Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Elveda Bodrum… Merhaba Gökova!

    Elveda Bodrum… Merhaba Gökova!

    Günlerdir havayı gözlüyorum. Zaten denizcinin ömrü havayı kollamakla geçer. Önümüzdeki günler hava sakin görünüyor. Yine de rahat değilim. Kış netamelidir. Rüzgârın ne zaman, nereden patlayacağı, yaza oranla daha belirsizdir. 

    İskender (İsko) Aruoba’yı arayıp, “Hazır ol” diyorum. “Yarın seyre çıkıyoruz.” Fazla zamanımız yok. İyi de acelemiz ne? Şunun şurasında yılbaşına üç gün kalmış! Yakıt ikmali yapıp, 27 Aralık’ta saat 10.30’da Milta Bodrum Marina’dan palamar çözdük. Marina’ya gelinceye kadar yaprak kıpırdamıyordu. Limandan çıkarken poyraz başladı. Birkaç dakika sonra kendimizi, 26-28 knot poyrazın gözünde bulduk. Ben size demiştim. Hele kışın, havaya hiç güvenilmez. Poyrazı tam apazdan alan Myndos, bütün yelkenleri mayna olmasına karşın, sancağa yatıyor. Karaada’nın altına doğru gelirken İsko, “Trinketi açalım mı?” diyor. “Rüzgâr durunca açarız” diyorum. Gülüyoruz. Rotamız, Gökova-Ören Marina. Myndos’u Ören Marina’ya bağlayacağız. Umur Apaydın saat 15.30 gibi bizi oradan alacak. Eğlenecek zaman yok. Poyraz böyle giderse seyir beklenenden uzun sürebilir. Neyse ki poyraz bir eser, bir durur. Sürekli esmez.  

    ARTIK BODRUM’DA BARINAMAYIZ

    Kış seyrine çıkmak bana keyif verse de bu kez durum farklı. Milta Bodrum Marina’da sözleşmemiz bitiyor. İki gün önce Yeni Yıl Partisi’nde davetlisi olduğumuz Marina Müdürü Sayın Seher Çalı, “Gitmeyin lütfen Süha Bey” diyor. “Cumartesi buluşup durumu değerlendirelim. Ayıca sözleşmeniz bitse de birkaç gün kalabilirsiniz.” Seher Hanım’a teşekkür ediyorum. Milta Bodum Marina, Türkiye’nin en iyi ve gözde marinası. Bir o kadar da pahalı. Doğan Holding’e, Seher Hanım’a ve bütün ekibine müteşekkiriz. Dört yıl, “Piri Reis, Kitab-ı Bahriye’nin Dümen Suyunda Projesi”nin sponsoru olarak bizi olabildiğince desteklediler. Bu defa da iyi bir öneri ile geldiler ama bir yıllık emekli maaşımı versem de karşılamıyor. 

    BELEDİYE MARİNALARI VE BALIKÇI BARINAKLARI

    Diyeceksiniz ki “Bodrum ve civarında çok sayıda Balıkçı Barınağı ve Belediye Marinası var. Neden birisine bağlamıyorsun?” Bodrum’daki belediye marinaları insanın gözünden sakındığı Bodrum’u birkaç yılda, geri döndürülemez biçimde perişan eden, her türlü talana gözünü kırpmadan destek olan, sonra da tüm uyarılara karşın partisi tarafından Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ödüllendirilen Ahmet Aras’a bağlı. İlke olarak, Bodrum’da ikâmet eden amatör denizcilerin teknelerinin öncelikli olması gereken bu marinalar aksine, Bodrumlu olmayan “hatırlı-torpilli” kişilerin tekneleri tarafından işgal edilmiş durumda. Buralarda yer bulmak ya doğrudan Belediye Başkanı’ndan torpilli olmanıza veya Parti’den onlara talimat verdirmenize bağlı. Bu düzenin, bilinen aracılar üzerinden tıkır tıkır işlediği görüşü yaygın. Bir de son günlerde güvenlik ve hizmet de olmayan bu marina ücretlerine yüzde 300 zam yapıldı. 

