Etiket: Küresel Isınma

  • İklim değişikliği ve yok oluşlar arasındaki bağlantı

    İklim değişikliği ve yok oluşlar arasındaki bağlantı

    Yeni bir çalışmanın sonuçlarına göre, milyonlarca yıl önce gerçekleşen kitlesel yok oluşta küresel ısınmanın payı olduğu ortaya çıktı. Bulgular iklim değişimi, ozon tabakasındaki hasar, zararlı UV ışınları gibi çağımız problemlerini daha iyi anlamak ve çözümler üretebilmek adına ışık tutacak bilgiler içeriyor.

    Bazen çok fazla doğal afetin üst üste yaşanması, oradan buradan türeyen komplo teorileri, bazı ekstrem hava olayları vb. şeyler bizi sık sık acaba insanlık yok mu oluyor, kıyamet mi kopacak, dünya bir yok oluşa mı sürükleniyor gibi sorulara itiyor. Tabii bunlar aslında tarih boyunca sık sık olan, zaman zaman tesadüfen aynı döneme denk gelen birtakım olaylar… Peki gerçeklik payı yok mu? Elbette jeolojik geçmişte gerçek anlamda kitlesel yok oluşlar olmuş, dünyanın tamamen farklı göründüğü süreçler de yaşanmış, buzul çağı veya yemyeşil Amazon yağmur ormanlarının buzul bölgesi olması ya da devasa bir asteroidle kıtaların parçalanması gibi. Ama aralarında milyonlarca yıl var, orası da ayrı bir konu. Dünyadaki canlı yaşamının neredeyse tamamını bitiren kitlesel yok oluşlar genellikle iklimsel koşullar, asteroid çarpması veya volkanik patlama gibi sebeplerle olmuş. Yeni bir çalışma ise biraz farklı bir sebep sunuyor ve günümüz sorunları ile milyonlarca yıl önce gerçekleşen yok oluşlardan birisi hakkında bir bağlantı kuruyor. Şimdi ona değineceğiz. Öyle kıyamet habercisi bir bulgu değil ama iklim değişimi, ozon tabakasındaki hasar, zararlı UV ışınları gibi çağımız problemlerini daha iyi anlamak ve çözümlerini üretebilmek adına ışık tutacak birtakım bilgiler içeriyor. Tabii farkındalık oluşturma adına da değerli. 

    UYARI NİTELİĞİ TAŞIYOR

    Southampton Üniversitesi’nin araştırmasına göre, yeryüzünde henüz iki dev kıta varken başlayan bir dönemi “Devoniyen Dönemi”ni günümüzden 354 milyon yıl önce sona erdiren şey, bir volkanik patlama veya asteroid çarpması gibi daha yaygın bir nedenden ziyade ozon tabakasının hasar görmesiydi. Aslında burada yol yine iklimsel bir değişime çıkıyor. Çünkü Devoniyen Dönemi’nin sonlarında çok hızlı bir küresel ısınma gerçekleşmişti. Bununla beraber ozon tabakası daha fazla hasar almaya başladı. Küresel ısınma hızlandıkça ozon tabakasındaki çöküş de hızlıca gerçekleşmiş oldu. Ozon tabakası dünyayı ultraviyole radyasyonun zararlı ışınlarından koruyan bir kalkan; bu milyonlarca yıl önce de böyleydi. Ancak o dönemde bu kalkanın incelmesi veya hasar görmesi güneşten gelen UV ışınlarının yeryüzüne ulaşabilmesine yol açtı. Bu şekilde tehlikeli bir radyasyona maruz kalmak da bitkileri, orman ekosistemlerini ve su yaşamlarını çok ciddi derecede etkileyerek kitlesel bir yok oluşa neden oldu. Özellikle kara ekosistemleri ve sığ sularda olağanüstü hasarlar oluştu, canlılık kayboldu. Bu durumu günümüze uyarlayan şey ise, şu anda yaşadığımız küresel ısınma eğilimi olarak sıcaklık değerleri açısından örtüşüyor. Bu yüzden de bir uyarı niteliği taşıyor aslında. 

