Etiket: Hisarönü

  • 50 günlük bir Hisarönü gezisi ve Orhaniye’de beş gün

    50 günlük bir Hisarönü gezisi ve Orhaniye’de beş gün

    Fotoğraflar: Ali Boratav

    Herkesin âdetleri var. Bizim de bir körfezde 10 günden fazla zaman geçirdiğimiz, bir koyda iki gece üst üste kalmışlığımız çok nadirdir. Gezmeyi severiz, gün içinde bile çoğunlukla iki farklı koyda demirleriz. Bu yıl bir istisna yaptık, 50 güne yakın Hisarönü’nde kaldık. Bir de büyük istisna Orhaniye’de beş gece altı gün konaklama. Biraz alışveriş ve tekne bakımı, biraz fırtına zorlaması, biraz lezzet molası… Bu uzun süreli konaklamayı mümkün kılan iki iskele ve Hisarönü’nden küçük lezzet ve deniz notlarımı sizlerle paylaşmak istedim…

    Yaklaşık 20 yıldır denizlerdeyiz. İki gece üst üste aynı limanda ya da ıssız koyda kalmışlığımız bir elin parmaklarını geçmez. Hem gezmeyi severiz hem de bulaşık yıkamak için akıntısı olmayan kapalı koylardan ayrılmamız gerekir. Diyeceksiniz ki, Göcek’te Hisarönü’nde aynı yerde iki üç ay bağlı kalan tekneler var. Evet doğru ama bunların neredeyse hiçbirinin gri su tankı yok. Siyah su tankları da üç-beş günde dolar. Bu tarz deniz yaşamını doğru bulmuyoruz. Ama… Bu yıl ben de bir ilki yaşadım ve üst üste beş gün Orhaniye’de kaldım. Kalabildim.

    Orhaniye, Kızkumu ile kendisine marka değeri yaratmış, Hisarönü’nün belki de en korunaklı büyük koyudur. Dirsekbükü, Selimiye ve Bozburun da korunaklıdır ama hiçbiri Orhaniye kadar değil. Zaten bu nedenle de bir koca marina ve 14 adet irili ufaklı tekne bağlama iskelesi (kimileri marinet statüsünde) vardır.

    ARTILARI-EKSİLERİ

    Dezavantajı hem bu kadar kapalı hem de bu kadar kalabalık (denizde ve karada) olması nedeniyle deniz biraz kirlendi. Zaten azmaklar nedeniyle suyu da hayli bulanıktı, iyice bozuldu. Turgut, Selimiye ve Bozburun’un aksine karayolu tam deniz kenarından geçiyor. Bu da koyun bir ucundan diğer ucuna gündüz saatlerinde hayli toz içinde kalmasına ve hatırı sayılır bir gürültü kirliliğine neden oluyor.

    Denizciler açısından avantajı ise çok… Mesela cumartesi günleri çok büyük olmayan ama istediğiniz her şeyi bulabildiğiniz bir yerel pazar kuruluyor. Beş zincir market, dört de oldukça gelişkin bakkalı var. Bir berber, bir nalbur, bir tekne malzemeleri satan dükkân bile mevcut. Martı Marina ile Palmiye ve Alesta marinetleri sayesinde fena olmayan bir tekne bakım (tamirat ve temizlik) hizmetleri sektörü var. Diyelim ki tekne buzdolabı tamircisi yok, o da hemen Bozburun’dan gelir. Ama bu hizmetlerde yerel ekonomik fiyatlama beklemeyin, her yerde olduğu gibi fiyatlar hayli uçmuş durumda. Örneğin tekne temizliği Port Göcek’te de 100 Euro, Orhaniye’deki yıkık dökük bir iskelede de.

    Korunaklıdır dedim ya, bu noktada çok önemli bir özelliği var. Her havaya korunaklı koyların pek çoğunda (Örneğin Dirsek Bükü, Çanak Koyu, Selimiye’nin pek çok bölgesi, Sığ Liman vb.) alargada konaklamak hayli zordur. Mesela Selimiye’de 20-25 metreye demir atmak durumundasınız. Bu da sert havada alarga güvenliğini çok düşürür. Sığ Liman dardır, dört tekne sert havada alargada durmaya kalksa birbirlerine çarparlar. Oysa Orhaniye’de balçık zemine 10 metrelere 50-60 metre de zincir döşediniz mi, sizi etkileyecek fırtınanın çok çok kuvvetli olması gerekir (Bu açıdan Orhaniye güvenlik katsayısına yaklaşabilecek belki tek sığına Bencik olabilir).

    İşte bu koşullara sahip Orhaniye’de, hayatımda ilk kez bir koyda beş gece konaklama deneyimi yaşama imkânını buldum. Peki nasıl?

    İSKELELER BANA BU FIRSATI SAĞLADI

    25 gündür denizdeydik, misafirlerimiz vardı, önümüzdeki bir ay da Hisarönü’nde kalacağız, yıkanması gereken çamaşırlar var, su-elektrik almamız lazım, uzun bir alışveriş listemiz bulunuyor. Orhaniye’de iki-üç gün kalalım, dedik. Bir de üstüne Yaprak Fırtınası patladı. Fırtınayı iskelede yaşamayı hiç sevmem, o günlerde ada arkasındaki boğazda konuşlandım. Alışveriş ve tekne yıkama-takviye işlerini ise iskelelerde yaptım.

    Orhaniye’de boş bulduğum zamanlar yanaştığım iki iskele var. Biri, Palmiye Marina. Palmiye, kendisine marina diyor, ama aslında 49 tekne kapasiteli bir marinet. Palmiye, Orhaniye’deki 14 iskele arasında en eskilerden biri. Tüm işlemlerini tamamladı, izinlerini aldı ve Orhaniye’deki lisanslı tek iskele (marina) oldu. Doğan Saygılı’nın kurduğu, bugün oğulları Hasan ve Efecan Saygılı’nın yönettiği Palmiye çok donanımlı bir marinet. Bir marinada bulabileceğiniz her şey (yakıt, sıvı-katı atık alım, su, elektrik, iki zincir market, restoran, otel, çamaşırhane, sınırlı bir teknik servis, temizlik hizmetleri) mevcut. Cuma ve cumartesileri filotilla yanaşır, hafta içi yer bulma şansı daha yüksektir.

    Bir de küçük ayrıntı: Bu bölgede su sıkıntısı var. Temmuz ayı sonrasında Orhaniye ve biraz uzaklarda Çiftlik Koyu haricinde iyi su bulunmaz. Kuyulara, artezyene deniz suyu ya da yavan su karışır. İskelede tekne yıkarsınız, ertesi sabah tekneyi kireç lekeleriyle ya da tuzla kaplı bulursunuz. 

    İkinci durak noktam da İncir Restaurant’ın beş teknelik iskelesi. Giritli-İncir, Kapalıçarşı’da kuyumculuk (taş kesimi) ile profesyonel hayata başlayan Hakan Özalp’in 11 yıl önce ani bir kararla taşındığı Orhaniye’de açtığı ve açıldığı günden bu yana lezzet başarı grafiği sürekli yükselen bir restoran. Tesisin beş küçük bungalov odası, beş teknelik iskelesi, tesis önünde dört adet tonozu ve yaz-kış açık restoranı var. İskelede su-elektrik takviyesi yapılabiliyor. Marketlere ve bakkala 500 metrelik yürüme mesafesinde.

    Hakan Özalp, tesisin ve mutfağın başında, kesintisiz çalışıyor. İncir’in lezzet seviyesi mavi yolculuk kıyılarımızdaki ilk 10’a girer. Orhaniye’nin bence en iyisi. Mutfaktaki devasa ocak setinin üstünde akşamları dört ayrı kızartma tavası bulunduğunu söylersem ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir (kalamar ayrı tavada, patates ayrı, patlıcan ayrı, kızartma börekler ayrı tavada, ama tavalar da neredeyse kazan büyüklüğünde). 

    İşte bu iki iskele sayesinde aynı koyda beş gün kalabildim. Gel gör ki, mavi kıyılarımızda denizcilerin kullanabileceği iskele sayısı artacağına giderek azalmakta.

    İSKELELER HAYATIMIZDAN 

    ÇIKIP GİDERKEN

    Bundan 10 yıl önce 2015 ilkbaharında Yacht Türkiye’de iki ay art arda Ege ve Batı Akdeniz mavi yolculuk kıyılarımızda teknelerin yanaşabildiği iskelelerin bir envanterini çıkarmaya soyunmuştum. 79 iskele saymıştım. Bir de eksik varmış, Assos Nazlı Han’ın sahibi beni uyardı. Demek ki 80 güzel iskele. Bugün aynı kıyılarda belki 380 iskele var ama tamamına yakını denizcilere kapalı. Çoğu gündüzleri güneşlenme, akşamları da yemek masası platformu. 

    Ayrıca 2015’teki “80 güzel iskele”nin yarısından fazlasının bugün denizcilere kapandığını söylemek mümkün.

    Örnek… Orhaniye 14 iskele vardı denizcilerin kullandığı, bugün 10’u özel mülkiyete geçti, denizcilerin kullanımına kapandı. Sadece dört tanesinden yararlanabiliyoruz. 