    Balıkçı barınaklarında durum daha da vahim. Barınaklar, balıkçı kooperatifleri tarafından yönetiliyor. Bu kooperatiflerin amatör denizcilik konusunda en küçük fikri olmayan yöneticileri, köylüsü olan kooperatif üyelerine sağladıkları çeşitli avantajlar sayesinde, neredeyse ölünceye kadar başkan olarak kalıyorlar. Yaptıkları anlatmakla bitecek gibi değil. Eğer bu tür usulsüz işlerin içine girebilecek bir kişi değilseniz en doğru seçeneğiniz, zorlanarak da olsa gücünüzün yetebileceği özel marinalar. 

    BÜYÜK GÖKOVA TALANI 

    Dümende bunları düşünüyorum. Karaada’nın karşısında, Tavşan Burnu hizasında keşişlemeye dönüyoruz. İsko telefonundaki navigasyon programına bakıp, bana akıl veriyor. “Orak Adası’nın altından geç, kısa yol” diyor. “Hayır” diyorum. ”Sen o elindeki aleti bırak. Ömrüm bu sularda geçti. Adanın altına, Kargıcık Koyu’na girersek hem poyrazın gözünde kalmaya devam ederiz hem daha sonra gündoğusuna yükselip, Kisebük Burnu’nu dönmek zorunda kalırız ki yolu uzatır. O nedenle Orak Adası’nı iskeleye alıp kuytusundan yararlanacağız ve rotamızı değiştirmeden, Kissebük’e geçeceğiz.” Kıyılara bakıyorum ve içim acıyor. Bodrum-İçmeler’den başlayarak neredeyse Kissebükü’ne kadar bütün kıyı talan edilmiş ve edilmeye de devam ediyor. Her yer beton. Tavşan Burnu’nun poyrazında kalan küçük koy, sonra Alman Koyu-Kargıcık teknelere kapanmak üzere. Devasa otel-rezidans-tatil köyü yapılaşması ve onların el koyduğu deniz alanları, giderek Bodrum’u Bodrum olmaktan çıkarıyor. Ama en çok da yat turizminin temeline dinamit koyuyor. Orak Adası’nın ünlü gündoğusu koyu boş. Bu arada poyraz kalmaya başladı. İsko kahvaltı hazırlamaya, kabine iniyor. Yaz aylarında ana- baba günü olan denizde trafik yok. Türkiye’nin bir türlü çözülemeyen marina sorununu düşünüyorum.

    TÜRKİYE’NİN MARİNA SORUNU

    Halikarnas Balıkçısı ve arkadaşlarının başlattıkları Mavi Yolculuk geleneği, 1980’li yıllarda yat turizmine dönüştüğünden beri Türkiye’nin, her geçen gün biraz daha içinden çıkılmaz hale gelen bir marina sorunu var. Sorunun en önemli ayağı, Denizcilik Müsteşarlığı yani Ankara. Ömründe bir kayığın yekesine elini sürmemiş, bir gün kendi başına denize çıkmamış, amatör denizciliğin ve yat turizminin ileri olduğu Akdeniz ülkelerinde konunun nasıl yönetildiğini merak edip araştırmak gereğini duymamış, “parası olmayan tekne almasın!” diyebilen bakanların emrindeki üç beş kişinin yönettiği marina politikası bu kadar olur. Türkiye’de marina, yapıldığı kara alanına ek olarak kullandığı denizalanı da fahiş fiyatlarla kişilere kiralanan, açık hava AVM’si kılıklı yerlerdir. O nedenledir ki Akdeniz’in, Monako, Monte Carlo, Cannes gibi en sosyetik merkezlerindeki marinalarda, 40-50 metrelik megayatlar da bağlıdır, 4-5 metrelik sandallar da. Marinadaki restoranlarda örneğin ıstakoz, kahve, marina dışındaki herhangi bir yerde yediğiniz ıstakozdan, içtiğiniz kahveden pahalı değildir. Bir de bizdeki duruma bakın. Fiyatlar Monte Carlo’nun da, aynı yerde örneğin Bodrum-Yalıkavak’ta, İzmir-Çeşme’de, marina dışındaki restoran ve kafelerin de 10-15 katıdır. Hoş, Ali (Boratav) Reis bu açıdan CHP’li belediyelere bağlı marinaların durumunun da farklı olmadığını Tarabya, İstinye hatta Bozcaada marinalarını örnek göstererek anlatıyor.* Bu bir zihniyet sorunu. 

