Etiket: Deprem

  • Doğanın dengesi, dünyanın düzeni var YIKIMIN KAYNAĞI İSE İNSAN

    Doğanın dengesi, dünyanın düzeni var YIKIMIN KAYNAĞI İSE İNSAN

    Kıtalar birleşir veya parçalanır… Okyanuslar genişler, dağlar yükselir, iklimler değişir… Bu çarpışmalar, birleşmeler ve hareketler olmasaydı zaten bildiğimiz Dünya oluşmaz, hayat var olmazdı. 

    Çok büyük bir deprem yaşadık, yalnızca 11 şehri değil, tüm ülkeyi harap eden bir deprem yaşadık. Şiddeti büyük, yüzeye çok yakın olan bir depremdi ama aslında harap eden, felakete çeviren yine insan etkisiydi. Burada konuştuğumuz konular hep değişiyor, kimi zaman iklim değişimi oluyor, bazen çevre kirliliği oluyor, bazen başka bir şey. Ama temelde hep aynı şeyi konuşuyoruz: İnsan etkisi. Evet en başta da dediğim gibi kıtalar yer değiştirmeseydi, bu hareketler, doğal afetler, depremler olmasaydı hayat var olmazdı. Doğanın dengesi tam da bu işte. Burada yıkımın ana kaynağı yine insandı. 

    DÜZEN DEDİĞİMİZ DÜZENSİZLİĞİN KENDİSİ

    Gezegenimiz bazen yavaş bazen daha şiddetli ve hızlı ama sürekli bir değişim içinde. Anadolu ile Arap Levhası arasında bir zamanlar bir okyanusun olması gibi. Zamanla bu okyanus Arap Levhası’nın kuzey-kuzeybatı yönlü yakınsaması ile kapandı ve nihayetinde bu iki kıta birbirine kenetlenir vaziyete geldi, yani şu anki halini aldı. Ancak yeraltındaki hareketler sürekli devam ediyor. Ve hep edecek de. 

    Dünyanın düzeni tam da bu düzensizliğin kendisi aslında. Anadolu karası da bu tektonik hareketlerin çok yoğun olduğu bölgelerden birinde. Güneyinde Afrika Levhası var mesela ve yılda 9 mm, Arabistan Levhası ise yılda 19 mm hızla kuzeyde yer alan Avrasya Levhası’na doğru hep ilerliyor. Bu levhalar arasında kalan Anadolu karası da sıkışır hale geliyor. Hızı daha yüksek olan Arabistan Levhası’ndan dolayı Doğu Anadolu sürekli yükseliyor. Öte yandan tüm dengeler birbiriyle bağlantılı. Belki ne alaka diyeceksiniz ama, Kahramanmaraş merkezli yaşadığımız depremden sonra İtalya kendi bölgesinde tsunami uyarısı verdi. Yani Dünya sistemi içerisinde bir yerde olan hareket bazen kilometrelerce öteyi etkileyebiliyor. Aynı bizim buradaki hoyrat yaşantımızın kutuplardaki yaşamı dahi etkileyebilmesi gibi.

    TSUNAMİLERİN ÇOĞUNU DEPREMLER TETİKLER

    Tsunami konusuna gelecek olursak, söz konusu uyarıyı yapan uzman, “Sadece 0,5 metre yüksekliğindeki bir dalga bile tehlikeli sellere ve çok güçlü akıntılara neden olabilir” diyor. Tsunamiyi en sık tetikleyen unsur, genellikle depremlerdir. Hatta “genellikle” kelimesini açacak olursak, tüm tsunamilerin yüzde 88’ini depremler tetikler. Nasıl oluyor da kilometrelerce uzaktaki bir depremin başka bir yerde tsunami oluşturma ihtimali var diye düşünüyor insan. Bunu daha iyi anlamak adına, kısaca bir tsunami mantığından bahsedelim. Bildiğimiz, normal dalgalar suyun yüzeyindeki bazı etkilerle oluşuyor. Fakat tsunamiler bütün su kolonunun, yani dikey şekilde o sütunun yer değiştirmesiyle oluşuyor. Bu tür bir etkiye sebep olabilen en yaygın doğa olayı da depremler oluyor. Depremlere bağlı olarak, su tabanı birdenbire zıplayıp geri inince, üzerindeki su sütunu da hızla zıplıyor ve sarsılıyor haliyle. Sonraki süreçte de su, dengesini bulmaya çalışırken depremin merkez üssünden etrafa dalgalar saçılmaya başlıyor.

    ARISTOTELES’İN HAVA-DEPREM TEORİSİ

    Gezegenimizin kendine has bir sistemi var, bir döngü içerisinde kaynaklarını ve enerjisini kullanıyor. Hava olaylarında da hep bahsettiğimiz gibi kaotik bir yapı var bu sistemde. Ama bir yandan da farklı değişkenler birbirine bağlı. Her bir olay birbirine bir noktada bağlanabiliyor. Belki de bu yüzden yer bilimleri ile atmosfer bilimleri çoğu zaman birbiriyle bağlantılı algılanabiliyor. Ancak bu bağlantıların direkt, birebir olması ile ilgili yüzde 100 kanıtlanmış bilimsel dayanaklar yok. Bu iki fenomeni birbirine doğrudan bağlayamayacak kadar karmaşık bir yapı söz konusu. Yeri gelmişken onlar hakkında da ufak bir konuşalım derim. 

    “Tam deprem havası” diye bir tabir vardır, bilirsiniz. Çok sıcak havalardan şüphelenilir bazen veya sakin ve bulutlu bir günde deprem olabileceği hissine kapılır insan. Çok uzun zaman öncelere ait, M.Ö. 4. yüzyılda Aristoteles’in de hava-deprem ilişkisi ile ilgili bir teorisi var. Yeraltı mağaralarında sıkışan rüzgârın burada sarsıntılar oluşturabildiğini öne sürmüştü Aristoteles. Bu teoriyi besleyen birkaç fikri daha vardı. Ancak tüm bunlar dediğim gibi çok uzun zaman öncenin hipotezleriydi. 

    ARSUZ’DA YAŞANANLAR TESADÜFİ

    Sismoloji bilimi ortaya çıktığından beri artık depremlerin tektonik hareketlerden yani yer hareketlerinden kaynaklandığı konusunda hemfikiriz. Yer ve hava hareketlerinde karışıklık oluşturan bir başka örnek de Kahramanmaraş depreminden sonra meydana gelen deniz çekilmesinin akıllarda soru işareti oluşturması. Denizin kıyıdan yer yer 4 ila 20 metre geri çekildiği ve Arsuz sahilinde taşların, kayalıkların meydana çıktığı gözlemlendi. Fakat Kandilli Rasathanesi’nin de açıkladığı gibi, bu yalnızca zamanlaması tesadüfi olan bir hava olayı. Zaten genellikle şubat-mart ve baharın bazı dönemlerinde denizde rutin olarak çekilmeler olur. Buradaki de havada oluşan basınç-sıcaklık değişimlerine ve kuvvetli rüzgârlara bağlı olarak yaşanan bir durumdu. Yani deprem ile bir ilgisi yoktu. Deniz çekilmesi bir hava olayı iken, deprem tektonik hareketlerden kaynaklanan bir yer olayı özetle.

