Etiket: Megayacht Şefi

  • Yat dünyası kış uykusundan uyanıyor; POPÜLER CHARTER KIYILARI

    Yat dünyası kış uykusundan uyanıyor; POPÜLER CHARTER KIYILARI

    Yat dünyası esasen ikiye ayrılır: Yat sahipleri ve yat kiralamayı seven deniz severler, yani charter dünyası! Bu aydan itibaren en popüler kıyılar bol bol kiralık süperyatlarla dolacak. Hangi kıyılar mı onlar? Şöyle Yunan adalarından Fransa’ya götüreyim sizi…

    2021 yılında küresel yat endüstrisinin ekonomideki hacmi 8.50 milyar Dolar olarak hesaplandı. Bu rakamların pandemiye, savaşa, ekonomik krizlere yani her türlü dünyevi zorluğa rağmen yıldan yıla artarak büyümesinin sebebi ise tek bir amaca dayanıyor: Dinlenmek, eğlenmek, ayrıcalıklı bir yaz keyfi yaşamak. Herkes, kendi hacmine göre hayattan keyif almanın yolunu aradığına göre, hem sırf bu keyif için oluşmuş milyar dolarlık endüstriye, hem de bu endüstrinin içerisinde, ister yatın yapımında, ister yüzdürülmesinde rolü olan herkesin bu şıklığa ve beklentiye yakışır kalitede iş çıkartmasına şapka çıkarmak gerekir. Eğer yat alıp da kendi teknemde yazın keyfini çıkartmak istemiyor ve sadece yılda birkaç hafta yat keyfi yapmak istiyorsam, bir süperyat kiralamam gerekir. Yelkenli, motoryat ya da özü yalnızca Türkiye’ye ait gulet… Gulet biraz daha farklı bir tatil, cumartesiden cumartesiye kiralıyorlar. Ama normalde charter yatları, genelde müşterinin isteğine göre istediği oranda kiralanır. Haftalık hesaplanır ama istersen dört hafta da kiralayabilirsin. Peki on binlerce ya da yüz binlerce dolar verip haftalık olarak bir süperyat kiraladım diyelim. Ne isterim? Elbette en gözde kıyılara uğrayıp, yemesiye içmesiyle, gezmesiyle, eğlenmesiyle rüya gibi bir tatil geçirmek. İşte bu ayki konumuz bu: En popüler charter kıyıları.

    KİKLAD ADALARI

    Bilmeyenler için, böyle yazınca bir şey ifade etmiyor olabilir. Kiklad da neresi? Halbuki size Mikonos desem, Santorini desem, Paros, Antiparos, Naxos, Ios desem hepinizin gözlerinin önüne sıcacık fotoğraflar gelecektir. İşte bu adaları içinde barındıran adalar zinciri Kiklad Adaları’dır ve charter dünyasının olmazsa olmazıdır. Yalnızca charter da değil, yatçılığın göz bebeği adalarıdır Kikladlar. Mikonos eğlencenin, Santorini manzaranın en güzelini sunarken, diğer adalar ise Yunan mutfağının, kristal suların ve sıcacık mavi-beyaz Yunan kıyılarının keyfini sizlere sunar. Mikonos’ta hayat biraz geciktirici almış gibidir. Kahvaltı öğlen, öğlen yemeği akşam, akşam yemeği gece, gece eğlencesi ise sabaha karşı başlar. Yani akşam yemeği için restorana 22:30-23:30’da gelmiş olmanız normal sayılır. Mikonos’ta uğramadan geçilmeyen koy, Psarou Koyu’dur. Süperyatların içinden gelen taş gibi adamlar ve sülün gibi kadınların, ellerinde kadehlerle denizin içinde salına salına müziğe eşlik ettiği, saat 17:00’den sonra ise herkesin masaların üzerinde dans ettiği popüler plajlardan biridir. Elia, Ornos ve Panormos da benim favorilerimden. Merkezinde ise eski Bodrum’un izlerini hissederseniz. Hâlâ bozulmamış mavi-beyaz dükkânlar silsilesi. Mavi beyaz hediyelik eşyalar, yüzde 100 Yunan mutfağı sunan tavernalar ve gün batımına âşık olacağınız Little Venice bölgesi. 

