Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Azimut mükemmele odaklandı. ATLANTIS 43

    Azimut mükemmele odaklandı. ATLANTIS 43

    Dünya prömiyeri Düsseldorf’ta, Türkiye lansmanı geçen ay CNR Boat Show’da yapılan Atlantis 43’ün tasarımı Focus Group adı altında Azimut distribütörleriyle birlikte yapıldı. İç dekorasyon için firma, Armani, Missoni ve Loro Piana ile çalıştı ve ortaya bütün beklentileri karşılayacak yeni Atlantis 43 çıktı. Yazı KIVANÇ ÖZDAL [email protected], Fotoğraflar  AZIMUT YACHTS ARŞİVİ

    Azimut Atlantis serisinin 13,83 metre boyundaki en yeni üyesi Atlantis 43’ün dünya prömiyeri geçen ocak ayında Boot Düsseldorf’ta yapılmıştı. Teknenin Türkiye lansmanı ise Concept Marine tarafından 14 Şubat’ta CNR Avrasya Boat Show’da düzenlenen bir kokteyl ile gerçekleştirildi. Tanıtıma Azimut-Benetti Group Yönetim Kurulu Üyesi Giovanna Vitelli de katıldı. Hem Azimut hem de Atlantis 43 hakkında genel bir sunum yapan Vitelli Atlantis 43’ün tasarım sürecinden ve Focus Group’tan da söz etti.

    Azimut, müşteri beklentilerini tam olarak karşılayabilmek için Focus Group adı altında dünya çapında önde gelen distribütörlerini İtalya’da bir araya toplayarak üretilecek tekneyle ilgili fikirlerini alıyor, müşterilerin taleplerini değerlendiriyor…

    Concept Marine ortağı Moris Algazi, bu toplantılara başka modeller için de katıldıklarını ama Atlantis 43’ün baştan aşağı Focus Grubu toplantıları dikkate alınarak üretilen ilk tekne olduğunu söylüyor. Algazi Atlantis 43 için Focus grubunun ne şekilde çalıştığını şöyle anlatıyor: “Azimut iki senedir yeni bir proje geliştirdi. Dünyanın en başarılı yedi sekiz distribütörü Azimut Focus Group adı altında İtalya’da bir araya geliyor. Tersaneye teknede ne istediğimizi söylüyoruz. Yeni üretilecek modelin bir öncekinden ne gibi farkları olması gerektiği konusunda düşüncelerimizi ifade ediyoruz. Müşterilerden aldığımız bütün feedback’leri, beklentileri Azimut tersanesine iletiyoruz. Davamı Mart 2015 sayımızda…

    A43 Bow Sunpad with People A43 Maindeck 1 DSC_2337

  • Hayatıma yeni bir Kelebek girdi!

    Hayatıma yeni bir Kelebek girdi!

    Şimdi boat show zamanı, çoğumuz fuara gidip hayal tazeleyeceğiz, kimimiz teknesine malzeme, bazılarımız da hayalindeki tekne avında… Peki, tekne seçerken neye dikkat etmek gerekiyor? Gelin benim dört Kelebek hikâyesine bakalım…

    Kelebek IV… Kral öldü yaşasın kral mı? Yok, olmaz öyle şey, Kelebek III o kadar ölünecek yerlerde ölmedi de şimdi mi ölecek! Sadece bizim muhteşem 30 küsur yılın Kelebek hanedanına yeni sultan geldi.

    Ünlü Kelebek’i (III) biliyorsunuz. Dile kolay 30 yıl beraber 100 bin mil devirdiğimiz can yoldaşımın hayatımda tabii ki özel bir yeri var ama daha önce kısa süreler de olsa yoldaşım olan, korkular, keyifler paylaştığım ünsüz iki Kelebek’i hatırlamadan geçemem. Deniz üzerinde gezenler, kader birliği ettiği yoldaşlarına vefalıdır. Devamı Şubat 2015 sayımızda…

    Antik tiyatroda tek başıma oturmuşum iskeledeki Kelebek'i seyrediyorum Kelebek IV Knidos ta yanlız Red sky in the morning, sailors take warning. Sabah kırmızı gök fırtına habercisi.

