Sığacık’tan Tsunami geçti!

30 Ekim’de Samos açıklarında meydana gelen 6.6 şiddetindeki depremin ardından ortaya çıkan tsunami ülkemizde yaşanan bir ilk oldu. Teos Marina’da hasara yol açan tsunami nasıl gerçekleşti? Kıyılarımızdaki tsunami riski nedir? Tsunamiye dayanıklı marina olur mu? Bugüne kadar sadece haberlerde gördüğümüz afete şimdi yakından bakalım.

Gar gar gar gar!!! Kelebek zangır zangır titriyor! Büyük bir kamyon dizeli çalışıyormuş gibi sesler… Ne oluyor? Herhalde arkamdaki motoryattan? Bu ne biçim motor çalıştırmak! Kokpite fırlıyorum, teknenin etrafında su kaynıyor. Deprem!!!

Kıyıdaki marina binalarında görünen bir şey yok. Acaba merkezi nerede? İzmir civarında yaşayanlar telefonla yakınlarına ulaşmaya çalışıyor. Karada çok kötü olmalı! Denizde olduğumuz için şanslıyız diyoruz. Acaba?

Tekneye dönmemle, “herkes kıyıya çıksın, sular yükseliyor!!!” ayağıma bir şey giyip, kimliğimi alıp pontondan rıhtıma çıktığımda mendirekten içeri bir nehir akıyor, su hızla yükseliyor. Deprem sonrası tsunami geliyor. Artık daha emin olan derin sulara kaçmak için çok geç, çelik köprünün üstünden önümüzdeki felaketi seyrediyoruz. Limana dolan denizin ilk saldırısında yükselen denizin yarattığı akıntıda bizim pontonun karşısındaki tekneler, bağlandıkları pontonun da yüklenmesiyle, birer birer, tonoz halatlarını koparıyor… Denizin öfkesi bu kadarla durmayacak biliyorum. “Gel”in bir de “Git”i var. Altından küçük motoryatların geçip iki yanına bordaladığı azmağın üstündeki köprüdeyiz, sular 2 belki 2,5 m yükselince kelimenin tam anlamıyla ipini koparan büyük bir motoryat gelip kafadan köprüye vurunca, demiri parmaklığa takıldı. Boşalmaya geçen akıntının gücünü yenemeyen ırgat zinciri boşlayınca, tekne, sırtıya takılmış balık gibi savrulup duruyor. Önümüzdeki B ve bizim C pontonların üçte ikisi koptu, bağlı olan 20-30 tekneyle bir ada gibi gidip bir sonraki pontonu da kırıp, orada kümelendiler. Kelebek ve rıhtıma yakın altı tekne tonozumuzu kaydırsak da kopmadık. Karşımızdaki B pontonu beton. 30 derece kaydıysa da hâlâ rıhtıma bağlı, dayanıyor. Eğer koparsa bizi ezer. B pontonundaki motoryatlar ile Kelebek arasında mesafe gel-gitte 2-3 m arasında açılıp kapanıyor. Kaçmama imkân yok.  “What goes up, must come down” (her çıkışın bir inişi vardır) tam tsunamiye uygun. Marinanın iç alanı çarpı 2 m hacminde su kütlesinin mendireğin dar ağzından çıkışını gözünüzün önüne getirin. Bahar yağmurlarıyla taşan bir nehirde veya kabaca sifonu çekilmiş tuvaletten boşalır gibi tekneler, pontonlar, rıhtımdan denize sürüklenen güvenlik kulübesi ve ipini koparan başka ne varsa liman dışına akıyor. Bazı tekneler su yükselince rıhtıma oturdu, bizim pontondaki ilk teknenin dümen palası pontonun üstünde, demiri rıhtımın betonuna takılmış, devrilmek için fırsat arıyor. Birkaç kişi bodoslamasını kurtarıp suya indirdik ama pontonu kıran kıçı oynatamıyoruz. Pontonun kalan kısmı kırıldıysa da kopmadı, şimdilik dayanıyor. Manzara hiç güzel değil. Daha önce buna benzer olaylar yaşadım, dışarıda neler olacağını tahmin edebiliyorum. Kontrolsüz tekneler sürüklenirken denizin bir daha hiç yükselmeyeceği bir seviyede karaya oturacaklar, su normal seviyesine indiğinde yan yatıp zor durumda kalacaklar. Gelgitler, yükseklikleri gittikçe azalarak bütün gün ve gece devam etti. Marinanın içinde bazı tekneler, kopmuş pontonlar (bazıları ters dönmüş, etrafındaki mahmuz gibi demir çerçevesiyle), akıntı önünde serseri mayın gibi vuracak tekne arıyor. Sabahı beklerken yardıma gelen birkaç kişiyle elimizden geldiğince teknelere yaklaşan, yakalayabildiğimiz serserileri bir yerlere sabitlemeye çalışıyoruz. Marinanın dibindeki pontonlar biraz daha iyi durumda. Felaketin ertesi sabahı bir daha hiç görmek istemeyeceğim bir manzaraya uyanıyoruz. Denizin üstü mayın tarlası gibi, uzun su boruları, teller, halatlar. Batık birkaç teknenin hemen temizlenmesi, gidebilecek teknelerin marinadan çıkması, batma tehlikesi olan teknelerin, çekek yerinde kaldırılması gerek. Marina dışına sürüklenenleri de içeri, emniyete almak, o kadar tekneye bağlayacak yer yaratmak lazım.