    SANTORİNİ

    Santorini ise başka bir olaydır. MÖ 1650-1450 yılları arasında püskürmeye başlayan volkan patladığında, adanın 73 kilometrekarelik bir alanının deniz altında kalmasına yol açmış. Adanın şu anki ortası oyuk kruvasan şekli bu yüzden. İşte tam da bu nedenle Santorini, denize girmeye gidilecek bir yer değildir. Çünkü volkanik yapı nedeniyle plajlardaki kum siyah! Evet bildiğin siyah! Kızıl olanı da var ki, oraya adı üzerinde Red Beach (Kızıl Kumsal) demişler. Denize ayağını bastığında yumuşacık kum yerine her yeri kaplamış büyük bir kayaya basıyorsun. Su ise hamam suyu gibi. Özetle; Yunan adalarının içinde kristal gibi suları olan başka adalar dururken Santorini’ye tatile gitmek, belgesel çevirmek isteyenler için ideal olabilir ancak. Öte yandan, bir ömür içinde mutlaka hayatınızın en romantik akşam yemeği için gidilmesi gereken bir yer. Gözlerinizi alamayacağınız ve kendinizi bir tablonun içinde hissedeceğiniz bir manzara ile karşılaşacaksınız. Enteresan bir şekilde, günün hangi saati olursa olsun manzaranın size verdiği his muhteşem! Santorini’ye, bir haftalık tatil için değil, maksimum bir gece konaklamalı bir akşam yemeği için gidilmeli. Yemek sonrası Thira’da gece hayatına biraz bakabilir, öğlen Oia restoranlarından birinde deniz ürünleri yiyerek adadan ayrılabilirsiniz. 

    BAŞ DÖNDÜREN İTALYAN RİVİERASI

    Riviera kelimesi, İtalyancada kıyı şeridi demek. Zaten İtalyanca ne söylesen havalı gelir ya, riviera da öyle bir kelime. İtalya, Fransa, Türkiye, tüm kıyı şeritlerine uluslararası tanımlamalarda “riviera” deriz. İtalyan Rivierası da charter tatilcilerinin göz bebeği kıyılarıdır. İster süperyat olsun ister küçük yelkenli, kim Sicilya’dan Eolie Adaları’na, oradan Amalfi kıyıları ve Capri Adası’na, hemen karşısında Sardegna Adası’nın incisi Porto Cervo’ya, oradan da Liguria kıyılarına geçerek Portofino’da gün batımında bir Vermentino yudumlamak istemez ki? Başınız döndü mü? Zaten İtalyan Rivierası da baş döndüren kıyılardan oluşur. 

    Eolie Adaları, Sicilya’ya bağlı volkanik adalar zinciridir. Messina bölgesi içerisindedir. Lipari, Salina, Vulcano, Alicudi, Filicudi, Panarea ve Stromboli. Bir şef olarak diyebilirim ki, bu adalarda yetişen en meşhur ürün kapari’dir. Lipari ise Eoile ada takımının en büyüğüdür. Teknenizle Lipari’ye yanaşıp, bir öğle yemeği yiyip, oradan diğer adalara deniz keyfi yapmaya geçebilirsiniz. 

    Capri ise, megayatların Akdeniz’in ortasındaki uğrak yeridir. Capri güzeldir! Capri başkadır… Kobalt mavisi denizin üzerinde bir rüya gibi yükselir Capri. Roma İmparatorluğu döneminde sürgün adası olarak kullanılan bu adanın yıllar sonra İtalya’nın en ünlü adası olacağını kim bilebilirdi ki…

    Merkezdeki meydanın ismi La Piazzetta’dır. İtalyancada “küçük meydan” anlamına gelir. Meydan küçüktür de gerçekten. Ünlü markaların mağazaları ile çevrili şık sokaklar bu meydandan başlar. Her cennet adada olduğu gibi Capri de müthiş koylar ile çevrilmiştir. En meşhur koy Faraglioni Koyu’dur. Burası size “oh be dünya buymuş!” hissi yaşatırken, akşam vakti şık bir restoranda yiyeceğiniz bir akşam yemeği hayatınıza özel anlar katacaktır. Zaten hayatımıza özel anlar katmak için yaşamıyor muyuz?