    HER YERE MARİNA YAPILMAZ

    Bizim ülkede bir iş biraz gözde olmaya görsün, herkes ona soyunur. Pandeminin tetiklediği “tekne sahibi olmak”, “teknede yaşamak” merakı, Emir (Kunt) Reis’in dediği gibi, “vergisiz tekne satın alma” olanağı ile birleşince, çok sayıda ikinci el teknenin yurda girmesi dâhil, tekne sayıları patladı. İyi de tekne otomobil değil. Sokağa bırakıp gidemiyorsun. Bir anda teknelerin yazın bağlanacağı marina, kışın karaya alınacağı çekek yeri sorunu da patladı. Birileri de baktı ki bu işte para var, hemen kolları sıvayıp, her yere marina planlamaya hatta yapmaya başladılar. Tabii en başta, sineğin yağını çıkarabilmek için pusuda bekleyen resmi makamlarımız. Kamuya ait o güzelim kıyıları önce tonozlarla parselleyip, denizde dolaşanlardan haraç almaya başladılar. Bu yetmedi, dünyanın en güzel kıyıları olan güneybatı Ege kıyılarımıza çeşitli isimler altında el koyup, gelenden 5, gelmeyenden döve döve 10 kuruş! almaya başladılar. Ünlü MUÇEV (Muğla’ya Hizmet Vakfı) soygunu böyle başladı. Yetmedi, her yeri marina olarak belirlediler. Öncelikle de yat turizminin ve amatör denizciliğin olmazsa olmazı, Türkiye’nin, dünyanın en şanslı ülkesi olduğu o güzelim kapalı koyları, otellerden sonra marinalarla da doldurmaya başladılar. 

    GÜLLÜK KÖRFEZİ REZİLLİĞİ

    İzmir’den Bodrum Gökova’ya kadar, yat turizminin ve amatör yatçıların beklentilerine kısmen de olsa yanıt verebilecek tek körfez Güllük (Mandalya) Körfezi’dir. Didim Akbük’ten başlayan, doğuda Asin-İassos-Kıyıkışlacık ile devam eden oradan Güllük’te batıya dönen, Güvercinlik, Torba, Çomça-Cennet Koy, Göltürkbükü, Hekimköy, Küçükbük, Gündoğan, Tilkicik Koyu ve nihayet Paşa Limanı, Yalıkavak ile biten bu büyük körfez ne yazık ki yat turizmi açısından yok olmak üzere. Bunda, Güllük-Feldspat İskelesi ile özellikle Cennet Koy ve benzerlerinin, Bodrum Belediye Başkanlığı döneminde Ahmet Aras tarafından verilen inşaat ruhsatları ve yargı süreçlerinin işletilmemesi nedeniyle yat turizmi ve amatör yatçılar için değerli tüm koylarını kaybetmesinin önemli rolü var. Bunlar yetmiyormuş gibi şimdi de bu körfezin doğal yat limanı olan en değerli bükleri, marinalarla işgal edilip, yat turizmine kapatılmaktadır. Son işgal Güllük Yat Limanı’dır. Unutmayalım; marina açık denizde yapılır ki oralarda bağlı yatlar, yakın ve korunaklı doğal koyları ve bükleri, kısa süreli seyirlerde konaklama noktaları olarak kullanabilsinler. Yakınında böyle noktalar bulunmayan marinaların kimseye yararı yoktur. Sadece sahiplerine para kazandırırlar.

    GÖKOVA’NIN İÇLER ACISI HALİ

    Başta yazdım. Bodrum’un doğusu ve güneyi, dünyaca ünlü Mavi Yolculuk rotasıdır. Veya öyleydi! Körfezin kuzey yakası, Bodrum-Akbük arası tam bir talan ile karşı karşıyadır. Yetmiyormuş gibi Kemerköy Termik Santrali’nin Ali (Boratav) Reis’in tabiriyle, “küçük penisimiz” bacası, bir dünya markasının nasıl katledilebileceğini, insanın gözüne sokan bir örnektir. Körfez’in güney yakasında Cumhurbaşkanlığı tarafından el konan, Okluk Koyu-Değirmen Bükü’nün o eşi bulunmaz yat demirleme alanları Türk vatandaşlarına bile kapatılmış, görgüsüzlük nişanesi bir yerleşkeye dönüştürülmüştür. Bugünlerde Karacasöğüt, hiç gereği olmayan devasa bir marinanın tasallutuna uğramak üzeredir. Yedi Adalar, Bördübet-Amazon Koyu’nun da yakın gelecekte aynı akıbete uğraması, kimseyi şaşırtmamalıdır.