    Üç önemli ulusal ve uluslararası charter şirketinin Orhaniye Koyu’nun dibindeki Kırvasil iskelelerini baz olarak kullandığı günleri hatırlarım. Yani 60’a yakın kiralık tekne… Toplam 14 iskeleyi 300’e yakın tekne lojistik ihtiyaçları için kullanabiliyordu. Sadece 10 yıl önce…

    Amatör denizcilerin ihtiyacı olan bu iskeleler artık yok. Denizciler bir iyot gibi apaçık ortadalar.

    HİSARÖNÜ’NDE LEZZET ARAYIŞLARI

    Bu tatsız konuları tartışmayı ve soruları bir yana bırakıp uzun Hisarönü gezisinden lezzet anılarımı aktarayım.

    Bir koyda üst üste beş gün konaklama istisnasını yaşadığım Orhaniye’deki İncir Restaurant’ın iskelesinden bahsettim. İncir aynı zamanda önemli bir Ege lezzet durağıdır. Boğazına düşkün denizci arkadaşlara birkaç da önerim var: Hakan Özalp’in aile Giritli, Girit mutfağını iyi etüt etmiş. Dolayısıyla mevsiminde tüm otlu meze ve yemekler leziz. Kendi yaptığı torik lakerda harika, ızgara peynir için özel bir tulumu var-nefis, üç-dört kiloluk ahtapot ve yerli kalamar kullanıyor. Karidesler yerli. Ve inanın yerli ürün fark ediyor. Manisa’dan özel bir zeytinyağı getiriyor. Ve son olarak… Balık ızgara-tandır için özel bir mutfak mangalı yaptırmış, külde tandır usulü öyle bir ızgara yapıyor ki, hayran kaldım.

    İncir’in yanı sıra Hisarönü’nde lezzet deyince aklıma ilk gelen iki durak kendimi evimde gibi hissettiğim Kocabahçe Sailor’s Paradise ve Kuzbükü Neighbours. 

    Kuzbükü’nde Menderes-Belgin Çoban ailesi bizim kıyılara yeni lezzetler sundu. Mesela bıyıklı karides (bir tür Symi shrimp), sübye kokoreç gibi… Bu yıl gittim, Menderes Bey yalıçapkını diye bir tabak koydu önüme, karides ve deniz ürünlü mücver. Yan masaya bir tepside balık gitti. Sordum Neighbours usulü fırın balıkmış. Bir zamanlar Turunç Pınarı’nda Osman Aydın’ın yaptığı “Balıkçı Kebabı”na benzettim, denemek lazım. Ayrıca malzeme temin ettikçe, asma yaprağında sardalye, balık yumurtası ızgara, mavi yengeç gibi arayışlarla fark yaratmaya devam ediyor.

    Kocabahçe’de ise Zerrin ve Tarık Şener öncelikle Sailor’s Paradise’ın bostan geleneğini sürdürüyorlar. O küçük bahçeden ağustos ayı sonuna kadar kabak, patlıcan, domates, semizotu, roka, her çeşit biber çıktığını görmek bir mucize. Bahçede yetişen her ürün bir fark yaratıyor. Limon bile bir başka kokuyor.

    Mutfakta ise iki titiz, ev sahibi kadın Berrin’le Zerrin… Her şey tertemiz, düzenli. Mutfak şefleri Recep ile Mehmet de gayet başarılı. Tarık ve Serkan’ın gözü her an bahçede, masalarda, serviste en ufak bir aksama yaşanmaz. Kurucusu Fisher Mehmet bölgedeki balıkçıların tümünün en iyi dostu. İyi bir balık yakalayan önce Kocabahçe’ye getirir.

    Karayolu olmayan bir ıssız koy restoranında insan daha ne isteyebilir?

    DOĞAL BİR GÜZEL: DİRSEK BÜKÜ!

    Hisarönü’nde üç lezzet durağı anlattım ilk göz ağrımız Dirsek Bükü’nü anmadan geçmeyelim. Dirsek Bükü’nü, Niyazi’nin çocukluk günlerinde, Mustafa Amca’nın sağlığında sevmiştim. Bir Meksika sahil köyündeki ıssız bir lokantanın terası gibi gelirdi bana. Havada sinekler uçuşur, arkada tavuklar gıdaklar, yamaçta keçiler yürür, tesisin ortaklarından Alirıza ve Beşgül Şengül 100 metre mesafeden çığlık çığlığa gündelik işleri konuşurlar. Ve o felaket sıcakta bir bira-patates ya da kalamar yaparsınız.

    Dirsek özellikle Levent ile Esra’nın katkılarıyla son 10 yılda çok ünlendi. Biraz tarz değiştirdi, kalite çıtası yükseldi. Doldu doldu taştı. Ama tenha öğle saatlerinde o eski sıcak atmosferini hâlâ koruyor. Peki değişim yok mu, tabii ki var. Mesela bu yıl Hisarönü’nün deneyimli ve başarılı aşçılarından Taşlıcalı Bayram, Dirsek’e transfer oldu. Öğle saatlerinde çaldığı klarnet tüm koyu inletiyor ve insanın içini ısıtıyor. Dirsek’in mutfağına da bu destek iyi oldu, menüdeki her üründe fark hissediliyor. Ben işte bu tür ufak tefek değişikliklerle 10-20 yıl önceki halini koruyabilen yerleri seviyorum.

    FARK YARATMA ÖRNEĞİ: ALİ BABA

    Küçük değişikliklerle yoluna devam eden bir diğer durak… Hisarönü gezimiz sırasında bir ara Bozukkale’ye uğradık. Mümkünse Ali Baba’ya giderim. Her zamanki gibi mükemmel bir atmosferin içine girdik. Hava hafif esintili insanı boğmuyor, deniz serin ve cam gibi… Küçük iskelenin içine aborda olduk. Kendi özel havuzumuzdayız…

    Akşam yemeğe gittiğimizde Can, “Ali Abi bir de ızgara peynir yapalım sana, özel bir şey, seveceksin” dedi. Can mütevazıdır, zaten fazla konuşmaz, kolay kolay da hiçbir şey önermez. Durumun ciddiyetini anladım ve hemen “Tamam ver bir porsiyon ızgara peynir” dedim.

    Mükemmel ötesiydi. Can gülümseyerek anlattı. Bozukkale’nin belki 300-500 üyeli büyük bir keçi sürüsü vardır. Can, sürünün çobanına Taşlıca’da bir nineden aldığı maya ve tarifi vermiş. Keçi sütünden ızgara-tava yapımına uygun bir atalık peynir üretiyormuş çoban. Ali Baba Restaurant ve Can için… İşe bakın… Marketlerde, pazarlarda satılan keçi peyniriyle mukayese mümkün mü? Böyle bir mutluluk pınarı olabilir mi?

    Hisarönü Körfezi’nde eski günlerdeki gibi, anıları koruyarak, küçük değişikliklerle 50 gün geçirdik. Özlemişiz Hisarönü’nü, Yeşilova’ya bile geçmedik.

    Bozburun ve Söğüt’ü umarım Eylül’de göreceğiz.☸

  • 2023 sezonu son sürat başladı. Peki nereye gidiyoruz?

    2023 sezonu son sürat başladı. Peki nereye gidiyoruz?

    2023 sezonuna ancak bu ay adım atıyoruz. Bu gecikme, geçen yıllarda beş ay boyunca, her gece full rezervasyon ile çalışmaya alışan mavi yolculuk tesisleri için zor bir sezon anlamına geliyor. Üstelik ekonomik kriz ve artan maliyet baskısı nedeniyle uçuşa geçen fiyatlar, denizcileri tesislerden biraz uzak tutacak gibi. Bu da mavi yolculuk tesislerini iyice zora sokacak. Zaman, deniz turizmi ile geçinen tesislere destek olma zamanı. Yoksa o çok sevdiğimiz tesislere karayolu açma heves ve planları hızla gündeme gelebilir.

    2023 sezonu geç ve biraz sönük başladı. Bıraktım sezonu ancak yaz ortasında açan Kaş-Kekova bölgesini, Hisarönü, Göcek, Marmaris ve Gökova’da bile Haziran ayı hayli sönük geçti. Pandemi döneminde Mayıs ayı başından itibaren tıka basa dolan kıyılarda bu yıl Haziran sonundaki bayram günlerine kadar ortalık hayli sakindi. Bu tenhalık ve inanılmaz seviyelerde artan maliyetler, üç yıldır çok iyi ciro yapan deniz turizmi tesislerinin tüm sezon planlarının alt üst olmasına neden oldu.

    Haziran ortasında cumartesi gecesi Knidos’ta iskelede iki tekne, alargada üç tekne… Aynı gün pik sezonda 150 teknenin kıyılarına sıralandığı Hisarönü Dirsek Bükü’nde toplam 15 özel tekne, üç gulet… Ertesi gün, yani Haziran ortası pazar gecesi Kocabahçe’de iskelede 3, tonozda iki tekne… Bu ne demek? Özellikle iskeleye ecrimisil ödeyen, tesisi kiralık olan işletmeler için bu yıl hayli zor geçecek.

