Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Haziran 2015

    Haziran 2015

    2-6 HAZİRAN

    LORO PIANA SUPERYACHT REGATTA
    Boat International Media ile Yacht Club Costa Smeralda’nın düzenlediği regatta Sardunya Adası’nın kuzeyindeki Porto Cervo’da… www.loropianasuperyachtregatta.com

    3-7 HAZİRAN

    LES VOILES D’ANTIBES

    Bu yıl 20. kez gerçekleştirilecek yarışlar Fransa’nın Antibes kıyılarında… www.paneraiclassicyachtschallenge.com

    5 HAZİRAN

    DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ

    Bu yılki teması “Yedi milyar hayal. Tek gezegen. Dikkatli tüketim” olan buluşma İtalya’daki Milan Expo’da… www.unep.org

    30 HAZİRAN-1 TEMMUZ

    UIM CLASS-1 WPC

    Dünya Powerboat Şampiyonası’nda sezon Venedik Rimini’de açılıyor. www.class-1.com

    13-14 HAZİRAN

    MARINA YACHT CLUB FAMOUS CUP

    Ünlü isimler yaza, Bodrum Açıkdeniz Yelken Kulübü ve Marina Yacht Club tarafından organize edilen Famous Cup ile giriyor. www.bayk.org

    20-21 HAZİRAN

    EAYK-AYK CUP

    Ankaralı ve İzmirli yelkencilerin birlikte organize ettiği yarışlar Sığacık parkurunda… www.eayk.net

    18-21 HAZİRAN

    ARGENTARIO SAILING WEEK

    www.paneraiclassicyachtschallenge.com

    9-14 HAZİRAN

    PEGASUS WINDSURF LİGİ COSTA BRAVA

    www.pwaworldtour.com

    RÜZGÂR TAKVİMİ

    3 Haziran        Fırtına (2 gün)

    10 Haziran      Ülker Doğumu Fırtınası

    22 Haziran      Gündönümü Fırtınası

    28 Haziran      Fırtına

    29 Haziran      Yaprak Fırtınası

     

     

     

     

  • Yaz sayısı!

    Yaz sayısı!

    Haziran gelmeden çoğumuz tekneye koştuk bile… Artık deniz zamanı… Hafta sonları küçük tekne kaçamakları bile insanı bambaşka bir dünyaya taşımaya yetiyor… Fakat ayın ilk hafta sonunu umarım hepimiz feda ederiz. Ülke kaderinin belirleneceği genel seçimlerde vatandaşlık görevimizi yaparak maviye ve özgürlüğe yelken açalım…

    Haziran için biz de tam bir yaz sayısı hazırladık. İki motoryat, iki yelkenli testine ek olarak 13 teknelik bir dosya sizi bekliyor. Bu kez su sporları için tasarlanan motoryatları bir araya getirdik. Gezi yazarlarımızın seyir notları ve önerileri de tam yazlık! Ali Boratav Çeşme ve etrafını, Süha Umar Patmos ve Leros’u, Hakan Aygün ise teknesini Alaçatı’dan Göcek’e transfer ederken Ege’de gördüklerini kaleme aldı.

    Son birkaç sayıdır uyarı ve öneri yazılarıyla dikkat çeken Tanıl Tuncel ise bu ay tekneden ziyade kendimizi sorgulatıyor! “Tekneniz yaza hazır, ya siz?” sorusuyla yazısına başlayan ünlü denizci denizden de korkulmaması gerektiğini vurguluyor. “Denizdeki hayat, ister sandalda balık tutmak, ister yelken yarışı, ister okyanus geçmek, aslında ürküldüğü kadar tehlikeli değildir. Kazalar bilgisizlik, umursamazlık ve hazırlıksızlık sonucu olur” diyen Tuncel’in yazısına mutlaka göz atın. Seyir öncesi yapmamız gereken ama çoğunlukla atladığımız detayları tekrar gözden geçirin…

    Teknede, güven içerisinde, güzel bir haziran geçirmeniz dileğiyle…

    Keyifli okumalar…

    Eyup_15

     

  • Gökçeada ve Limni Adası

    Gökçeada ve Limni Adası

    “Yeryüzünü titreten Denizler Tanrısı Poseidon’un kanatlı atlarının tavlaları, Bozcaada ile Gökçeada arasında, denizin derinlerindeki geniş arzlı bir mağaradadır.” Hemşehrim İzmirli Homeros, İlyada Destanı’nda böyle der. Poseidon netameli bir tanrıdır. Kızdırmaya gelmez. Hele tam da Bozcaada’dan Gökçeada’ya rota tutmuş ve kanatlı atlarının üzerinden geçerken!