    ÇÖZÜM: BİLİNÇLİ YAŞAM VE USULÜNE GÖRE BİNALAR 

    Denizin renginin değişmesini dahi depreme bağlayanlar olabiliyor ama o da fitoplankton dediğimiz canlıların aniden fazlaca çoğalması ile ilgili bir olay. Kısacası, böyle bilimsel dayanağı olmayan absürt bilgilere kulak vermek veya inanmak yerine yetkin bilim insanlarının uyarılarına kulak vermek doğru olan. Buna göre bir düzen kurmak, buna göre yaşamak, bilinçli ve sorumlu olmak. Hayatı yaşanır ve güzel kılacak olan bunlar. Uyarıları dikkate aldığımızda, hayatımızı sonsuz tüketim çılgınlığı yerine bilinçli yaşamaya göre kurduğumuzda, binalarımızı, yaşam alanımızı usulüne göre inşa ettiğimizde doğal afetlerin bizi etkilemesinden belki de hiç bahsetmeyeceğiz bile. Hepimize geçmiş olsun… ☸

  • Büyük Anadolu Depremi

    Büyük Anadolu Depremi

    Deniz ülkesi olduğumuzu hatırladık ama… 

    YETERLİ Mİ?

    6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklükteki iki deprem çok sayıda ilimizde büyük oranda can kaybına ve yıkıma yol açtı. Kara, hava ve deniz yoluyla yapılan yardım ve müdahalelerde denizin kullanımı, afet zamanlarında sunabildiği olanaklar ve hayat kurtarıcılığı öne çıktı. Ancak sorular ve sorunlar da belirgin hale geldi. Bir deniz ülkesinin deprem politikasında denize gereken alan tanınıyor mu? Afet öncesinde yapılan planlarda denize ne ölçüde yer veriliyor? Strateji, planlama ve uygulamada hangi seviyeye geldiğimizi gördük!

    Bir deniz ülkesinde yaşıyoruz; denizlerle iç içe bir yarımada coğrafyasındayız. Bu özelliği sıklıkla unuttuğumuzu, bugünlerde anladığımız üzere, ihmal ettiğimizi inkâr edemeyiz. 6 Şubat 2023’te dokuz saat arayla yaşanan Kahramanmaraş merkezli iki depremle gördük ki, bir deprem ülkesi olduğumuza da gerek toplumsal gerek devlet hafızamızda gereken yeri vermemişiz. Geçen ay boyunca hepimizin karşısına bu iki ihmal bir araya gelerek dikildi. Uzmanların işaret ettiği sonuç şu: Etrafı denizlerle çevrili bir deprem ülkesinin afet politikası, deniz göz ardı edilmeden yeniden oluşturulmalı. Ülkemizden birçok geminin, yurt dışından yardım amaçlı gönderilenlerin bölgedeki varlığını izledik, okuduk. Ancak hem coğrafyanın doğası hem de yapılaşmadaki usulsüzlükler ve yanlışlarla, yanı sıra koordinasyon kusurları yüzünden daha fazlasının yapılması gerektiğini de kabul ederek ciddi bir planlama ihtiyacı içinde olduğumuzu acı deneyimlerle bir kez daha anladık. 6 Şubat’tan itibaren deprem bölgesinde denizin nasıl kullanıldığını uzmanların görüşlerine başvurarak derledik.

    İLK ÇAĞRILAR DENİZCİLERDEN:

    AMFİBİ GEMİLERİ VE DONANMA’NIN HASTANE GEMİLERİ BÖLGEYE

    Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, deprem haberinin alındığı ilk saatlerde sosyal medya hesaplarından “Deprem bölgesine en yakın liman kenti İskenderun’a amfibi gemilerimizin iş makineleri götürmesi ve harp hastaneleri kurmasının yaraların sarılmasına destek olacağını düşünüyorum” paylaşımında bulundu. Deniz Güvenliği Doktorantı Deniz Güler de Gürdeniz’e ek olarak, “Donanmaların hastane gemilerinin bu gibi felaketlerde üstlenebileceği hayati rolü de tekrar değerlendirmemiz ve bence projelendirmemiz gerekiyor. Zira ülkemizin nüfusunun yoğun olduğu tüm bölgelere denizden ulaşım mümkün” önerisini sundu. Gürdeniz ve Güler gibi denizcilik camiası da yüzyılın felaketlerinden biri olarak tanımlanan sürece dair destekleyici mesajlar yayımladılar. Peki bölgede denize nasıl bir rol biçildi? 

    DENİZLERLE ÇEVRİLİ BİR COĞRAFYANIN EN KULLANIŞLI ENSTRÜMANI

    Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Malatya, Hatay, İskenderun, Adıyaman, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Elâzığ olmak üzere birçok ilimizi ve Suriye’yi yıkan depremler, bölgede yaklaşık 14 milyon kişinin hayatını etkiledi. Yer bilimciler, sismologlar, jeologlar ve afet uzmanlarından hızla görüşler alındı ve basın kuruluşlarınca kamuoyuna sunuldu. Bölge sakinlerinin yaşam savaşı sürerken, uzmanların üstünde durduğu en kritik noktaların başını şu cümle çekti: “Bu ülkeyi deprem dirençli hale getirebilmeliydik.” Aslında bu vurguyu uzmanlar, özellikle son üç yıldır, görüşlerine başvurulan her mecrada dile getiriyor, uyarılarda bulunuyor, “afet dirençli bir toplum oluşturma” gerekliliğinin üzerinde duruyorlar. Türkiye’nin deprem gerçeğini kabullenmenin, deprem politikasını yeniden oluşturmanın ve bunlar için coğrafyanın avantajlarını değerlendirmenin önemine dikkat çekiyorlar. Ne de olsa bilginin, uyarılan raporlarda, kâğıt üstünde kalmaması gerekiyor. Fakat maalesef tüm bu çabaya rağmen büyük bir yıkımın önüne geçilemedi. 

    Biz yayın olarak afet sürecini deniz tarafından izleğe aldığımızı hatırlatarak, Deniz Güvenliği Doktorantı Deniz Güler’in depremlerin yaşandığı gün dile getirdiklerinden devam edelim: “Deprem gibi doğal afetlerle mücadelede Deniz Kuvvetleri’nin fiziki altyapısı, Anadolu gibi üç tarafı denizlerle çevrili bir coğrafyada kullanışlı bir enstrümandır. Bu altyapı hem destek götürmede hem tahliyede hem de sıhhiyede ulusal organizasyona ciddi katkılar verebilir.” 

    1999’da yaşanan Gölcük Depremi sırasında Donanma’nın etkin varlığını yaşayanlar da afet gündeminde denizin rolünün azımsanmaması gerektiğini belirttiler. Depreme müdahaleye dair tartışmalar ilk saatlerde başladı, herkes en doğru strateji ve yöntemi sorguladı ve ilk günü böyle geçti. Ertesi gün, 7 Şubat’ta ise bir haber aldık.

    MAVİ KÖPRÜ KURULDU

    Deniz Kuvvetleri’ne ait TCG İskenderun gemisi, 7 Şubat’ta yaralıları Mersin’e sevk etmek amacıyla İskenderun Limanı’na yanaştı. Denizcilik camiasının etkin isimleri tavsiye ve uyarılarını sürdürdüler. Zira çıkarma filosunun gemilerini bölgeye göndermek için iskele veya limana da ihtiyaç yoktu. Bu esnada bölgeye karadan ve havadan ulaşımlarda ciddi aksaklıklar ve gecikmeler yaşandı. Hatay Havalimanı 12 Şubat’a kadar ağır hasar nedeniyle kullanılamadı. Türkiye yardım için seferberlik halinde olduğundan karayolları kilitlendi, akaryakıt istasyonları boşaldı, İstanbul gibi büyükşehirlerin havalimanlarında da aynı sorun baş gösterdi. Ancak deniz vardı; trafiğin ve hasarın olmadığı muazzam bir köprü, bir koridor. 

