Etiket: Marina

  • Marina kapasitesinin artırılması şart!

    Marina kapasitesinin artırılması şart!

    Son günlerde bana en çok sorulan soru: “Marinada yer bulabilir miyiz?” Verdiğim cevap: “Çok zor. Bulsak bile fiyatlar uçtu!” Bağlama problemi şu an yatçıların en önemli konusu… 

    Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) yöneticileri geçen ay ekonomi basınıyla bir araya geldi. Yatçılıkla ilgili sorunların aktarıldığı basın toplantısının ardından birçok gazete ve haber sitesinde “Marina fiyatları Monaco’yu ikiye katladı” başlığıyla konu hayli geniş yer aldı. Hemen her haberde YATED Başkanı Murat Bekiroğlu’nun verdiği örnek manşet oldu: “Monaco’da günlük 650 Euro’ya marinada kalabilen 42 metrelik tekne, Göcek’te 1200 Euro ödüyor. Bodrum’da 700 Euro’ya kalabilen 20 metrelik tekne, Yunanistan’a giderse günlük 35 Euro’ya dahi bağlanabiliyor.”

    Bekiroğlu’nun altını çizmeye çalıştığı konunun temelinde, arz talep dengesi yüzünden artan fiyatlar var. Son yıllarda marinaların kapasitesi yetersiz kaldı. Yeni marinaların yapılması, bağlama kapasitesinin artırılması zorunlu hale geldi. Bu sayede Akdeniz çanağındaki yat turizmini de ülkeye çekmek söz konusu olacak. Yat turistinin normal turistten iki buçuk kat daha fazla para harcadığı göz önünde bulundurulursa, ülke turizmi geliri açısından da konun önemi anlaşılacaktır…

    Bir yandan da güzide koylarımızın -değerli yazarımız Emir Kunt’un deyimiyle- “teknekonducular”la dolması biraz da bu yüzden. Üç ay boyunca kımıldamadan aynı koyda demirleyen yatların sayısı maalesef artıyor. Göcek’ten gelen haberler pek iç açıcı değil. Turkuaz sularımız giderek bulanıklaşıyor. Bu konu özelinde acil düzenlemeler yapılması gerekiyor, en azından yürürlükteki yasa ve genelgeler uygulanmalı…

    Marina sayısını, bağlama kapasitesini artıralım derken de kolaya kaçılıp denizcilerin doğal limanları, yat turizminin göz bebeği koylarımıza da göz dikilmesin tabii. Marina yapılacak alanlar hassasiyetle seçilmeli. 

    Mavisiyle, yeşiliyle denizlerimizi ve koylarımızı koruduğumuz güzel bir sezon diliyorum. Keyifli okumalar…

  • 15 milyonluk İstanbul’da 16 tekne rampası 

    15 milyonluk İstanbul’da 16 tekne rampası 

    İstanbul ısrarla denizci olmuyor, karacı yöneticilerin sarmalında çırpınıyor. Denizin Boğaz sayesinde nehir olduğu kent, sadece Türkiye’nin değil dünyanın belki de en seçkin, en güzel coğrafyasına ve iklimine sahip. 

    İstanbul denizci değil, olmaya pek de niyeti yok. Ne devleti temsil eden kurumları ne de belediyeleri denizci. Şehir içi ulaşımda denizin payı yüzde 3-4 arasında. Günde sadece yarım milyon insan ulaşım maksadıyla denizi kullanıyor. Ancak şehrin sakinleri tarihin dünya denizcilik mirasına kaydettiği en güzel yolcu vapuru tipi olan Şirketi Hayriye vapurları silueti ile kutsanan Haliç ve Boğaz sularında maalesef gemiye dahi benzemeyenlerin arasında olduğu çok çirkin gemi ve yolcu motorları ile yolculuk yapıyor. 