    Sardinya, yaz aylarında neredeyse bütün İtalya’nın akın ettiği bir tatil adasıdır. Kuzeyinde yer alan Porto Cervo ise Akdeniz’den geçen süperyatların uğrak noktası olan bir limandır. Costa Smeralda’nın merkezi olan Porto Cervo, size sanki bir dekorda yürüyormuşsunuz hissini verir çünkü tamamı Prens Karim Ağa Han tarafından 1950’li yıllarda Jacques Couelle, Luigi Vietti, Michele Busiri Vici gibi ünlü Fransız ve İtalyan mimarlar ve peyzaj mimarlarına sıfırdan yaptırılmıştır. İçerisinde güzel restoran ve barları barındıran, büyük süperyatlar ve yarışlardan gelen yelkenliler dahil olmak üzere birçok şık tekne görebileceğiniz lüks bir kent. 

    FRANSIZ RİVİERASI COTE D’AZUR

    Côte d’Azur, Fransızcada “gök mavisi kıyı” anlamına gelir. Marsilya’ya yakın Cassis kıyı kasabasından İtalya sınırı Menton’a kadar uzanan kıyılardır. İsmini şair Stéphen Liégeard’ın 1887’de yayınlanan La Côte d’Azur kitabından almış olan bu ünlü kıyı şeridi, hayatında bir kez gitmiş olanlar için hep gitmek isteyecekleri, gitmemiş olanlar için hayalini kurdukları, her zaman gidenler içinse vazgeçilmez bir şıklıktır. Bu kıyılar, Akdeniz’in diğer popüler kıyılarında olduğu gibi devamlı değişen bir yüze sahip değildir. O Bridget Bardot’lu günlerden beri değişmeyen bir ruhu vardır. Evet ruh diyebiliriz o güzelliği tanımlamaya. Elbette yerleşik insanlar değişmiştir, eğlenceler yozlaşmıştır belki ama, kıyıların o zarif ruhu bana göre hep baki kalmıştır. 

    SAINT TROPEZ

    Charter müşterisi yat severlerin ismini iyi bildiği en popüler kıyılardan biridir Saint Tropez. Merkezi, Orta Çağ’dan beri dokunulmamış sarı- turuncu geleneksel evler ve evlerin altlarında dünyaca ünlü markaların mağazalarından oluşur. Yelken yarışları olduğu günlerde dünyanın her yerinden gelen turistlerle dolup taşar. Bir de Pampelonne Koyu vardır. Meşhur mu meşhur, pahalı mı pahalı bir koy! Bir ara bir megayat sahibinin Pampelonne’daki dünya markası Nikki Beach’te, bir yemekte harcadığı paranın faturası internete düşmüştü. 107 bin 524 Euro! Yazıyla: 5 bin değil, on beş bin değil, tam yüz yedi bin beşyüz yirmi dört! Listede şişe şişe Dom Perignon, Cyristal şampanyalar, ıstakozlar, havyarlar, faturanın sonunda da üç fincan çay vardı. Komik bir ironi gibi. O son çayları içmeyecektik! Kısacası; St.Tropez’de yanınızda oturan ayağında şortu ve parmak arası terlikleri olan kişi bir petrol milyarderi de olabilir, yan teknenin güverte elemanı da. Paranın hangi terlikte durduğunun belli olmadığı bir ünlü Fransız kıyısıdır. 

    MONACO-MONTE CARLO

    Güney Fransa’nın Akdeniz’le öpüştüğü asil koyların tam ortasına konuşlanmış, Fransa’nın parçası gibi görünmesine rağmen, Prens Rainier zamanında özgürlüğünü ilan etmiş bir prensliktir. Vatikan’dan sonra dünyanın en küçük ikinci ülkesi olan bu zepzengin ülkecik, #luxury hashtag’leri çıkmadan önceki yıllardan beri lüks hayatın merkezi. Alain Ducasse’in üç Michelin yıldızlı restoranı Le Louis XV, Joël Robuchon’un iki Michelin sahibi kendi ismini taşıyan restoranı, bu restoranları içinde barındıran saray gibi beş yıldızlı otellerin bulunduğu, caddelerinde Ferrari, Maserati ve Jaguarlar’dan başka araba görmediğiniz, lüksün gayet göz önünde hatta özellikle göze sokarak yaşandığı bir ülkeciktir. Megayatlarla çevrili kıyı şeridi bir yana Formula 1 yarış meraklıları için de bir efsane çünkü Monaco Grand Prix, bu yarışların kralıdır.