    Aynı mekânlarda ertesi gün yani pazar günü Knidos limanına 16, pazartesi Kocabahçe’ye 14 gulet giriyor. Yani yelkenlisi, motoryatıyla özel tekne sayısı az ama gulet hayli fazla sayıda. Neden? Çünkü ekonomik gulet fiyatları ortalama otel fiyatlarının altında kaldı. 

    Bu tablo sadece Datça, Hisarönü’ne özgü değil. Aynı tarihte (cumartesi), merak ettim Göcek Tersane Adası’nı aradım. İskelede üç tekne vardı. Yeşim Acar, “Ali Abi hâlâ sezon açılmadı, dört gözle bekliyoruz” diyordu. Dört gözle bekliyor, çünkü devlet Göcek’teki tüm tesislere birkaç yıllık alacağını tahsil etmek üzere milyon liralar talep eden faturalar yollamış.

    Pazar günü Bozukkale Ali Baba’yı aradım. Marmaris’ten çıkan tekneler ilk gün Çiftlik’te, ikinci gün çoğunlukla Bozukkale’de kalıp, pazartesi Hisarönü’ne geçerler. Tıka basa dolu olması gereken iskelede dört tekne vardı. 

    Haziran ayındaki bu sükûnetin, bayramın ardından Temmuz ve Ağustos aylarında da yerini ciddi bir kalabalığa terk edeceğini düşünüyorum. Ama sezonun böyle kısalması manasız bir sıkışmaya, yoğunluğa yol açacak diye endişelenenler de haksız değil.

    FAVORİLER

    Pandemi paniğinin bitmesi, ofisini ve çocuğunun okulunu denize taşıyanların kentteki evlerine dönmesine neden oldu. Seçim telaşı ve moralsizliği ile sezon geç başladı. Yani bu yıl, yaz ortası yoğunluğu dışında denizlerimiz biraz soluk alacak, bir ferahlama yaşanacak diye varsayabiliriz. Ama bu ferahlık yılın bütünü için geçerli. Yaz ortasında denizde ciddi bir yoğunluk yaşanması kesin. Peki o halde nerelere gitmek mantıklı? Nasıl rotalar daha akılcı olacak? Bu sorunun yanıtını bölge bölge verelim.

    GÖKOVA: BÜYÜK ÇATI’DA HUZUR!

    Gökova, gulet yolcularının en çok rağbet ettiği iki körfezden biridir. Dolayısıyla klasik gulet rotalarını ayıklayarak gezmek kesinlikle tercih edilmeli. Örneğin; gidişte pazar ve dönüşte perşembe akşamları Tuzla Koyu ve Yediadalar guletlerin durağıdır. Salı ya da çarşamba ikmal için Karacasöğüt’e girerler. Yani guletlerin bir klasik Gökova rotası var. Bu rotanın tersine hareket edeceksiniz, girdiğiniz koylarda hiç olmazsa koca koca guletlerin curcuna ve gürültüsü olmayacak.

    İkincisi, mavi yolculuk körfezlerinin doğayla en iç içe olan bölgesi Gökova’da bile her yere insan eli değmeye başladı. Gökova kalabalıklaşıyor. Belki de en sakin bölgesi kendisi de neredeyse bir küçük körfez sayılabilecek Bördübet.  

    Doğudan batıya Yediadalar’dan başlayıp Amazon, Balıkaşıran, Boynuz, Küçük-Büyük Çatı ve Gerence (Armonika) koyları olarak sıralanan Bördübet’in sakin, ıssız, sessiz sığınakları bu yıl mavi yolcuların herhalde en önemli hedef noktalarından biri olacak.

    Tümü doğal sit olarak tescilli bu kıpırtısız limanların şüphesiz en ünlüsü, karayolu bağlantısı nedeniyle bölgede denizcilerin acil durumlarda lojistik üs olarak da kullandıkları Büyük Çatı Koyu’dur. Geçen Haziran ayında, mavi yolculuk tarihinde çok önemli bir yeri olan bu koyumuz hakkında çıkan bir söylenti amatör ve ticari tüm denizcileri, balıkçıları çok üzdü. Resmi makamlarca doğrulanmayan bir söylenti ama ciddiyeti var. İddiaya göre, Emniyet Genel Müdürlüğü mavi yolculuk geleneği için büyük önem taşıyan bu koyumuzda bir eğitim kampı yapmak üzere Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvurmuş. Umuyorum ki doğru değildir. Başvuru doğruysa da, İçişleri Bakanlığı en kısa sürede bu olmayacak sevdadan vazgeçer. Çünkü bu koylar Gökova mavi yolculuk geleneğinde büyük önem taşıyor.

    Gökova’dan bir de son haber: Alakışla Kisse Bükü’nde bir geç dönem Bizans yerleşiminin kalıntıları vardı. Bu alan Bodrum Yarımadası’ndaki sekiz Leleg kentinden biri olan Syangela’nın limanı ve geç antik dönem kenti Anastasiapolis’in merkezi olarak tescilli idi. Son yıllarda bir mezbelelik haline gelen ve kilise kalıntılarında mangal-köfte, agorasında çayhane ocakları kurulan bu tarihi miras, nihayet Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın dikkatini çekti. Çok hızlı bir kazı çalışması başlatıldı. Bu yıl, Alakışla-Kisse Bükü’ne giderseniz ortamı tanıyamayacaksınız. 

    Not: Alakışla’nın batı ucundaki Adalıyalı Koyu’nda da Syangela ve Anastasiapolis’in kalıntıları, 1’inci ve 3’üncü derece arkeolojik sit alanları var. Ama ETS Turizm AŞ’nin yıllardır davalık otel projesi bulunan bu koyda bir kazı çalışması yapılmıyor. Aslında oradaki tarihi eserler de gün ışığına çıkarılsa çok iyi olur.

    DATÇA-HİSARÖNÜ: YEŞİLOVA’NIN SAKİN KIYILARI

    Evet, koskoca Hisarönü Körfezi, ayrıca yanında da Yeşilova Körfezi… Ama sakin bir yer bulmak için bu kocaman coğrafyanın Marmaris’e en yakın kıyılarına kadar gitmeniz lazım. Hisarönü ve Yeşilova körfezleri son yıllarda öyle bir doldu, öyle bir rağbet var ki, kolay kolay boş koy bulamıyorsunuz. Peki ne yapmalı? 

    Aslında her zaman çözüm var. Mesela, Bozburun Adaboğazı’na demirleyeceğim diye yırtınmak yerine tam karşısındaki Dat Bükü (yerliler Çomçalık derler) tercih edilmeli. 

    İkincisi… Adaboğazı demişken… Hisarönü’nde de son yıllarda ciddi sayıda tekne Bozburun ve Selimiye’den çıkmaya ve mazot maliyetini azaltıp kısa yolculuklarla müşteri gezdirmeye başladı. Bu ne demek? Mesela cuma akşamları Adaboğazı ve Selimiye karşı kıyılarında, Sığliman’da vahşi bir gulet kalabalığı oluyor. Perşembe akşamları Bozburun çıkışlı tekneler Dirsekbükü, Girneyit vb; Selimiye çıkışlı tekneler Bencik, İnbükü (Emel Sayın) ya da Çamurlu Koy’a yığılıyorlar.

    Yani planınızı cumartesi akşamı Bozburun ve Selimiye’den 300 civarında guletin hareket edeceğini; yine cumartesi günü Marmaris ve Bodrum’dan 400 civarında guletin Hisarönü’ne doğru geleceğini göz önünde bulundurarak yapacaksınız. Bu tablo şu anlama geliyor: Hisarönü’nde sakin koy arayışı cuma ve cumartesi akşamları haricinde çoklukla Rus ruletidir! Yani her an bir koy partisine denk gelebilirsiniz. Yani Hisarönü ve Yeşilova’da sükûnet arayanların işi biraz şansa kalıyor.

    Bir önemli konu daha: Hisarönü’nde Dirsek, Kocabahçe, Adaboğazı, Bozburun, Söğüt, Selimiye, Orhaniye gibi kapalı koylar yaz ortasında yoğunluk nedeniyle maalesef hayli kirleniyor. Şanslıysanız deterjan, şanssızsanız olmadık şeylerin kokusu geceleri tüm ortamı kaplıyor. Temiz deniz için rüzgâr almayan açık deniz koylarının yolunu tutacaksınız. Bunun için şu anda en iyi seçenekler Hisarönü ile Yeşilova geçişindeki Apostol Burnu ve civarı, bir de Yeşilova ile Marmaris Körfezi arasındaki Karaburun civarı koyları. Mesela Oğlan boğuldu ya da Alagelme.

    FETHİYE – GÖCEK: SEVENLERİ İÇİN BİTMEYEN BİR ÇİLE

    Soru: “Ali Boratav, Göcek’i seviyor musun?”

    Yanıt: “Evet seviyorum, hem de çok seviyorum ama usandım.”

    Hem Göcek’in koylarına çökmek isteyenlerle uğraşmaktan hem Göcek’in tüm denizci topluluğunu “aşırı zengin” kabul eden esnafından usandım. Hem Göcek’ten para kazanmak isteyen kamu yönetimine laf anlatmaya çalışmaktan hem de Göcek’in muhteşem güzelliğini vahşi bir şekilde sömüren, istismar eden denizcilere ricacı olmaktan usandım.