    SIRA KNİDOS’A GELDİ  

    Bazı hareketlerin açıklaması yoktur çünkü onları normal bir akıl düşünemez. Bir ülkenin, dünyaca ünlü hatta uygarlık tarihinin bir nirengi noktasını oluşturan en değerli doğal ve arkeolojik sit alanlarının, para hırsı uğruna talan edilmesi gibi. Daha da vahimi bu talanın bizzat hükümetler, belediyeler eliyle yapılması veya teşvik edilmesidir. İşte Datça-Knidos’a el koyma girişimi de ancak böyle abuk bir aklın kalkışabileceği bir harekettir. Tek bir taşının bile yerinden oynatılmaması gereken ama yıllardır her yönüyle ihmal ve istismar edilmiş, sadece Datça Kaymakamlığı’na en yüksek geliri getirmesi amacıyla fahiş ötesi kiralarla bir restorana bırakılmış, Antik Çağ’ın ünlü heykeltıraşı Praksiteles’in “Çıplak Afrodit”i ile ünlü Knidos, şimdi daha da vahim bir talana uğramak üzere. Turizm Bakanlığı, koyu Marmaris Belediyesi’nden alıyor. Varsa eksiklikleri ve yanlışları düzeltilerek Türkiye’nin ve yat turizminin gözbebeği olabilecek iki gizemli koy, askeri Kuzey Limanı ve ticari Güney Limanı ve ören yerinde peyzaj düzenlemesi yapılacakmış! Türkçesi: Birileri vurgun vuracak diğer birileri de komisyonunu alıp, gerisi umurunda olmayacak. Ali (Boratav) Reis benim özetlemeye çalıştığım durumu hatta fazlasını yazmış.* Ben uzatmayayım çünkü yazdıkça çileden çıkıyorum. Yine uykularım kaçacak. İyisi mi durumu “İnci Taneleri” dizisindeki Dilber’in şarkısının nakaratı ile bitireyim:

    “Hadi yürü anca gidersin ya! Görenlere selam edersin ya! Bilirsin beddua etmeyi sevmem ama! Allah selanı versin ya!”

    BARİ GÖKOVA YAŞASIN

    Poyraz durdu. Gökova sütliman. İsko kahvaltı sofrasını donattı. Birkaç yıl önce yakılıp, kül edilen ve daha yeni yeşermeye başlayan Kissebükü-Aşağı Mazı- Çökertme-Türkevleri’nin önünden geçiyoruz. Ufukta tek tekne görünmüyor. Dümeni otomatiğe alıp, masaya kuruluyoruz. İskelede Kemerköy termik santralinin dumanı tüten bacasının yansıması, durgun denizden bize kadar geliyor. Kahvaltımızın sonuna doğru artık Ören Marina iskele omuzlukta, oldukça yakın. Kanal 72’den, gelişimizi anons ediyoruz. “Hoş geldiniz Myndos!” diye karşılıyor bizi marina. “Marinaya girince G pontonuna ilerleyin. Palamar yardımcı olacak.” Mendireğin önünden geçip, doğudan marinaya giriyoruz. İsko usturmaçaları bordaya sallandırırken “G” pontonuna yöneliyoruz. Daha önce hiç tekneyle gelmediğim marinayı inceliyorum. Derli toplu, açık denize yerleştirilmiş bir marina. Birkaç gün önce karadan gelip, Marina Müdürü Alp Can Demirezen ile konuşmuştuk. Marinanın dolu olduğunu ancak bize bir yer bulacağını söylemiş sonra da Ali (Boratav) Reis’in “Kutup” teknesinin çaprazında yer ayırdığını haber vermişti. Palamar botunu izleyerek yerimize geçip, kıçtankara bağlanıyoruz. Pontonların ve teknelerin arasında yeterli mesafe var. Manevrayı kolaylaştırıyor. Önemli bir avantaj. Poyraz kalınca, ortalama 7 knot ile 4 saat 10 dakikada geldik. 