MUHTEŞEM DAYANIŞMA

Denizin birinci kanunu: Denizci denizciye yardım eder. Diğer marinaların ve her türlü kuruluşun yardım ekipleri ulaştı, dayanışma göz yaşartıcı. Teos Marina Genel Müdürü Faruk Günlü’nün başkanlığında toplanan ekipler hücum planlarını yaptılar, değişik yerlerden gelen ekipler gayet iyi bir koordineyle hasara saldırdı. Şimdi zamana karşı, ikinciye madalya olmayan yarış başladı. Öğleden sonra rüzgâr çıkacak. Zayıflayan, kopup daha büyük hasara sebep olacak pontonlar ve üzerine bağlı olan tekneler çekilip rıhtımlara aborda edilince Kelebek açılan aralıktan, suda yüzen ve batık, kalıntılar arasından slalom yaparak kendini denize attı. Tahmin edilen kuzey rüzgârı önünde, dünden kalan hareketli bir denizde bizi misafir eden marinalardan Setur Kuşadası Marina’ya bağladık. Burada birkaç halat kopması ile atlatılmış. Bence kıyıya paralel mendirek ve kıyının şekli onların lehine çalışmış. Yaşananları şimdilik bir kenara bırakıp, bizim şimdiye kadar haberlerde görüp, uzak diyarlardakilere vah vah dediğimiz tsunami nedir, nasıl olur, afete bir bakalım.

