alirıza ve Beşgül Şengül 100 metre mesafeden çığlık çığlığa gündelik işleri konuşurlar. Ve o felaket sıcakta bir bira-patates ya da kalamar yaparsınız.

    Dirsek özellikle Levent ile Esra’nın katkılarıyla son 10 yılda çok ünlendi. Biraz tarz değiştirdi, kalite çıtası yükseldi. Doldu doldu taştı. Ama tenha öğle saatlerinde o eski sıcak atmosferini hâlâ koruyor. Peki değişim yok mu, tabii ki var. Mesela bu yıl Hisarönü’nün deneyimli ve başarılı aşçılarından Taşlıcalı Bayram, Dirsek’e transfer oldu. Öğle saatlerinde çaldığı klarnet tüm koyu inletiyor ve insanın içini ısıtıyor. Dirsek’in mutfağına da bu destek iyi oldu, menüdeki her üründe fark hissediliyor. Ben işte bu tür ufak tefek değişikliklerle 10-20 yıl önceki halini koruyabilen yerleri seviyorum.

    FARK YARATMA ÖRNEĞİ: ALİ BABA

    Küçük değişikliklerle yoluna devam eden bir diğer durak… Hisarönü gezimiz sırasında bir ara Bozukkale’ye uğradık. Mümkünse Ali Baba’ya giderim. Her zamanki gibi mükemmel bir atmosferin içine girdik. Hava hafif esintili insanı boğmuyor, deniz serin ve cam gibi… Küçük iskelenin içine aborda olduk. Kendi özel havuzumuzdayız…

    Akşam yemeğe gittiğimizde Can, “Ali Abi bir de ızgara peynir yapalım sana, özel bir şey, seveceksin” dedi. Can mütevazıdır, zaten fazla konuşmaz, kolay kolay da hiçbir şey önermez. Durumun ciddiyetini anladım ve hemen “Tamam ver bir porsiyon ızgara peynir” dedim.

    Mükemmel ötesiydi. Can gülümseyerek anlattı. Bozukkale’nin belki 300-500 üyeli büyük bir keçi sürüsü vardır. Can, sürünün çobanına Taşlıca’da bir nineden aldığı maya ve tarifi vermiş. Keçi sütünden ızgara-tava yapımına uygun bir atalık peynir üretiyormuş çoban. Ali Baba Restaurant ve Can için… İşe bakın… Marketlerde, pazarlarda satılan keçi peyniriyle mukayese mümkün mü? Böyle bir mutluluk pınarı olabilir mi?

    Hisarönü Körfezi’nde eski günlerdeki gibi, anıları koruyarak, küçük değişikliklerle 50 gün geçirdik. Özlemişiz Hisarönü’nü, Yeşilova’ya bile geçmedik.

    Bozburun ve Söğüt’ü umarım Eylül’de göreceğiz.☸

  • ZAMANIN DURDUĞU ADA Leros’a yolculuk

    ZAMANIN DURDUĞU ADA Leros’a yolculuk

    Bu ay yaza keyifli bir veda için en güzel zaman. Bu keyifli zamanları güzel bir rota önerisiyle değerlendirmek isteyenler için On İki Adalar rehberime Leros Adası ile devam etmeye karar verdim.

    Yaz mevsimi denizciler yeni bir rota çizmekten vazgeçinceye kadar bitmez. Bana sorarsanız Eylül ayı denizde olmak için en ideal aylardan biridir. Ilıman bir hava, hâlâ yaz sıcaklığını koruyan sular ve sakin koylar… Ben de On İki Adalar rehberime Leros Adası ile devam ettim. Leros’un bende bıraktığı his, kibar bir ev sahibi gibi. Korunaklı limanlarıyla kollarını açan, ağaçlarının gölgesini hazırlayan ve çiçek kokularını dört bir yanına sıkan misafirperver bir ada burası. Tepesinde kalesi, kıyısında masmavi suları ve yemyeşil dağları… Leros zeytinlikleri, çiçek tarlalarıyla kolay kolay unutamayacağınız bir ada. Dar sokakları, beyaz badanalı evleri ve tavernaları Yunan kültürünü buram buram yaşatıyor. Ilgın ağaçlarıyla dolu sahillerin neredeyse hepsinde denize girebiliyorsunuz. Eylül ayında, kalabalıklardan uzak, huzurlu bir tatil arayanlar için ideal bir seçenek. 