    TEKNE KÜLTÜRÜ YOK OLDU

    Bahriyenin koca şehirde Deniz Müzesi ve RMK Müzesi’nin denizcilik koleksiyonu dışında denizcilik kültürüne yönelik bir müzesi yok. Yenikapı batıklarının bugün denizciliğin bir nevi Göbeklitepe’si olmasına rağmen hem de. Şehirdeki tüm yelkencilik, yüzme, kürek faaliyetlerini bir araya getirsek büyük bir futbol kulübünün etki alanının yanına bile yaklaşamayız. Her ilçenin futbol takımı varken bu ilçe belediyelerinin henüz Türkiye çapında adı duyulan ne yüzme ne de yelken kulübü var. Bırakalım spor kulüplerini, yüzme bilmeyen fakir çocuklara yüzme kurs seferberliği başlatan belediye veya devlet kurumu sayısı dördü beşi geçmiyor. 1455 tarihinden bu yana gemi yapımı kesintisiz devam eden Haliç Tersaneler Bölgesi, -değil milli makamlar, UNESCO tarafından korunma altına alınması gereken bir denizcilik bölgesi- AVM ve kıyı bölgesine hançer gibi saplanan beş yıldızlı otel bölgesine dönüştürülmüş durumda. 1895 yılında 35 bin sandalı ile kürekli tekne kültürü varken bugün bu kültür neredeyse yok olmuş halde.  Şile’den Pendik’e, Kilyos’tan Florya’ya temiz ve ücretsiz denize girilecek emniyetli bir yer bulmak neredeyse imkânsız hale geldi. Boğaziçi’nde yüzmeye uygun alanlar yok denecek kadar az. Ne cankurtaran ne de kabin, tuvalet gibi kolaylıkları var. 

    Kısacası; İstanbul ısrarla denizci olmuyor, karacı yöneticilerin sarmalında çırpınıyor. Ancak karar verici olanların pek çoğu tatilini mutlaka denizde geçiriyor. Tekne ile mavi tur yapıyor veya deniz kıyısındaki otellerde kalıyorlar. Peki kendileri için değerli ve önemli olan denizi neden şehrin denizcileşmesi için görmezden geliyorlar? Maddi durumu yetmeyen milyonların denizi solumasına, onunla bütünleşmesine neden imkân tanımıyorlar?

    MARİNALARIN PAHALILIĞI

    Denizciliğin temeli deniz ile etkileşimdir. Etkileşimin birçok aracı vardır. Yüzmek, balık tutmak, tekne sahibi olarak denizle bir arada olmak bu araçlar arasında sayılabilir. Amatör denizciliğin temeli, tekne sahibi olmaktır. Bu tekne 3 metrelik bir sandal da olabilir, 20 metrelik yelkenli veya bir motoryat da. Maddi gücü olanlar için tekne sahibi olmak ve bu teknenin barınma sorununu halletmek kolaydır. Ancak maddi gücü kısıtlı olan vatandaşın, küçük de olsa bir tekne sahibi olduğunda en büyük derdi barınma sorunudur. İstanbul’da bu sorun had safhadadır. Bugün Büyükçekmece’den Tuzla’ya kadar modern marinalarımız var. Ancak son derece pahalılar. Marina dışı balıkçı barınakları veya belediyelere ait rıhtımlarda yer bulmak olası değil. Dolayısı ile orta sınıf bir vatandaşımız sandal sahibi olmak istese bile olamıyor. Tekneyi aldığı anda barınma ve bağlama sorunu karşısına dikiliyor. 

    RANT TEHDİDİ ALTINDAKİ AMATÖR DENİZCİLİK

    Bu sorun pek çok gelişmiş denizci ülkede de mevcut. Ancak onlar bu sorunu tekne parkı ve rampa alanları ile çözmüş durumdalar. Belirli bir ağırlığa ve kabaca 8 metreye kadar olan tekneleri, sahipleri otomobilleri arkasındaki römork tertibatı ile çekerek kıyıda mevcut rampa alanlarına getirerek denize indiriyor ve kullanım sonrası aynı yerden geri alarak tekne parkına getiriyorlar. Ayrıca pek çok marinada yatay veya dikey tekne parkı mevcut. İstanbul’da tekne parkı sadece 100 tekne için Maltepe’de (İspark Maltepe Karapark) mevcut. Şimdi gelelim en önemli noktaya. İstanbul’un yüz ölçümü 5400 kilometrekare. Üç tanesi bedava olmak üzere 16 rampası var. Çok çok az. Örneğin; Hollanda Amsterdam’ın yüz ölçümü 219 kilometrekare ve 14’ü bedava 17 rampası var. Bu sayılarla sadece amatör denizcilik için değil, bir deprem sırasında çıkarma gemilerinin lojistik ve sıhhi tahliye için büyük ihtiyaç duyacağı bu rampaların yaşamsal önemini göz önüne alırsak durumun vahameti ortaya çıkıyor. İnanılmaz bir durum. 15 milyonluk şehirde 16 rampa. Neden? Kıyıların rant geliri o kadar yüksek ki, aç gözlü sistem ne depremi ne de amatör denizciliği düşünüyor. Bırakalım rampayı, İstanbul’da amatör denizcilerin tekneleri ile Boğaz’da veya İstanbul kıyılarında yanaşıp ücretsiz yolcu indirme bindirme yapacağı iskeleler de mevcut değil. 