    Gemilerin bölgeye hareket ettiği yönünde haberler artmaya başladı. Yine 7 Şubat’ta TCG Sancaktar ve TCG Bayraktar gemileri, deprem bölgesine iş makinaları ve erzak ulaştırmak için Mersin’e doğru yola çıktı. TCG Bayraktar gemisi, 10 Şubat’ta Hatay Payas MMK Metalurji Limanı’na baştankara oldu ve 1100 metrekarelik kapalı araç güvertesi 2. basamak hastaneye çevrildi. TCG Sancaktar ise afetle mücadele için İskenderun’a sevkiyatının sonunda bölgeye hizmet edebilmesi için hastane gemiye dönüştürüldü. TCG Bayraktar da sonradan Hatay Dörtyol MMK Metalurji Limanı’nda hastane gemi olarak görev yapmaya başladı.

    Bölgede hayat mücadelesi, arama kurtarma çalışmaları sürerken denizden müdahalelerin önemini hep hatırlatıldı ilgili uzmanlarca. Evet, rota doğruydu ama operasyonel tarafta hızlanmak gerekiyordu. Burada işaret edilen, İskenderun Limanı’nın durumuydu. Zira limanda yangın vardı ve yangının söndürülmesi beklenenden uzun sürdü.

    AFET LOJİSTİK ÜSSÜ OLUŞTURULDU

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü’nün organizasyonu ile yaklaşık 15 bin ton ağırlığı taşıyabilme kapasite olan Ulusoy 5 Ro-Ro Gemisi, depremzedelere yardım malzemesi götürmek üzere 7 Şubat günü Çeşme Ulusoy Limanı’ndan İskenderun Limanı’na hareket etti. Yine aynı gün İspanya Savunma Bakanı Margarita Robles İspanya Donanması’na ait “Juan Carlos I” ve “Galicia” adlı gemiler ile iki adet uçağın, deprem sonrası arama-kurtarma çalışmalarına destek olması amacıyla Türkiye’ye doğru yola çıktığını açıkladı ve İspanya Donanması’nın filosu 8 Şubat’ta İskenderun Körfezi’ne vardı. İspanya ayrıca 500 kişilik insan gücüyle de afetle mücadele çalışmalarına destek verdi.

    Gemilerin yola çıkış ve bölgeye varış haberlerini alırken, İstanbul’da Denizcilik Sektörü Afet Lojistik Üssü de oluşturuldu. Böylece yoğun ihtiyaç duyulan malzeme ve ekipmanların bölgeye bu üs aracılığıyla da ulaştırılacağı açıklandı.

    İŞ MAKİNELERİ TAŞIDILAR

    Afet bölgesinde özellikle 10 Şubat’a dek ciddi hava muhalefeti ve depremin karayollarında yol açtığı hasar yüzünden gereken yardımların ulaştırılması en büyük problemlerden biri oldu. Nene Hatun ile aynı sıralarda yine İstanbul çıkışlı DFDS Bergama gemisi ağır makine ve insani yardım malzemesi taşıyan araçların taşımacılığını üstlenmesi açısından bu süreçte etkin görev aldı. 213 metre boyundaki DFDS Bergama bölgeye 300 ekskavatör, dozer, kepçe, hurda kamyonu ve yardım tırları taşıdı.

    Takvimler 8 Şubat’ı gösterdiğinde yurt dışından bir haber daha aldık. ABD Savunma Bakanlığı, depremlerde arama kurtarma ve insani yardım çalışmalarına destek için USS George HW Bush uçak gemisinin Türkiye’ye gönderildiğini açıkladı. Aynı tarihte Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın TCG Ç-154 ve TCG Ç-156 çıkarma gemileri, deprem bölgesinde ihtiyaç duyulan iş makineleri ile İskenderun’a doğru çizdiler rotalarını.

    İTALYAN DONANMASI’NDAN DESTEK

    9 Şubat tarihine gelindiğinde kamuoyu, devlet kuruluşları ve özel sektör denizin bu süreçte en güvenli ulaşım ağı olduğuna tanık olmuştu. MF Transfighter adlı yeni bir Ro-Ro gemisi daha İskenderun’a seyir için yardım kabulüne Pendik AnadoluPort Limanı’nda başladı. Ağır iş makineleri ve araçlar, konteyner, yaşam malzemeleri, gıda, ilaç ve su taşıyan gemi, 13 Şubat’ta bölgedeydi. Geminin ulaşma haberini İstanbul Valisi Ali Yerlikaya sosyal medya hesabından, “İskenderun Limanı’na giden üçüncü gemimiz” paylaşımıyla duyurdu.

    Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz 11 Şubat’ta deniz yoluyla yapılanları sosyal medya hesabında, “Depremin altıncı gününde İskenderun Körfezi’ne destek maksatlı giden sivil gemi sayısı onu geçmiyor. Burası bölgenin sığınma limanı, güç toplama alanıdır. Deniz ulaştırmasıyla kurulacak destek köprüsü barınma, iaşe ve sağlık desteği sağlar. Deniz Ticaret Odaları kampanya başlatmalıdır” paylaşımıyla değerlendirdi. 

    İtalyan Donanması’nın ITS San Marco adlı gemisi de sularımıza yaklaştı ve gemi 14 Şubat’ta da İskenderun’a aborda oldu. 10-12 Şubat tarihlerinde Ulusoy 5 Ro-Ro gemisi de ikinci sevkiyatına hazırlanıyor, IDO’nun Adnan Menderes feribotu Mersin Limanı’na temel ihtiyaç malzemeleri taşıyor, Karadeniz Holding 3000 kişilik iki adet yüzer yaşam kenti bölgeye gönderiyordu.

    TAHLİYE VE YARDIM SEFERLERİNDEKİ ARTIŞ

    İBB’nin deprem felaketini yaşayan Hatay ve çevresinde görev yapmak için yola çıkardığı, IDO Orhangazi ve IDO Osmangazi gemileri İskenderun Limanı’na 13 Şubat’ta ulaştı. 1184 kişi ve 200 araç kapasiteli Osmangazi gemisi, tahliye edilmek isteyen depremzedeleri alıp limandan ayrılırken, Orhangazi gemisi de ilk konuklarını ağırlamaya başladı. Yetkililer Orhangazi feribotunun yaşam alanı, Osmangazi’nin ise transfer amaçlı planlandığını belirtti.

    13 Şubat’ta sırayla Antalya, Çeşme ve İzmir limanlarına tahliye seferleri yaptı. İskenderun Limanı’ndan 636 misafirini alan Adnan Menderes feribotu, 12 Şubat günü limandan hareket etti. Alanya, Antalya ve Çeşme limanlarına uğrayarak her limanda yolcularının bir kısmını bırakarak seyrine devam eden feribot, 14 Şubat Salı günü gecesi İDO Yenikapı Terminali’ne ulaştı.

    İMEAK DTO Antalya Şubesi iş birliğiyle Antalya’dan kalkan Limitless yolcu gemisi, 12 Şubat’ta İskenderun’a vardı. Konserve ve diğer gıda malzemeleri, kışlık kıyafet, battaniye, hijyen malzemeleri, powerbank, ısıtıcıdan oluşan yardım kolileri teslim edildi. 13 kamaralı Limitless gemisi 10 gün boyunca limanda kalarak depremzedeler için aşevi olarak hizmet vermeye başladı. Yolcu gemisinin, görevini tamamlamasının ardından 50’den fazla depremzedenin bölgeden tahliyesini sağlayacağı bilgisi de verildi.