    Piri Reis, eski adı ile İmroz olarak yazdığı Gökçeada faslına, “Adanın karşısında Rumeli yakasındaki Ece Ovası -Eceâbâd- kıyılarında, boğaza gelirken, şimdi olduğu gibi eskiden de gözetleyiciler bulunurmuş. Bu adanın bayındır hale gelmesi, Eceâbâd kıyılarında bulunan gemicilere uyarı işareti verilmesi ihtiyacından dolayıdır” diye girer. Bugün de, eski zamanlarda olduğu gibi adanın yüksek yerlerinde, ellerinde güçlü dürbünler, gözcüler vardır. Reis’in zamanında hatta daha da eski zamanlarda, Gökçeada’daki gözcüler, deniz üzerinde kaç gemi görüyorlarsa bunları gündüz duman, gece ateşle karşı kıyıya bildirirlermiş. Onlar da bu bilgiyi bir saat içinde Konstantiniyye’ye (İstanbul) iletilermiş. Doğrusu internet çağında da bu iş daha hızlı yapılamıyor!  Mayıs 2014’te bizim Gökçeada kıyılarında gördüğümüz gözcüler, uydu ve radar çağında gemi gözlemenin fazla bir getirisi kalmadığından olsa gerek, kılıç balığı gözlüyorlardı. Ama sadece denizin, Reis’in ifadesi ile “limanlık”, İzmirli ağzı ile “süt liman” olduğu günlerde.

    Poseidon’un atlarını huysuzlaştırmadan vardığımız, Reis’in, “Adanın gündoğusu tarafında bir burun vardır. Adına Kifelos Burnu derler” dediği, bugün Aydıncık Burnu olarak bilinen burundan Eceabat “on sekiz mildir. Bu burunun ucu sığdır. Çekinmek gerekir.”

    Piri Reis adanın çevresinin elli mil -doğrudur- olduğunu, ada üzerinde batı ucu alçak, doğu ucu yüksek, uzun bir dağ bulunduğunu da yazar. Kifelos-Aydıncık Burnu, bu dağın, yüksek doğu ucundadır. Devamı Mayıs 2015 sayımızda…

    UMR_0127 UMR_0136 UMR_0238

  • Kafası karışan çiçekler ve böcekler

    Kafası karışan çiçekler ve böcekler

    Yılın en güzel dönemi, bahar! Alerjik bir bünyeniz yoksa “ben sevmem” diyenin çıkacağını sanmıyorum. Yoksa siz de bahara alerjisi olanlardan mısınız? Mevsim gereği size çiçeklerden, böceklerden ve ısınan havalardan bahsedeceğim.

    İşte tam bir motivasyon konusu diye düşünenlere aslında konunun başka bir ayağını ele alacağımızı söyleyeyim. Baharda klasik olarak bahsettiğimiz polenler, bahar yorgunluğu, alerjenler vb. konulardan bahsetmeyeceğim. Bu sefer daha çok “kafası karışan” çiçekler ve böceklerden konuşacağız. “Hadi Bünyamin, çiçeğin, böceğin kafası mı karışır?” diyenlere cevabım: Karışır! Hem de nasıl karışıyor biliyor musunuz? Evet, aynen tahmin ettiğiniz gibi, “iklim değişikliği”. İklim değişikliği ve ona eşlik eden hava kirliliği. Konuyu beğenen benle kalsın, ayrıntıya girmeye başlıyorum, hadi.

