HİSARÖNÜ: Denizci iskeleleri azalıyor, özel iskeleler ve güneşlenme iskeleleri artıyor

Hisarönü’nde son gelişmeleri anlatmak için yazıya başladım, o eski güzel iskelelerimizin sayısındaki dramatik azalma konuyu başka bir yere götürdü. Sayı olarak baktığınızda Hisarönü’nde belki yüze yakın yeni iskele çakılmış durumda. Söğüt, Selimiye, Bozburun bu açıdan en çarpıcı örnekler. Her evin, her otelin önünde bir iskele var ama amatör denizcilerin teknelerini bağlayabileceği iskelelerin sayısı neredeyse yarı yarıya azalmış durumda. Yüzlerce iskele ve üstünde gündüz saatlerinde şezlonglar, akşam ise masa iskemle… Oysa marina fiyatlarının Euro bazında uçuşa geçtiği şu günlerde, Hisarönü iskeleleri amatör denizcilerin barınma sorununa da bir alternatif model olabilirdi. Fotoğraflar ALİ BORATAV

İskeleler, özellikle lojistik imkânları kısıtlı yelkencilerin ve küçük motoryatların denizdeki can damarıdır. Çöplerinizi verirsiniz, imkân varsa su – elektrik ikmali yaparsınız, bazılarında domates-biber-meyve, hızlı tüketilen ve çok dayanmayan malzeme takviyesi yaparsınız. Ve ayrıca, çoğu çocukluktan balıkçı bu iskelelerde güzel yemek yenir. İmkânı kısıtlı tekne mutfağına keyifli bir mola verilir.

2105 ilkbaharında Yacht Türkiye’de yayınlanan yazılarımda Gökçeada’dan Kekova’ya yani tüm Ege kıyıları ve Batı Akdeniz koylarındaki iskeleleri saymıştım. “79 Güzel İskele” başlıklı bir yazı idi. Bugün beach clublar,  güneşlenme platformları… Saysanız bu kıyılarımızda belki 379 iskele var. Ama bu iskelelerden kaçına denizciler yanaşabiliyor, büyük bir soru işareti. Hatta 2015’teki “79 güzel iskele”nin yarısına yakınının bugün denizcilere kapandığını söylemek mümkün.

Hemen örnekleyelim. Mesela karayolu ulaşımı çok sınırlı, yani kara turizminin pek hissedilmediği Marmaris Körfezi iskeleleri Çiftlik, Serçe, Bozukkale olduğu gibi duruyor. Ama… Gökova’da denizcilerin yanaşabildiği 13 iskele vardı. Bugün dört tane kaldı. Okluk tamamen yıkıldı, Çökertme’deki dört iskeleden üçü yıkıldı. Karacasöğüt iskeleleri neyse ki duruyor. Geçen yıl pandeminin en korkutucu günlerinde Akbük’e gittik. Baktım Doğa Restaurant iskelesi duruyor ama kıyıdaki olağanüstü yapılaşma ve inanılmaz günübirlik kara turizmi akını nedeniyle yıllardır en sevdiğimiz duraklardan biri olan Altaş İskelesi’ni denizcilere kapamış. Bu bir istisna değil, kıyılarımızdaki denizci iskelelerinin pek çoğunda benzer bir eğilim gözleniyor.

HİSARÖNÜ’NDEKİ DEĞİŞİM ÇARPICI

Bu açıdan Hisarönü çok daha vahim. Kentleşme butik otelleşme atılımıyla Knidos’tan Söğüt’e uzanan kıyılarda belki yüzlerce iskele kuruldu. Ama bunların tümü güneşlenme platformu ya da özel iskeleler.  Üstelik denizcilerin eskiden baş tacı olan yedi-sekiz iskele de denizcilere kapandı. Örneğin Hayıtbükü… İnanılmaz güzel 10-12 teknenin yanaşabildiği bir küçük ahşap iskele. Muhtarlık İskelesi olarak bilinen bu güzel durak noktamızı beş yıl önce kaybettik. Yerel esnaf “Ormancılar geldi yıktı” diyordu. Oysa kazın ayağı farklı. Hemen o iskelenin önündeki alana yerel esnaf yüzme alanı şamandıraları döşedi, sonra da eski iskele ardındaki kumsala “kara turizmine gel gel” için şezlong ve şemsiyeler atıldı. Kara turizmcileri geliyor ve gözleme – patates kızartması – bira kültürü gelişiyordu.