    MSC AURELIA İKİ AY KALACAK

    13-14 Şubat tarihlerinde yeni gemiler İskenderun’a doğru yol almaya başladı, İskenderun Limanı’na varan gemiler oldu. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, DFDS tarafından, Pendik Limanı’ndan yüklemesi yapılan Cappadocia Seaways gemisi ile İskenderun bölgesine konteyner ev, çadır, mobil tuvalet, mobil mutfak, ambulans, karavan ve benzeri tekerlekli yardım araçlarının ücretsiz taşıması gerçekleştirileceği belirtildi. 11 Şubat’ta Aliağa’dan yardım malzemeleri yüklenen Didim Fatsa gemisinin 15 Şubat’ta gece yarısından önce İskenderun’a varmasının beklendiği duyuruldu.

    Dünyanın önde gelen konteyner denizcilik şirketlerinden MSC Group’un 15 Şubat’ta Kıbrıs bandıralı MSC Aurelia gemisini iki aylığına Türkiye’ye tahsis ettiğini de öğrendik. 2.280 yolcu ve 470 araç kapasitesine sahip 148 metre boyundaki gemi, duyurunun yapıldığı tarihte İtalya, Napoli’den ülkemize doğru 16 Şubat’ta yola çıktı. MSC Aurelia seyir halindeyken Yunanistan, Pire Limanı’ndan sefere çıkmış bir başka gemi İskenderun’a vardı. Malta bandıralı 163 metrelik Ro-Ro gemisi Neptune Okeanis yaklaşık iki gün boyunca İskenderun Limanı’nda kaldı ve yardım malzemelerini boşalttı. MSC Aurelia 21 Şubat tarihi itibarıyla depremzedeleri ağırlamaya başladı.

    ZONGULDAK’TAN YOLCU GEMİSİ

    Denizcilik Genel Müdürlüğü, 17 Şubat tarihinde AnadoluPort İstanbul Limanı’ndan yüklenen Transfighter gemisi ile özellikle insani yardım, yaşam konteyneri ve mobil WC yüklü tırların denizyolu ile deprem bölgesine sevk edileceğini sosyal medya hesaplarından paylaştı. Gemi, 20 Şubat’ta Çeşme’ye uğradı ve İskenderun’a doğru rotasına devam etti. Zonguldak, Filyos Limanı’nda çalışan işçilerin konaklatılması amacıyla kullanılan Gemini adlı yolcu gemisi yine 20 Şubat’ta İskenderun Limanı’na yanaşarak depremzedeleri ağırlamaya başladı.

    16 Şubat’ta Marport Liman İşletmeleri deprem bölgesine destek olabilmek ve depremzedelerin konaklayabilmesini sağlamak amacıyla Kahramanmaraş’ta arazi tahsisi, altyapı düzenlemesi ve tüm izinleri tamamlanmış olan 200 konteynerlik “Marport Konteyner Köyü” projesini hayata geçirme kararı aldı. Bu kararın üzerinden az zaman geçmişken firma, projenin kapsamını büyüttü ve farklı lokasyonlarda 1000 adet konteynerden oluşan köyler kuracağını açıkladı.  

    20 Şubat tarihinde Hatay merkezli iki büyük deprem daha meydana geldi, can kaybı ve yıkımlar oldu, yaralı sayısı arttı. Bu depremlerden önce enkaz kaldırma çalışmalarının başlatıldığı bölgede arama kurtarma çalışmalarına devam edildi. Önümüzdeki günlerde -dileriz en yakın zamanda- bir deniz ülkesi olan Türkiye’nin afet planının ve deprem politikasının yeniden yapılandırıldığını öğrenmeyi umuyoruz. O zamana dek bölgeye seyir yapan tüm gemilerin ve teknelerin denizleri sakin, pruvaları neta olsun…☸

    Önemli not: Haber, 6 Şubat’tan 23 Şubat tarihine dek sunulan verileri ve kaydedilen gelişmeleri kapsamaktadır. Gemilere dair çoğu veri, ALS verilerine dayalı gemi trafik sistemi olarak hizmet veren gemitrafik.com’un Twitter hesabı @gemitrafik’ten alınmıştır. Kaptan Mustafa Ökten’e katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

    PROF. DR. HALUK EYİDOĞAN

    “Büyük depremlerde deniz ulaşımı daha yararlı ve etkin olabilir”

    Yer bilimciler özellikle son üç yıldır bölgeye dair defalarca uyarıda bulunmuşlardı. İTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Eyidoğan bu isimlerden biri. Eyidoğan’la görüştük.

    “Nüfusunun yüzde 70’i ve yüzölçümünün yüzde 65’i deprem tehlikesi taşıyan bir ülkede yaşıyoruz. Son yüzyılda can kaybı ve hasarların yüzde 75’i deprem kaynaklı. Ülkemizin kara ve deniz alanlarında çok sayıda deprem potansiyeli yüksek canlı fay hatları var. 

    BM’in yol haritalarını önerdiği dirençli kentler ve toplum oluşturmada yapılacak eylem planlarında ve projelerde üç tarafı denizle çevrili ülkemizde deniz kıyılarını lojistik destek sağlama amaçlı kullanma projeleri geliştirilebilir. Büyük depremlerde havaalanları, ana yollar ve demiryolları kullanılmaz duruma gelebilir. Böyle durumlarda deniz ulaşımı yoluyla depremzede tahliyesi veya çok sayıda yardım malzemesi getirilmesi çok daha yararlı ve etkin olabilir. Ancak karada olan kıyılara yakın büyük depremlerde kıyı yapıları/tesisleri önemli hasarlarla karşılaşabileceğinden bu durumun göz önüne alınması gerekir. Ayrıca, denizde olacak büyük depremlerin tsunami etkileri kıyı yapılarını tahrip edebilir. Tsunami için liman/iskele gibi kıyı yapılarının seyrü-sefer için kullanılabilir olarak tasarlanması gerekir. 

    Deniz tabanındaki depremler kıyılar için olumsuz sonuçlar yaratır. Bu konuda en son yaşadığımız deneyim, 30 Ekim 2020’de Sisam Adası kuzeyinde olan 7.0 büyüklüğündeki depremin yarattığı ve su baskın seviyesinin kıyılarımızda bazı noktalarda oluşturduğu 2.0 m yükseklikteki tsunaminin olumsuz etkileridir. Deprem sonrası ortaya çıkan tıbbi destek talebini karşılamak amacı için teçhiz edilmiş gemiler kıyılarda hizmet verebilir. Yüzen hastane bir proje olabilir mesela. Bu öneriler çerçevesinde bakarsak, denizlerimizin etkin olarak kullanıldığını söyleyemem. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait çıkarma gemilerinin hastane hizmeti verdiği haberleri basında yer aldı. Bu sistemin daha gelişmiş ve normal zamanlarda kıyılardaki büyük yerleşimlerde sağlık hizmeti veren hizmet verme olanaklarının yaratılması olumlu bir gelişme olabilir.”

  • Türkiye bir deniz ülkesi! 

    Türkiye bir deniz ülkesi! 