    EN GÜZEL RİVİERA KIYILARI

    İşte en güzel riviera kıyılarına geldik! Nice, Cannes, Eze, Cap d’ail, Roquebrune-Cap-Martin, Villefranche sur Mer, Saint Jean Cap Ferrat ve Beaulieu-Sur-Mer, Monaco’nun sağı ve solunda konumlanmış Fransız toprakları içinde yer alırlar. Eze, Riviera’nın denizden yüksekliği en yüksek kıyısıdır. Bölge, tepelere konuşlanmış müthiş evler ve villalarla zenginliğini gösterir. Villefranche sur Mer ise merkezinde yüzyıllardır dokunulmamış renkli binalar ve hoş restoranlardan oluşan küçücük bir kasabadır. Villefranche sur Mer ve bir yarımada olan Saint Jean Cap Ferrat ve Beaulieu sur mer, bu bölgenin sakin ve şık yerleşim yerleridir. Antik Ligurialılardan Yunan kolonilerine, Julius Caesear’dan Barbaros Hayrettin’e, topraklarından yüzyıllar geçmiş ancak bölgenin zenginleşmesi, 20. yüzyılın başlarında Belçika Kralı III. Leopold’un ev almasıyla başlamış. Ev derken saray! Sonraki dönemlerde Rothschild Baronesi, 3. Rainier, Winston Churchill, Elizabeth Taylor, Charlie Chaplin, Paul Allen derken bu yan yana konuşlanmış zengin kıyılar, geçmiş yüzyılın kraliyet ailelerinden bu yüzyılın teknoloji devlerine dünyaca ünlü birçok ismin özel villalarına ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Cannes’a film festivalleriyle, Nice’e de upuzun kıyı şeridi ile zaten aşinasınızdır. Herkese müthiş bir yaz sezonu diliyorum… ☸

  • Pandemiye rağmen Türk suları

    Pandemiye rağmen Türk suları

    Önceki aylarda yazdığım öngörülerimiz gerçekleşti. Yat ekiplerinde uzun vadeli işe alımlar azaldı. Çoğu yat sahibi pandemiden dolayı yattan çıkmamayı, yatında yemeyi içmeyi tercih etti. Yat için anlaştıkları şefler ile kışın evlerinde de çalışmaya devam etme kararı aldılar. Bu nedenle de private şeflik önem kazandı.

    Atlantico olarak dünyada crew yerleştirme konusunda pandeminin etkisi nedeniyle ortalama bir Akdeniz sezonu geçirdik denebilir. Hâlâ tekneler sularda. Yat sektörüne kazandırdığımız başarılı Türk şefler lezzetli yemekler döktürmeye devam ediyorlar. Peki pandemiyle beraber yat sektöründe neler değişti?

    Öncelikle hijyen, bu süreçte bir numaralı kural oldu. Şeflerin hijyen sertifikalarının tam olması artık yat sahipleri tarafından da bizzat sorulur oldu. Korona ile ilgili hijyen kurallarını hem çok iyi bilip hem de çok iyi uyguladıklarına dair garantiler istendi. Şeflerin (ve aslında tüm ekibin) alışveriş dışında tekne dışına çıkmaması ile ilgili kurallar konuldu. Yeni işe alınacak kişilerden Covid testi istendi. 70 metrenin üzerinde olan yatlar, uzun vadeli işe alımlarında teste ek olarak, işe alımını sağladığımız chef ve stewardess’ları yata almadan önce 14 gün otel karantinasına aldılar.

    Kıyılarımız megayatların gözdesi

    Türkiye içindeki değişikliklere gelirsek… Bir kere ne Yunan sularına ne de başka sulara açılabildik. Bu nedenle güzelim Marmaris koyları doldu ve taştı. Herkesin dilinde aynı cümleler vardı: “Bozburun’a yıllardır geliyorum, böyle doluluk görmedim!”, “Göcek’te hiç bu kadar çok süperyat olmamıştı.” Birinci cümlenin sebebi, yurtdışı sularına gidemeyen Türk tekneleri, ikinci cümlenin sebebi ise Avrupa sularının kendi içindeki seyahat kısıtlamaları nedeniyle İsrail ya da Rus teknelerinin Türk sularından başka dolaşabilecekleri Akdeniz ülkesi kalmaması. Dünyanın en ünlü megayatlarından 99 metre Madame Gu, 80 metre Titan, 73 metre Plan B, 87 metre Avantage gibi megayatlar bu yaz Bodrum ve Marmaris koylarından çıkmıyor. En çok da bu megayatlara servis veren acenteler için hem yoğun ve yorucu hem de başarılı bir sezon oluyor. Başarı herkesin olamıyor tabii; hizmeti hakkıyla veren acente pastanın büyük payını alabiliyor.