TSUNAMİ

Altımızda bir sürü çatlak, etrafımızda bir sürü ahlaksız oldukça deprem daima ülkemizin yakasında olacak. TV’de, papyonlu profesörler tarafından halkın çoğunun anlamayacağı teknik terimlerle, detaylarla yerküremizin kabuğundaki “fay” hatları, binaların nasıl olması, gelecekten tahminler vb. olayın üstü soğuyup unutulana kadar anlatılacak. Geçmişte iki tsunami ihbarı ve burada olan gibi denizden gelen birkaç su baskını yaşadım. Bir deniz adamı olarak herkesin anlayacağı şekilde kabaca izah edeceğim, bilim adamları bağışlasın. Tsunami (Japonca liman dalgası demek) büyük bir su kütlesinin ani yer değiştirmesiyle olur. Deniz veya büyük bir göl altında olan, bir deprem, yanardağ patlaması, su altında veya üstünde büyük bir toprak kayması, kutup bölgelerinde, kopan büyük bir buzul düşmesi, daha da ileri gideyim meteor düşmesi bu hareketi başlatır. Önemli olan hareketin ani olması. Bir de Meteotsunami deyimini duyuyoruz ki benim şahsi görüşüm, sonra izah edeceğim, fırtınaların yarattığı “storm surge” (denizdeki fırtına kabarması) ile aynı şey. “Freak wave” (Ümit Burnu civarında olur) ve “tidal wave” de aynı felaketi yaratır ama bizim sularda “Gulf Stream”, “Agulhas” gibi çok güçlü akıntılar olmayıp med-cezir yok sayılacak kadar olduğundan bu canavarlardan uzağız. Depremde, yerkürenin kabuğundaki çatlak (fay) ya yatay ya dikey hareket eder. Her iki şekil hareket de gücüne göre karada felaket yaratır ama yatay hareket bir tsunami tetiklemez. Bize vuran tsunamiyi Samos açığındaki deprem merkezinde büyük bir su kitlesinin dikey hareketle ani çöküşü veya kabarışı başlattı. Su yer yarılıp içine gitmedi, bir ipi silkelediğimizdeki hareket gibi, bir dalga treni başladı. Aynı suya atılan bir taşın yarattığı halkalar gibi bu “swell/kabarma” (Türkçemizde ölü dalga) etrafa 360 derece yolculuğuna başladı. Tsunami dalgasının ulaşabileceği menzil, örneğimde attığımız taşın büyüklüğüne, gerçek olayda, aşağıdaki kırılmanın attığı tekmenin şiddetine bağlı. Ege’nin avantajı, dalga treni bize vurduğunda çok kısa bir yol aldığından güçlü değildi. Yola çıkan tsunami dalgası (ölü dalga), önüne kara parçası çıkmazsa sığ suya gelip tökezleninceye kadar ölü olarak devam eder. Kırılınca canlanır ve karşısına çıkanın canına okur. Tsunami dalgalarının yüksekliği az, boyu çok uzundur, en fazla görüldüğü yer olan Pasifik Okyanusu’nda, derin denizde hissedilmez bile. Yalnız bu dalga treni çok süratli ilerler. Dünyanın hatırında taze olan, 2004 yılında Sumatra açıklarında olan depremden tetiklenen, Tayland, Endonezya, Sri Lanka’yı vuran, keza 2011 yılında Japonya, Fukushima’yı vuran tsunamiler, saatte 500 mil hızla ilerlemişti. Burada ilerledi derken, dalganın su kitlesi değil, ritmi ilerliyor, ta ki sığ suda kırılana kadar. Bu dalgalar sığ suya yaklaştıkça süratleri azalır, dalga aralıkları kısalır ama boyları yükselir. (Şimdiye kadar görülen en büyük tsunami dalgası 1958 yılında Alaska’da 1720 feet/524 m olarak kayıtlara geçmiş). Dalga dinamiğinde, bir dalga kısmını derin denizde, daire gibi düşünelim. Sığ sulara yaklaştıkça sıkışarak elipse dönüştüğünü, elipsin ayağı dibe değdiğinde de çelme takılmış gibi devrilip kırıldığını gözümüzde canlandırabiliriz. Trajedinin son perdesinde kabaran ve kırılan su kütlesi, taşıdığı korkunç enerji ile vurduğu yerde gidebildiği kadar giderek tahrip edecek.

RÜZGÂR DALGASI İLE FARKI

Rüzgâr, yüzeydeki su moleküllerini iterek düz yüzeyde kırışıklar yaratır, yumurta-tavuk ilişkisi, kırışıklarda daha fazla itecek yüzey oluşur. Rüzgâr dalgasında yüzeydeki su kütlesi ilerler ve sonunda dalganın tepesi kırılır. Hurricane gibi majör fırtınalarda “storm surge” denilen rüzgârın önüne kattığı su, kıyıdaki en yüksek med-cezir hattının üzerine çıkar, yüklenen su vurduğu yerde tsunaminin yaptığı tahribatı yapar. New Orleans’ı vuran Hurricane Katrina’nın ittiği deniz gibi. Med-cezir olan, hurricane riskli ABD gibi ülkelerdeki marinalarda iskelelerin bağlı olduğu kazıklar bu durum hesaba katılarak en yüksek su seviyesi artı muhtemel storm surge yüksekliği hesaba katılarak uzun tutulur. Fırtınanın dalgası rüzgârın ittiği yöne, tsunaminin dalgası ise 360 derece her yöne ilerler.