    Gelelim araştırmanın şöyle kabaca nasıl gerçekleştiğine… Araştırma ekibindeki bilim insanları, Doğu Grönland’ın dağlık bölgeleri, Sahra Çölü’ndeki Chad Gölü, Bolivya’daki Titicaca Gölü gibi çok çeşitli yerlerden kaya örnekleri topluyorlar. Bu kaya örnekleri laboratuvarda hidroflorik asitte çözündüğünde mikroskobik bitki sporları serbest kalıyor. Bu spor dediğimiz, polen benzeri bir şey; farkı çiçek veya tohum içermeyen bitkilerden çıkma. Laboratuvar ortamında yeniden havaya yayılabilen bu sporlar yüz milyonlarca yıl bu kayaların içinde hapsolmuş, korunmuş. Bilimin güzelliği ve doğanın her yerinde adeta bir arşiv bulabilmek gerçekten harikulade bir olay bence. Neyse, işte bu çıkan sporlarda bir farklılık gözlemişler. Daha çok, hasar gördüğünü gösteren bir farklılık bu. 

    DEĞİŞİM DEĞİL “ALARM”

    Tatsız bir örnek olacak ama bunu şu şekilde görselleştirebilirim sanırım: Artık hepimiz aşinayız; koronavirüsün yapısında da dışa doğru çıkıntılar var ya işte bu sporlarda da buna benzer dikensi yapılar var. Normalden farklı olarak bu dikenlerin şeklinde bir bozulma olmuş, eğri büğrü bir hale gelmiş, kısacası yapısı bozulmuş. Bu da DNA yapısının bozulduğuna işaret ediyor. Ayrıca sporların birçoğu da koyu pigmentli duvarlara sahip, bu da kendini koruma amaçlı bir renk değişimi yaşadığının bir kanıtı. Aynı bizim derimizin bronzlaşması gibi. Bu gibi birkaç bulgu da o dönemdeki canlıların tehlikeli UV radyasyona maruz kaldığını gösteriyor. Şöyle bir toparlarsak; Geç Devoniyen Dönemi’ni bitiren şey, hızlı bir küresel ısınma sürecine giren dünyanın ozon tabakasının zarar görmesiydi. Oluşan hasar sonucu zararlı UVB ışınlarının yeryüzüne ulaşması kara ekosistemlerini ve sığ sulardaki yaşamın büyük bir kısmını yok etti. Yok oluş sırasında bitkiler doğal seçilime uğradı, çok azı hayatta kaldı, en çok da orman ekosistemleri etkilendi. Balık türlerinde baskın gelen türler ancak hayatta kalabildi, köpek balıkları ve kemikli balıklar gibi. Nadiren rastlansa da, tarihte böyle yok oluşların gerçekleşmesi bize iklimin nasıl önemli olduğunu, adeta bir yaşam kaynağı olduğunu anlatıyor aslında. Her şeyi altüst de edebiliyor, yeniden inşa da edebiliyor. Ondan güçlü olmadığımızı, ona kafa tutmamızın mantıksız olacağını gösteriyor. İklim değişimi yerine artık iklim alarmı dememiz gerektiğini de hatırlatıyor.☸

  • İklim değişimi yeni hastalıklar mı getiriyor?

    İklim değişimi yeni hastalıklar mı getiriyor?

    Dünyanın ana gündemi, koronavirüs. İklim değişimi ile bağlantısı var mı? Hava ile ilişkisi var her şeyden önce. Dolayısıyla, iklim değişimi ve salgın hastalıklar birbirinden bağımsız konular değil.