    Kötü şöhretten kurtuluş yolu

    Bu büyüklükte megayatların sahipleri ve konuklarının Türkiye’de gideceği restorandan tutun, yatta Michelin statüsünde yemek çıkaran profesyonel şeflerine en iyi kalite ürünleri bulan yani yerel dünyaya hâkim, kendini her zaman güncel tutan acentedir büyük payı alan. Türkiye’de bu işi en iyi yapan acentelerden biri 360 Yachting. Çok zor bir iştir bu büyüklükte bir megayatı memnun etmek. Bir megayat Türkiye’ye gelirken iyi hizmet alabilecek mi, aradığı ürünü, hizmeti bulabilecek mi diye zaten biraz önyargı ile geliyor. Bu önyargı nedeniyle risk almamak için daha önce adını duyduğu bir zincir acenteye başvuruyor. Ancak bu yöntem her zaman işe yaramıyor. Örneğin, önceki yıllarda 60 metre bir megayatın şefi olarak Türkiye’ye gelmişliğim var. Evraklar günler önceden gönderilmiş olmasına rağmen, Avustralyalı yat sahibinin Türkiye’ye girişi için vizeye ihtiyacı olduğunu acentenin bilmediğinin son dakikada ortaya çıkması ile yat sahibinin saatlerce Bodrum girişinde beklemek zorunda kalışı kabul edilemez bir hataydı ve yattaki tek Türk olan benim için ise hayal kırıklığı yaratan bir gerçekti. Ne yazık ki bazı acenteler, yıllarca banka memuru gibi çalışmış, kendilerini güncellememişler. Bilgi sahibi olmadıkları çok konu var, öğrenmeye de uğraşmıyorlar. Ağzı yüzü bozulmuş domatesler getiren, doğal ve güzel ürün bulmak umurunda olmayıp marketten bulduğunu kapıp getiren, foie gras nedir ki diye soran, iyi kalite havyardan anlamayan, mozzarella bile bulamayan, ürünleri tanımayan, tanımaya uğraşmayan, dünyaca ünlü megayatları bilmeyen ve bu bilgi eksikliğini eksiklik olarak görmeyen memur zihniyetli acenteler nedeniyle repütasyonumuz yıllar yılı kötüye gitmiş. Bu olumsuz örnekler yüzünden de Türkiye’ye gelen megayat sahipleri ve ekipleri kafaları karışık, gelirken nereye başvuracağını bilememiş, önceden kötü tecrübeleri olduğu için de ülkede kalmak istememişler.

    Günümüzde ise uluslararası dolaşan 80-100 metre megayatları yöneten kaptanlar, daha önce Türkiye’ye gelmiş başka megayatlara hangi acente güvenilir, hangisinden iyi hizmet alınır diye sorarak geliyorlar. İşte repütasyon farkı da burada başlıyor. Türkiye’nin bu olumsuz namını kıran 360 Yachting’in yaptığı işin dünya standardında kalitesi sayesinde uluslararası bir megayat şefi olarak dünya sularında dolaştığım dönemlerde de, şimdilerde Atlantico’nun sahibi olarak da, bu hizmetin hakkıyla verilmesinin son derece önemli olduğunu ve Türkiye’ye daha çok megayat gelmesinde ve gelenin daha çok kalmasında birincil derecede etkili olduğunu düşünüyorum.☸

  • Deniz acıktırır!

    Deniz acıktırır!

    En çok hangi yemeği seviyorsun? Ben en çok deniz ürünlerini severim, özellikle de kabukluları. Biz yat şefleri, her nabza en güzel şerbeti, her mideye istenen yemeği vermek zorundayızdır. Kimisi etçidir, kimisi balıkçı (tavukçu diye tanımlanan görmedim). Kimisi acıyı ağzına sürmez, kimisi bayılır; her şeyin üzerine serper. Bazıları tuza boğar yemeği, bazısına tuz ödem yapıyordur. Kimisi kiloludur ketojenike takmıştır kafayı; ona avokado veririz, kinoa veririz. Kimisi sporcu beslenmesi programındadır, onu da protein delisi yaparız. Partici olan vardır; sabaha karşı sandviçe hamburgere boğarız kendisini. Kimisi akşamcıdır, alkole eşlikçi atıştırmalıklar ister. Ve bazıları da sabahçıdır, ona da her gün başka bir yumurta çeşidi yaparız. Biz yat şefleri, her nabza en güzel şerbeti, her mideye istenen yemeği vermek zorundayızdır. 