BİZİM KIYILARIMIZDA RİSK NE KADAR?

Tarihte, Akdeniz’de bilinen en büyük tsunami Santorini’nin patlamasıyla olmuş, yarattığı dalganın su baskını Girit Adası’ndaki Minoa medeniyetini bitirmiş. Santorini Adası’ndaki kraterin çapına bakarsak o günü hayal edebiliriz. Geçen yıllarda Kos’ta olan deprem sonrası Bodrum limanı da etkilenmiş, marinada küçük hasar olmuştu. Evet, yerkürenin çok aktif bir kısmı üstünde oturuyoruz. Benim odaklandığım deprem merkezi ile olan mesafe, bu yüzden Ege kıyıları önü açık Akdeniz kıyılarından daha güvenli diyebilirim. Yaşadığımıza benzer küçük tsunamiler olabilir. Ege adalar denizi olduğundan mega bir tsunami olması imkânsız diyebilirim çünkü sistemin karaya çarpmadan gideceği mesafe çok kısa. Olan hasar, depremin hasarı olur. Sığacık’ta marinayı tahrip eden, dışarıda yükselen suyun, mendirek ağzındaki dar geçitten sıkışarak girerken yarattığı akıntıydı. Tuamotu atollerinin dar girişlerinde, 10 cm kadar küçük med-cezir farkı bile geçitlerde günde iki defa çok güçlü akıntı yaratır. Mendirek olmasaydı lateral hareket o kadar güçlü olmayacaktı. Dışarıda, uygun derinlikte demirde olanlar sadece demir üstünde biraz savruldular. (Tsunami önlemi almak için mendirekleri kaldırmayı tavsiye etmiyorum.) Denizde şartların değişmesi çok değişkene bağlıdır. Dalganın yönünün birkaç derece değişikliği, deniz dibinin topoğrafyası, bulunduğunuz yerin cennet mi, cehennem mi olacağına karar verebilir.

TSUNAMİYE DAYANIKLI MARİNA YAPABİLİR MİYİZ? YAPMALI MIYIZ?

Çok karşılaştığım soru: Tsunaminin muhteşem gücüne dayanabilecek bir marina inşa etmek mümkün mü? Cevap: Evet ama kaça? Bölgemizdeki ihmal edilebilecek kadar az olan tsunami riskini değerlendirince, kafamıza meteor düşerse diye tedbir almamıza benzer ama yine de bir bakalım. En çok görüldüğü Pasifik’te, tsunami için değilse de, her yıl hedef oldukları tropik fırtınaların “storm surge” hücumuna karşı tedbir alınır. ABD, Japonya, NZ kıyıları med-cezir bölgesi, oradaki marinalarda yüzer iskele veya pontonlar denize çakılı kazıklar üzerinde inip kalkacak şekilde yapılır. Onların bu kazıkları ekstra su yükselmesini karşılayacak kadar uzun yapmaları akla yakın da, bizde “Med mooring” Akdeniz sistemi bağlamayı değiştirmek biraz radikal olabilir. Bizim marinalarda yüzer iskele veya pontonlar, rıhtıma ve dipteki tonoz bloklarına zincirle bağlıdır. Yatlar, iki iskelenin arasına, muntazam aralıklarla, ağır beton bloklarla deniz tabanına sabitlenmiş bir zincirden alınan halatlarla, iskele arasına bağlanır. Baştaki tonoz halatının açısı, dalgalarla oynamaya bir miktar esneklik verir. Kıçımızı bağladığımız halatlar kısadır. Teos Marina’nın karşılaştığı tsunami şiddetini, görebileceğimiz üst limit alarak düşünelim: Bizim yüzen iskelede, normal derinlik 3m + tsunamiden dolayı ekstrem yükselme için 3m = dipten 6m. Med-cezir bölgelerinde olduğu gibi, Pontonlar 7m yüksekliğinde kazıklar üzerinde inip kalkarsa, baş halatımız da önümüzdeki iki kazığa veya 2 teknede bir uzanan parmağa hareketli olacak şekilde bağlansa, (akıntı şiddeti de o gün yaşadığımızı geçmezse) ponton ve tekneler yerinde kalır. Maliyet hesabında, kazık çakılmasına karşı, beton blok, zincir maliyeti karşılaştırılır, değer mi değmez mi anlaşılır. Yalnız iş burada bitmiyor. Tekneleri kurtardık ama kıyı tesisleri de var. Fotoğraflardaki yükselen suyun izine bakarsak kıyı tesislerinin de en az 3-4m yükselmesi gerekir. Bu da Sığacık gibi alçak yerleşimleri baştan yapmak demek! (Bütün kasaba gittikten sonra marinayı kurtarmak?)