    Gökova Ören Marina’nın önemli bir avantajı Gökova Körfezi’nin en gözde koyları Akbük, Yedi Adalar, Değirmen Bükü’ne bir iki saatlik kısa seyirlerle ulaşılabilmesi. Zaten marina yeri seçerken hem koyları-bükleri kapatmaması hem de koylara ve büklere ulaşmak için uzun seyir gerektirmemesi koşullarına dikkat etmek gerekiyor. Umur (Apaydın) Reis dayanamayıp yolda kokoreç yediği için biraz geç de olsa gelip bizi buluyor. Myndos’u neta edip, güler yüzlü bir ekibin yönettiği ön büroya geçiyoruz. Marina sahibi Önder Karaduman ve Müdür Alp Demirezen ile kahve eşliğinde sohbet iyi geliyor. 

    BODRUM MARİNA’YA HÜZÜNLÜ VEDA

    Bodrum’a dönüyoruz. Ertesi gün Bodrum Marina’da Müdür Seher Hanım’a Myndos’u Gökova-Ören Marina’ya bağladığımızı söylüyorum. Bize gösterdiği yakınlık ve verdiği destek için teşekkür ediyorum. Sonra dört yıl her an yanımızda olan başta Pınar Ezgin olmak ön büro elemanları Özgür Dumanlı, Engin Mat, Sibel Kaşıkara, Simay Uzun, Ayberk Olcay ile Liman ve Müşteri Hizmetleri Müdürü Mehmet Akince’yi ziyaretle güvenlik, otopark görevlileri, palamarlar dahil hepsine teşekkür ediyorum. Dostluğumuzun ve tekrar buluşma umudumuzun süreceğini söylüyorum. 

    Seher Hanım’la bir süre dertleşiyoruz. Tekne sahiplerinin profilindeki, her şeyin para olduğu inancının getirdiği olumsuz değişimi konuşuyoruz. Gerçek denizcilerin giderek azalması bir yandan, Ankara’nın bilgi ve vizyon eksikliği öte yandan, marinalar da amatör yatçılar kadar dertli. “KDV ve yer-denizalanı kirası artışları bizi zorluyor. Çok kaybımız var” diye anlatıyor Seher Hanım. Ankara’nın, “Bir iki yıl uygulayalım. Olmazsa KDV’yi kaldırırız” dediğini söylüyor. “Kaldırsalar bile bizim kaybettiğimiz yatçılarımızı geri kazanabilmemiz için en az on yıl gerekir” diyor. 

    Bilgisizlik, vizyonsuzluk böyle bir şey; ülkeye zarar veriyor. Son yıllarda günübirlik veya Mavi Yolculuk tekneleri bile, kışlamak üzere İstanköy’e, Leros Adası’na gidiyorlar. Nasıl gitmesinler? Yılbaşı Partisi’nde bir dostum, teknesine bu yıl 17 bin dolar bağlama ücreti istediklerini, İstanköy’de 3 bin dolara kalabileceği için oraya geçeceğini söylemişti. Seher Hanım’ın sıkıntısı tam da bundan kaynaklanıyor. Sonunda her yönüyle kaybeden Türkiye oluyor ve bazıları bunu, yat turizminden gelir elde etmek zannediyorlar. Bu da “nas” herhalde. Arkadaş ekonomist! O mu bilecek, ben mi?☸

    Dipnot

    * Oksijen Gazetesi (3-9 Ocak 2025), Ali Boratav’ın “Ege ve Akdeniz’de Doludizgin Marina ve İskele Savaşları” başlıklı yazısından.

  • Golden Globe Race’te iki Türk

    Golden Globe Race’te iki Türk

    Golden Globe Race, 18 yaşından büyük herkese açık ama bu seferki yarış, ilki gibi her macerapereste açık bir yarış olmayacak. Yarışa katılabilmek için kabul edilen 30 yürekli erkek ve kadın skipper’ın kalifikasyon için atlamaları gerekli engeller var…