Yerel esnaf hemen ertesi yıl “Biz ne ettik” diye denizcilere bir durak oluşturmak için eski iskelenin önündeki taş mendireğin üstüne beton döktü. Yetmedi, iki yıl önce o beton rıhtım üstüne yatçılar bağlansın diye elektrik ve su tesisatı yerleştirildi. Ama denizciler zorunlu kalmadıkça o rıhtımı kullanamıyor. Çünkü adı üstünde, eski iskelenin mendireğine dışarıdan yanaşıyorsunuz. Körfezin tüm dalgası yanaşan tekneyi allak bullak ediyor. Biraz şiddetli bir dalga… Teknenin kıçı mendirek rıhtımında paralanabilir.

SELİMİYE’NİN DURUMU DÜŞÜNDÜRÜCÜ

Selimiye’de biri hariç, eskiden teknelerin yanaştığı sekiz-on iskelenin tümü kara turizminin iskele üstünde yemek yeme modasına yenik düştü. Bu açıdan özellikle Hidayet, Sardunya ve Voca’nın (eski Aurora) bu kararı almaları aslında denizciler açısından tam bir bozgun olarak kabul edilmeli. Hepsi denizci dostu, Selimiye sevdalısı işletmeler. Neden bu kararlar alındı?

Birinci neden, yat yanaşma iskeleleri için devletin talep ettiği inanılmaz yüksek ecrimisil bedelleri. İkinci ve asıl önemli neden kara turizmindeki olağanüstü artış. Selimiye’deki butik otellerin sayısı son 10 yılda 10 kat arttı. Kara turisti sayısı, arabayla günübirlik gelenler dahil bu son 10 yılda belki 20 kat arttı. Bu otellerde konaklayanlar, günübirlik ziyaretçiler akşam denizin üstünde bir iskelede ufku seyrederek yemeklerini yemek istiyorlar. İskeleye bağlı tekneler çoğunluk için bir güzellik değil, bir manzara engeli. Bu açıdan bakıldığında işletmecilere de hak vermek zorunda olabiliriz.

Ancak denizde yaşam da çok hareketlenmiş durumda. Selimiye kasap-manav-marketleri körfezdeki en önemli lojistik merkez. İskeleye bağlanamayan tekneler Selimiye alarga mevkiini tamamen kaplamış durumda. Zaten karşı kıyıda da sahiden denizi kirlettiklerine şüphe olmayan yaygın bir tekne kondu nüfusu var.

Selimiye’de (tıpkı Orhaniye ve Bozburun gibi) yaz ortasından kasım ayına kadar tüm koca koyu kaplayan kirliliğin en önemli kaynağı karadaki tesisler. Bıraktık arıtmayı, bu üç mahallede de bir kanalizasyon sistemi bile yapılmadı. Plansız-insafsız bir otel-restoran tatilcisi hücumuyla fosseptikler hâlâ taşıyor ve taşıyor.

ORHANİYE BİR BAŞKA MODEL

Bir diğer çarpıcı örnek Orhaniye. Soluk alın ve rakamlara bakın. Orhaniye’de yakın zaman önceye kadar toplam 12 iskelede yaklaşık 200-250 tekne kısa süreli konaklar, lojistik ihtiyaçlarını giderir ve hatta kışlar idi. Üç önemli ulusal ve uluslararası charter şirketinin Orhaniye Koyu’nun dibindeki Kırvasil iskelelerini baz olarak kullandığı günleri hatırlarım. Yani 60’a yakın kiralık tekne. Bugün aktif olarak, başta her şeyi yasal ve yıllardır küçük bir marina gibi hizmet vermekte olan Palmiye olmak üzere toplam üç iskeleden söz edebiliyoruz. Neden, nasıl?

Öykü yine aynı. Ecrimisil bedelleri her yıl geometrik katlandı. Yetmedi, beş yıl önce ani bir karar; Palmiye dışında Kırvasil’de önünde kışlayan teknelerin de bağlı olduğu tüm iskeleler kepçelerle, dozerlerle, testerelerle yıkıldı. Büyük bir karmaşa. O iskelelere bağlı ve sahipleri uzak kentlerdeki tekneleri sağlama almak için inanılmaz bir uğraş. Sonra ne oldu?