    “DENİZCİLEŞMEK PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİ DEMEK”

    Bu yazının suya yazmak olduğunun bilincindeyim. Ancak gelecek kuşaklar zamanında neden bu uyarılar yapılmadı demesinler diye tarihe not düşmek görevimiz. Büyükşehir ve diğer ilçe belediyelerinin her sabah denize bakmaları denizi görmelerini sağlamıyor. Denizcileşme devlet ile halkın birlikte gerçekleştirmesi gereken bir süreç. İstanbul halkı denizi ve gemiyi seviyor. Ancak devlet ve belediyeler maalesef denizle halkın arasında duruyor, Kolaylaştırmak bir yana engel çıkarıyorlar. Örnek verelim. Boğaz’ın en büyük belediyesi Sarıyer’dir. En uzun kıyı şeridine ve en güzel koylara sahiptir. Sarıyer Belediyesi’nin ne yüzme kulübü ne kürek ne de yelken kulübü var. Ancak futbol kulübü vardır. Bu durum pek çok kıyı belediyesi için geçerlidir. 

    İstanbul’un binlerce sorunu arasında denizcileşmek bazıları için lüks gelebilir. Ancak denizcileşmek paradigma değişikliği demektir. Denizci toplumlar sorgular, gerçeği arar, bilime ve akla güvenir. Ufkun ötesini hayal eder, değişik kültürleri öğrenmeye çalışır. Doğaya ve çevreye daha saygılıdır. Daha demokrat, daha çoğulcu ve daha saygılı olur. İstanbul’un denizcileşmesi Türkiye’nin denizcileşmesinin ve her geçen gün beyhude Orta Çağ karanlığına çekilme çırpınışlarının yaşandığı günümüzde uygarlığın lokomotifi olacaktır. ☸

  • Manhattan’da marinada yaşamak

    Manhattan’da marinada yaşamak

    Öteden beri “madem yelkenciyiz, Manhattan’da da yelkenliyi ev yapıp, yaşamalıyım” gibi “araştırılmaya muhtaç” bir duygum vardı. Kışın ortasında, yolum Kanada ve Amerika’ya düşünce, hepsi birbirine komşu Montreal’den Toronto’ya ve Philadelphia’dan New York’a, “buralarda hayatımı demirlemeye kalkarsam, nerelere demir atarım” diye karadan çıkarma yaptım.

    Artık hastalık oldu. Karadan ya da havadan bile bir yerlere seyahat etsem, muhakkak marinalarını-limanlarını geziyorum. Günün birinde teknemle yolum düşer diye yokladığım, denizciliğin dünyayı yönettiği yıllardan kalma, o kadar çok tarih kokulu liman var ki! Hepsini teknenle gezmeye kalkmaya Jules Verne’in bile ömrü yetmez!

    Cenova gibi “hâlâ fahişe ve suç kokulu kirli denizci limanları”…

    Asıl güzelliği yanı başındaki pastel renkli evleriyle görsel şölen olan Murano-Burano adaları olan Venedik…

    Monet’nin tablolaştırdığı Fransa’nın med-cezirli Etretat’ı en başta gelmek üzere, asla es geçmemeniz gereken, “Le Havre la kuvvete” dedirten Normandiya sahilleri…

    İspanya’nın İbiza ve Mayorka adalarına nazır Barcelona sahilleri…

    Tepedeki kumarhanelerin dibindeki, lüks yatlardan yelkenlilere yer kalmayan Monaco Marinası…

    Romantizmin zirve yaptığı şarkısıyla ünlü Portofino ve yanı başındaki asıl güzellik Camogri…

    Tüm bu “yelkensiz” gittiğim yerlerde de, “Hakan Çelebi’nin seyahatnamesi” sayılabilecek deniz notları alıyorum.

