Yat dünyası kış uykusundan uyanıyor; POPÜLER CHARTER KIYILARI

Yat dünyası esasen ikiye ayrılır: Yat sahipleri ve yat kiralamayı seven deniz severler, yani charter dünyası! Bu aydan itibaren en popüler kıyılar bol bol kiralık süperyatlarla dolacak. Hangi kıyılar mı onlar? Şöyle Yunan adalarından Fransa’ya götüreyim sizi…

2021 yılında küresel yat endüstrisinin ekonomideki hacmi 8.50 milyar Dolar olarak hesaplandı. Bu rakamların pandemiye, savaşa, ekonomik krizlere yani her türlü dünyevi zorluğa rağmen yıldan yıla artarak büyümesinin sebebi ise tek bir amaca dayanıyor: Dinlenmek, eğlenmek, ayrıcalıklı bir yaz keyfi yaşamak. Herkes, kendi hacmine göre hayattan keyif almanın yolunu aradığına göre, hem sırf bu keyif için oluşmuş milyar dolarlık endüstriye, hem de bu endüstrinin içerisinde, ister yatın yapımında, ister yüzdürülmesinde rolü olan herkesin bu şıklığa ve beklentiye yakışır kalitede iş çıkartmasına şapka çıkarmak gerekir. Eğer yat alıp da kendi teknemde yazın keyfini çıkartmak istemiyor ve sadece yılda birkaç hafta yat keyfi yapmak istiyorsam, bir süperyat kiralamam gerekir. Yelkenli, motoryat ya da özü yalnızca Türkiye’ye ait gulet… Gulet biraz daha farklı bir tatil, cumartesiden cumartesiye kiralıyorlar. Ama normalde charter yatları, genelde müşterinin isteğine göre istediği oranda kiralanır. Haftalık hesaplanır ama istersen dört hafta da kiralayabilirsin. Peki on binlerce ya da yüz binlerce dolar verip haftalık olarak bir süperyat kiraladım diyelim. Ne isterim? Elbette en gözde kıyılara uğrayıp, yemesiye içmesiyle, gezmesiyle, eğlenmesiyle rüya gibi bir tatil geçirmek. İşte bu ayki konumuz bu: En popüler charter kıyıları.

KİKLAD ADALARI

Bilmeyenler için, böyle yazınca bir şey ifade etmiyor olabilir. Kiklad da neresi? Halbuki size Mikonos desem, Santorini desem, Paros, Antiparos, Naxos, Ios desem hepinizin gözlerinin önüne sıcacık fotoğraflar gelecektir. İşte bu adaları içinde barındıran adalar zinciri Kiklad Adaları’dır ve charter dünyasının olmazsa olmazıdır. Yalnızca charter da değil, yatçılığın göz bebeği adalarıdır Kikladlar. Mikonos eğlencenin, Santorini manzaranın en güzelini sunarken, diğer adalar ise Yunan mutfağının, kristal suların ve sıcacık mavi-beyaz Yunan kıyılarının keyfini sizlere sunar. Mikonos’ta hayat biraz geciktirici almış gibidir. Kahvaltı öğlen, öğlen yemeği akşam, akşam yemeği gece, gece eğlencesi ise sabaha karşı başlar. Yani akşam yemeği için restorana 22:30-23:30’da gelmiş olmanız normal sayılır. Mikonos’ta uğramadan geçilmeyen koy, Psarou Koyu’dur. Süperyatların içinden gelen taş gibi adamlar ve sülün gibi kadınların, ellerinde kadehlerle denizin içinde salına salına müziğe eşlik ettiği, saat 17:00’den sonra ise herkesin masaların üzerinde dans ettiği popüler plajlardan biridir. Elia, Ornos ve Panormos da benim favorilerimden. Merkezinde ise eski Bodrum’un izlerini hissederseniz. Hâlâ bozulmamış mavi-beyaz dükkânlar silsilesi. Mavi beyaz hediyelik eşyalar, yüzde 100 Yunan mutfağı sunan tavernalar ve gün batımına âşık olacağınız Little Venice bölgesi. 