    İnsan bu denli hayranlık uyandırıcı bir ada görünce, geçmişini de merak ediyor tabii. Leros’un tarihi, milattan önceye kadar uzanıyor. Atinalılar, Spartalılar, Romalılar ve Bizanslılar gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ada, yüzyıllar boyunca savaşlara tanıklık etmiş. İtalyanlar döneminde modern bir kent haline getirilen Lakki gibi yerleşim yerleri, adanın zengin mimari mirasını gözler önüne seriyor. İkinci Dünya Savaşı’nda da önemli bir savaş alanı olan Leros, bugün görebileceğiniz en huzurlu atmosferlerden birine sahip. 

    Leros popüler Yunan Adaları arasında olmasa da Türkiye’den feribot seferleriyle ziyaret edenler de var bizim gibi tekneyle keşfedenler de. Bodrum’dan feribotla Leros’a direkt gitme seçeneğiniz de var. 

    GİTMEDEN ÖNCE BİLMENİZ GEREKENLER

    Leros’a seyahat plan› olan, merakl› gezginler için ada ile ilgili ek bilgilerimi eklemek istedim.

    ∗ Leros Adası etrafını saran bakir koylarıyla, Doğu Akdeniz’in en büyük doğal limanı olarak geçiyor. Özellikle tekne tatili için bir destinasyon arayanlara tavsiye etmemdeki başlıca neden bu. Hem güvenli hem de keşif dolu bir deniz tatili Leros Adası’nın doğasında var desem yalan olmaz. 

    ∗ Leros 1912 ile 1947 arasında İtalya’nın yönetiminde olduğu için İtalyan mimarisine rastlamanız çok olası. Özellikle Lakki Limanı, İtalya’nın Yunan Adaları’ndaki temsili gibi. Ünlü İtalyan mimarlar, art-deco tarzında yapılar inşa ederek, bu adayı diğer Yunan Adaları’ndan ayıran bir atmosfer yaratmayı başarmışlar.

    ∗ Leros’ta biz teknede konaklamayı tercih etsek de koylarda yayılan birçok butik otel konaklama için değerlendirilebilir. Yeme-içme ve konaklama seçenekleri, nüfusa ve turist alımına oranla gayet iyi durumda. 

    ∗ Leros Adası giden herkesin üzerinde bağımlılık yapabilecek bir etkide. Esnafın güler yüzü, Türk olduğunuzu duyduktan sonra gösterdikleri ilgi ve samimiyet, burada sonsuza kadar kalma isteği oluşturabilir. 

    TEKNEYLE ULAŞIM

    Leros girintili çıkıntılı yapısı sayesinde tekneyle demirleme için uygun birçok koya sahip. Bunun dışında adada bilinen iki liman denizcilerin uğrak noktası. Bu yaz gündemde olan “kapıda vize uygulaması” Leros Adası için de geçerli. Adaya başka bir Yunan Adası’ndan geçiyorsanız, sizi bekleyen uzun işlemler olmuyor. Eğer Türkiye’den direkt Leros’a geçme planınız varsa, yerine getirmeniz gereken prosedürler bulunuyor. 

    TEKNEYLE SEYAHATTE LİMAN VE DEMİRLEME SEÇENEKLERİ

    Lakki Limanı: Adanın ana limanı. Leros’un batısında bulunan bu limanda demir atabileceğiniz birkaç yer bulabilirsiniz. İskele tarafında şehir rıhtımını, batısında marinayı görebilirsiniz. Rıhtımda yaklaşık 15 teknenin bağlanabileceği bir alan var. Kıçtankara yapıyorsunuz. Buradaki sahil güvenlik botlarından sonraki alan ücretsiz demirleme alanı. Lakki çok geniş bir liman, korunaklı olması sebebiyle şehrin önünde 3-5 metre derinlikteki alanda alargada kalmaya da çok uygun. Lakki’de marinaya girmeden sakin bir koyda bizim gibi keyifli vakit geçirmek isterseniz, hemen feribot iskelesinin arkasındaki Koulouki Koyu’na gidebilirsiniz. Gitmişken buradaki pizzacıda atıştırmak için ara verebilirsiniz: Koyloyki Pizza. Tel: +30 2247 026690