Sadece yüzer iskele/pontonların kazıklar üzerinde olmasını düşünelim: İskeleler kopmazsa hasar daha az olur. Pontonlar arasındaki mesafe açılarak daha uzun tonoz halatları kullanmak, çok ekstrem olmayan su yükselmelerine limitli bir çare olur. Belki de böyle hibrit sistem ekonomik olabilir. (Marinada pontonlar arasını geniş tutmak, haliyle kapasiteyi ve geliri azaltacaktır.)

Ama unutmayalım, bu (inşallah) milyonda bir olacak ve yaşadığımızdan kuvvetli olmayacak bir felakete tedbir. Paniğe kapılıp apartmanlar gibi marinaları yıkıp baştan yapmak bence düşünülemez ama yeni yapılacak marinaların ve mendireklerin planlanmasında aklımızın bir köşesinde yaşadığımız olay durmalı. Yatçılara düşen sorumluluk tonoza ve pontona bağlandıkları halatların esnek, makul sağlamlıkta ve iyi durumda olduklarından emin olmaları, marinalarında bunu denetlemesi gereklidir. Etrafınıza bakın, çok yat eski ıskota ve mandarları kullanıyor. Bu halatlar özellikle esnek olmaması gereken halatlar. Teknemizi bağlayacağımız halat, şokları absorbe eden esnek naylon halat olmalı. Polipropilen halatlar daha ucuz ve daha sağlam ama yüzdüğünden tonoz için uygun değil, kıç halatı olarak kullanılırsa güneşin tahribatına dayanmadığından sık yenilenmelidir. Pasifik çevresindeki ülkeler bir Tsunami ihbar ağı ile korunmaya çalışır, ihbar alındığında limanlar boşaltılır. Tabii vakit varsa. Bizde böyle bir deprem hissettiğinizde koylardaysanız ve kıçtankaraysanız hemen koltuk halatını denize bırakıp, demir alın, derin suya kaçın. Ancak fırtınada “açık deniz daha emin” klişesine önce durum muhakemesi yapmadan atlamayalım. Vereceğin karar, bulunduğun, gideceğin yer, teknenin, senin durumun vb gibi birçok değişkene bağlı.