    VER ELİNİ ATLANTİK! Hepimiz böyle değil miyizdir? Her gün aynı yemeği yemeyiz ama alışkanlıklarımızı da terk etmeyiz. Hele ki denize çıktığımızda her şey değişir! Deniz acıktırır! Belki şu an bulunduğumuz kıtada kış aylarındayız diye mideniz de kışlık çalışıyor ve tarhana çorbaları, tencere yemekleri ya da dolgun keklerle sıcacık kahveler istiyordur ama yazın sahildeki ve teknedeki halinizi hatırlayın. Ah ah, daha kaç yazımız kaldı ki! Siz bu yazıyı okuduğunuzda gecikmiş bir kış mevsimine girmişken, ben çok uzaklarda olacağım. Bir Karayip adası olan Antigua’dan Bonaire Adası’na, oradan San Blas Adaları’na ve en son da Galapagos’a ayak basacağım. Dünyanın sıcak yarım küresinde acıkan konukları doyurmak için. Esasen artık yat şefliği yapmasam da, dünyanın reddedemeyeceğim bölgelerinde reddedemeyeceğim teklifler olduğunda uçağa biniyorum ve ver elini Atlantik’in öbür tarafı! Bu kış aynı zamanda Türkiye’ye neler kazandırdık peki? Atlantico Yachting olarak Türkiye’nin ilk “Süperyat Şef Eğitim Programı”nı, Türkiye’nin en iyi mutfak okulu ile birlikte Nisan ayında açıyoruz. Şubatta duyurulara başlayacağız. Peki, Türkiye’nin ilk Süperyat Şef Eğitim Programı Türk ve yabancı yat sektörüne neler katacak? 

    SÜPER ŞEFLER YETİŞİYOR Türk yat sektöründe çok iyi şefler de var, mutfağı kadar sektörü kirleten kötüleri de. Türk yat sahipleri bu konuda oldukça sıkıntı çekiyor. Gerek tutum davranış, gerek eğitim mutfak eğitimi, gerekse modern mutfaklar ya da sertifikasyon olarak eksik şeflerle dolu sektör. O nedenle büyük yat sahipleri genelde yabancı şef ve hostes almak zorunda kalıyorlar. Hem Türkiye’nin modern fine-dining restoranlarında çalışmış, hem de Türk mutfağına hâkim Türk şefler, “Süperyat Şef Eğitim Programı” sayesinde profesyonel ve uluslararası sertifikalı birer yat şefi olacaklar. Böylece Türk yat sahipleri Türk şefleri rahatlıkla işe alabilecek ve gözleri arkada kalmadan yemeklerin keyfini çıkarabilecekler. Aynı şekilde Türk şefler de kariyerlerine bambaşka bir alanda yelken açabilecek, yat sektörünün realitesi olarak yüksek maaşlar kazanma şansıyla birlikte uluslararası yat sektörüne geçiş yaparak dünyanın her yerinde hem kariyerlerini parlatacak hem de mutfaklarını geliştirebilecekler. Türk yat sektörüne hep bahsettiğim bu uluslararası standartları kazandırabildiğimiz için mutluyum.

    SİSTEM HER ŞEYDİR Peki bununla mı kalıyoruz? Elbette hayır. Atlantico aynı zamanda bütün mürettebatı da eğitiyor. “Crew on-board eğitimi”, her yata özel olarak yazılıyor. O yatın kimliği haline gelen ve bir rehber olarak da yata özel basılan bu eğitim; yat sahibinin yeme-içme alışkanlıklarından kişisel isteklerine, hayat biçiminden doğan günlük beklentilerinden güvenliğine, yatta regülasyonların doğru takip edilip edilmediğinin kontrolünden departmanların doğru işleyişine, mürettebat arası hiyerarşiden yatın düzenine dek düzinelerce detayı hizaya sokan bir eğitim. Böylelikle hep duyduğum “Bizde iyi mürettebat yok, o yüzden hep yabancı çalışan alıyorum” diyen yat sahiplerinin bu problemini çözmüş oluyoruz. Sistem her şeydir! Şimdi siz bu soğuk Ocak ayında tarhananızı içerken ben Karayipler’de Pina Colada’mı yudumluyor olacağım. Umarım Akdeniz sezonunda yatınızda buluşuruz… ☸

  • APERITIVO

    APERITIVO

    “Ci Facciamo un aperitivo?” Ne dedi, ne dedi? İtalyanca, “Bir aperitivo yapalım mı?” dedi. Nedir bu aperitivo? Nasıl yapılır?