    Agia Marina: Leros’un ikinci limanı olarak geçiyor. Eğer batı tarafındaki Lakki limanında çok fazla rüzgâr varsa, tekne ve feribotlar doğu tarafında kalan bu limana yanaşabiliyor. Eğer Agia Marina’da alargada kalma niyetiniz varsa, kuzeyden gelen rüzgâra ve dalgaya karşı açık olduğunu belirtmekte fayda var. Eğer uygun hava koşulunu yakalar ve Agia Marina’da teknenizi bırakabilirseniz, sizler için çok güzel bir sabah yürüyüşü rotası verebilirim. Yaklaşık 40 dakikalık şahane bir yürüyüşle Panteli Koyu’na varabilirsiniz. Yol üzerinde karşınıza çıkan merkezde enfes kahve ve atıştırmalıklarla mola verebilirsiniz. 

    Pandeli (Panteli): Leros’un bir başka demir yeri. Bana sorarsanız en belirgin özelliği, Türk denizcilerin uğrak noktası olması. Bu kadar güzel denizi olan bir koy tam karşımızda olunca, çoğu Türk denizci çoktan keşfetmiş bile anlayacağınız. Aynı zamanda adanın doğusundaki küçük liman olarak geçiyor. Pandeli bir balıkçı köyü olduğu için liman genelde balıkçı tekneleriyle dolu. Mendireğin iç tarafındaki derinlikler tekneler için aborda olmaya uygun. Mendireğin dışında alargada kalmanız için burası yine müsait bir yer. Geceleme için yine burayı tercih edebilirsiniz. 

    (Ek öneri) Xerokampos Koyu: Demir atmak için ideal koylardan birisi. Burası Leros’un güneyinde büyük ve rüzgâra karşı korunaklı bir koy. Batı tarafında genelde balıkçıların olduğu bir rıhtım görüyorsunuz. Biz de bu koya, sezonun yoğun olmadığı bir zamanda gitmiş ve günü balık tutarak ve sakinliğin tadını çıkararak geçirmiştik. Koyda bizim gibi kendinizi dinlediğiniz bir sabahın ardından, buradan geçen minibüslerle Lakki’ye gitmeniz de mümkün. Bunun dışında alargada kalarak 7-8 metre kadar derinlikte demir bırakabiliyorsunuz. Bağlanmanız için çok sayıda tonoz da bulunuyor. 

    Denizcilere tavsiye: Leros çoğu Yunan Adası’na göre tekneyle ziyaret etmek için daha uygun. Koyları ve demirlemeye uygun sularının sayısı fazla ve henüz diğer adalar kadar keşfedilmemiş. Bu sebeple alargada kalmaya ya da demirlemeye uygun birçok bakir nokta bulabilirsiniz. Leros’un sularını teknenizle keşfetmeye çıkarak kendinize birçok seçenek yaratma şansınız var. 

    KENDİNE HAYRAN BIRAKAN SULARI

    Koyları bu kadar güzel, bu kadar sakin bir ada bulmuşken her bir köşesini keşfetmek isteyebilirsiniz. Bizim için Leros macerası tam anlamıyla keşifle ve bolca yüzerek geçti. Hem dinlendik hem de çok şey gördük adada. Bana sorarsanız yemyeşil görüntüsü kadar masmavi suları da Leros’u tekrar ziyaret etmek için haklı bir sebep. Tekneyle ziyaret edenlere her bir kıyıya şans vermelerini tavsiye ederek, kendi yolculuğumda beni en çok etkileyen mavilikleri liste olarak eklemek istedim. 

    ∗ Alinda hem kum hem de çakıl taşlarıyla kaplı, sığ denizi ve canlı atmosferiyle dikkatimi çeken plajlardan. Bizim gibi çocuklu aileler için ideal. Plaj çevresindeki kafe ve restoranlarda keyifli vakit geçirebilirsiniz. Su sporları için de uygun. Eğer teknede çocukla gecelemeyi planlıyorsanız, Alinda’yı tercih edebilirsiniz.  