    Tek bir örnek veriyorum…

    “Göcek ve Dalaman koylarını Kullanma ve Koruma Esasları” diye 2011 yılında yayınlanmış bir tebliğ var. Buna uymayanın 2023 yılı idari cezası özel tekneler için 244 bin, ticari tekneler için 1 milyon 221 bin lira. Bu tebliğ diyor ki, Göcek koylarında hız sınırı 6 deniz milidir. Güzel! 

    15 Haziran öğleden sonra Hamam Koyu’nda bir jet ski sürücüsü Bayrak Adası’na kıçtankara tekne ile ada arasından herhalde yüksek süratle geçiş yaptı. Sürücünün boynu teknenin koltuk halatına takıldı ve öldü. Sahil Güvenlik’in tekne hakkında tutanak tuttuğunu işittik. Acaba ölüme sebebiyet vermekten mi? Bilmiyorum! Bu olayın neresiyle uğraşalım? Konuyu neresinden tutalım? Kime ne akıl verelim?

    Göcek koyları kalabalık. Jet skiyle, sürat teknesiyle teknelerin arasına girilir mi? Orada yüzen bir çocuk da olabilirdi. Geçen yıl aynı küçük adacığa bir teknenin servis botu yüksek süratle çarptı. Teknenin kaptanının boynu kırıldı, gemicisinin kaburgaları un ufak oldu. 

    Bir arkadaşımızla konuşurken dedi ki “Göcek’te önce tüm süpermarket gemilerinin faaliyetine son verilmeli. Bunlar tekne-kondulara bonfile, lahana, cacık taşıdıkça orada iki üç ay yerinden kıpırdamayan yüzen-lüks köy hayatı devam edebiliyor.” 

    Kesinlikle haklı… Muğla BŞ Belediyesi’nin çöp toplama konteynerlerinin kaldırılması bir diğer vahim gündem maddesi. Daha bunlar gibi milyonlarca konu anlatılabilir.

    Peki, bırakalım bu tatsız konuları. “Göcek’i seviyoruz, ille de gidelim” diyoruz. Ne yapacağız?

    Bu yıl devletin istediği astronomik kira / ecrimisil bedellerini ödemekte zorlanacak resmi Yat Mola Noktaları’nı, yani Göbün, Manastır, Küçük Sarsala, Bedri Rahmi Zeytin, Tersane Adası ve Boynuz Bükü’nden oluşan altı tesisi desteklemekte fayda var. 

    Ayrıca şunu da bir not olarak kaydetmeliyim: Son yıllarda fiyat/kalite denklemi biraz şaştı. Bu yıl ne olacak hiç bilemiyorum, o da ayrı mesele. Ama bu insanlar 20-30 yıldır ailelerini geçindirirken Göcek doğasını da canla başla koruyan yerli nüfustur.Göcek’te gelecek de, denizcilerin öncelikle desteğini hak eden nüfus da budur. 

    DİĞER ROTALAR: MARMARİS VE KEKOVA…

    Doğrusu Kekova’ya ancak gerçekten deniz sevgisi, tutkusu içine işlemiş insanlar gidiyor. Bu denizciler haliyle o bölgeyi ya gayet iyi biliyor ya da denize, doğaya yeterince saygı duyuyorlar. Dolayısıyla söyleyecek bir şeyim yok.

    Marmaris Körfezi ise, çoklukla gel-geç bir rota. Çoğunlukla insanlar ya kısa süreli bir Marmaris kaçamağı için bu körfeze çıkıyor ve iki üç gün denizde gezip kentlerine, işlerine geri dönüyorlar. Ya da Marmaris’ten çıkıp Hisarönü veya Fethiye’ye dümen tutuyorlar. Genellikle Kumlubük, Çiftlik, Bozukkale, Ekincik koyları bu körfezin vazgeçilmez durakları.

    Bu bölgede dikkat etmemiz gereken, denizciliğimizin geleceği açısından cansiperane korumamız gerektiğine inandığım iki önemli durak. Birincisi; 100’e yakın tekne ağırlama kapasitesiyle Çiftlik Koyu. Bu koy marinalar dışında denizlerimizdeki en büyük amatör denizci sığınma noktasıdır. Burayı kaybetmemek, bu koydaki beş restoranın iskelelerini yaşatmak şu ekonomik kriz günlerinde göz önünde bulundurmamız gereken önemli bir önceliktir, diye düşünüyorum.

    İkincisi de; Datça Knidos ile birlikte Karaburun Bozukkale tesisleri, yani Ali Baba, Sailor’s House ve Loryma  Beach denizciliğimiz için çok büyük bir öneme sahipler. Knidos ve Bozukkale limanları binlerce yıldır bölgenin uçbeyleridir. Hem ulusal (kabotaj) hem de uluslararası deniz seferlerinde bu iki doğal limanın tam olarak 5 bin yıldır, yani Minos, Miken uygarlıkları ve Dor kavimlerinden bu yana çok büyük önemleri vardır. 

    İkinci bir nokta, işletmecisi Hasan’ın bazı tuhaflıkları nedeniyle son yıllarda Rodos Geçidi’ndeki Karaburun’un ikinci antik limanı Serçe (Kasara-Cressa) Koyu amatör denizciler tarafından biraz ihmal edildi. Ama burası da 5 bin yıllık bir açık deniz limanı. Serçe’de son zamanlarda biraz tepki çeken Hasan şimdilerde işleri kardeşi Osman’a devretti. Geçen yıl gidenler memnundular. (Tel: 0536 3395492)

    Yani… Bozukkale, Serçe, Knidos… Zaten gözünün üstünde kaşı var deyip geçmeyelim… Tehlikeli sulardaki 5 bin yıllık bu denizci sığınaklarını korumamız lazım.☸

  • 2022 Durum Raporu: Marinalar dolu, denizler tenha

    2022 Durum Raporu: Marinalar dolu, denizler tenha

    Pandemi nedeniyle iki yıldır denizlerdeki aşırı yoğunluktan şikâyetçiydik. 2022, denizlerde şaşırtıcı bir ferahlık ve tenhalık ile başladı. Nedenler muhtelif. Bir yanda enflasyon etkisi, bir yanda Yunan sularının açılmış olması, en önemlisi de pandemi korkusuyla ofis ve okulu deniz üstüne taşıyanların 2022’de kent hayatına dönmüş olmaları bu ferahlamanın en önemli tetikleyicileri oldular. 2021’de 20 teknenin üst üste çıktığı gözde küçük koylarda üç dört tekne gecelediğini görmek şaşırtıcı oldu. Bayram günlerindeki yoğunluğa kadar tüm marina ve iskeleler sahibini bekleyen teknelerle doluydu. Fotoğraflar ALİ BORATAV

    Yazın ilk günlerini Hisarönü Körfezi’nde geçirdik. Bu sene Hisarönü için söyleyeceğim ilk şey, 2020’den bu yana yaşanan büyük yoğunluğun bu sezon biraz hafiflemiş olduğu. Hemen akla gelen birkaç nedeni var. Birincisi Yunan sularının açılmış olması. İkincisi, artık gerçeküstü boyutlara varan pahalılık. Üçüncüsü de pandemi korkusuyla ofisi, okulu denize taşıyanların artık kentteki evlerine dönmüş olmaları.

    Herhalde bunların en trajikomik olanı “pahalılık” konusu. Tekne sahipleri maalesef gayet iyi bilirler, marin fiyat diye bir olgu vardır. Denizin üstündeki mantık ötesi fiyat artışları da sanki bir “marin enflasyon”a işaret ediyor. Mesela dört kişi, bir hafta 10 gün denize açıldınız. Diyelim ki, “yemek yapma, bulaşık yıkama derdimiz olmasın” dediniz ve dört beş gün kıyıdaki restoranlara çıkıp yemek yemeye karar verdiniz. Bu restoranların önemli bir bölümü veri hatlarının zayıflığı nedeniyle kredi kartı kabul etmiyor. Beş gece restoran hesabına banknot yetiştirmek sahiden kolay değil.  Yelkenliler biraz küçük motorlarıyla avunuyorlar da, irice bir motoryatın 2-3 bin beygirlik motorunun saatte 10-15 bin liralık yakıt tüketiminin, zaten yerinden pek kıpırdamayan bu büyük teknelerin iyice hareketsizleşmesine neden olduğu da kesin. 

    Hayat pahalılığının bir diğer boyutu tamirat ve bakım giderleri. Mesela güneş enerjisi panellerinin şarj merkezi hata verdi. Ücra bir koya bir elektrikçi çağırdınız, yol parası, usta parası, bir de yeni şarj merkezi. Marin fiyatlar… Hesap nereden baksanız 10 bin TL. Hem de nakit ödemeniz şart. Mesela bir ay denize çıkıyorsunuz, diyelim ki bankada da çok paranız var, peki bankayı yanınızda mı götüreceksiniz? Ya da yanınızda bavulla para mı taşıyacaksınız? 