  • Midilli Adası

    Midilli Adası

    Adaya adını veren başkent Midilli, Piri Reis’in “Asıl ünlü kalesi, adanın gündoğusu tarafında, poyraza karşı ve Anadolu kıyısına mukabil, yumru bir burunun üzerine kurulmuş olup, iki tarafı da limandır” diye anlattığı kalenin etrafına yerleşmiştir. Reis bu limanları, “Önünde vâki’ olan liman yılduz tarafındadır. Yeni Liman dimeğile meşhurdur. Ve kıble tarafında vâki’ olan limana Eski Liman dirler” diye anlatır.

    Yaklaşık on saattir “Ruhum”, Limni-Midilli rotasında. Anadolu yakasındaki Baba Burnu ile Midilli Adası arasında dümen nöbeti bende. Gözümü dört açtım! Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’deki bir küçük tümcesi aklımdan çıkmıyor! “Çınarlı Dere önüne gelince, 3 mil uzaklıkta bir büyük taş daha vardır. Su yüzünde görünmez. Fazlasıyla çekinmek lazımdır. Mesela, Çınarlı Dere’den Anadolu kıyısında olan Sivrice Burun’a doğru yürüseler, Allah bilir ya o taşa rast gelmeleri ihtimali vardır!” Mazallah bir rast gelirsek ne olur? Reis yazmış. “Bu burunun -daha doğudaki Korakas Burnu- ucunda bir taş vardır.

    Devamı Şubat 2015 sayımızda…

    UMR_0704 UMR_0961 UMR_1189

  • Ultraviyole

    Ultraviyole

    Hem iklim değişikliği, hem de ozon tabakasındaki seyrelme ilerleyen yıllar için riski artırıyor, bilim çevreleri UV miktarının artacağını konuşuyor. Açık tenliler ve sıcak iklimlere taşınan insanlarda risk ekstra fazla. Size bu ay, süzülmemiş güneş ışınlarının bizim üzerimizdeki etkilerinden çok, bizim maruz kaldığımız ışınların çocuklarımızda ne etkiler oluşturduğundan bahsedeceğim.

    Biz insanoğlu hep olmayanı istiyoruz. Yazın kışı, kışın yazı özlüyoruz. İşin sıkıntılı kısmı, bir mevsimin göbeğinde diğer mevsimin nerde kaldığının sorulması. Allah aşkına, kasım başında “Nerde kaldı bu kış?” ya da mart ayında “Bu yaz gelmeyecek galiba” denir mi? Mesleğin bir cilvesi kabul edip bu soruları da sineye çekiyorum ama sanırım aynı pozisyona ben de geldim. Şubat ayında size ultraviyoleden, sıcaktan, güneşten bahsedeceğim. “Ama bu yazıda klasik UV (ultraviyole) etkilerini duymayacaksınız” diyerek kıvırayım. Espri bir yana, süzülmemiş güneş ışınlarının bizim üzerimizdeki etkilerinden değil de bizim maruz kaldığımız ışınların çocuklarımızda ne etki oluşturduğundan bahsedeceğim. Çocuk deyince bir anda alıcılar açılmıştır, ama öyle. “Hayat benim, cilt benim, size ne?” diyemeyeceğimiz bir nokta burası. Siz UV’ye maruz kaldığınızda doğurganlığınızın, çocuğunuzun doğurganlığının, çocuklarınızın yaşam sürelerinin, kaliteli yaşamlarının etkilendiğini söylesem, ne dersiniz? Bu ayki konu bu. Çocuğu olan olmayan herkes dergi başına, ailenizin meteoroloğu birbirinden çarpıcı konuları derginize taşımaya devam ediyor. Galiba konuya girdik bile, buyurun o zaman.

    Ömrü kısaltıyor

    Şimdi size bir araştırmadan bahsedeceğim. Araştırma nereden tahmin edin? Sanırım on kişiden dokuzu tahmin etmiştir, Norveçli bilim adamlarından. “Norveçliler güneşe hasret kaldığı için hasetlerinden biz de güneşlenmeyelim diye bu araştırmayı yapmışlardır” diyebilirsiniz ama sonuçta istatistiki kayıtlara dayanan bilimsel bir araştırma yapmışlar.

    Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar 1750-1990 yılları arasındaki kilise kayıtlarını incelediler, cevaplarını aradıkları sorular şunlar:

    – Kadınlar ilk ve son çocuklarını kaç yaşında yapmış?

    – Çocukların doğumu arasında kaçar yıl var?

    – Bu çocukların kaçı yaşamış?

    – Bu çocukların kaçı evlenmiş ve çocuk sahibi olmuş?

    Tüm bu soruların cevabı, kiliseye kayıtlı 9 binden fazla insan üzerinde araştırıldı. Bu bilgilerin bir kısmı güneş aktivitelerini de içeren çevresel faktörlerle karşılaştırıldı. Araştırmanın sonuçları çarpıcı. Güneş aktivitelerinin çok olduğu senelerde doğan çocuklardan ölenlerin sayısı, güneş aktivitelerinin az olduğu yıllarda doğan çocukların ölüm sayısına göre daha yüksek. Ayrıca yine güneş aktivitelerinin çok olduğu yıllarda doğan çocukların
    ömürleri diğerlerine göre ortalama olarak 5.2 yıl daha kısa. Güneş aktivitelerinin yüksek olduğu yıllarda doğan çocukların, diğerlerine göre hayatın ilk iki yılında ölme oranları çok daha yüksek.

    Nesiller boyu sürüyor

    Araştırma devam ediyor. Güneş aktivitelerinin yüksek olduğu dönemde doğanların çocuk sahibi olabilme oranlarına bakılmış ve çocuk sahibi olma oranları diğerlerine göre düşük çıkmış. Bir adım daha ileri gidilip üçüncü jenerasyonun da daha az çocuk sahibi olduğu görülmüş. Yani buradan çıkan sonuç açık: UV radyasyonun etkisi nesiller boyunca devam edebiliyor.

    “Peki, güneş aktivitelerinin çok olduğu yıllar nasıl belirlendi?” diyebilirsiniz. Araştırmacılar bunun için güneş lekelerini kullanmışlar. “Güneş lekelerinin sayıları ortalama olarak her 11 yılda bir maksimuma ulaşır” bilgisine dayanarak güneş lekelerinin çok olduğu yıllarda güneş aktivitelerinin de çok olacağı düşünülmüş ve yere ulaşan UV miktarının artacağı tahmin edilmiş.

    D vitamini savunması

    Güneşlenirken hepimiz içimizi rahatlatmak için D vitaminine sırtımızı yaslıyoruz, kemiklere faydalı diye. Evet, öyle ama ihtiyacımız olan D vitamini için saatlerce güneş altına yatmak gerekmiyor, öte yandan B9 vitamini, diğer adıyla folat için de sıkıntılı, olumsuz etkilere sahip. B9 neden önemli; hamilelik sürecinde görülen düşük B9 seviyeleri çocuklardaki yüksek ölüm oranlarıyla ilişkilendiriliyor. 

    Tabii güneşe sadece yaz tatilinde maruz kalmayanlar da var. Sosyo-ekonomik durumun önemi burada devreye giriyor. Çıkan sonuçlardan biri de şu ki tarlalarda çalışan kadınlar güneş ışığına daha çok maruz kaldığı için ve çoğu durumda bu kadınların beslenme kaliteleri de düşük olduğundan; UV’den en çok etkilenen gruplar sosyo-ekonomik bakımdan düşük olan gruplar.

    Hem iklim değişikliği, hem de ozon tabakasındaki seyrelme ilerleyen yıllar için riski artırıyor, bilim çevreleri UV miktarının artacağını konuşuyor. Açık tenliler ve sıcak iklimlere taşınan insanlarda risk ekstra fazla.

    Yat dergisinde UV’nin yaşam süresi ve doğurganlığa da etkisinin olduğundan bahsetmek ayrı bir ironi ama asıl burada dikkat etmek lazım. Ben size zarar görebileceğiniz noktaları aktarıyorum, hayatın sağlıklı, tatlı kısmını yaşamak size kalıyor.

    Gelecek ay görüşmek üzere, sağlıcakla kalın. ☸

    471957709