    ∗ Xerokampos çakıl taşlı, temiz denizi ve Kalimnos manzarasıyla öne çıkan bir plaj. Şezlong ve şemsiye için tüketim şartı var. Çevrede taverna ve restoranlar bulunuyor. Rüzgârsız bir bölge olduğu için gayet sakin. Deniz ayakkabısıyla gitmenizi ve gitmişken burada bulunan Porto Nikola adlı restoranda Leros’un meşhur karidesli böreğinin tadına bakmanızı tavsiye ederim.

    ∗ Panteli Plajı adanın orta batı kısmında yer alıyor. Leros’un en güzel plajlarından biri. Çakıl taşlı, turkuaz denizi ve canlı atmosferi var.

    ∗ Agia Marina Gourna körfezinde, Alinda’ya yakın, kum ve çakıllı bir plaj. Denizi temiz ve sığ. Çocuklu aileler için ideal. Çevredekilerde yemek yiyip denize girebilirsiniz.

    ∗ Dio Liskaria çakıl taşlarından oluşan çok sevimli bir plaj. Agia Marina’dan yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Denizden çıktıktan sonra gidebileceğiniz çeşitli tavernalar ve barlar görüyorsunuz.

    GEZİLMESİ GEREKEN YERLERİ

    Leros, iki üç gün içerisinde rahatlıkla gezilebilecek bir Yunan Adası. Adanın merkezi Agia Marina ve adadaki diğer popüler yerler Lakki, Pandeli, Platanos ve Alinda gezerken keyif alacağınız yerlerden. Henüz keşfedilmemiş en güzel Yunan Adaları’ndan birisi Leros. Geçmişiyle, anı durduran yavaş hayatıyla “burada yaşlanmam” diyebileceğiniz bir ada. Eğer Leros’un ışıl ışıl sularından kendinizi karaya atabilirseniz, buraya eklediğim yerleri görmenizi tavsiye ederim. 

    ∗ Leros Kalesi, adanın tarihine ışık tutan en önemli yapılarından biri olarak Leros’un en yüksek noktasında bir gözcü gibi. 10. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen bu görkemli kaleye ulaşmak için iki farklı rota bulunuyor. Pandeli veya Agia Marina’dan başlayan yaklaşık 500 basamaklı merdivenler, sizi kaleye çıkaracak patikalar. Merdivenleri tırmanırken, yemyeşil doğanın güzelliği yetmezmiş gibi bir de sevimli kedilerle karşılaşıyorsunuz. Eğer daha kısa bir yolculuk tercih ederseniz, Lakki limanından araba kiralayabilirsiniz. Kaleye yaklaştıkça karşınıza çıkan meşhur yel değirmenleri, size eşsiz bir manzara sunacak. Kaleye ulaştığınızda ise Agia Marina, Platanos ve Pandeli’nin büyüleyici panoramik manzarasıyla karşılaşacaksınız. Özellikle gün batımında kaleye gelerek, manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.

    ∗ Agios İsidoros Kilisesi, Leros’ta küçük bir adacık üzerinde yer alıyor. Kilisenin olduğu bu adacığa ulaşmak için, denizin üzerindeki uzun ince yoldan şahane bir manzaraya doğru yürüyorsunuz. Dışarıdan beyaz badanalı oldukça sevimli duran bu kilise, içerisinde mum yakabileceğiniz tarihi bir atmosfer saklıyor. Yolunuz Leros’a düşerse, burayı ziyaret etmenizi, güzel bir fotoğraf çekmeden dönmemenizi öneririm. 