    Bir deprem ülkesi olduğumuzu ne yazık ki çok acı tecrübelerle artık kabullenmeye başlıyoruz. 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklükteki depremlerde ondan fazla ilimizde çok ağır yıkım ve çok fazla can kaybı yaşadık. Oysa 1999’daki Marmara Depremi’nden gerekli dersleri çıkarabilirdik. Bir deprem ülkesi olduğumuzu aradan geçen 24 senede unutmuş olmanın acı bilançosuyla karşı karşıyayız. Acil müdahale ve koordinasyondaysa ilk günlerde maalesef sınıfta kaldık. Tamam, şartlar da zordu; havaalanları, demiryolları, kara yolları kullanılamaz haldeydi. Ancak deniz yolu hep açıktı! Başlığa yazdığım gibi deprem ülkesi olduğumuz kadar üç tarafı maviyle çevrili bir deniz ülkesiyiz de aynı zamanda. Kıymetli yazarımız Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, 1999 Depremi’nde donanmanın yaptıklarını sıralarken özellikle İstanbul ile İzmit arasında 24 saat kesintisiz bir deniz köprüsü kurduklarını anlatıyor. Bugün yaşadığımız afetin ilk günlerinde ise deniz neredeyse hiç kullanılmadı. Takip eden günlerde denizden yardımların sayısı her geçen gün arttı ve deprem bölgesine bir mavi koridor kuruldu. Ve deniz yolunun ne kadar değerli olduğu da görüldü. Büyük Anadolu Depremi haberimizde depremin ilk gününden, dergiyi baskıya gönderdiğimiz 23 Şubat’a kadar deniz yoluyla yapılan tüm organizasyonları derledik. Uzman isimlere nelerin doğru, nelerin yanlış yapıldığını; eksiklerimizi ve afetlerde deniz yolunun önemini sorduk. 1999’dan alınmayan ya da unutulan dersleri önümüze koymalı ve ülkenin deprem politikasında “deniz”e mutlaka ama mutlaka gereken alanı tanınmalıyız! Başka çaremiz yok! Büyük Anadolu Depremi’nde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve tüm ülkeye sabır diliyorum…

  • Sığacık’tan Tsunami geçti!

    Sığacık’tan Tsunami geçti!

    30 Ekim’de Samos açıklarında meydana gelen 6.6 şiddetindeki depremin ardından ortaya çıkan tsunami ülkemizde yaşanan bir ilk oldu. Teos Marina’da hasara yol açan tsunami nasıl gerçekleşti? Kıyılarımızdaki tsunami riski nedir? Tsunamiye dayanıklı marina olur mu? Bugüne kadar sadece haberlerde gördüğümüz afete şimdi yakından bakalım.

    Gar gar gar gar!!! Kelebek zangır zangır titriyor! Büyük bir kamyon dizeli çalışıyormuş gibi sesler… Ne oluyor? Herhalde arkamdaki motoryattan? Bu ne biçim motor çalıştırmak! Kokpite fırlıyorum, teknenin etrafında su kaynıyor. Deprem!!!

    Kıyıdaki marina binalarında görünen bir şey yok. Acaba merkezi nerede? İzmir civarında yaşayanlar telefonla yakınlarına ulaşmaya çalışıyor. Karada çok kötü olmalı! Denizde olduğumuz için şanslıyız diyoruz. Acaba?

    Tekneye dönmemle, “herkes kıyıya çıksın, sular yükseliyor!!!” ayağıma bir şey giyip, kimliğimi alıp pontondan rıhtıma çıktığımda mendirekten içeri bir nehir akıyor, su hızla yükseliyor. Deprem sonrası tsunami geliyor. Artık daha emin olan derin sulara kaçmak için çok geç, çelik köprünün üstünden önümüzdeki felaketi seyrediyoruz. Limana dolan denizin ilk saldırısında yükselen denizin yarattığı akıntıda bizim pontonun karşısındaki tekneler, bağlandıkları pontonun da yüklenmesiyle, birer birer, tonoz halatlarını koparıyor… Denizin öfkesi bu kadarla durmayacak biliyorum. “Gel”in bir de “Git”i var. Altından küçük motoryatların geçip iki yanına bordaladığı azmağın üstündeki köprüdeyiz, sular 2 belki 2,5 m yükselince kelimenin tam anlamıyla ipini koparan büyük bir motoryat gelip kafadan köprüye vurunca, demiri parmaklığa takıldı. Boşalmaya geçen akıntının gücünü yenemeyen ırgat zinciri boşlayınca, tekne, sırtıya takılmış balık gibi savrulup duruyor. Önümüzdeki B ve bizim C pontonların üçte ikisi koptu, bağlı olan 20-30 tekneyle bir ada gibi gidip bir sonraki pontonu da kırıp, orada kümelendiler. Kelebek ve rıhtıma yakın altı tekne tonozumuzu kaydırsak da kopmadık. Karşımızdaki B pontonu beton. 30 derece kaydıysa da hâlâ rıhtıma bağlı, dayanıyor. Eğer koparsa bizi ezer. B pontonundaki motoryatlar ile Kelebek arasında mesafe gel-gitte 2-3 m arasında açılıp kapanıyor. Kaçmama imkân yok.  “What goes up, must come down” (her çıkışın bir inişi vardır) tam tsunamiye uygun. Marinanın iç alanı çarpı 2 m hacminde su kütlesinin mendireğin dar ağzından çıkışını gözünüzün önüne getirin. Bahar yağmurlarıyla taşan bir nehirde veya kabaca sifonu çekilmiş tuvaletten boşalır gibi tekneler, pontonlar, rıhtımdan denize sürüklenen güvenlik kulübesi ve ipini koparan başka ne varsa liman dışına akıyor. Bazı tekneler su yükselince rıhtıma oturdu, bizim pontondaki ilk teknenin dümen palası pontonun üstünde, demiri rıhtımın betonuna takılmış, devrilmek için fırsat arıyor. Birkaç kişi bodoslamasını kurtarıp suya indirdik ama pontonu kıran kıçı oynatamıyoruz. Pontonun kalan kısmı kırıldıysa da kopmadı, şimdilik dayanıyor. Manzara hiç güzel değil. Daha önce buna benzer olaylar yaşadım, dışarıda neler olacağını tahmin edebiliyorum. Kontrolsüz tekneler sürüklenirken denizin bir daha hiç yükselmeyeceği bir seviyede karaya oturacaklar, su normal seviyesine indiğinde yan yatıp zor durumda kalacaklar. Gelgitler, yükseklikleri gittikçe azalarak bütün gün ve gece devam etti. Marinanın içinde bazı tekneler, kopmuş pontonlar (bazıları ters dönmüş, etrafındaki mahmuz gibi demir çerçevesiyle), akıntı önünde serseri mayın gibi vuracak tekne arıyor. Sabahı beklerken yardıma gelen birkaç kişiyle elimizden geldiğince teknelere yaklaşan, yakalayabildiğimiz serserileri bir yerlere sabitlemeye çalışıyoruz. Marinanın dibindeki pontonlar biraz daha iyi durumda. Felaketin ertesi sabahı bir daha hiç görmek istemeyeceğim bir manzaraya uyanıyoruz. Denizin üstü mayın tarlası gibi, uzun su boruları, teller, halatlar. Batık birkaç teknenin hemen temizlenmesi, gidebilecek teknelerin marinadan çıkması, batma tehlikesi olan teknelerin, çekek yerinde kaldırılması gerek. Marina dışına sürüklenenleri de içeri, emniyete almak, o kadar tekneye bağlayacak yer yaratmak lazım.