    Bu öyle bir hastalık ki, liman bulamazsam da, mutlaka tarihi bir iskele ya da dalgakıran bulup, üstüne çıkıyorum.

    Geçen yıl California sahillerine uzadığımda, Los Angeles’ın yanı başındaki güzellikler olan, “Forest Gump” filmiyle ünlü karidesci Bubba Gump restoranının üzerinde bulunduğu Santa Monica iskelesi ve sisli bir gecede kazık çakılı sahiline yengeç teknelerinin sirenler çalarak yaklaşmaya çalıştığı, muhteşem yengeç lokantasıyla ünlü Santa Barbara iskelesi gibi…

    Bu yılın başında yolum birbirine komşu kuzeydoğu Kanada ve Amerika kentlerine düşünce de, kar kış demeyip, acaba sıcak aylarda yolum düşer mi diye, marinaları-limanları gezdim. Soğuk diyarların sıcak aylarının hayallerini kurdum.

    İtiraf etmeliyim ki, öteden beri hayallerimden biri de, New York’un göbeği olan Manhattan Adası’nda yelkenlimi marinaya park edip, Times Square’inden Soho’suna, Chinatown’ından Fifth Avenue’suna kadar, tüm Manhattan’ı içselleştirip, kendimi “New York’un yerlisi bir denizci hissedeceğim bir hayatım olur mu” diye düşünmemdir. Devamı Yacht Türkiye Mart 2016 sayısında…

    GettyImages_149649338-2 montreal-yacht-club_23770 northcove marina-3

  • Bu kış Maltalıyım

    Bu kış Maltalıyım

    Bir hayaldi önceleri. Sonra proje haline geldi. Derken plan oldu, hazırlıklar başladı, nihayet yola çıkıldı.

    Denizler aşıldı. Limanlara girildi, çıkıldı. Adalar adalara eklendi. Yüzlerce yeni insan, onlarca yeni şehir, kasaba, köy görüldü. Yüzlerce kez kadeh kalktı, indi. Bitmese de olurdu. Yolun kendisi zaten güzel olsa da sonuçta bir hedefimiz vardı. Megalodon ve Adventure. Aynı yolun yolcusu, aynı hedefin peşinde iki tekne.

    Ve işte Malta, ufukta göründü.

    Akdeniz’in ortasında küçük bir ada devleti. Kökenleri Fenikelilere dayanıyor. Schengen ülkelerinden. Bir de şövalyeler. Malta Şahini diye bir film de var. Bir de Maltese Falcon adında muhteşem bir yelkenli. Malta ile ilgili popüler bilgilerim aşağı yukarı bunlardı. Bunlar bile Malta hakkındaki önyargımı olumlu yapmaya yetmişti. Zaten denizci olmaları bile yeterdi ya.

    Beklentilerimi çok çok aştı bulduğum Malta. Hemen seviverdim. Sanki hiç yabancısı değilmişim buranın. O da hiç zorluk çıkarmadı, öylece kabul etti.

    Manoel Island Yacht Marina

    Doğal limanların en merkezi olanında. Gzira’da. Karşısı başkent Valetta. Hemen yanı başı restoran ve alışveriş merkezlerinin yoğunlaştığı Sliema. Bir başka eğlence ve yeme içme merkezi Saint Julian, neredeyse yürüme mesafesinde. Su ve elektrik paralı. Her tekne iki tonoz halatı ile bağlanıyor. Ponton araları dar, baş pervanesiz manevra, özellikle sert havalarda biraz sorunlu. Kuzeyli havalarda solugan alıyor ki Malta’da herhalde almayan marina da yok. Bot yardımı yok. Temiz, bakımlı, güvenlikli, görevlileri yardıma hazır. Devamı Ocak 2015 sayımızda… anayazı3 anayazı14 anayazı16 anayazı33 anayazı39 ayınmarinası1 ayınmarinası4 Ayınmarinası11