SANTORİNİ

Santorini ise başka bir olaydır. MÖ 1650-1450 yılları arasında püskürmeye başlayan volkan patladığında, adanın 73 kilometrekarelik bir alanının deniz altında kalmasına yol açmış. Adanın şu anki ortası oyuk kruvasan şekli bu yüzden. İşte tam da bu nedenle Santorini, denize girmeye gidilecek bir yer değildir. Çünkü volkanik yapı nedeniyle plajlardaki kum siyah! Evet bildiğin siyah! Kızıl olanı da var ki, oraya adı üzerinde Red Beach (Kızıl Kumsal) demişler. Denize ayağını bastığında yumuşacık kum yerine her yeri kaplamış büyük bir kayaya basıyorsun. Su ise hamam suyu gibi. Özetle; Yunan adalarının içinde kristal gibi suları olan başka adalar dururken Santorini’ye tatile gitmek, belgesel çevirmek isteyenler için ideal olabilir ancak. Öte yandan, bir ömür içinde mutlaka hayatınızın en romantik akşam yemeği için gidilmesi gereken bir yer. Gözlerinizi alamayacağınız ve kendinizi bir tablonun içinde hissedeceğiniz bir manzara ile karşılaşacaksınız. Enteresan bir şekilde, günün hangi saati olursa olsun manzaranın size verdiği his muhteşem! Santorini’ye, bir haftalık tatil için değil, maksimum bir gece konaklamalı bir akşam yemeği için gidilmeli. Yemek sonrası Thira’da gece hayatına biraz bakabilir, öğlen Oia restoranlarından birinde deniz ürünleri yiyerek adadan ayrılabilirsiniz. 

BAŞ DÖNDÜREN İTALYAN RİVİERASI

Riviera kelimesi, İtalyancada kıyı şeridi demek. Zaten İtalyanca ne söylesen havalı gelir ya, riviera da öyle bir kelime. İtalya, Fransa, Türkiye, tüm kıyı şeritlerine uluslararası tanımlamalarda “riviera” deriz. İtalyan Rivierası da charter tatilcilerinin göz bebeği kıyılarıdır. İster süperyat olsun ister küçük yelkenli, kim Sicilya’dan Eolie Adaları’na, oradan Amalfi kıyıları ve Capri Adası’na, hemen karşısında Sardegna Adası’nın incisi Porto Cervo’ya, oradan da Liguria kıyılarına geçerek Portofino’da gün batımında bir Vermentino yudumlamak istemez ki? Başınız döndü mü? Zaten İtalyan Rivierası da baş döndüren kıyılardan oluşur. 

Eolie Adaları, Sicilya’ya bağlı volkanik adalar zinciridir. Messina bölgesi içerisindedir. Lipari, Salina, Vulcano, Alicudi, Filicudi, Panarea ve Stromboli. Bir şef olarak diyebilirim ki, bu adalarda yetişen en meşhur ürün kapari’dir. Lipari ise Eoile ada takımının en büyüğüdür. Teknenizle Lipari’ye yanaşıp, bir öğle yemeği yiyip, oradan diğer adalara deniz keyfi yapmaya geçebilirsiniz. 

Capri ise, megayatların Akdeniz’in ortasındaki uğrak yeridir. Capri güzeldir! Capri başkadır… Kobalt mavisi denizin üzerinde bir rüya gibi yükselir Capri. Roma İmparatorluğu döneminde sürgün adası olarak kullanılan bu adanın yıllar sonra İtalya’nın en ünlü adası olacağını kim bilebilirdi ki…

Merkezdeki meydanın ismi La Piazzetta’dır. İtalyancada “küçük meydan” anlamına gelir. Meydan küçüktür de gerçekten. Ünlü markaların mağazaları ile çevrili şık sokaklar bu meydandan başlar. Her cennet adada olduğu gibi Capri de müthiş koylar ile çevrilmiştir. En meşhur koy Faraglioni Koyu’dur. Burası size “oh be dünya buymuş!” hissi yaşatırken, akşam vakti şık bir restoranda yiyeceğiniz bir akşam yemeği hayatınıza özel anlar katacaktır. Zaten hayatımıza özel anlar katmak için yaşamıyor muyuz?

Sardinya, yaz aylarında neredeyse bütün İtalya’nın akın ettiği bir tatil adasıdır. Kuzeyinde yer alan Porto Cervo ise Akdeniz’den geçen süperyatların uğrak noktası olan bir limandır. Costa Smeralda’nın merkezi olan Porto Cervo, size sanki bir dekorda yürüyormuşsunuz hissini verir çünkü tamamı Prens Karim Ağa Han tarafından 1950’li yıllarda Jacques Couelle, Luigi Vietti, Michele Busiri Vici gibi ünlü Fransız ve İtalyan mimarlar ve peyzaj mimarlarına sıfırdan yaptırılmıştır. İçerisinde güzel restoran ve barları barındıran, büyük süperyatlar ve yarışlardan gelen yelkenliler dahil olmak üzere birçok şık tekne görebileceğiniz lüks bir kent. 

FRANSIZ RİVİERASI COTE D’AZUR

Côte d’Azur, Fransızcada “gök mavisi kıyı” anlamına gelir. Marsilya’ya yakın Cassis kıyı kasabasından İtalya sınırı Menton’a kadar uzanan kıyılardır. İsmini şair Stéphen Liégeard’ın 1887’de yayınlanan La Côte d’Azur kitabından almış olan bu ünlü kıyı şeridi, hayatında bir kez gitmiş olanlar için hep gitmek isteyecekleri, gitmemiş olanlar için hayalini kurdukları, her zaman gidenler içinse vazgeçilmez bir şıklıktır. Bu kıyılar, Akdeniz’in diğer popüler kıyılarında olduğu gibi devamlı değişen bir yüze sahip değildir. O Bridget Bardot’lu günlerden beri değişmeyen bir ruhu vardır. Evet ruh diyebiliriz o güzelliği tanımlamaya. Elbette yerleşik insanlar değişmiştir, eğlenceler yozlaşmıştır belki ama, kıyıların o zarif ruhu bana göre hep baki kalmıştır. 