    MUHTEŞEM DAYANIŞMA

    Denizin birinci kanunu: Denizci denizciye yardım eder. Diğer marinaların ve her türlü kuruluşun yardım ekipleri ulaştı, dayanışma göz yaşartıcı. Teos Marina Genel Müdürü Faruk Günlü’nün başkanlığında toplanan ekipler hücum planlarını yaptılar, değişik yerlerden gelen ekipler gayet iyi bir koordineyle hasara saldırdı. Şimdi zamana karşı, ikinciye madalya olmayan yarış başladı. Öğleden sonra rüzgâr çıkacak. Zayıflayan, kopup daha büyük hasara sebep olacak pontonlar ve üzerine bağlı olan tekneler çekilip rıhtımlara aborda edilince Kelebek açılan aralıktan, suda yüzen ve batık, kalıntılar arasından slalom yaparak kendini denize attı. Tahmin edilen kuzey rüzgârı önünde, dünden kalan hareketli bir denizde bizi misafir eden marinalardan Setur Kuşadası Marina’ya bağladık. Burada birkaç halat kopması ile atlatılmış. Bence kıyıya paralel mendirek ve kıyının şekli onların lehine çalışmış. Yaşananları şimdilik bir kenara bırakıp, bizim şimdiye kadar haberlerde görüp, uzak diyarlardakilere vah vah dediğimiz tsunami nedir, nasıl olur, afete bir bakalım.

    TSUNAMİ

    Altımızda bir sürü çatlak, etrafımızda bir sürü ahlaksız oldukça deprem daima ülkemizin yakasında olacak. TV’de, papyonlu profesörler tarafından halkın çoğunun anlamayacağı teknik terimlerle, detaylarla yerküremizin kabuğundaki “fay” hatları, binaların nasıl olması, gelecekten tahminler vb. olayın üstü soğuyup unutulana kadar anlatılacak. Geçmişte iki tsunami ihbarı ve burada olan gibi denizden gelen birkaç su baskını yaşadım. Bir deniz adamı olarak herkesin anlayacağı şekilde kabaca izah edeceğim, bilim adamları bağışlasın. Tsunami (Japonca liman dalgası demek) büyük bir su kütlesinin ani yer değiştirmesiyle olur. Deniz veya büyük bir göl altında olan, bir deprem, yanardağ patlaması, su altında veya üstünde büyük bir toprak kayması, kutup bölgelerinde, kopan büyük bir buzul düşmesi, daha da ileri gideyim meteor düşmesi bu hareketi başlatır. Önemli olan hareketin ani olması. Bir de Meteotsunami deyimini duyuyoruz ki benim şahsi görüşüm, sonra izah edeceğim, fırtınaların yarattığı “storm surge” (denizdeki fırtına kabarması) ile aynı şey. “Freak wave” (Ümit Burnu civarında olur) ve “tidal wave” de aynı felaketi yaratır ama bizim sularda “Gulf Stream”, “Agulhas” gibi çok güçlü akıntılar olmayıp med-cezir yok sayılacak kadar olduğundan bu canavarlardan uzağız. Depremde, yerkürenin kabuğundaki çatlak (fay) ya yatay ya dikey hareket eder. Her iki şekil hareket de gücüne göre karada felaket yaratır ama yatay hareket bir tsunami tetiklemez. Bize vuran tsunamiyi Samos açığındaki deprem merkezinde büyük bir su kitlesinin dikey hareketle ani çöküşü veya kabarışı başlattı. Su yer yarılıp içine gitmedi, bir ipi silkelediğimizdeki hareket gibi, bir dalga treni başladı. Aynı suya atılan bir taşın yarattığı halkalar gibi bu “swell/kabarma” (Türkçemizde ölü dalga) etrafa 360 derece yolculuğuna başladı. Tsunami dalgasının ulaşabileceği menzil, örneğimde attığımız taşın büyüklüğüne, gerçek olayda, aşağıdaki kırılmanın attığı tekmenin şiddetine bağlı. Ege’nin avantajı, dalga treni bize vurduğunda çok kısa bir yol aldığından güçlü değildi. Yola çıkan tsunami dalgası (ölü dalga), önüne kara parçası çıkmazsa sığ suya gelip tökezleninceye kadar ölü olarak devam eder. Kırılınca canlanır ve karşısına çıkanın canına okur. Tsunami dalgalarının yüksekliği az, boyu çok uzundur, en fazla görüldüğü yer olan Pasifik Okyanusu’nda, derin denizde hissedilmez bile. Yalnız bu dalga treni çok süratli ilerler. Dünyanın hatırında taze olan, 2004 yılında Sumatra açıklarında olan depremden tetiklenen, Tayland, Endonezya, Sri Lanka’yı vuran, keza 2011 yılında Japonya, Fukushima’yı vuran tsunamiler, saatte 500 mil hızla ilerlemişti. Burada ilerledi derken, dalganın su kitlesi değil, ritmi ilerliyor, ta ki sığ suda kırılana kadar. Bu dalgalar sığ suya yaklaştıkça süratleri azalır, dalga aralıkları kısalır ama boyları yükselir. (Şimdiye kadar görülen en büyük tsunami dalgası 1958 yılında Alaska’da 1720 feet/524 m olarak kayıtlara geçmiş). Dalga dinamiğinde, bir dalga kısmını derin denizde, daire gibi düşünelim. Sığ sulara yaklaştıkça sıkışarak elipse dönüştüğünü, elipsin ayağı dibe değdiğinde de çelme takılmış gibi devrilip kırıldığını gözümüzde canlandırabiliriz. Trajedinin son perdesinde kabaran ve kırılan su kütlesi, taşıdığı korkunç enerji ile vurduğu yerde gidebildiği kadar giderek tahrip edecek.

    RÜZGÂR DALGASI İLE FARKI

    Rüzgâr, yüzeydeki su moleküllerini iterek düz yüzeyde kırışıklar yaratır, yumurta-tavuk ilişkisi, kırışıklarda daha fazla itecek yüzey oluşur. Rüzgâr dalgasında yüzeydeki su kütlesi ilerler ve sonunda dalganın tepesi kırılır. Hurricane gibi majör fırtınalarda “storm surge” denilen rüzgârın önüne kattığı su, kıyıdaki en yüksek med-cezir hattının üzerine çıkar, yüklenen su vurduğu yerde tsunaminin yaptığı tahribatı yapar. New Orleans’ı vuran Hurricane Katrina’nın ittiği deniz gibi. Med-cezir olan, hurricane riskli ABD gibi ülkelerdeki marinalarda iskelelerin bağlı olduğu kazıklar bu durum hesaba katılarak en yüksek su seviyesi artı muhtemel storm surge yüksekliği hesaba katılarak uzun tutulur. Fırtınanın dalgası rüzgârın ittiği yöne, tsunaminin dalgası ise 360 derece her yöne ilerler.

    BİZİM KIYILARIMIZDA RİSK NE KADAR?