    ünya Sağlık Örgütü, 1996’da 300 sayfalık bir rapor yayımlamıştı. Raporun özü şuydu: “İklim ve sağlık arasında kuvvetli bir bağlantı var. Ancak bu bağlantı çok karmaşık ve çok değişkenli.” Şimdi bu neredeyse 25 yıl önce söylenen bir bilgi. Ancak geçerliliğini hâlâ koruyor, üstelik kanıtlarını çoğaltarak. Yani bir bölgenin hava durumu veya iklim değişiminin sağlık üzerinde etkisi var. Hastalık çıkarmada veya yeni virüsler meydana getirmede ya da patojenlerin yayılmasında rol oynuyor. Ama direkt bağlantıların kurulmasını zorlaştıran şey, bu konunun çok karmaşık olması ve birçok faktörün bir arada bulunması. Yalnız şu kesin ki, iklim değişimi ve salgın hastalıklar birbirinden bağımsız konular değil. Tabii şu var: “İklim değişimi salgın hastalıklara neden oluyor” gibi kesin bir yargı kullanamam. Çünkü en başta da söylediğim gibi bu çok kompleks ve birçok değişkenin bir arada olduğu bir durum. Evet, birazdan konuşacağımız şeyler hipotezler üzerine kurulu ama dayanakları çok sağlam. Elbette bilimsel veriler, mantıklı açıklamalar olacak. Bu yüzden yazının sonunda yorumu size ve zamana bırakacağım.

    SICAKLIK ETKİSİ VE GÖÇE ZORLANAN HAYVANLAR

    İklim değişimi dediğimizde aklımıza gelen ilk şey sıcaklıkların giderek yükselmesi, buna bağlı olarak iklimlerin değişmesi. O zaman önce “sıcaklık etkisi”yle başlayalım. Koronavirüs de dahil pek çok salgın hastalık, hayvan vektörlü. Genellikle hayvandan insana geçiyor, bazen de virüs şekil değiştiriyor ve insandan insana geçmeye başlıyor. Ama temelinde, hayvan kaynaklı. Giderek ısınan dünya, hayvanları göçe zorluyor. Özellikle bazı kuş türleri sıcaktan dolayı kuzeye doğru göç etmeye başlıyor. Normal şartlarda hiç karşılaşmayan hayvan türleri dengesiz ve düzensiz bu göçler sonucunda bir arada yaşamaya başlıyor. Bu da farklı tip virüslerin karışmasına, farklı ve yeni hastalıkların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Çok alakasız bir tür, hiç bilinmeyen bir virüsün taşıyıcısı oluveriyor. 

    YÜKSEK SICAKLIK İNSANI SAVUNMAZSIZ KILIYOR

    Koronavirüs özelinde baktığımızda, eğer yarasa kaynaklı olduğunu doğru kabul edersek, şöyle bir şeyden söz edebiliriz: Yarasalar, aynı insanlar gibi onları hastalıktan koruyan sabit vücut sıcaklığına sahip memeli sınıfına ait bir türdür. Nasıl bizim hastalandığımızda savunma mekanizmamız ateşimizin yükselmesi ise yarasalarda da durum böyledir. Ancak onlardaki fark şu: Bizim vücut sıcaklığımız 37 derecenin ancak 1-2 derece altı veya üstünü kabul ederken, yarasalarda bu sayı 40 derece civarında seyrediyor. Bunun üzerine bir de iklim değişimini eklediğimizde, sıcak havaya adapte olan yarasalar çok daha çeşitli patojenleri hiç yara almadan hiç hasta olmadan taşıyabilir hale geliyorlar. Şimdi burada başka bir bağlantı devreye giriyor ki, o da sıcaklık ile insanların bağışıklık sisteminin giderek zayıflaması. Yüksek sıcaklık insanları daha savunmasız hale getiriyor. Hemen bunu da bir açıklayalım. 