    Efendim bitkilerin önce çiçek açtığını, sonra da meyve verdiğini bilirsiniz. Biyoloji dersine başlamayacağım ama yine de hatırlamayanlar için kısaca anlatalım. Bitkide meyvenin oluşması için önce bir çiftleşme süreci vardır. Çiçeğin erkek organında üretilen polenlerin (çiçek tozları) yine çiçeğin dişi organına ulaşması sonucunda döllenme gerçekleşmiş olur. İşte bu tozlaşma evresine yardımcı olan bazı dış faktörler var: Yağmur, rüzgâr ve böcekler gibi. Böcekler deyince akla gelmemiş olabilir, çiçek çiçek dolaşan arılar var. Einstein’ın sözünden bahsetmiştim: “Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa, insanlığın dört yıl ömrü kalır!” Bugünkü bilimde arılar yok olursa insanoğlunun yalnızca dört yıl hayatta kalabileceği düşünülmüyor ama besin çeşitliliğinin oldukça kısıtlanacağı sanılıyor. Neyse konumuz o değil, şu; sayıları azalan arılarımızın görevlerini yapacakları ortam bozuluyor. Arılar dâhil, polen taşıyıcılar risk altında. Polen taşıyıcıların hava kirliliğinden etkilendiğini kanıtlayan çalışmalar var. Bakın size bir örnek; dizel egzoz gazları nedeniyle ortaya çıkan kirleticiler, bal arılarının çiçeklerin kokusunu tanıma yeteneğini zayıflatıyor. Durum şu şekilde gelişiyor: Dizel egzoz dumanları, çiçeklerin koku profilini değiştiriyor. Arı, çiçeği kokusundan tanıyor. Dolayısıyla kendinde kodlu olan kokuyu bulamıyor. Dolayısıyla değiştiği için kokuyu tanıyamayan arının etkinliği düşüyor, tozlaşma olumsuz etkileniyor. Arının yaptığı iki görev de aksıyor; bal üretimi de, arının polen taşıması azaldığı için bitkilerin üremesi de düşüyor.

    Beslenmeyi etkiliyor!

    Hava kirliliği artışı ya da havanın kimyasının değişmesine bağlı ortaya çıkan bir sıra dışı örneği daha vereyim size; polen taşıyıcı canlıların azalmasıyla insanların beslenmesi arasında direkt bir ilişki var. Yapılan bir çalışmada polen taşıyıcıların popülasyonundaki
    azalma nedeniyle gelişmekte olan ülkelerdeki insanların yarısının beslenme eksikliği gibi sorunlarla karşı karşıya kalabileceği görülmüş. Mozambik’te yapılan bir incelemede çoğu çocuk ve annesinin birçok mikro besinini zar zor karşıladığı ortaya çıkıyor. Özellikle de körlük ve bulaşıcı hastalıkları engellemede önemli bir role sahip olan A vitamini. Meyve ve sebzeler A vitamini yönünden oldukça zengin. Polen taşıyıcılar üremede destek kuvvet ama en öndeki destek kuvvet, çünkü polen taşıyıcılar olmadığında, yüksek oranda A vitamini içeren mango verimi yüzde 65 oranında düşebiliyor. “Aman Bünyamin, sorunun bu mu? Ben yılda kaç tane mango yiyorum ki, onu da yemem gider” diyenlere; burada çalışma mango üzerine yapıldığı için örneği oradan verdim diyorum. Yoksa dünya
    üzerindeki yiyecek ürünlerinin yüzde 75’inin polenleşmeye ihtiyacı var.

    Polenleşme, ya da tozlaşmada tek etki arılar ya da diğere böceklerde mi? Hayır. Bakın yükselen bahar sıcaklıkları da polenleşmeyi etkiliyor, dolayısıyla üremeyi. Size orkidelerden bir örnek: Normalde orkideler şaşırtıcı bir şekilde her sene aynı zamanda çiçek açarlar ve arılar da işini yapar. Oysa 1850’lere kadar dayanan verilere bakıldığında yükselen bahar sıcaklıklarının hem arılarda hem de çiçeklerde zamanlamayı karıştırdığı görülmüş. Hem de bu karışıklığın ölçüsü her iki tarafta aynı seviyede olmamış, yani artık zamanlamalar birbirini tutmuyor. Vakti geldiğinde arı içgüdüsel olarak orkidenin kapısına dayanıyor. Ama bir bakıyor ki orkide çoktan açmış. Bu faz farkı yıllar içinde artıyor. Biz “Bahar geldi, için kıpır kıpır oluyor” derken doğada neler oluyor neler. Ama o olanların bir numaralı sorumlusu bizken, bir süre sonra artık aynı bahar içimizi kıpır kıpır ettirmezse havalara kızmayalım, “havalar da şaşırdı” demeyelim. Muhtemelen onlar bize bakıp, bunlar delirdi galiba diyordur. Bu arada minik bir hatırlatma, iklim değişiminde havalara bir şey olmuyor, onun canı yanmıyor, milyonlarca yıldır değişim taşıyor, ama bize çok şey oluyor. Yani havaları değil kendimizi mahvediyoruz.

    Durun durun bu yazı böyle bitmemeli! Mayıs ayındayız, her bahar âşık olanlar aramızda yine olsun ama yalnızca biraz daha birbirimize duyarlı olalım, dolayısıyla havamıza karşı duyarlı olalım.

    Gelecek ay yine beklerim, ben buralarda olacağım. ☸