    Tarihte, Akdeniz’de bilinen en büyük tsunami Santorini’nin patlamasıyla olmuş, yarattığı dalganın su baskını Girit Adası’ndaki Minoa medeniyetini bitirmiş. Santorini Adası’ndaki kraterin çapına bakarsak o günü hayal edebiliriz. Geçen yıllarda Kos’ta olan deprem sonrası Bodrum limanı da etkilenmiş, marinada küçük hasar olmuştu. Evet, yerkürenin çok aktif bir kısmı üstünde oturuyoruz. Benim odaklandığım deprem merkezi ile olan mesafe, bu yüzden Ege kıyıları önü açık Akdeniz kıyılarından daha güvenli diyebilirim. Yaşadığımıza benzer küçük tsunamiler olabilir. Ege adalar denizi olduğundan mega bir tsunami olması imkânsız diyebilirim çünkü sistemin karaya çarpmadan gideceği mesafe çok kısa. Olan hasar, depremin hasarı olur. Sığacık’ta marinayı tahrip eden, dışarıda yükselen suyun, mendirek ağzındaki dar geçitten sıkışarak girerken yarattığı akıntıydı. Tuamotu atollerinin dar girişlerinde, 10 cm kadar küçük med-cezir farkı bile geçitlerde günde iki defa çok güçlü akıntı yaratır. Mendirek olmasaydı lateral hareket o kadar güçlü olmayacaktı. Dışarıda, uygun derinlikte demirde olanlar sadece demir üstünde biraz savruldular. (Tsunami önlemi almak için mendirekleri kaldırmayı tavsiye etmiyorum.) Denizde şartların değişmesi çok değişkene bağlıdır. Dalganın yönünün birkaç derece değişikliği, deniz dibinin topoğrafyası, bulunduğunuz yerin cennet mi, cehennem mi olacağına karar verebilir.

    TSUNAMİYE DAYANIKLI MARİNA YAPABİLİR MİYİZ? YAPMALI MIYIZ?

    Çok karşılaştığım soru: Tsunaminin muhteşem gücüne dayanabilecek bir marina inşa etmek mümkün mü? Cevap: Evet ama kaça? Bölgemizdeki ihmal edilebilecek kadar az olan tsunami riskini değerlendirince, kafamıza meteor düşerse diye tedbir almamıza benzer ama yine de bir bakalım. En çok görüldüğü Pasifik’te, tsunami için değilse de, her yıl hedef oldukları tropik fırtınaların “storm surge” hücumuna karşı tedbir alınır. ABD, Japonya, NZ kıyıları med-cezir bölgesi, oradaki marinalarda yüzer iskele veya pontonlar denize çakılı kazıklar üzerinde inip kalkacak şekilde yapılır. Onların bu kazıkları ekstra su yükselmesini karşılayacak kadar uzun yapmaları akla yakın da, bizde “Med mooring” Akdeniz sistemi bağlamayı değiştirmek biraz radikal olabilir. Bizim marinalarda yüzer iskele veya pontonlar, rıhtıma ve dipteki tonoz bloklarına zincirle bağlıdır. Yatlar, iki iskelenin arasına, muntazam aralıklarla, ağır beton bloklarla deniz tabanına sabitlenmiş bir zincirden alınan halatlarla, iskele arasına bağlanır. Baştaki tonoz halatının açısı, dalgalarla oynamaya bir miktar esneklik verir. Kıçımızı bağladığımız halatlar kısadır. Teos Marina’nın karşılaştığı tsunami şiddetini, görebileceğimiz üst limit alarak düşünelim: Bizim yüzen iskelede, normal derinlik 3m + tsunamiden dolayı ekstrem yükselme için 3m = dipten 6m. Med-cezir bölgelerinde olduğu gibi, Pontonlar 7m yüksekliğinde kazıklar üzerinde inip kalkarsa, baş halatımız da önümüzdeki iki kazığa veya 2 teknede bir uzanan parmağa hareketli olacak şekilde bağlansa, (akıntı şiddeti de o gün yaşadığımızı geçmezse) ponton ve tekneler yerinde kalır. Maliyet hesabında, kazık çakılmasına karşı, beton blok, zincir maliyeti karşılaştırılır, değer mi değmez mi anlaşılır. Yalnız iş burada bitmiyor. Tekneleri kurtardık ama kıyı tesisleri de var. Fotoğraflardaki yükselen suyun izine bakarsak kıyı tesislerinin de en az 3-4m yükselmesi gerekir. Bu da Sığacık gibi alçak yerleşimleri baştan yapmak demek! (Bütün kasaba gittikten sonra marinayı kurtarmak?)

    Sadece yüzer iskele/pontonların kazıklar üzerinde olmasını düşünelim: İskeleler kopmazsa hasar daha az olur. Pontonlar arasındaki mesafe açılarak daha uzun tonoz halatları kullanmak, çok ekstrem olmayan su yükselmelerine limitli bir çare olur. Belki de böyle hibrit sistem ekonomik olabilir. (Marinada pontonlar arasını geniş tutmak, haliyle kapasiteyi ve geliri azaltacaktır.)

    Ama unutmayalım, bu (inşallah) milyonda bir olacak ve yaşadığımızdan kuvvetli olmayacak bir felakete tedbir. Paniğe kapılıp apartmanlar gibi marinaları yıkıp baştan yapmak bence düşünülemez ama yeni yapılacak marinaların ve mendireklerin planlanmasında aklımızın bir köşesinde yaşadığımız olay durmalı. Yatçılara düşen sorumluluk tonoza ve pontona bağlandıkları halatların esnek, makul sağlamlıkta ve iyi durumda olduklarından emin olmaları, marinalarında bunu denetlemesi gereklidir. Etrafınıza bakın, çok yat eski ıskota ve mandarları kullanıyor. Bu halatlar özellikle esnek olmaması gereken halatlar. Teknemizi bağlayacağımız halat, şokları absorbe eden esnek naylon halat olmalı. Polipropilen halatlar daha ucuz ve daha sağlam ama yüzdüğünden tonoz için uygun değil, kıç halatı olarak kullanılırsa güneşin tahribatına dayanmadığından sık yenilenmelidir. Pasifik çevresindeki ülkeler bir Tsunami ihbar ağı ile korunmaya çalışır, ihbar alındığında limanlar boşaltılır. Tabii vakit varsa. Bizde böyle bir deprem hissettiğinizde koylardaysanız ve kıçtankaraysanız hemen koltuk halatını denize bırakıp, demir alın, derin suya kaçın. Ancak fırtınada “açık deniz daha emin” klişesine önce durum muhakemesi yapmadan atlamayalım. Vereceğin karar, bulunduğun, gideceğin yer, teknenin, senin durumun vb gibi birçok değişkene bağlı.