    SICAK GEÇEN KIŞ GRİBİ ARTIRIYOR

    Az önce de söylediğim gibi, ateşimizin çıkması aslında bir savunma mekanizması. Patojenlerin hayatta kalmasını zorlaştıran bir sıcaklık seviyesi yaratmış oluyor vücut. Ancak küresel ısınma neticesinde bakteriler, birtakım patojenler zaten doğal yaşam seyrinde bu yüksek sıcaklıklara alışmış oluyor. Sıcak koşullara karşı donanımlı hale geliyor. İşte bu da bizi daha savunmasız hale getiriyor. Konu konuyu açıyor, bunun üzerine aklıma mevsimsel etki de geldi bakın. Şöyle, ılık geçen kış mevsimleri, genellikle hemen ardından güçlü grip salgınlarını getirir. İstatistiki kayıtlar bunu net olarak doğruluyor. Kış mevsiminin normalden sıcak ve nemli geçmesi bir sonraki sene grip salgınının daha erken, daha beklenmedik bir zamanda gelmesine ve daha şiddetli sürmesine yol açıyor. Tam az önce parmak bastığım noktada olduğu gibi, kış mevsiminde insan vücudu daha hassas olduğu için gribe yakalanma olasılığı da daha yüksek oluyor. Tabii bir de kış aylarında daha çok kapalı alanları tercih etmemizin de etkisi var. İklim değişiminin sıcaklık dışındaki bir başka özelliği de nem oranının artışıdır. Nemin yüksek olması yine patojenler için elverişli bir ortam, çünkü havadaki su damlacıklarına yapışıp rahat rahat dolaşabiliyorlar.

    DEĞİŞEN İKLİM SALGINA YOL AÇIYOR

    Konumuza geri dönecek olursak iklim değişimi ile bildiğimiz, alışageldiğimiz dünya değişiyor. Ve bu durum hasta olma şeklimizi, hasta olma yollarımızı da değiştiriyor. Basit bir gribin bile tehlikeli hale gelmesine yol açan koşulları oluşturuyor. Ulaşımın ve teknolojinin gelişmesiyle de virüsler kolaylıkla mutasyona uğruyor. İklimsel koşullardaki bu farklılıklar salgın hastalıkları nasıl ve ne derece etkiliyor, hâlâ içinde bir sürü soru işaretini barındıran bir konu. Ancak doktorların, iklim bilimcilerin ve sosyal bilimcilerin ortak görüşü: Değişen iklim, virüs ve patojenlerin yayılışını -yani salgın hale gelmesini- artırabiliyor. İklim ve hastalıklar konusunda eskiye nazaran bugün birçok şeyi biliyoruz. Ancak bilmediğimiz daha çok şey var. Mesela Kuzey Kutbu’ndaki permafrost eridiğinde binlerce yıldır o buzlu, donmuş toprağın içinde gömülü kalan patojenler ortaya çıkarsa ve bu çoğalırsa ne olur? Bu patojenler ne tür bakteri ya da virüslerdir ve bize ne tür zararlar verebilir? Veya sivrisineklerin yaşam alanları artan sıcaklıklarla beraber genişledikçe hangi bölgelere hangi şekillerde hastalık bulaştırabilir? Nem oranının artışıyla hangi haşeratlar hangi bölgelerde üremeye başlar, orada hangi türlerle teması olur, getirisi götürüsü ne olur? Tüm bu sorular bildiğimiz “bilinmeyenler”. Ancak “bil-mediğimiz bilinmeyenler” ne olacak? Sağlıcakla kalın, kendinize her zamankinden daha fazla dikkat edin… ☸

  • PLANET OKYANUS -1-

    PLANET OKYANUS -1-

    Küresel Isınma, buzların erimesi, deniz seviyesinin yükselerek adını bile bilmediğimiz uzak ada ülkelerinin haritalardan silinme tehlikesi bize çok uzakta gibi ise de Dünyamızın bir okyanus dünyası olduğunu ve okyanuslarda olan her şeyin, uzak da olsak bizi etkileyeceğini unutmayalım…

    Küçük Çatı’da üç tekne batı koycuğunun köşesine sokulmuş, örümcek gibi her tarafa bağlandık. Akşama doğru kuzeydoğuya yön değiştirip yağmurla bindirecek 30 küsur knot’lık -meteonun fırtınamsı dediği- rüzgârı bekliyoruz. Gökova’da her tekne bir kuytuya sığınmış gibi.