    YUNAN SULARI VE PANDEMİ BİTTİ ETKİSİ

    Enflasyonun, daha doğrusu devalüasyonun Yunan sularına açılmak isteyenleri biraz engellediği kesin. Suyun öte yanında ahtapotun porsiyonu 10 yıldır değişmedi; 13-14 Euro. Ama liraya çevirdiğinizde o eski ucuz tarife yok. Buna rağmen haziran ayında sadece Bozburun’dan 400 tekne giriş çıkış işlemi yapmış. Datça, Marmaris, Bodrum’dan çıkan tekneleri de hesaba ekleyin ve bunların büyük bölümünün rotasının Yunan suları kapalı olsaydı Hisarönü olacağını göz önünde bulundurun. Hisarönü’nde haziran ayında seyir halinde ya da bir kuytuya uzun süreli bağlanmış 700-800 tekne olduğunu tahmin ediyorum. Yunan suları kapalı olsa bu rakama yüzde 50 eklemek gerekeceği kesin. Yoğunluğun azalmasında en önemli faktör ise, kesinlikle pandemi nedeniyle kendini denize atanların artık dönmüş olması. Bunu en iyi marina ve marinetlerin doluluk oranından anlayabiliyorsunuz. Temmuzun ilk günlerinde bir hafta sonu ikmal için yanaşacak yer aradık. Turgut’taki iki; Orhaniye’deki dört beş marinet en kolay yer bulunabilecek hafta sonu günlerinde bile tıklım tıklım doluydu. Aynı günlerde Orhaniye’deki Martı Marina’nın da en aşağı yüzde 70-80 ölçüsünde dolu olduğunu gördük. Haziranda iki kez Göcek’e gittim. Geçtiğimiz iki yılın aynı dönemine göre Göcek’in de nispeten daha tenha olduğunu söyleyebilirim. Bu yıl da favori bölge olma özelliğini koruyan Hisarönü Körfezi’nde temmuz ortasında bayram günlerinde ilk kez marinaların ve iskelelerin boşaldığına tanık olduk. Bakalım bu yoğunluk temmuzun ikinci yarısında ve ağustosta da sürecek mi? Mavi kıyılarımızın en sakin körfezi Gökova’da ise bayram günlerinde bile bir yoğunluk yoktu. Bayramın son günlerinde Yedi Adalar’ın en kalabalık bölümü Çamlı Liman’da beş altı tekne, Tuzla Fener Büklerinde yedi sekiz tekne geceledik. Bayram ortasında bir ara hayli yoğunluk yaşanan Akbük’te bayram bitiminde alargadaki tekne sayısı dörttü. 

    DENİZ TATİLİNE DEVAM!

    Tatilci denizciler içinse yoğunlukta bir azalma yok. Tatilini denizde geçirmek, geçtiğimiz iki yıldaki gibi ilk tercih edilen seçenek olmaya devam ediyor. Örneğin, Bencik’te haziranın ikinci yarısında bir salı, bir de perşembe gecesi geçirdim. Tek tek saydım; birinde 52, diğerinde 46 gulet vardı koyda. Bu, Hisarönü Körfezi’nde kabaca 500’e yakın gulet müşterilerini gezdiriyor demekti. Denizciliğe merak yükseliyor ve yükseliyor. Kış aylarında tüm denizcilik eğitim kurumları kurslarının dolup taştığını işitmiştik. Sanırım bu kursiyer arkadaşların tamamı şu anda denizlerde dolaşıyor. Aynı şekilde özellikle Bodrum, Marmaris ve Göcek yakınlarındaki tüm eğitim tekneleri tam kapasite yeni denizcilere eğitim turundalar. Uzun yol yapmayı da seven bu teknelerin en çok tercih ettikleri gezi rotası da haliyle Hisarönü. Denizci olmaya yönelik bu ilgi bizi ziyadesiyle mutlu ediyor. Ama sanıyorum, bizler acemilik dönemlerimizde daha dikkatliydik, diğer teknelere daha saygılıydık. Bugünün acemileri play station oynar gibi iskeleye yanaşıp ayrılıyorlar. COLREG (çatışmayı-çarpışmayı önleme kuralları) konusundaki kursu pek çoğunun kaçırdığına eminim. Çarpışmaya 10 saniye kala ders notuna bakmaya karar veren pek çok yeni denizciyle karşılaşıyorum. Bazı eğitmenlerin ortasında iki teknelik boşluk olan iskelede öğrencilerine rıhtıma yanaşıp ayrılma eğitimi verdiğini görüyorum. Öğrenci bir ciddi hata yapsa, iskeleye yanaşırken rüzgâr bir anda bordadan vursa, son anda müdahale 10 tonluk tekneyi toplamaya yetmiyor. Gelip size çarptığında eğitmen arkadaşımız öğrencisine ne diyecek? Mesela “Şimdi de çarptığın tekneden özür dilemen gerekiyor…”

    STRATEJİK KARARLAR

    İklim değişiyor, Windy, Poseidon gibi meteoroloji tahmin sitelerinin öngörülerinin çok ötesinde kaçaklar, gece yarısına, hatta sabaha kadar devam eden beklenmedik fırtınamsı rüzgârlar ile karşılaşıyoruz. Zaten Hisarönü’nde bağlanabilip güven içinde uyuyabileceğiniz hepi topu altı yedi tane iskele kaldı. Bu yaz, bu iskelelerin fırtınamsı rüzgârlarda ne kadar tehlikeli olabildiğini bir kez daha test ettik ve “Artık bu maceraya yeter” dedim. Esnetici palavra, dalga boyu yükseldiğinde koç boynuzları inanılmaz basınç altında kalıyor. Dirsekbükü ve Orhaniye haricinde Hisarönü ve Yeşilova’daki iskelelerin tümünde fırtınamsı havalarda bordadan dalga vurabiliyor. Tekneler yalpaya düşünce usturmaça bu şiddete dayanamıyor. Hava azdığında, rüzgâr bordadan vurduğunda, iskeleden isteseniz de ayrılamazsınız. Teknenizi ya da komşu tekneyi koruyacağım derken sağınızı solunuzu sakatlayabiliyorsunuz. 2022 sezonunda benim kısmetime düşen Söğüt’te sağ elimi palamar halatı ile tekne arasına sıkıştırmak ve yumuşak doku zedelenmesi oldu.

    Bu sezon Hisarönü’ne ilişkin bir gözlemim de guletler ile en azından yelkenciler arasında bir zımni anlaşma sağlanmış sanki. Gezgin yelkenciler alargayı sever, Hisarönü’nde bu türden yedi sekiz güzel yer vardır. Yazının başında Bencik örneğini vermiştim, oradan devam edeyim. Bencik’te eski MTA kampının önündeki Kesi Bükü yelkencilerin sığınağıdır. 10-12 yelkenli tekne burada birbiriyle çapariz de yaratmadan güvenle alargada kalabilir. Dip balçıktır. İyi bir çıpa ile 12 metreye 30 metre kaloma, 15-20 knot havaya kadar güvenli demirleme sağlar. Geçtiğimiz yıllarda her gittiğimde bir guletin bu bölgede demirli yelkenliler arasından uzun bir zincir döşeyip Kesi Bükü dibindeki ağaçlara kıçtankara bağlandığına şahit olmuştum. Bizim de başımıza birkaç kez geldi. İtiraz edenlere de, genç profesyonel kaptanların “Siz de kıçtankara olun kardeşim” dediklerini bile duydum.

    Bu yıl Bencik’te iki kez alargada konakladım. Koya gulet akını öğlen başlıyor ve bitmek bilmiyordu. Bir gulet bile alarga bölgesinde kıçtankara yapmadı. Aynı şekilde gezginlerin körfezde favori alarga koylarından biri de İnbükü (Emel Sayın) ve yanındaki Çamurlu Koy’dur. Yaz başında üç dört kez konakladık. Her seferinde burada da baktım ki, gulet kaptanları alarga alanını serbest bırakarak kıçtankara oldular. Çok mutlu oldum. Denizde tek ihtiyacımız, böyle bir karşılıklı saygı.

    ALARGA KONUSU İKİNCİ NOT!

    Buna karşılık acemilik dönemini yaşayan arkadaşlarımızın dikkatli olmaları gereken şeylerden biri de alargada ne kadar kaloma verileceği konusu. Bazı denizciler her fırsatta, “Zincir teknede dursun diye üretilmemiştir, 100 metre zincirin varsa 90 metre salla denize, için rahat uyu” gibi bir şehir efsanesini tekrarlar. Mantıken doğru, ama pratikte, gezgin denizcilerin hayatını hayli zora sokan bir mantık. 

    Mavi kıyılarımızda az önce bahsettiğim Bencik, İnbükü gibi çok önemli ve değerli birkaç alarga noktamız var. 

    Örnek: Gökova’da Sedir Adası, Tuzla Fener Koyu, Yediadalar Çamlı Koy, Akbük, Karacasöğüt; Hisarönü’nde Bozburun Burgaz, Adaboğazı ve Çomçalık’ın (Datbükü) bazı bölümleri, Selimiye, Orhaniye ada arkası, Kurucabük Aktur, tabii ki Knidos; Marmaris’te Çiftlik ve Armelle Koyları, Göcek’te Boynuzbükü, Kille, Sarsala Koyları; Kekova’da Sıçak ve Gökkaya Limanları… Bunlar neden değerli? Öncelikle küçük bir alanda maksimum sayıda teknenin konaklayabiliyor olması gerekiyor. Zinciriniz ne kadar uzunsa salınım alanınız o kadar geniş olur ve diğer teknelerin sizden daha uzağa demirlemesi gerekir. Dolayısıyla sınırlı bölgede daha az sayıda tekne demirleyebilir. 