DAHA ÖNCEKİ DENEYİMLERİM

Markizler’de Hiva Oa’da, dimdik ve dar iki yar arasından girilen Daniel’s Bay koyunda beş altı tekne demirliyiz, yanımızdaki Alman teknesindeki çiftle içerilere yaptığımız geziden döndüğümüzde hava kararmak üzere, koyda bizden başka tekne yok. Bu saate nereye giderler? Radyoyu açtığımda 16. kanalda acayip trafik var. Ana limandaki arkadaşlar; “Tsunami warning!!! Şili’de deprem olmuş, Jandarma limanı boşalttı, herkes açığa 150m üzeri derin suya kaçtı! Tsunami buraya 20 dakika sonra gelecek!” Demir alıp derin suya ulaşmamıza vakit yok. İki tekne birbirimizden uzak koyun 10m derin kısmına demirleyip 100m zincir bıraktık, botu da çok uzun bir iple kıyıya bağladık. Daniel burada üç tsunami görmüş. Kıyıda benim bot kadar bir mercan kellesi var. “Bunu son tsunami taşıdı” dedi. İhtiyar karısı hasta tırmanamaz, kıyıdaki evlerinde kalmayı tercih etti. Daniel’le bir kahve içip 30m yükseğe tırmandık. Yanımızda sigara almışız ama kibrit yok. Geceyi, 03.00’e kadar dışarda dolaşan yatları dinleyerek, sivrisineklere kan bağışı yaparak geçirdik. Neyse tsunami gelmedi. Diğer bir zamanda Yeni Zelanda’da ihbar geldiğinde denizdeydik, dolaşarak geçirdik. O da 2m yükselen küçük bir tsunami idi. Okyanustaki ihbar ağı, mesafe çok uzun olduğundan kaçma zamanı verir ama Ege’de imkânsız. İki kez de “storm surge”e yakalandık ki, neticesi Sığacık’takine benzeyen bir olay. Yeni Zelanda’da denizden 12nm uzakta nehrin içinde bir marinadayız. 2m civarında med-cezir bölgesi olduğundan tekneler nehre çakılmış telefon direği gibi kazıklara geçirilmiş araba lastiklerine bağlanıyor, yükselen suyla yükselip iniyoruz. Fırtına kabarmasından bizim kazıklar tamamen gömülecek, su tepeye yaklaştığında halatları kazıklara çivileyip kurtuldum. 3-4m civarında yükselen suyla bazı tekneler tonozları, koparıp, mangrow kaplı bataklık gibi kıyılarda karaya oturdu. Sular çekilince ne karadan ne denizden ulaşılabiliyor. Bazıları mevsim gelip biz ayrıldığımızda hâlâ karadaydı. Benim çalıştığım tersanede inşa ettiğimiz teknenin altı ıslandı, neredeyse bitmeden yüzecekti.

İNSANLIĞIN TSUNAMİSİ

Deprem, yalnız tsunamiyi değil, insanların şahsiyetlerinin de yüzeye çıkmasını tetikledi. Yüzeye çıkanlar bireylerin sadece kötü, bencil, düşüncesiz yanları değil, neyse ki bize ümit veren, fedakâr, verici, kenetlenen, akıllı, duruma uyum sağlamasını becerebilen yanlarıydı. Gece serseri mayın gibi dolaşan kopmuş pontonlardan yakalayabildiklerimizi bağlamaya çalışırken, ensemde, “Marina yetkilisi yok mu? Sigorta ne olacak? Marinaya verdiğim parayı geri verecek mi?” gibi sualler. Suratıma uzanmış koca lensin arkasından “biraz döner misiniz, biraz üzüntülü bakın” diyen (yürü git başımdan) fotoğrafçı. Teknemizin akıbetinden tabii ki endişeliyiz. Operasyonla ilgili önerilerin olabilir, çalışanlara kısaca sorabilirsin ama cevabı olmadığını bildiğin sorular için biraz düşün.

Marinaların (daha doğrusu her şeyin) pahalı olmasından şikâyet, bizim de zengin olduğumuz sanılması anlaşılır da, bu felakete “oh olsun” diye bakanın kafasının, İzmir’in “sarhoş, ahlaksız diye deprem felaketine uğradı” diye düşünenlerle aynı olduğuna inanıyorum. Gerçek denizcilerin, daha doğrusu her düzgün insanın düsturu “birinin yardıma ihtiyacı varsa karşılıksız elini uzatacaksın” olmalıdır! Sana iyilik yapana teşekkürün dışında karşılık gerekmez, sen de borcunu başkasına yardımla ödeyeceksin. Batıl inanç de, ne dersen de, ben bunun neticelerini denizlerdeki 40 küsur yılda çok gördüm. Yardım ettim, yardım aldım. Kelebek’in de bu yüzden sıyrıksız kurtulduğuna inanıyorum. Bankadaki iyilik hesabında bakiyen sıfırsa hiç faiz bekleme. Genel Müdür Faruk Günlü, tüm Teos Marina personeli ve yardıma el atanlar hesaplarında ömürlerince yetecek kadar iyilik biriktirdiler.