    Elimde telefonla vakit geçirirken 16 yaşındaki İsveçli aktivist genç kız Greta Thunberg ekrana çıkıyor. Greta, iklim değişikliğine dikkat çekmek için uçakla seyahat etmiyor. Güneş panelleri ve sualtı türbinleriyle donatılmış sıfır karbon emisyo, tamamen çevre dostu bir yelkenliyle, kendisi dahil 4 kişilik bir ekiple New York’a yelken bastı. New York’ta kendisiyle talk show’da yapılan söyleşide planetimizin çok ciddi olan derdini dile getirirken, “Büyükler, ben felaketi nasılsa göremeyeceğim, ‘screw it’ (nazikçesi boş ver) zihniyetinde ama biz hayat sürecimizde içinde olacağız” diyor. Çok bilgili ve güzel konuşmasıyla takip etmemize değer bir genç. Şu veya bu duruma farkındalık için, zor olduğunu düşündükleri şeyleri yapıp haber olanların ötesinde, aktivistliğinin altını konusunun geniş bilgisiyle doldurduğu için…

    Denizlerdeki şartların değiştiğini kendi yaşam sürem içinde görmekteyim. Ulusların “büyüme” yarışından vazgeçip bu gidişi durdurabilecek bir değişiklik yapabileceğine benim güvenim yok, umarım yanılırım. Benim yegâne ümidim, dünyamız daha önce de tekrarlanan buzul çağları geçirmişti, son buzul erimesiyle okyanuslar 150 m kadar yükselmişti, belki bu sefer de kendini toparlar ama o ihtiyar yuvarlağın üzerinde nasıl bir hayat, bizim cinsimizden geriye ne kalır işte sual bu!

    Son yılların çevre araştırmaları Dünyamızın içinde bulunduğu zor durumu çarpıcı bir şekilde yüzümüze vuruyor. “Küresel Isınma” Dünyamızın ısınması, buzların erimesi, deniz seviyesinin yükselerek adını bile bilmediğimiz uzak ada ülkelerinin haritalardan silinme tehlikesi bize çok uzakta gibi ise de Dünyamızın bir okyanus dünyası olduğunu ve okyanuslarda olan her şeyin, uzak da olsak bizi etkileyeceğini unutmayalım. Her gün medyada, Grönland’da rekor ısınmadan, kopan devasa buzul kütlesi, Bahamalar’ı altüst eden süper hurricane Dorian’a kadar haberler karşımıza çıkmakta. Bu haberlere “ooo”, “wov”, “yazık” demenin ötesinde ilgimiz varsa, okyanuslar hakkında biraz daha bilgimiz olsa iyi olur. Ben iklim değişikliği üzerinde bilgilenmenizi size bırakıp okyanuslara döneyim. Devamı Ekim 2019 sayımızda…

  • POLAR VORTEKS 2019 ETKİLERİ GİDEREK ISINIYORUZ

    POLAR VORTEKS 2019 ETKİLERİ GİDEREK ISINIYORUZ

    El ele verip, bu yıl da dünyayı ısıtmaya devam ederek dereceye soktuk. Hem de sıralamada hiç de fena bir yere yerleşmedik ve dördüncü olduk. İşin enteresan kısmı; bu kadar çatışmanın, ayrılığın, kaosun, farklı düşüncenin olduğu dünya bu derecenin elde edilmesinde işbirliği yapabildi.

    Geçen ay NASA (National Aeronautics and Space Administration, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi)) ve NOAA (National Oceanic and Atmospheric Administration, Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi) “2018 yılı en sıcak dördüncü yıl olarak kayıtlara geçti” dedi. El ele verip bu yıl da dünyayı ısıtmaya devam edip dereceye soktuk. Hadi bir adım daha ileri gideyim. 2019 yılının dördüncü, üçüncü, tamı tamına ikinci olması bekleniyor. Evet, modern kayıtlara göre, yani yaklaşık 1880’lerden bu yana yaşanan en sıcak 10 yıl, son 10 yıl içinde yer alıyor. Yani giderek ısınıyoruz.

