Ultraviyole

Hem iklim değişikliği, hem de ozon tabakasındaki seyrelme ilerleyen yıllar için riski artırıyor, bilim çevreleri UV miktarının artacağını konuşuyor. Açık tenliler ve sıcak iklimlere taşınan insanlarda risk ekstra fazla. Size bu ay, süzülmemiş güneş ışınlarının bizim üzerimizdeki etkilerinden çok, bizim maruz kaldığımız ışınların çocuklarımızda ne etkiler oluşturduğundan bahsedeceğim.

Biz insanoğlu hep olmayanı istiyoruz. Yazın kışı, kışın yazı özlüyoruz. İşin sıkıntılı kısmı, bir mevsimin göbeğinde diğer mevsimin nerde kaldığının sorulması. Allah aşkına, kasım başında “Nerde kaldı bu kış?” ya da mart ayında “Bu yaz gelmeyecek galiba” denir mi? Mesleğin bir cilvesi kabul edip bu soruları da sineye çekiyorum ama sanırım aynı pozisyona ben de geldim. Şubat ayında size ultraviyoleden, sıcaktan, güneşten bahsedeceğim. “Ama bu yazıda klasik UV (ultraviyole) etkilerini duymayacaksınız” diyerek kıvırayım. Espri bir yana, süzülmemiş güneş ışınlarının bizim üzerimizdeki etkilerinden değil de bizim maruz kaldığımız ışınların çocuklarımızda ne etki oluşturduğundan bahsedeceğim. Çocuk deyince bir anda alıcılar açılmıştır, ama öyle. “Hayat benim, cilt benim, size ne?” diyemeyeceğimiz bir nokta burası. Siz UV’ye maruz kaldığınızda doğurganlığınızın, çocuğunuzun doğurganlığının, çocuklarınızın yaşam sürelerinin, kaliteli yaşamlarının etkilendiğini söylesem, ne dersiniz? Bu ayki konu bu. Çocuğu olan olmayan herkes dergi başına, ailenizin meteoroloğu birbirinden çarpıcı konuları derginize taşımaya devam ediyor. Galiba konuya girdik bile, buyurun o zaman.

Ömrü kısaltıyor

Şimdi size bir araştırmadan bahsedeceğim. Araştırma nereden tahmin edin? Sanırım on kişiden dokuzu tahmin etmiştir, Norveçli bilim adamlarından. “Norveçliler güneşe hasret kaldığı için hasetlerinden biz de güneşlenmeyelim diye bu araştırmayı yapmışlardır” diyebilirsiniz ama sonuçta istatistiki kayıtlara dayanan bilimsel bir araştırma yapmışlar.

Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar 1750-1990 yılları arasındaki kilise kayıtlarını incelediler, cevaplarını aradıkları sorular şunlar:

– Kadınlar ilk ve son çocuklarını kaç yaşında yapmış?

– Çocukların doğumu arasında kaçar yıl var?

– Bu çocukların kaçı yaşamış?

– Bu çocukların kaçı evlenmiş ve çocuk sahibi olmuş?

Tüm bu soruların cevabı, kiliseye kayıtlı 9 binden fazla insan üzerinde araştırıldı. Bu bilgilerin bir kısmı güneş aktivitelerini de içeren çevresel faktörlerle karşılaştırıldı. Araştırmanın sonuçları çarpıcı. Güneş aktivitelerinin çok olduğu senelerde doğan çocuklardan ölenlerin sayısı, güneş aktivitelerinin az olduğu yıllarda doğan çocukların ölüm sayısına göre daha yüksek. Ayrıca yine güneş aktivitelerinin çok olduğu yıllarda doğan çocukların
ömürleri diğerlerine göre ortalama olarak 5.2 yıl daha kısa. Güneş aktivitelerinin yüksek olduğu yıllarda doğan çocukların, diğerlerine göre hayatın ilk iki yılında ölme oranları çok daha yüksek.

Nesiller boyu sürüyor

Araştırma devam ediyor. Güneş aktivitelerinin yüksek olduğu dönemde doğanların çocuk sahibi olabilme oranlarına bakılmış ve çocuk sahibi olma oranları diğerlerine göre düşük çıkmış. Bir adım daha ileri gidilip üçüncü jenerasyonun da daha az çocuk sahibi olduğu görülmüş. Yani buradan çıkan sonuç açık: UV radyasyonun etkisi nesiller boyunca devam edebiliyor.

“Peki, güneş aktivitelerinin çok olduğu yıllar nasıl belirlendi?” diyebilirsiniz. Araştırmacılar bunun için güneş lekelerini kullanmışlar. “Güneş lekelerinin sayıları ortalama olarak her 11 yılda bir maksimuma ulaşır” bilgisine dayanarak güneş lekelerinin çok olduğu yıllarda güneş aktivitelerinin de çok olacağı düşünülmüş ve yere ulaşan UV miktarının artacağı tahmin edilmiş.

D vitamini savunması

Güneşlenirken hepimiz içimizi rahatlatmak için D vitaminine sırtımızı yaslıyoruz, kemiklere faydalı diye. Evet, öyle ama ihtiyacımız olan D vitamini için saatlerce güneş altına yatmak gerekmiyor, öte yandan B9 vitamini, diğer adıyla folat için de sıkıntılı, olumsuz etkilere sahip. B9 neden önemli; hamilelik sürecinde görülen düşük B9 seviyeleri çocuklardaki yüksek ölüm oranlarıyla ilişkilendiriliyor. 

Tabii güneşe sadece yaz tatilinde maruz kalmayanlar da var. Sosyo-ekonomik durumun önemi burada devreye giriyor. Çıkan sonuçlardan biri de şu ki tarlalarda çalışan kadınlar güneş ışığına daha çok maruz kaldığı için ve çoğu durumda bu kadınların beslenme kaliteleri de düşük olduğundan; UV’den en çok etkilenen gruplar sosyo-ekonomik bakımdan düşük olan gruplar.

Hem iklim değişikliği, hem de ozon tabakasındaki seyrelme ilerleyen yıllar için riski artırıyor, bilim çevreleri UV miktarının artacağını konuşuyor. Açık tenliler ve sıcak iklimlere taşınan insanlarda risk ekstra fazla.

Yat dergisinde UV’nin yaşam süresi ve doğurganlığa da etkisinin olduğundan bahsetmek ayrı bir ironi ama asıl burada dikkat etmek lazım. Ben size zarar görebileceğiniz noktaları aktarıyorum, hayatın sağlıklı, tatlı kısmını yaşamak size kalıyor.

Gelecek ay görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

471957709

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.