    BİRBİRİNDEN GÜZEL LEZZETLERİ

    Leros’un suyundan, kalesinden bahsettiysek sıra mutfağına geldi demektir. Leros Adası’nda manzaraya karşı güzel bir yemek denildiğinde akla ilk Mylos By The Sea geliyor. Burası oldukça popüler olan bir aile işletmesi. Türklerin de Leros’ta Yunan yemeği için ilk tercih ettiği restoran diyebilirim. Neden bu kadar meşhur olduğunu ziyaret ettiğimizde anladık. Yemekleri, samimiyetleri ve ilgileri gözüm kapalı tavsiye edebileceğim bir restoran haline getirdi burayı. Yolunuz düşerse gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz. Tekneyle geliyorsanız, yel değirmeninin önüne demir atabilir ve yemekten sonra Agia Marina’nın otantik sokaklarında keşfe çıkarak teknenize dönebilirsiniz. 

    Tel: +30 2247 024894

    Gelelim bir başka öneriye,  Dimitris o Karaflas Taverna.  Özellikle romantik bir akşam yemeği için çok ideal. Yemekten sonra müzikli eğlenceyle geceye devam edebiliyorsunuz. Burada tadı damağımda kalan lezzet, ahtapot carpaccio oldu. Sunumu ve lezzetiyle menünün en iyilerinden biriydi. Bunun dışında bütün deniz ürünleri burada çeşitli geleneksel yorumlarla çok lezzetli bir hal almış. Özellikle bizim yediğimiz en lezzetli makarnalardan uzolu ve kremalı karides makarna kesinlikle tavsiyemiz. 

    Tel: +30 2247 025626

    KİMLER GİTMELİ?

    ∗ Yunan Adaları’nın tertemiz denizinin tadını kalabalıklardan uzak çıkarıp, su sporlarıyla ilgilenmeyi sevenler,

    ∗ Doğada vakit geçirmeyi ve doğa sporlarını sevenler,

    ∗ Tarihi kalıntıları gezmeyi ve Yunan kültürünü keşfetmeyi isteyenler,

    ∗ Yunan mutfağının geleneksel menüsünü farklı yorumlarla denemek isteyenler,

    ∗ Bakir koylarda tekne tatili yapmak isteyenler,

    ∗ Doğa fotoğrafçılığına ilgisi olanlar Leros Adası’nı kesinlikle ziyaret etmeli. 

    “Dünyadaki yüz bin şehrin her birinde güneş benzersiz şekilde batıyor. Sadece bir defa buna şahit olmak için seyahat etmeye değer” demiş, Ryu Murakami. Yunan Adaları seyrimizde güneşin en güzel battığı Leros için en uygun söz bu olmalı. Bana kalırsa On İki Adalar, tekneyle peşi sıra gezmek, her birini keşfetmek, güneşi her gün başka bir adada batırmak için şahane bir mavi yolculuk rotası. 

    “İyi ki kendimizi rüzgâra bırakıp, sularında dinlenmeye, seninle tanışmaya gelebilmişiz” dediğim anda, Leros’a tekrar yolumun düşeceğini ve daha birçok “iyi ki” biriktirmeme sebep olacağını biliyordum. Bir yerden ayrılırken, vedaları güzel yapan da cebimizdeki “iyi ki”ler değil midir zaten? 

    Eylül ayı hepiniz için sayısız “iyi ki” ile geçsin. Rotanız nereye olursa olsun, pruvanız neta, hayat kolayınıza olsun. 

    Yolculuklarımıza ortak olmak isterseniz ve tüm sorularınız için, keyifliyim instagram hesabından bize ulaşabilirsiniz.☸

  • Mangusta GranSport 33

    Mangusta GranSport 33

    Sportif süperyatta lüks ve teknolojinin gösterisi

    İtalyan Overmarine Group’un agresif stili ve üst düzey performansı ile beğeni toplayan Mangusta GranSport serisi altıncı yılında. Serinin üçüncü modeli Mangusta GranSport 33, kardeşleri gibi Alberto Mancini imzasını taşıyor.