Tuhaf! Bu iskeleler yeniden inşa edildi. Ama yılgın mal sahipleri teker teker bu iskeleleri ve ardındaki arsaları, binaları satılığa çıkardı. İstanbullu, Bursalı, İzmirli iş insanları bu mülkleri aldı, iskelelere de kendi teknelerini bağladılar.

Orhaniye, daha doğrusu Kırvasil iskeleleri bir büyük, hatta geçmiş eşelendiğinde romansı bir öykü. Aslına bakarsanız Türkiye’deki nadir alternatif amatör denizci sığınaklarından biriydi. Güzel bir modeldi. Mütevazı bütçeye sahip deniz âşığı insanların barınabildikleri yüzlerce yıllık denizci sığınağı bir iskeleler topluluğu…

VE ŞİMDİ: GÜZEL BİR MODELİN SONU

Gerçekten… Kırvasil iskeleleri Gökova’dan Kekova’ya tüm mavi kıyılarımız için bir model olabilirdi.

Söğüt’te, Bozburun’da, Selimiye’de; Gökova’da Çökertme, Akbük, Tuzla, Yediadalar’da; Hisarönü’nde Hayıtbükü, Datça, Kurucabük, Çamurlubük’te; ilerilere gidelim… Kaş’ta Çukurbağ Yarımadası kıyılarında, Bayındır Limanı’nda… Sayısız küçük koyumuzda benzer iskeleler amatör denizcilere makul rakamlarla kışlık barınma hizmeti verebilir hale gelebilirdi…

Ne gerekiyor bunun için? İskelede sağlam bir tonoz sistemi. Bir palamar botu. Elektrik-su, minimal de olsa bir teknik destek ekibi. Güvenlik personeli, kamera sistemi… Belki bir çamaşırhane, küçük bir market…

Yazının başında söyledim, mavi yolculuk kıyılarımızda ‘79 güzel iskele’ vardı. Bir de konuya şu açıdan bakalım: Peki bunlardan kaçı bu minimum hizmetleri sağlayabildi. Uluslararası anlamda küçük bir marina yani ‘marinette’ haline gelebildi?

Bir marinette standartlarını karşılayan dokuz iskele var. Ekincik My Marina; Karacasöğüt’te Gökova Yelken Kulübü ve Yücel Marina; Orhaniye’de Palmiye ve Alesta Marina; Turgut’ta Ella ve Zakkum Marina; Fethiye’de Yacht Classic ve Yes Marina…

Marinette standartlarına yakın hizmet veren de dört-beş iskeleden söz edebiliriz. Sadece sezonda tekne kabul eden Kumlubük ve Bozburun yat kulüpleri; hizmeti oldukça sınırlı Akbük’te Doğa iskelesi, Orhaniye’de J&J ve Fethiye’de Ata marinaları…

Yıllardır kısmi konaklama imkânı sunan bazı Göcek Yat Mola Noktaları’nı saymıyorum. Çünkü çok farklı statüleri var.

Kaç etti? Toplam 14… Ya da aynı statüde değil ama hadi Göcek iskelelerini de ekleyelim toplam ancak 16-17 iskele bu evrimi geçirebildi!

Peki amatör denizcilerin şu aralar en önemli ihtiyacı olan sıvı atık alım imkanı bu iskelelerin kaçında var? Şu anda sadece Ekincik My Marina’da. Geçenlerde Orhaniye Palmiye’ye uğradım. Hem konumu hem de sunduğu hizmetler açısından her zaman en güvenilir iki-üç marinette arasında olmuştur. Sahibi Doğan Saygılı büyük bir müjde olarak “Gelecek ay yasal izinler tamamlanıyor, atık alımına da başlıyoruz” dedi.

Bu bir ‘müjde’…  Çünkü hem bazı iskelelerde altyapı olanakları açısından bu hizmet imkânsıza yakın, hem de Çevre Bakanlığı bu izini kolay kolay vermiyor. İskelenin her bakımdan yasalara uyumlu olması gerekiyor.