SAINT TROPEZ

Charter müşterisi yat severlerin ismini iyi bildiği en popüler kıyılardan biridir Saint Tropez. Merkezi, Orta Çağ’dan beri dokunulmamış sarı- turuncu geleneksel evler ve evlerin altlarında dünyaca ünlü markaların mağazalarından oluşur. Yelken yarışları olduğu günlerde dünyanın her yerinden gelen turistlerle dolup taşar. Bir de Pampelonne Koyu vardır. Meşhur mu meşhur, pahalı mı pahalı bir koy! Bir ara bir megayat sahibinin Pampelonne’daki dünya markası Nikki Beach’te, bir yemekte harcadığı paranın faturası internete düşmüştü. 107 bin 524 Euro! Yazıyla: 5 bin değil, on beş bin değil, tam yüz yedi bin beşyüz yirmi dört! Listede şişe şişe Dom Perignon, Cyristal şampanyalar, ıstakozlar, havyarlar, faturanın sonunda da üç fincan çay vardı. Komik bir ironi gibi. O son çayları içmeyecektik! Kısacası; St.Tropez’de yanınızda oturan ayağında şortu ve parmak arası terlikleri olan kişi bir petrol milyarderi de olabilir, yan teknenin güverte elemanı da. Paranın hangi terlikte durduğunun belli olmadığı bir ünlü Fransız kıyısıdır. 

MONACO-MONTE CARLO

Güney Fransa’nın Akdeniz’le öpüştüğü asil koyların tam ortasına konuşlanmış, Fransa’nın parçası gibi görünmesine rağmen, Prens Rainier zamanında özgürlüğünü ilan etmiş bir prensliktir. Vatikan’dan sonra dünyanın en küçük ikinci ülkesi olan bu zepzengin ülkecik, #luxury hashtag’leri çıkmadan önceki yıllardan beri lüks hayatın merkezi. Alain Ducasse’in üç Michelin yıldızlı restoranı Le Louis XV, Joël Robuchon’un iki Michelin sahibi kendi ismini taşıyan restoranı, bu restoranları içinde barındıran saray gibi beş yıldızlı otellerin bulunduğu, caddelerinde Ferrari, Maserati ve Jaguarlar’dan başka araba görmediğiniz, lüksün gayet göz önünde hatta özellikle göze sokarak yaşandığı bir ülkeciktir. Megayatlarla çevrili kıyı şeridi bir yana Formula 1 yarış meraklıları için de bir efsane çünkü Monaco Grand Prix, bu yarışların kralıdır.

EN GÜZEL RİVİERA KIYILARI

İşte en güzel riviera kıyılarına geldik! Nice, Cannes, Eze, Cap d’ail, Roquebrune-Cap-Martin, Villefranche sur Mer, Saint Jean Cap Ferrat ve Beaulieu-Sur-Mer, Monaco’nun sağı ve solunda konumlanmış Fransız toprakları içinde yer alırlar. Eze, Riviera’nın denizden yüksekliği en yüksek kıyısıdır. Bölge, tepelere konuşlanmış müthiş evler ve villalarla zenginliğini gösterir. Villefranche sur Mer ise merkezinde yüzyıllardır dokunulmamış renkli binalar ve hoş restoranlardan oluşan küçücük bir kasabadır. Villefranche sur Mer ve bir yarımada olan Saint Jean Cap Ferrat ve Beaulieu sur mer, bu bölgenin sakin ve şık yerleşim yerleridir. Antik Ligurialılardan Yunan kolonilerine, Julius Caesear’dan Barbaros Hayrettin’e, topraklarından yüzyıllar geçmiş ancak bölgenin zenginleşmesi, 20. yüzyılın başlarında Belçika Kralı III. Leopold’un ev almasıyla başlamış. Ev derken saray! Sonraki dönemlerde Rothschild Baronesi, 3. Rainier, Winston Churchill, Elizabeth Taylor, Charlie Chaplin, Paul Allen derken bu yan yana konuşlanmış zengin kıyılar, geçmiş yüzyılın kraliyet ailelerinden bu yüzyılın teknoloji devlerine dünyaca ünlü birçok ismin özel villalarına ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Cannes’a film festivalleriyle, Nice’e de upuzun kıyı şeridi ile zaten aşinasınızdır. Herkese müthiş bir yaz sezonu diliyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.