    Yazı AYÇA GÜÇLÜTEN  [email protected] – Fotoğraflar MANGUSTA YACHTS ARŞİVİ

    Kırkıncı yılına yaklaşan Mangusta, Overmarine Group’un Amerika Birleşik Devletleri’nde satışına odaklandığı bir marka. Türkiye’de ise markanın satış ve satış sonrası resmi temsilciliğini Ömer Balkan tarafından kurulan BTWO Marine üstleniyor. Overmarine Group CEO’su Maurizio Balducci söz konusu stratejik ortaklıkla ilgili olarak, “Ömer Balkan hem açık hem de deplasman tipi Mangusta yatlarının uzun süreli kaptanı oldu. BTWO Marine satış ve inşa aşamalarından satış sonrası hizmetlere kadar kapsamlı destek sağlayarak ve müşteri memnuniyetine odaklanarak önemli oranda büyüme kaydetti. BTWO Marine, Mangusta’yı ve ürün yelpazesini bu stratejik bölgede tanıtmak için ideal bir ortak” açıklamasını yaptı. Devamı Eylül 2024 sayımızda.

  • Yacht Türkiye Eylül 2024 – 223

    Yacht Türkiye Eylül 2024 – 223

    14 TAKVİM

    Fuarlar, yarışlar, organizasyonlar ve her türlü denizcilik etkinliği…

    16 ALESTA

    Apreamare, Aegean Yacht, Sea Water, Officina Italiana Design, Nautor Swan, Mengi Yay, Omaya Yachts, Saxdor Yachts, Bosphorus Boat Show, Klasik Tekneler Buluşması…

    24 ÇARŞI

    En yeni tekne ekipmanları, sezon modası, marin saatler…

    28 KILAVUZ

    Cannes Yachting Festival Özel Seçkisi: 40 dünya prömiyeri…

    50 KAPAK

    Sportif süperyat Mangusta GranSport 33…

    60 KEŞİF

    Yenilikçi özellikleriyle öne çıkan Sunseeker Ocean 182…

    68 KEŞİF

    Seadeck serisinin ilk modeli Azimut Seadeck 6…

    76 MEGAYAT

    44 metrelik sofistike İtalyan ISA Gran Turismo 45…

    84 DESIGNER

    Türk tasarım ofisi Red Yacht Design’ın güncel ve yakın gelecekteki projelerini öğrendik…

    88 DAVET

    Sirena Marine’in Bodrum’da seçkin bir davetli grubuna verdiği özel davet…

    92 KEYİFLİYİM

    Miray S. Öncü’nün bu ayki rota önerisi: Leros…

    100 KÜÇÜK KOYLAR

    Ali Boratav, Hisarönü ve Orhaniye seyirlerinden lezzet ve gezi notlarını kaleme aldı…

    110 UZAK ROTA

    Deniz Kurt, Karayipler’deki Aruba, Bonaire ve Curaçao adalarından keşif notları paylaştı…

    116 DENİZ KÜLTÜRÜ

    Alper Günoral, Fransız Rivierası’ndan izlenimlerini paylaştı…

    120 MARİNA

    Sonbahar rotalarını planlayanlara öneri: Mersin Marina…

    122 MAVİ VATAN

    Cem Gürdeniz günümüz deniz kültürünü ve görgüsünü değerlendirdi…

    126 DENİZİN ÇAĞRISI

    Tanıl Tuncel, SUP’la nasıl yelken yapılabileceğini anlattı…

    132 MACERA

    Prof.Dr.Talat Kırış yeni teknesi Narval’la yolculuğunu kaleme aldı…

    138 TRAMOLA

    8. Arkas Aegeanlink Regatta 12. TAYK Slam X Eker Olympos Regatta, 9. Deniz Kızı Kadın Yelken Kupası, Vakkorama Watersports Championship Türkiye Windsurf Şampiyonası, Powerboat Rally 2024, Rixos Tersane İstanbul Kürek Festivali…

    148 TRAMOLA EKİP

    Arkas yelkende hedef büyüttü…

    150 TEKNOLOJİ

    Metaverse Uzmanı Mehmet Acar, duayen yelkenci Aydın Yurdum ve oğlu Tim Levent Yurdum ile bir araya geldi… 

    152 HAVANIN KOKUSU

    Bünyamin Sürmeli, yangınların sürdürülebilir yönünü yazdı…

    154 DERİN MAVİ

    Mehmet Bezdan, Akdeniz’de yeni keşfedilen Cezayirli korsan gemisini yazdı…

    158 KİTAP

    “Sünger, Biz, Başkaları ve Bodrum”, “Tuz Kokulu Öyküler”…