    Aperitivo aslında aperatif kelimesinin İtalyancasıdır ama İtalyanlar için bir kelimeden fazlasını ifade eder. İtalya’da “aperitivo”, herkesin diline ve hayatına yerleşmiş bir yaşam biçimi, kültürlerinin parçası olmuş bir akşam üzeri alışkanlığıdır. “Happy hour” desem hepimiz anlarız sanırım değil mi? Türkçede de aperatif ya da aperitif saati olarak geçer (TDK da emin olamamış, böyle yazmış). Kısacası akşamüzeri keyif için alınan bir içki ile yemek öncesi geçirilen bir-iki saati ifade eder. 

    İtalya’da sosyal hayat akşam yedide, yani “aperitivo” saatinde başlar. 18.00’de bir mekâna girdiğinizde pek kimseyi bulamayabilirsiniz, 19.00’da ise kalabalık yüzünden kendinizi içeriye girmeye zorlanırken bulabilirsiniz! Birçok tanışma, birçok aşk, akşam yemeğinde değil aperitivo saatinde doğmuştur. Peki, nedir aperitivo’yu İtalyanlar için bu kadar eğlenceli kılan? Annelerinin karnından domates sosu ve parmesanla doğan İtalyanların yemek düşünmedikleri bir an bile olmadığı için, akşam üzeri alınan bu aperatif içkinin yanına da her zaman küçük atıştırmalıklar hazırlarlar. Başka ülkelerde bu atıştırmalık alışkanlığını göremezsiniz. Bir İtalyan, iyi bir şarabın eşlik ettiği bu “aperitivo” saatini asla atlamaz.

    LÜKSLE DEĞİŞEN ÇEŞİTLER VE LEZZET

    İtalyanlar, aperitivo zamanı çeşitli İtalyan peynirleri, salamları, focaccia, mini pizza gibi seçeneklerle açık büfeler kurarlar. Şarabınızla birlikte atıştıracağınız bu tabaklara  ücret yazılmaz. Bir benzerini İspanya’da tapas adı altında bulursunuz. En lüks bardan en izbe kafeye dek herkes akşam saat 7’de aperatif çıkarır. Öyle ki, İtalya’nın kenarda köşede kalmış kasabalarında, yolunu kaybetmesen adımını bile atmayacağın rezil mi rezil yol barlarında bile saat yedi oldu mu bir kase patates cipsi, fıstık ve sabahtan kalma mini pizzaları ısıtıp önünüze koyarlar! Bu en kötüsüydü.

    Aperitivo atıştırmalıklarının çeşitleri, mekânın lüks olma seviyesine göre yükselir. Elegant mekânlar çok daha özellikli kokteyl atıştırmalıkları, kanapeler hazırlarlar. (TDK bu kanape-kanepe konusunda da emin olamamış. Biz Fransızcası canape’den yola çıkalım.)

    YAT ŞEFLERİNİN YORUMU

    Yatlarda da, özellikle megayatlarda “aperatif” atıştırmalıkları en şık biçimiyle biz şefler tarafından sunulur. Bunu havyarlar, foie gras’lar, şampanya jöleleri ya da hazırlığı özellikli “balsamic pearl” gibi dokunuşlarla şıklaştırmak mümkün olduğu gibi, hazırlığı basit, karmaşık olmayan ama hoş görünen tabaklar da hazırlanabilir. Bu basit tabakların bizde en tercih edileni peynir tabağıdır. Yurtdışındaki yatlarda ise İtalyan yat sahipleri için İtalyan peynir ve salamlarından oluşan aperitivo tabağı hazırlarız, ancak başka uyruklar için peynir tabağı özellikle talep edilmedikçe sunmayız. Biraz kahvaltı alışkanlığı ya da yemek öncesi değil, sonrasında, tatlı menüsünde bulunan şaraba eşlikçi bir alışkanlıktır peynir tabağı. Özel şefler ve yat şefleri olarak içki yanına hazırladığımız atıştırmalık kanapeler için menü vermeyiz. Elde ne malzeme varsa şeflerin her gün yaratıcılıklarını kullanıp uyguladıkları kanapelerdir bunlar.