    Paris İklim Zirvesi’nde küresel ortalama sıcaklığı sabitleme kararı alınmıştı oysa. Ancak ne yazık ki, bu hususta başarılı olunamıyor. Atmosferde biriken karbondioksit miktarı 2018’de rekor seviyeye ulaştı. Ve geçirdiğimiz son dört yıl, tarihin en sıcak yıllarıydı. 2016, ardından 2017 sonra 2015 ve şimdi de dördüncü sıraya 2018 yerleşti. Peki bu ısınmanın etkileri yalnızca kuraklık, sıcaklık artışı, ısı dalgası vs. mi? Aslında değil.

    EKSTREM BİR KIŞ YAŞANDI

    Küresel ısınmanın etkilerini genel olarak ekstrem hava olayları olarak tanımlamak çok daha doğru olur. Çünkü bir taraf kuraklık çekerken, başka bir bölgede de dondurucu soğuklar olabiliyor. Örneğin; bu kış “polar vorteks” dediğimiz kutup girdabında gerçekleşen bozulmalar özellikle Amerika’nın orta batı eyaletlerine dondurucu soğukları getirdi. Chicago, ocak ayının sonunda Antarktika’dan en az 10 derece daha soğuk günler geçirdi. Kuzey Sibirya’da da sıcaklık, aynı şekilde, normallerin altına düştü. Kanada’da yüzlerce okul, üniversite eğitimine ara verdi. Polar vortekste meydana gelen değişimler Kuzey Amerika’nın ve Avrasya’nın birçok bölgesinde ekstrem bir kış yaşattı. Amerika’da dondurucu soğuk 21 kişinin ölümüne yol açtı. O kadar soğuk oldu ki, insanlar birkaç dakika bile dışarıda duramıyordu. E o zaman, hani küresel ısınma? Hani?

    JET AKIMLAR

    Aslında bunun sebebi veya en azından sebeplerinden bir tanesi zaten küresel ısınma. Çünkü Kuzey Kutbu’ndaki o soğuk hava, adı üstünde kutup havası, normal şartlarda güçlü rüzgârlarla -jet akımlarıyla- kilitli tutuluyor. Polar vorteks dediğimiz şey de bu aslında. Kuzey Kutbu etrafında üst seviyelerde bulunan basınç merkezi, tam ortasında ekstrem derecede soğuk bir hava kütlesini tutuyor ve bunun etrafını da bahsettiğim jet akımları sarıyor. Bu sistemi şu şekilde hayal edin, dünyamızın tepesine yerleştirilen bir örtü ortasından tutularak sürekli döndürülüyor, çok hızlı bir şekilde, o kadar hızlı ki şekli hiç bozulmuyor. Ancak hızı düşürdüğünüzde bu örtü dalgalı, kıvrımlı bir şekilde daha aşağı enlemlere kayıyor. Kısacası, mesele bu hızla alakalı. Atmosferin yukarılarında çok hızlı şekilde dönen bu jet akımları, gezegen ısındıkça güçsüzleşiyor, yavaşlıyor ve daha dalgalı, böyle menderes şeklinde, daha güneye doğru iniyor.

    EKSTREM BİR KIŞ YAŞANDI

    Yine bu rüzgârları güçsüzleştiren ısınmanın yanında başka bir faktör de Kuzey Kutbu’nda azalan deniz buzları. Bildiğiniz üzere, bu buzların azalmasının sebebi de küresel ısınma. Normal koşullarda o beyaz, parlak buzlar ısının fazlasını atmosfere geri yansıtıyor ve aşırı ısınmayı önlüyor. Ancak buzların erimesiyle ortaya çıkan koyu renkli okyanus, yaz döneminde ısıyı absorbe ediyor ve kış geldiğinde atmosfere geri yollarken bu rüzgârların, dolayısıyla da polar vorteksin dengesini bozuyor. İşte sonucunda da aşırı soğuk hava kütleleri Kuzey Amerika’nın içlerine doğru iniyor ve en az 90 milyon Amerikalı -40, -45 dereceleri deneyimlemiş oluyor.