Uçup giden marina fiyatları ve MUÇEV

Bugün Türkiye’de, özellikle de güneybatı kıyılarımızda, 10-12 metrelik mütevazı bir tekneye marinalar 4-5 bin Euro yıllık ücret ister haldeler. Gözde marinalarda bu rakam rahatlıkla 8-10 bin Euro’ya yükselebiliyor. Dünya ölçüsünde hayli yüksek bu rakamlar için “talep yüksek, arz düşük” gibi basit bir gerekçe var.

Mesela… Kamu yönetiminin elinde MUÇEV isminde bir alternatif iskele modeli var. Ama Karacasöğüt, Selimiye, Göcek, Üçağız gibi yüksek kapasiteli iskelelerinde doğru dürüst bir hizmet de verilmeden kısa-uzun süreli tekne konaklamalarında astronomik ücretler talep ediliyor. Kamu hizmeti sayılması gereken bu tesislerin ücretlendirmesinde herhalde ‘madem ortam böyle, fiyatımız da böyle’ gibi bir mantık güdülüyor.

MUÇEV, Göcek’teki Belediye İskelesi’ni de yönetimine almış. “Burayı büyüteceğiz, mendirek de yapacağız, 200 teknelik bir yeni marina haline getireceğiz” diye kolları sıvamışlar. Daha ortada bir şey yok, yeni tesis için bir çivi bile çakılmadı. Ama duydum ki, bu kış için astronomik fiyatlarla yer satmaya başlamışlar. Tam bir “istim arkadan gelir” örneği. Peki, ülkemizin amatör denizciliği geliştirme çabası bu denklemin neresinde? Denizcilik sadece kulağından para fışkıranlara tanınan bir imtiyaz olarak mı görülüyor? Kıçına “tender” (yani lokomotifin ardındaki su ve odun/kömür taşıyan vagon) ismi verilen 800 HP motorlu bir RIB bağlamış, denizin ucundaki ücra koydan mahalle kasap, bakkal, manavına son sürat ulaşabilenlerin midir bu mavi denizler?

Maalesef… Bu sorular bitmiyor… 

HİSARÖNÜ’NDEN HABERLER

1- Selimiye kaosu: Yaz ortası ama henüz bayram başlamamıştı. Jeanneau Günleri’nde bir sohbet toplantısı için arabayla Marmaris’e giderken tepelerden Selimiye kıyılarını gördüm. Böyle bir görüntü bilmiyorum! Koyun karşı kıyısını tekne-kondular kaplamış belki 50 tane, restoran ve market önündeki alarga mevkiinde de belki 50 tekne demirde. Ben Sığliman’a sığındım, o kalabalıktan kaçtım.  Sonradan duydum ki, yoğunluk bayramda üç katına çıkmış. Sevgili denizci arkadaşlarım, her vesileyle söylüyoruz, “Bu tür kapalı koylarımızda deniz kirliliğinin çok büyük bir bölümü karasaldır.” Ama şunu da kabul edelim: Selimiye gibi bir kapalı koyda iki gün kalan denizcilerin de bu kirlenmede payı var. En azından, bu tekneler bulaşık sularını ne yapıyorlar?

2- Datça kıyıları: Bu kıyılar neyse ki yeni nesil Türk denizcilerinin sevmediği bir bölge. Kurucabük ve İnbükü’nde alarga keyfi, Günlücek Koyları, Armutlusu, Gökliman, Domuz Çukuru, Palamutbükü kıyıları, Çukurbük ve hatta hafta ortası günlerinde Knidos Limanı hâlâ muhteşem hazineler. D-Maris, yani Tavşanbükü ve Sucağız Koyları; yani Nusr-et ve Manos erişim alanları haricinde Datça Yarımadası güney kıyıları en temiz ve sakin denizleri bulacağınız alan. Bu arada D-Maris’e de samimiyetle bayılıyorum. 20 metre ve üzeri koca motoryatları bir mıknatıs gibi çekiyor. Kendi aralarında misafirlik yapıyorlar, akşam Manos’a gidip tabak çanak kırıyorlar. Bir düşünsenize bu koca yatlardan üçü Sığliman’a demirlese başka hiçbir tekne oraya giremez.