    Önce Golden Globe Race’in katılma şartlarına bakalım. Yarışçılar minimum 8000 nm okyanus deneyimi ve 4000 nm astronavigasyon kullanarak solo deneyimi olduğunu, ek olarak yarışacakları teknelerinde de 2000 nm solo seyir yapmış olduklarını gösterecekler. Yarışacakları tekne 1968/69 yarışında Robin Knox-Johnson’ın yarışı kazandığı yatı Suhaili’nin benzer özelliklerinde olacak. GPS, elektronik navigasyon, otopilot vb. modern cihazlar kullanılmayacağı gibi teknelerin kendisi de o günün malzemeleriyle inşa edilmiş olacak. Yani tekne ahşap veya fiberglas ve 32-36 feet boyunda, 1988 öncesi inşa edilmiş, uzun salmalı, onaylanmış, standart teknelerden olacak. Yarış bugünkü hi-tech uzay sanayii teknolojinin değil denizciliğin, dayanıklılığın yarışı olacak.

    Tekneler yarış organizatörünün hazırladığı listedeki gereçleri satın alıp modern bir emniyet paketiyle seyre çıkacak. Pakette; Bir stand-alone uydu takip sistemi, (yarışçının kendi pozisyonunu göremeyeceği şekilde çalışacak) yarış komitesi tarafından yarışanı ve hava şartlarını takip için.

    Yarış merkeziyle haberleşmek için two-way satellite kısa dalga pageing unit. iki mobil satellite telefon olacak. Bu telefonlar onaylanan sponsorlarla medya görüşmeleri ve kaptanın bağlandığı bir okul ile günde maksimum dört kısa mesaj için kullanılacak. Mühürlü bir kutuda da iki GPS chart plotter, akıllı telefon (emergency durum için)… Bu bir non-stop, one class yarış, bir yarışçı herhangi bir nedenle bir yerde durak yapmak veya mühürlü bir kutuyu açıp emergecy GPS, chart plotter’i kullanırsa Golden Globe yarışı trofesine kalifiye olamaz ama Chichester klasına geçer. (Chichester 1967 yılında tamamladığı turunda Sydney’de bir mola yapmıştı.) İki durak yapan diskalifiye olur.

    Yarışçılar bir arıza durumunda bir koya sığınabilir ve tamirini dışarıdan yardım almadan kendisi yapabilir. Tüm yarışçılar 7/24 izleniyor olacak.

    BİZİMKİLERE GELİNCE

    Yarış sitesinin skipper’lar sayfasında İngilizce tanıtımlarını da bulacağınız, katılmaya aday olmuş 30 skipper arasındaki, iki yürekli dostumuz da var.

    Bu yarışlar yelken dünyasının adeta bir laboratuvarı olmuştur, teknemizde kullandığımız çok şey o teknelerde denenmiş ve gelişmiştir. (Benim yardım ettiğim Dick’e bir üniversite düzenli periyotlarda doldurması için psikolojik durumunu gösteren bir çalışma vermişti.)

    Geçen ay yazdığım gibi soğuk kış günlerinde siz de alın elinize kalemi düşünün bakalım siz olsaydınız ne tedbirler alırdınız, sizin kendi yelken dünyanızdaki endişeleriniz ve tedbirleriniz neler? Kıyıdan ipimizi kopardıktan sonra Güney Okyanusu’nda değilsek de kendi denizimizde teknemizi hedefine götüreceğiz. 

    Tabii ki bu bir yarış. Bu tip uzun mesafe yarışlarda benim takip ettiğim kadarıyla, önce yarışı emniyetle, tabiri caizse bir parça bitirebilmek, sonra da sürat. Tavşanla kaplumbağa misali çok kere en hızlı tekne bir arızadan yarış kaybetmiştir. 

    İki deniz adamına sordum: Neden Golden Globe Race’e katılıyorsunuz? Şu veya bu mesajı vermek haricinde (yanlış anlaşılmasın böyle girişimlere, dikkat çekmelere büyük saygım var) şimdiki sorum, okyanusla karşı karşıya olacak etten kemikten Erden ve Selim’in nedeni. Önünüzde uzun bir yol var, bu maceranızda Doldrum bölgesinde rüzgârsız kalacak, Güney Okyanusu’nda, (Atlantik’i de unutmayalım) fırtınalar yiyeceksiniz. Endişeleriniz ve tedbirleriniz nelerdir diye sordum.