    İkincisi… Çevre duyarlılığı açısından tehlikeli bir mantık. Zincir uzunluğunuz ne kadar fazla ise denizin en önemli oksijen jeneratörü deniz çayırlarına o kadar çok zarar verirsiniz. Alargada salınan teknenin zinciri bir tırpan gibi deniz çayırlarını biçer. Bir deniz çayırı tarlasının oluşumunun 100 yıl sürdüğünü ve her bireyin 200-300 yıl yaşayabildiğini yeni öğrendim ve çok şaşırdım.

    Sonuç: Hava sert olacaksa demirlerken 3 kaloma, yumuşaksa 2 kaloma yeterlidir. 

    Peki hava çok çok sert olacaksa… Saldım çayıra, mevlam kayıra! Zincirliği denize göm, sağlam bir bosa tut… Sonrası deniz ile tekne arasında… Can ve mal güvenliği tartışma konumuz değil.

    Bu arada… Zincirin direncinin en zayıf halkasının direnci olduğunu… Ve zincir deposunun dibinde kalan son metrelerdeki baklaların korozyondan en çok etkilenenler olduğunu akıldan çıkartmamak lazım. Sağlıcakla kalın.

    İNANILIR GİBİ DEĞİL OCTOPUS İSKELESİNİ YIKACAKLARDI!

    Hisarönü gezilerime mayıs ayının son günlerinde başladım. Mutfak işlerinden pek hoşlanmayan bir ekip olarak Marmaris’ten çıktık. Çiftlik, Bozukkale, Söğüt, Marmaris… Dört günde hızlı bir sezona merhaba turu. Programı yaparken Söğüt’te Octopus iskelesinin sahibi Eray Bey’i aradım, “Açtınız mı, geliyorum” dedim. “Ali Abi geldiğinde bir iskelemiz olursa buyur” dedi. Meğer dozerler kapıya dayanmış, 30 yıllık Octopus iskelesini, denizcilerin Yeşilova Körfezi’ndeki tek güvenilir kara bağlantısını çevre koruma kaygısıyla yıkmaya karar vermişler. Hukukta müktesep hak diye bir kavram vardır. Geçiniz. Diyelim ki, bölgedeki bir teknede sedye ile çıkarılması gereken bir insan var, bu işlemi yapabileceğiniz tek iskele. “Eray Bey, yürütmeyi durdurma davası açtınız mı?” diye sordum. Neyse ki açmışlar, dozer işini görmeden bir iki saat önce mahkemeden karar çıktı. İskele kurtuldu. Plajlardaki güneşlenme iskeleleri problemli bir konu. İnsanın kumsaldan denize girecek yeri kalmıyor. Ama Çevre Bakanlığı sapla samanı fena karıştırıyor. “Kaçak iskeleler yıkılacak” diye bir karar çıkıyor, sonra ekipler denizcilerin 10 yıllardır bir can simidi gibi kullandığı iskeleleri de yıkmaya kalkışıyor. Yapmayın!

    Kuzbükü: Büyük değişim

    Kuzbükü Neighbours… Belgin ve Menderes Çoban, beş yılda Kuzbükü’nü bir lezzet ve estetik merkezi haline çevirmişlerdi. Haziranın son günlerinde, bir gün uğrayalım dedik, rezervasyon için telefon açtım. “Ali Bey, istediğiniz zaman gelin, ama şu anda yeni yerimize taşınmak için hummalı bir çalışma içindeyiz” yanıtını aldım. Şok, şok, şok! Mülk sahipleri tesisi ve sahip oldukları araziyi astronomik bir fiyata satmış. Neighbours bölgede kısa sürede haklı bir şöhret kazandı. Çoban Ailesi yan arazinin de sahibiydi. Derhal kolları sıvamışlar, kendi arazilerinde kalan mutfak ve depo alanlarını da kullanarak restoranı bir yan parsele taşımışlar. İnşaat karmaşasına girmeyelim dedim, bir hafta sonra gittim. Kıyılarımızdaki örnek tesislerden biriydi. Bitmiş. Ama Çoban Ailesi, pes etmemiş, Kuzbükü’nden vazgeçmemiş. Denize 100 metre cephesi bulunan arsalarında yeni tesisi süratle kurmuş, sezona hazırlamışlar. Ben de uğramışken bir sübye kokoreçlerini yedim. Her zamanki gibi mükemmeldi. Kuzbükü’nde değişim sadece bundan ibaret değil. Üç dört yeni bina yapılmış. Hele biri, iki katlı bir taş konak. Maşallah! Bir de… Bir tiny house meraklısı en yakın karayoluna 3 km mesafede, 300 metrelik sarp bir kaya duvarının dibindeki Kuzbükü sahilinin ortasına herhalde bir sal ve vinç marifeti ile bir tekerlekli ev yerleştirmiş. Gözlerime inanamadım!   

    Ayağacı Koyu’nda turizm atağı…

    Ayağacı Koyu nerede biliyor musunuz? Tabii ki bilmiyorsunuz. Atabol (Apostol) Burnu ile Adaboğazı arasında, haritalarda Ayaca Koyu olarak geçen yere, turizm girişimcilerimiz yerel halkın verdiği isimle “Ay ağacı” demeyi tercih etmişler. Herhalde kulağa daha hoş geliyor diye. Denizciler açısından baktığınızda, koy fena halde solugan alır. Denizi sakin yakalamak pek zordur. Ama burada yıllardır bir yapılaşma çabası var. Üstünde Türk bayrağı dalgalanan pek çok ev de yapıldı. “Ne yapılacak bu kuş uçmaz kervan geçmez yerde” diye kendi kendimize sorarken bu yıl tam dört tesis devreye girmiş durumda. Ayağacı Boutique  Beach, Massi Ayağacı, Ayağacı Teras, Ayağacı Villa… Plajda büyücek bir ahşap iskele, denizde 8-10 tonoz… Ne diyelim, hayırlı olsun… Bozburun ve Söğüt’teki tanıdıklarla konuşuyoruz. Yeşilova Körfezi’nin tüm kayalık, ıssız yamaçlarının satıldığını söylüyorlar.  Herhalde zamanla körfezin tamamı böyle bir yapılaşma yaşayacak.☸ www.maviyolculukrehberi.net

  • HİSARÖNÜ: Denizci iskeleleri azalıyor, özel iskeleler ve güneşlenme iskeleleri artıyor

    HİSARÖNÜ: Denizci iskeleleri azalıyor, özel iskeleler ve güneşlenme iskeleleri artıyor

    Hisarönü’nde son gelişmeleri anlatmak için yazıya başladım, o eski güzel iskelelerimizin sayısındaki dramatik azalma konuyu başka bir yere götürdü. Sayı olarak baktığınızda Hisarönü’nde belki yüze yakın yeni iskele çakılmış durumda. Söğüt, Selimiye, Bozburun bu açıdan en çarpıcı örnekler. Her evin, her otelin önünde bir iskele var ama amatör denizcilerin teknelerini bağlayabileceği iskelelerin sayısı neredeyse yarı yarıya azalmış durumda. Yüzlerce iskele ve üstünde gündüz saatlerinde şezlonglar, akşam ise masa iskemle… Oysa marina fiyatlarının Euro bazında uçuşa geçtiği şu günlerde, Hisarönü iskeleleri amatör denizcilerin barınma sorununa da bir alternatif model olabilirdi. Fotoğraflar ALİ BORATAV

    İskeleler, özellikle lojistik imkânları kısıtlı yelkencilerin ve küçük motoryatların denizdeki can damarıdır. Çöplerinizi verirsiniz, imkân varsa su – elektrik ikmali yaparsınız, bazılarında domates-biber-meyve, hızlı tüketilen ve çok dayanmayan malzeme takviyesi yaparsınız. Ve ayrıca, çoğu çocukluktan balıkçı bu iskelelerde güzel yemek yenir. İmkânı kısıtlı tekne mutfağına keyifli bir mola verilir.

    2105 ilkbaharında Yacht Türkiye’de yayınlanan yazılarımda Gökçeada’dan Kekova’ya yani tüm Ege kıyıları ve Batı Akdeniz koylarındaki iskeleleri saymıştım. “79 Güzel İskele” başlıklı bir yazı idi. Bugün beach clublar,  güneşlenme platformları… Saysanız bu kıyılarımızda belki 379 iskele var. Ama bu iskelelerden kaçına denizciler yanaşabiliyor, büyük bir soru işareti. Hatta 2015’teki “79 güzel iskele”nin yarısına yakınının bugün denizcilere kapandığını söylemek mümkün.