TEOS MARİNA DALGALARIN İÇİNDEN YENİDEN DOĞUYOR

Teos Marina Genel Müdürü Faruk Günlü olanları şöyle anlatıyor:

“Depremden hemen sonra tüm marina ekibi binalarda hasar kontrolü yaparken, şimdiye kadar kıyılarımızda görülmemiş bir olaya şahit oluyorduk. Çekilen deniz nedeniyle bazı yerlerde dibin ortaya çıkması, teknelerin rıhtımlara bağlı halatlarının bir bir peşine koparken çıkardığı sesler, olağan üstüydü. Dikkatimizi kıyı tesislerimizden denize yönelttik. Derhal telsiz ve her türlü imkânla, ‘herkes canını güvene alsın, teknelerden uzak durun’ ihbarımla cana zarar gelmemesini sağlamak ilk hedefimdi. Felaket önümüzde şekillendikçe, sadece marinamızın imkânlarıyla doğanın muhteşem gücüyle baş edemeyeceğimiz açıktı. Marinaya hâkim köprünün üstünden çektiğim videoyu canlı olarak yönetim kurulu üyesi olduğum Deniz Turizm Birliği üyelerine gönderip meslektaşlarımdan ve eli halat tutan herkesten yardım istedim. Çağrıma anında karşılık veren marinalar ve diğer kuruluşlardan gelen ekiplerin ve bireylerin enkazın kaldırılması için gösterdikleri gayret ve dayanışma da olağan üstüydü, candan teşekkür ediyorum. İşte denizci olmak böyle bir şey. Zor günlerde omuz omuza olmak ulusumuzun en önemli hasleti. 2003’te marinanın altyapısını yapan Ulaştırma Bakanlığı uzmanları hesaplarını ellerindeki 100 yıllık dalga, rüzgâr, akıntı verilerine göre yaptı. Hiç görülmemiş bir tsunamiyi hesaba katmamaları gayet normal, bence iskeleler kazıklı veya sabit beton da olsa bu güce dayanamazdı. Belki marina içine akan dere olmasa tsunaminin etkisini daha az hissedebilirdik. Şöyle ki: Marina girişinden giren suyun dört misli, liman dışında Sığacık’ın Kale içine su baskını olarak girdi. Marinanın arkasından, parktan dolaşarak arkadan marina havzasını dolduran deniz, çekilme periyodunda çok daha güçlü bir akıntıyla tekneleri iskeleleri tonozlarından kopararak liman dışına sürükledi. Tsunami sabahı durum muhakemesi yaparak, destek ekiplerini timlere ve bölgelere bölerek yaptığımız planla kurtarma çalışmalarına süratle başladık.

Faruk Günlü söylediğini, bir hafta gibi kısa bir zamanda yerine getirdi (nasıl becerdi Allah bilir) “yuvamıza” geri dönebileceğimiz çağrısı geldi. 15 Kasım’da Kuşadası Marina’ya bizi misafir ettikleri için teşekkür edip, evimize doğru yelken açtık. Tatlı bir kuzeydoğu geniş apaz ile neredeyse Doğanbey Burnu’na kadar yelken yaptıktan sonra marinaya girdik. Artık evdeyiz o gün koparsa bizi ezecek B iskelesi şimdi hoş geldin diyor. Bugün itibarıyla marina misafirlerini tekrar ağırlayacak duruma büyük hızla ilerliyor. Tuvaletler tamamen sıcak su dâhil kullanılabilir, Wi-Fi bile çalışıyor. Bağlandığımız iskelenin su ve elektrik bağlantıları dergi elinize geçtiğinde çalışıyor olacak. A ve C beton yüzer iskeleler imal ediliyor, Aralık ayında her şey dört dörtlük olacak şekilde planlandığı gibi taşlar yerine oturacak. Felaketler bizi öldürmezse güçlendirir. Buna çok inanıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.