    DAHA ÖNCEKİ DENEYİMLERİM

    Markizler’de Hiva Oa’da, dimdik ve dar iki yar arasından girilen Daniel’s Bay koyunda beş altı tekne demirliyiz, yanımızdaki Alman teknesindeki çiftle içerilere yaptığımız geziden döndüğümüzde hava kararmak üzere, koyda bizden başka tekne yok. Bu saate nereye giderler? Radyoyu açtığımda 16. kanalda acayip trafik var. Ana limandaki arkadaşlar; “Tsunami warning!!! Şili’de deprem olmuş, Jandarma limanı boşalttı, herkes açığa 150m üzeri derin suya kaçtı! Tsunami buraya 20 dakika sonra gelecek!” Demir alıp derin suya ulaşmamıza vakit yok. İki tekne birbirimizden uzak koyun 10m derin kısmına demirleyip 100m zincir bıraktık, botu da çok uzun bir iple kıyıya bağladık. Daniel burada üç tsunami görmüş. Kıyıda benim bot kadar bir mercan kellesi var. “Bunu son tsunami taşıdı” dedi. İhtiyar karısı hasta tırmanamaz, kıyıdaki evlerinde kalmayı tercih etti. Daniel’le bir kahve içip 30m yükseğe tırmandık. Yanımızda sigara almışız ama kibrit yok. Geceyi, 03.00’e kadar dışarda dolaşan yatları dinleyerek, sivrisineklere kan bağışı yaparak geçirdik. Neyse tsunami gelmedi. Diğer bir zamanda Yeni Zelanda’da ihbar geldiğinde denizdeydik, dolaşarak geçirdik. O da 2m yükselen küçük bir tsunami idi. Okyanustaki ihbar ağı, mesafe çok uzun olduğundan kaçma zamanı verir ama Ege’de imkânsız. İki kez de “storm surge”e yakalandık ki, neticesi Sığacık’takine benzeyen bir olay. Yeni Zelanda’da denizden 12nm uzakta nehrin içinde bir marinadayız. 2m civarında med-cezir bölgesi olduğundan tekneler nehre çakılmış telefon direği gibi kazıklara geçirilmiş araba lastiklerine bağlanıyor, yükselen suyla yükselip iniyoruz. Fırtına kabarmasından bizim kazıklar tamamen gömülecek, su tepeye yaklaştığında halatları kazıklara çivileyip kurtuldum. 3-4m civarında yükselen suyla bazı tekneler tonozları, koparıp, mangrow kaplı bataklık gibi kıyılarda karaya oturdu. Sular çekilince ne karadan ne denizden ulaşılabiliyor. Bazıları mevsim gelip biz ayrıldığımızda hâlâ karadaydı. Benim çalıştığım tersanede inşa ettiğimiz teknenin altı ıslandı, neredeyse bitmeden yüzecekti.

    İNSANLIĞIN TSUNAMİSİ

    Deprem, yalnız tsunamiyi değil, insanların şahsiyetlerinin de yüzeye çıkmasını tetikledi. Yüzeye çıkanlar bireylerin sadece kötü, bencil, düşüncesiz yanları değil, neyse ki bize ümit veren, fedakâr, verici, kenetlenen, akıllı, duruma uyum sağlamasını becerebilen yanlarıydı. Gece serseri mayın gibi dolaşan kopmuş pontonlardan yakalayabildiklerimizi bağlamaya çalışırken, ensemde, “Marina yetkilisi yok mu? Sigorta ne olacak? Marinaya verdiğim parayı geri verecek mi?” gibi sualler. Suratıma uzanmış koca lensin arkasından “biraz döner misiniz, biraz üzüntülü bakın” diyen (yürü git başımdan) fotoğrafçı. Teknemizin akıbetinden tabii ki endişeliyiz. Operasyonla ilgili önerilerin olabilir, çalışanlara kısaca sorabilirsin ama cevabı olmadığını bildiğin sorular için biraz düşün.

    Marinaların (daha doğrusu her şeyin) pahalı olmasından şikâyet, bizim de zengin olduğumuz sanılması anlaşılır da, bu felakete “oh olsun” diye bakanın kafasının, İzmir’in “sarhoş, ahlaksız diye deprem felaketine uğradı” diye düşünenlerle aynı olduğuna inanıyorum. Gerçek denizcilerin, daha doğrusu her düzgün insanın düsturu “birinin yardıma ihtiyacı varsa karşılıksız elini uzatacaksın” olmalıdır! Sana iyilik yapana teşekkürün dışında karşılık gerekmez, sen de borcunu başkasına yardımla ödeyeceksin. Batıl inanç de, ne dersen de, ben bunun neticelerini denizlerdeki 40 küsur yılda çok gördüm. Yardım ettim, yardım aldım. Kelebek’in de bu yüzden sıyrıksız kurtulduğuna inanıyorum. Bankadaki iyilik hesabında bakiyen sıfırsa hiç faiz bekleme. Genel Müdür Faruk Günlü, tüm Teos Marina personeli ve yardıma el atanlar hesaplarında ömürlerince yetecek kadar iyilik biriktirdiler.

    TEOS MARİNA DALGALARIN İÇİNDEN YENİDEN DOĞUYOR

    Teos Marina Genel Müdürü Faruk Günlü olanları şöyle anlatıyor:

    “Depremden hemen sonra tüm marina ekibi binalarda hasar kontrolü yaparken, şimdiye kadar kıyılarımızda görülmemiş bir olaya şahit oluyorduk. Çekilen deniz nedeniyle bazı yerlerde dibin ortaya çıkması, teknelerin rıhtımlara bağlı halatlarının bir bir peşine koparken çıkardığı sesler, olağan üstüydü. Dikkatimizi kıyı tesislerimizden denize yönelttik. Derhal telsiz ve her türlü imkânla, ‘herkes canını güvene alsın, teknelerden uzak durun’ ihbarımla cana zarar gelmemesini sağlamak ilk hedefimdi. Felaket önümüzde şekillendikçe, sadece marinamızın imkânlarıyla doğanın muhteşem gücüyle baş edemeyeceğimiz açıktı. Marinaya hâkim köprünün üstünden çektiğim videoyu canlı olarak yönetim kurulu üyesi olduğum Deniz Turizm Birliği üyelerine gönderip meslektaşlarımdan ve eli halat tutan herkesten yardım istedim. Çağrıma anında karşılık veren marinalar ve diğer kuruluşlardan gelen ekiplerin ve bireylerin enkazın kaldırılması için gösterdikleri gayret ve dayanışma da olağan üstüydü, candan teşekkür ediyorum. İşte denizci olmak böyle bir şey. Zor günlerde omuz omuza olmak ulusumuzun en önemli hasleti. 2003’te marinanın altyapısını yapan Ulaştırma Bakanlığı uzmanları hesaplarını ellerindeki 100 yıllık dalga, rüzgâr, akıntı verilerine göre yaptı. Hiç görülmemiş bir tsunamiyi hesaba katmamaları gayet normal, bence iskeleler kazıklı veya sabit beton da olsa bu güce dayanamazdı. Belki marina içine akan dere olmasa tsunaminin etkisini daha az hissedebilirdik. Şöyle ki: Marina girişinden giren suyun dört misli, liman dışında Sığacık’ın Kale içine su baskını olarak girdi. Marinanın arkasından, parktan dolaşarak arkadan marina havzasını dolduran deniz, çekilme periyodunda çok daha güçlü bir akıntıyla tekneleri iskeleleri tonozlarından kopararak liman dışına sürükledi. Tsunami sabahı durum muhakemesi yaparak, destek ekiplerini timlere ve bölgelere bölerek yaptığımız planla kurtarma çalışmalarına süratle başladık.

    Faruk Günlü söylediğini, bir hafta gibi kısa bir zamanda yerine getirdi (nasıl becerdi Allah bilir) “yuvamıza” geri dönebileceğimiz çağrısı geldi. 15 Kasım’da Kuşadası Marina’ya bizi misafir ettikleri için teşekkür edip, evimize doğru yelken açtık. Tatlı bir kuzeydoğu geniş apaz ile neredeyse Doğanbey Burnu’na kadar yelken yaptıktan sonra marinaya girdik. Artık evdeyiz o gün koparsa bizi ezecek B iskelesi şimdi hoş geldin diyor. Bugün itibarıyla marina misafirlerini tekrar ağırlayacak duruma büyük hızla ilerliyor. Tuvaletler tamamen sıcak su dâhil kullanılabilir, Wi-Fi bile çalışıyor. Bağlandığımız iskelenin su ve elektrik bağlantıları dergi elinize geçtiğinde çalışıyor olacak. A ve C beton yüzer iskeleler imal ediliyor, Aralık ayında her şey dört dörtlük olacak şekilde planlandığı gibi taşlar yerine oturacak. Felaketler bizi öldürmezse güçlendirir. Buna çok inanıyorum. ☸