    Hemen örnekleyelim. Mesela karayolu ulaşımı çok sınırlı, yani kara turizminin pek hissedilmediği Marmaris Körfezi iskeleleri Çiftlik, Serçe, Bozukkale olduğu gibi duruyor. Ama… Gökova’da denizcilerin yanaşabildiği 13 iskele vardı. Bugün dört tane kaldı. Okluk tamamen yıkıldı, Çökertme’deki dört iskeleden üçü yıkıldı. Karacasöğüt iskeleleri neyse ki duruyor. Geçen yıl pandeminin en korkutucu günlerinde Akbük’e gittik. Baktım Doğa Restaurant iskelesi duruyor ama kıyıdaki olağanüstü yapılaşma ve inanılmaz günübirlik kara turizmi akını nedeniyle yıllardır en sevdiğimiz duraklardan biri olan Altaş İskelesi’ni denizcilere kapamış. Bu bir istisna değil, kıyılarımızdaki denizci iskelelerinin pek çoğunda benzer bir eğilim gözleniyor.

    HİSARÖNÜ’NDEKİ DEĞİŞİM ÇARPICI

    Bu açıdan Hisarönü çok daha vahim. Kentleşme butik otelleşme atılımıyla Knidos’tan Söğüt’e uzanan kıyılarda belki yüzlerce iskele kuruldu. Ama bunların tümü güneşlenme platformu ya da özel iskeleler.  Üstelik denizcilerin eskiden baş tacı olan yedi-sekiz iskele de denizcilere kapandı. Örneğin Hayıtbükü… İnanılmaz güzel 10-12 teknenin yanaşabildiği bir küçük ahşap iskele. Muhtarlık İskelesi olarak bilinen bu güzel durak noktamızı beş yıl önce kaybettik. Yerel esnaf “Ormancılar geldi yıktı” diyordu. Oysa kazın ayağı farklı. Hemen o iskelenin önündeki alana yerel esnaf yüzme alanı şamandıraları döşedi, sonra da eski iskele ardındaki kumsala “kara turizmine gel gel” için şezlong ve şemsiyeler atıldı. Kara turizmcileri geliyor ve gözleme – patates kızartması – bira kültürü gelişiyordu.

    Yerel esnaf hemen ertesi yıl “Biz ne ettik” diye denizcilere bir durak oluşturmak için eski iskelenin önündeki taş mendireğin üstüne beton döktü. Yetmedi, iki yıl önce o beton rıhtım üstüne yatçılar bağlansın diye elektrik ve su tesisatı yerleştirildi. Ama denizciler zorunlu kalmadıkça o rıhtımı kullanamıyor. Çünkü adı üstünde, eski iskelenin mendireğine dışarıdan yanaşıyorsunuz. Körfezin tüm dalgası yanaşan tekneyi allak bullak ediyor. Biraz şiddetli bir dalga… Teknenin kıçı mendirek rıhtımında paralanabilir.

    SELİMİYE’NİN DURUMU DÜŞÜNDÜRÜCÜ

    Selimiye’de biri hariç, eskiden teknelerin yanaştığı sekiz-on iskelenin tümü kara turizminin iskele üstünde yemek yeme modasına yenik düştü. Bu açıdan özellikle Hidayet, Sardunya ve Voca’nın (eski Aurora) bu kararı almaları aslında denizciler açısından tam bir bozgun olarak kabul edilmeli. Hepsi denizci dostu, Selimiye sevdalısı işletmeler. Neden bu kararlar alındı?

    Birinci neden, yat yanaşma iskeleleri için devletin talep ettiği inanılmaz yüksek ecrimisil bedelleri. İkinci ve asıl önemli neden kara turizmindeki olağanüstü artış. Selimiye’deki butik otellerin sayısı son 10 yılda 10 kat arttı. Kara turisti sayısı, arabayla günübirlik gelenler dahil bu son 10 yılda belki 20 kat arttı. Bu otellerde konaklayanlar, günübirlik ziyaretçiler akşam denizin üstünde bir iskelede ufku seyrederek yemeklerini yemek istiyorlar. İskeleye bağlı tekneler çoğunluk için bir güzellik değil, bir manzara engeli. Bu açıdan bakıldığında işletmecilere de hak vermek zorunda olabiliriz.

    Ancak denizde yaşam da çok hareketlenmiş durumda. Selimiye kasap-manav-marketleri körfezdeki en önemli lojistik merkez. İskeleye bağlanamayan tekneler Selimiye alarga mevkiini tamamen kaplamış durumda. Zaten karşı kıyıda da sahiden denizi kirlettiklerine şüphe olmayan yaygın bir tekne kondu nüfusu var.

    Selimiye’de (tıpkı Orhaniye ve Bozburun gibi) yaz ortasından kasım ayına kadar tüm koca koyu kaplayan kirliliğin en önemli kaynağı karadaki tesisler. Bıraktık arıtmayı, bu üç mahallede de bir kanalizasyon sistemi bile yapılmadı. Plansız-insafsız bir otel-restoran tatilcisi hücumuyla fosseptikler hâlâ taşıyor ve taşıyor.

    ORHANİYE BİR BAŞKA MODEL

    Bir diğer çarpıcı örnek Orhaniye. Soluk alın ve rakamlara bakın. Orhaniye’de yakın zaman önceye kadar toplam 12 iskelede yaklaşık 200-250 tekne kısa süreli konaklar, lojistik ihtiyaçlarını giderir ve hatta kışlar idi. Üç önemli ulusal ve uluslararası charter şirketinin Orhaniye Koyu’nun dibindeki Kırvasil iskelelerini baz olarak kullandığı günleri hatırlarım. Yani 60’a yakın kiralık tekne. Bugün aktif olarak, başta her şeyi yasal ve yıllardır küçük bir marina gibi hizmet vermekte olan Palmiye olmak üzere toplam üç iskeleden söz edebiliyoruz. Neden, nasıl?

    Öykü yine aynı. Ecrimisil bedelleri her yıl geometrik katlandı. Yetmedi, beş yıl önce ani bir karar; Palmiye dışında Kırvasil’de önünde kışlayan teknelerin de bağlı olduğu tüm iskeleler kepçelerle, dozerlerle, testerelerle yıkıldı. Büyük bir karmaşa. O iskelelere bağlı ve sahipleri uzak kentlerdeki tekneleri sağlama almak için inanılmaz bir uğraş. Sonra ne oldu?

    Tuhaf! Bu iskeleler yeniden inşa edildi. Ama yılgın mal sahipleri teker teker bu iskeleleri ve ardındaki arsaları, binaları satılığa çıkardı. İstanbullu, Bursalı, İzmirli iş insanları bu mülkleri aldı, iskelelere de kendi teknelerini bağladılar.

    Orhaniye, daha doğrusu Kırvasil iskeleleri bir büyük, hatta geçmiş eşelendiğinde romansı bir öykü. Aslına bakarsanız Türkiye’deki nadir alternatif amatör denizci sığınaklarından biriydi. Güzel bir modeldi. Mütevazı bütçeye sahip deniz âşığı insanların barınabildikleri yüzlerce yıllık denizci sığınağı bir iskeleler topluluğu…

    VE ŞİMDİ: GÜZEL BİR MODELİN SONU

    Gerçekten… Kırvasil iskeleleri Gökova’dan Kekova’ya tüm mavi kıyılarımız için bir model olabilirdi.

    Söğüt’te, Bozburun’da, Selimiye’de; Gökova’da Çökertme, Akbük, Tuzla, Yediadalar’da; Hisarönü’nde Hayıtbükü, Datça, Kurucabük, Çamurlubük’te; ilerilere gidelim… Kaş’ta Çukurbağ Yarımadası kıyılarında, Bayındır Limanı’nda… Sayısız küçük koyumuzda benzer iskeleler amatör denizcilere makul rakamlarla kışlık barınma hizmeti verebilir hale gelebilirdi…

    Ne gerekiyor bunun için? İskelede sağlam bir tonoz sistemi. Bir palamar botu. Elektrik-su, minimal de olsa bir teknik destek ekibi. Güvenlik personeli, kamera sistemi… Belki bir çamaşırhane, küçük bir market…

    Yazının başında söyledim, mavi yolculuk kıyılarımızda ‘79 güzel iskele’ vardı. Bir de konuya şu açıdan bakalım: Peki bunlardan kaçı bu minimum hizmetleri sağlayabildi. Uluslararası anlamda küçük bir marina yani ‘marinette’ haline gelebildi?

    Bir marinette standartlarını karşılayan dokuz iskele var. Ekincik My Marina; Karacasöğüt’te Gökova Yelken Kulübü ve Yücel Marina; Orhaniye’de Palmiye ve Alesta Marina; Turgut’ta Ella ve Zakkum Marina; Fethiye’de Yacht Classic ve Yes Marina…

    Marinette standartlarına yakın hizmet veren de dört-beş iskeleden söz edebiliriz. Sadece sezonda tekne kabul eden Kumlubük ve Bozburun yat kulüpleri; hizmeti oldukça sınırlı Akbük’te Doğa iskelesi, Orhaniye’de J&J ve Fethiye’de Ata marinaları…

    Yıllardır kısmi konaklama imkânı sunan bazı Göcek Yat Mola Noktaları’nı saymıyorum. Çünkü çok farklı statüleri var.

    Kaç etti? Toplam 14… Ya da aynı statüde değil ama hadi Göcek iskelelerini de ekleyelim toplam ancak 16-17 iskele bu evrimi geçirebildi!