3- Adaboğazı-Dirsek: Hisarönü’ne girip bu iki büyülü adrese uğramadan dönülmez, katılıyorum. Ama yaz ortası öyle bir yoğunluk var ki, insanın cesareti kırılıyor. Asla cesaretinizi kaybetmeyin. Artık bayramdaki dehşet kalabalık sona erdi. Gerçi bu iki güzide demirleme noktamızda Ağustos’ta da her gün yüzlerce tekne olacak. Ama her zaman, hâkim rüzgâra açık noktalarda, yani dip köşelerde güzel bir konaklama alanı bulmak mümkün. Profesyoneller biraz çırpıntılı bu noktalara demirlemez, böylece amatörlere bir iki kupon köşe kalır. Bu arada çok önemli bir gelişme: Marmaris Liman Başkanlığı’nın doğa koruma gerekçesi ile önümüzdeki dönemde Adaboğazı’nda demirleme yasağı uygulama olasılığı var. Yani henüz fırsat varken değerlendirmekte fayda var!

4- Söğüt beach club: Yaz başında Söğüt Kızılyer Mahallesi’ndeki mükemmel durağımız Octopus iskelesine yanaştık. Tam bir nefes alacağız bir gümbürtü koptu. Octopus’un yanındaki araziye bir beach club yapılmaktaymış. Ses siteminin provası var… İsyan edesim geldi. Yani ‘bangır bangır beach club – eller havaya’ isteyen Bodrum Göltürkbükü’nün yolunu tutamaz mı? Bu memlekette bir sakin-huzurlu koy kalamaz mı? Tesisi yapanlar, daha doğrusu ortakları Söğüt’ün bir marka haline gelmesinde ciddi katkıları olan Manzara Restaurant’ın sahipleri. Yamaçtaki restoranda olağanüstü bir kalite durağı yarattılar. Peki, kıyıda bu huzursuzluk neden?

5- İskele durakları: Ne acı… Hisarönü’nde iskele lezzet duraklarımız yıllar içinde artacağına azalmakta. Soldan say; Kuzbükü, Kocabahçe, Dirsek…. Söğüt’te kara turizmine de açık Keçibükü, Octopus ve Denizkızı… Koca körfezde teknelerin yanaşacağı bu kadar az yer kalınca ve yanaşmak isteyen teknelerin sayısı bu denli artınca ister istemez bir mutsuzluk ortaya çıkmakta. Sağ olsunlar bu ismini saydığım denizcilere aşina işletmeler yıllardır sürdürdükleri kaliteyi devam ettirmeye çalışıyorlar, ama yoğun talep karşısında aksaklıklar da olabiliyor. Kimi rezervasyon yapıyor dört gün önceden her yer doluyor, kimi rezervasyon yapmıyor, insan bir gezi planı yapamıyor. Ama şu yazının da konusu; iskelelerimiz azalıyor… Bu deniz dostlarını kollamak/korumak için ne gerekiyorsa yapmaktan yanayım…

6- Yerel müteşebbisler: Hisarönü’nde deniz üstünde Göcek’teki Migros, Carrefour, restoran, pastane gibi kurumsal servisler henüz zayıf. Migros “İnternetten sipariş verin Bozburun’da teknenize getiririz” diyor. Kahve Dünyası bir bot koymuş, o kadar. Ama pek çok yerel girişimci küçük kayıklarla hizmet vermeye başladı. Mesela iki tane piyade teknesi “Katı atıklarınız alınır” diye koy koy geziyor. Dirsekbükü’nün efsane ismi Niyazi  (Tel: 0538 937 35 48) ve Turgut’taki Ella Marina’nın (Tel: 0532 161 55 14) market kayıkları oldukça esaslı. Bencik’te dizine kadar beyaz sakallı Hüseyin Dayı bir diğer efsane market kayığı (Tel: 0531 086 24 13). Bu yerel marketlerin avantajı şu; çevredeki bostanlardan, bahçelerden meyve sebze alabiliyorlar ve öylesini bulursanız lezzet farkı müthiş. Son gezimizde İnbükü’nde yanımıza kıçtan takma motorlu küçük bir tekne ile bir hanım geldi. Bir baktık teknenin ismi Cake Boat. Ayça Hanım, Orhaniye merkezli bir gezer pastane açmış

(Tel: 0531 435 71 77). Hayırlı olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.