    KUTUPSAL GİRDAP BÖLÜNMESİ

    Tabii yalnız Amerika değil bu durumdan nasibini alan. Bu yılki polar vortekste durum şöyle: Arktik Okyanusu’nun uzantısı olan Barents-Kara denizlerinin sıcaklığı normalin üzerindeydi. Burada bir parantezle denizlerin ısınmasının da küresel ısınmanın sonuçlarından biri olduğunu belirtmek isterim. Buradaki sıcaklık artışı Sibirya’da soğuk ve Kuzey Avrupa ile Doğu Amerika’daki ılık havayla ilişkili. Daha fazla teknik detaya girmeyeyim ama şöyle bir toparlarsak; bu yıl soğuk hava girdabı ani stratosfer ısınması sonrasında ikiye bölündü: Kutupsal Girdap Bölünmesi. Ve bir çekirdek Kuzey Amerika’ya, bir diğeri de Avrasya’ya düştü. Batı Kuzey Amerika -özellikle Kanada- ve Sibirya’da çok güçlü bir sıcaklık düşüşü oldu. Kuzey Amerika’nın doğusu kışı ılık geçirirken, Avrupa’da da daha çok ortaya karışık bir havanın olduğunu söyleyebiliriz. 

    SON 150 YILIN EN SICAK ÜÇÜNCÜ OCAK AYI

    “Polar vorteksi herhangi bir fırtına veya bir soğuk hava olayından ayıran şey nedir?” diye bir soru geldi sanırım. Teşekkürler, güzel soru. Şöyle yanıtlayayım: Polar vorteks veya kutup girdabı aslında bir sirkülasyon. Onun tehlike boyutunu bir kasırga veya fırtına ile karşılaştırmak doğru olmaz. Çünkü birbirinden apayrı sistemler. Polar vorteksteki değişim, tek bir fırtınadan farklı olarak uzun süreli, daha kalıcı soğukları temsil ediyor. Sıcaklıktaki uzun süreli düşüş, aynı zamanda birden çok kış fırtınasını da getirebiliyor. Ondan korunmanın yolu da bir dönem olabildiğince iç mekânlarda kalmak. Çünkü bir fırtına yaklaşıyor, yakalanmayalım, kaçalım tarzında bir olay değil sonuçta. Uzun bir dönemi kapsayan ekstrem soğuklar hayatı neredeyse tamamen durdurabiliyor. Birebir örtüşmüyor ama Deniz Dalgası ile Tsunami farklılığı örneği gibi, ikisi de denizden gelen dalga ama sürekliliği farklı.

    Jet akımlarındaki bozulmalar yazın ısı dalgalarına, kışın ani soğuklara neden oluyor. Bu değişiklikler küresel ısınmanın bir yan etkisi mi yüzde 100 bilemiyoruz ama küresel ısınmanın sirkülasyon paternlerini etkilediği çok açık. Ve bu sirkülasyon paternleri de havamızı belirleyen, onu kontrol eden oyuncular; esas oğlan ile esas kız. Bu arada bu kadar soğuk demişken bilin bakalım ocak ayı, 2019’un ocak ayı en sıcak ocaklar arasında kaçıncı sırada yer aldı? Sizin yerinize ben “Yok artık! O kadar Kutup Soğukları geldi, o da mı kurtarmadı?” diyorum. Son 150 yılın en sıcak üçüncü Ocak ayı oldu. Dolayısıyla 2019’un ilk üçe oynadığının işaretini ilk aydan vermiş oldu. Gelecek ay Nisan, en sevdiğim 12 aydan biri. Umarım her şey yolunda gider de en fazla 3-4 hafta süren İstanbul’un o eşsiz erguvanlarını görebiliriz. Bakın ben Acem Halısı’nı da çok severim. Bilir misiniz? Bilmeyenler hemen girip internetten baksın, hemen hatırlayacaksınız. Gelecek ay da görüşelim, birkaç sayfa ileride ya da geride buralarda olurum. Sağlıcakla kalın. ☸