    Peki amatör denizcilerin şu aralar en önemli ihtiyacı olan sıvı atık alım imkanı bu iskelelerin kaçında var? Şu anda sadece Ekincik My Marina’da. Geçenlerde Orhaniye Palmiye’ye uğradım. Hem konumu hem de sunduğu hizmetler açısından her zaman en güvenilir iki-üç marinette arasında olmuştur. Sahibi Doğan Saygılı büyük bir müjde olarak “Gelecek ay yasal izinler tamamlanıyor, atık alımına da başlıyoruz” dedi.

    Bu bir ‘müjde’…  Çünkü hem bazı iskelelerde altyapı olanakları açısından bu hizmet imkânsıza yakın, hem de Çevre Bakanlığı bu izini kolay kolay vermiyor. İskelenin her bakımdan yasalara uyumlu olması gerekiyor.

    Uçup giden marina fiyatları ve MUÇEV

    Bugün Türkiye’de, özellikle de güneybatı kıyılarımızda, 10-12 metrelik mütevazı bir tekneye marinalar 4-5 bin Euro yıllık ücret ister haldeler. Gözde marinalarda bu rakam rahatlıkla 8-10 bin Euro’ya yükselebiliyor. Dünya ölçüsünde hayli yüksek bu rakamlar için “talep yüksek, arz düşük” gibi basit bir gerekçe var.

    Mesela… Kamu yönetiminin elinde MUÇEV isminde bir alternatif iskele modeli var. Ama Karacasöğüt, Selimiye, Göcek, Üçağız gibi yüksek kapasiteli iskelelerinde doğru dürüst bir hizmet de verilmeden kısa-uzun süreli tekne konaklamalarında astronomik ücretler talep ediliyor. Kamu hizmeti sayılması gereken bu tesislerin ücretlendirmesinde herhalde ‘madem ortam böyle, fiyatımız da böyle’ gibi bir mantık güdülüyor.

    MUÇEV, Göcek’teki Belediye İskelesi’ni de yönetimine almış. “Burayı büyüteceğiz, mendirek de yapacağız, 200 teknelik bir yeni marina haline getireceğiz” diye kolları sıvamışlar. Daha ortada bir şey yok, yeni tesis için bir çivi bile çakılmadı. Ama duydum ki, bu kış için astronomik fiyatlarla yer satmaya başlamışlar. Tam bir “istim arkadan gelir” örneği. Peki, ülkemizin amatör denizciliği geliştirme çabası bu denklemin neresinde? Denizcilik sadece kulağından para fışkıranlara tanınan bir imtiyaz olarak mı görülüyor? Kıçına “tender” (yani lokomotifin ardındaki su ve odun/kömür taşıyan vagon) ismi verilen 800 HP motorlu bir RIB bağlamış, denizin ucundaki ücra koydan mahalle kasap, bakkal, manavına son sürat ulaşabilenlerin midir bu mavi denizler?

    Maalesef… Bu sorular bitmiyor… 

    HİSARÖNÜ’NDEN HABERLER

    1- Selimiye kaosu: Yaz ortası ama henüz bayram başlamamıştı. Jeanneau Günleri’nde bir sohbet toplantısı için arabayla Marmaris’e giderken tepelerden Selimiye kıyılarını gördüm. Böyle bir görüntü bilmiyorum! Koyun karşı kıyısını tekne-kondular kaplamış belki 50 tane, restoran ve market önündeki alarga mevkiinde de belki 50 tekne demirde. Ben Sığliman’a sığındım, o kalabalıktan kaçtım.  Sonradan duydum ki, yoğunluk bayramda üç katına çıkmış. Sevgili denizci arkadaşlarım, her vesileyle söylüyoruz, “Bu tür kapalı koylarımızda deniz kirliliğinin çok büyük bir bölümü karasaldır.” Ama şunu da kabul edelim: Selimiye gibi bir kapalı koyda iki gün kalan denizcilerin de bu kirlenmede payı var. En azından, bu tekneler bulaşık sularını ne yapıyorlar?

    2- Datça kıyıları: Bu kıyılar neyse ki yeni nesil Türk denizcilerinin sevmediği bir bölge. Kurucabük ve İnbükü’nde alarga keyfi, Günlücek Koyları, Armutlusu, Gökliman, Domuz Çukuru, Palamutbükü kıyıları, Çukurbük ve hatta hafta ortası günlerinde Knidos Limanı hâlâ muhteşem hazineler. D-Maris, yani Tavşanbükü ve Sucağız Koyları; yani Nusr-et ve Manos erişim alanları haricinde Datça Yarımadası güney kıyıları en temiz ve sakin denizleri bulacağınız alan. Bu arada D-Maris’e de samimiyetle bayılıyorum. 20 metre ve üzeri koca motoryatları bir mıknatıs gibi çekiyor. Kendi aralarında misafirlik yapıyorlar, akşam Manos’a gidip tabak çanak kırıyorlar. Bir düşünsenize bu koca yatlardan üçü Sığliman’a demirlese başka hiçbir tekne oraya giremez.

    3- Adaboğazı-Dirsek: Hisarönü’ne girip bu iki büyülü adrese uğramadan dönülmez, katılıyorum. Ama yaz ortası öyle bir yoğunluk var ki, insanın cesareti kırılıyor. Asla cesaretinizi kaybetmeyin. Artık bayramdaki dehşet kalabalık sona erdi. Gerçi bu iki güzide demirleme noktamızda Ağustos’ta da her gün yüzlerce tekne olacak. Ama her zaman, hâkim rüzgâra açık noktalarda, yani dip köşelerde güzel bir konaklama alanı bulmak mümkün. Profesyoneller biraz çırpıntılı bu noktalara demirlemez, böylece amatörlere bir iki kupon köşe kalır. Bu arada çok önemli bir gelişme: Marmaris Liman Başkanlığı’nın doğa koruma gerekçesi ile önümüzdeki dönemde Adaboğazı’nda demirleme yasağı uygulama olasılığı var. Yani henüz fırsat varken değerlendirmekte fayda var!

    4- Söğüt beach club: Yaz başında Söğüt Kızılyer Mahallesi’ndeki mükemmel durağımız Octopus iskelesine yanaştık. Tam bir nefes alacağız bir gümbürtü koptu. Octopus’un yanındaki araziye bir beach club yapılmaktaymış. Ses siteminin provası var… İsyan edesim geldi. Yani ‘bangır bangır beach club – eller havaya’ isteyen Bodrum Göltürkbükü’nün yolunu tutamaz mı? Bu memlekette bir sakin-huzurlu koy kalamaz mı? Tesisi yapanlar, daha doğrusu ortakları Söğüt’ün bir marka haline gelmesinde ciddi katkıları olan Manzara Restaurant’ın sahipleri. Yamaçtaki restoranda olağanüstü bir kalite durağı yarattılar. Peki, kıyıda bu huzursuzluk neden?

    5- İskele durakları: Ne acı… Hisarönü’nde iskele lezzet duraklarımız yıllar içinde artacağına azalmakta. Soldan say; Kuzbükü, Kocabahçe, Dirsek…. Söğüt’te kara turizmine de açık Keçibükü, Octopus ve Denizkızı… Koca körfezde teknelerin yanaşacağı bu kadar az yer kalınca ve yanaşmak isteyen teknelerin sayısı bu denli artınca ister istemez bir mutsuzluk ortaya çıkmakta. Sağ olsunlar bu ismini saydığım denizcilere aşina işletmeler yıllardır sürdürdükleri kaliteyi devam ettirmeye çalışıyorlar, ama yoğun talep karşısında aksaklıklar da olabiliyor. Kimi rezervasyon yapıyor dört gün önceden her yer doluyor, kimi rezervasyon yapmıyor, insan bir gezi planı yapamıyor. Ama şu yazının da konusu; iskelelerimiz azalıyor… Bu deniz dostlarını kollamak/korumak için ne gerekiyorsa yapmaktan yanayım…

    6- Yerel müteşebbisler: Hisarönü’nde deniz üstünde Göcek’teki Migros, Carrefour, restoran, pastane gibi kurumsal servisler henüz zayıf. Migros “İnternetten sipariş verin Bozburun’da teknenize getiririz” diyor. Kahve Dünyası bir bot koymuş, o kadar. Ama pek çok yerel girişimci küçük kayıklarla hizmet vermeye başladı. Mesela iki tane piyade teknesi “Katı atıklarınız alınır” diye koy koy geziyor. Dirsekbükü’nün efsane ismi Niyazi  (Tel: 0538 937 35 48) ve Turgut’taki Ella Marina’nın (Tel: 0532 161 55 14) market kayıkları oldukça esaslı. Bencik’te dizine kadar beyaz sakallı Hüseyin Dayı bir diğer efsane market kayığı (Tel: 0531 086 24 13). Bu yerel marketlerin avantajı şu; çevredeki bostanlardan, bahçelerden meyve sebze alabiliyorlar ve öylesini bulursanız lezzet farkı müthiş. Son gezimizde İnbükü’nde yanımıza kıçtan takma motorlu küçük bir tekne ile bir hanım geldi. Bir baktık teknenin ismi Cake Boat. Ayça Hanım, Orhaniye merkezli bir gezer pastane açmış

    (Tel: 0531 435 71 77). Hayırlı olsun.☸ www.maviyolculukrehberi.net