    ERDEN ERUÇ 

    Erden’i kas gücüyle (kürek, bisiklet, yürüyüş) dünyayı dolanarak dağarcığına doldurduğu “18 Guinness Dünya Rekoru”ndan tanıyoruz. Geçen yıl Guinness Hall of Fame listesine alındı. Devamlı bir challenge kovalayan bir ruh. Bir süredir buna hazırlandığını biliyorum. Dağcılık, okyanus kürekçiliği gibi yelkenciliği de başarıyla torbasına atacağına eminim. 50 GRT kaptan ehliyeti var, yelken eğitmenliği, kısa parkur yarışlar ve transferleri var. Erden’in deniz tecrübesi derken klasik yelkenle dolaşanların dümen suyunda bıraktıkları millere bakıp 10.000 deniz milciği diye bakanlara bir de “kürekle solo 26.705 deniz mili” ne bakmalarını tavsiye ederim (Guinness Dünya Rekoru). 

    Neden GGR?

    Hayatım boyunca yavaş katettiğim yolculuklardan daha çok haz duydum ve o deneyimler beni olgunlaştırdı. Arabayla gitmek yerine yürümek, koşmak veya pedal basmak beni daha çok tatmin etti. İnsan gücüyle beş sene 11 günde kendi kas gücümle tamamladığım devrialem yolculuğum hayatımı değiştiren bir tecrübeydi. Kıtaları bisikletle aştığımda, motor yerine, yelken yerine okyanusları kürekleyerek vardığım her yerde beni görenler o noktaya alın teri ve bilek gücüyle vardığımı görüyor, takdir ediyordu. Hızlı bir vasıta veya lüks bir yatla ulaşsaydım sadece bir diğer turist olurdum.

    Golden Globe Race bana modern cihazların sağladığı kolaylıklardan yoksun muhteşem Güney Okyanusu’yla yüzleşme fırsatını tanıyacak. O yarış sırasında Sir Robin’in 1968 yılındaki ilk yarışta yüzleştiği şartlarında ilerleyecek GPS seyir cihazı veya su yapıcı gibi modern yöntemlerden sakınacağız. Dolayısıyla denizcilik becerilerimiz ön plana çıkacak. Geriye kalan sadece denizcilik olacak. Durmadan Antarktika’yı doğu yönünde dolanacak, o zor mücadelemde beni sınayan okyanusun yol verdiği teknem CLARA’ya lâyık bir kaptan olarak Les Sables d’Olonne’a döneceğim. 

    Devriâlemi tamamladığım 2012 yılından itibaren yelkene odaklandım. Kısa parkur yelken yarışlarına katıldım ama gözüm hep açık deniz yelken yarışlarındaydı. Bunun için başkalarının yatında, kurulmuş bir ekibe katılmam gerekiyordu. Malum hayatımım 1084 gününü okyanuslarda tek başıma kürek başında geçirdim. Doğa sporcusu olarak hep bir projem vardı, uzaklardaydım. O nedenle önceliklerim farklıydı ve TransPac ya da Pac Cup gibi klasik yarışlarda kendime bir yer bulamadım. Clipper Around The World gibi bir yarışa katılmak için sırf katılım harcı 70 bin Sterlin idi. GGR için gereken harç ve masrafları hesapladım, eşime danıştıktan sonra gözümü karartıp buna katılma kararını verdik.

    En büyük korkun?

    En büyük korkum yarışın başlayacağı 6 Eylül 2026 tarihinden önce maddi olarak takatimi yitirip teknemi satmak zorunda kalmak, bu hayalimden vazgeçmek. Hâlâ sponsorum yok. Amerikalı eşimle çabalıyoruz. Yelkenimde Türk bayrağı görünecek. Herkes benim Türk olduğumu biliyor, o nedenle yurtdışından sponsor aradığımda doğal olarak onların kendi yelkencilerini destekleyecekler beklenir. Bugüne kadar edindiğim 18 Guinness rekoru ve Guinness Hall of Fame üyeliğimin belki Türkiye’de yankısı olur! Zaman gösterecek.

    En iyi ve en kötü olabilecek…

    Bu yarışın en güzel yanı, hayal dünyamı tamamen saran ve beni hayatımda alışılmışın dışına itecek olan bu yarışın beklentisi, en kötü yanı da beklentilerde kendi kendime gelin güvey olduğum yalnızlık hissi.

    SELİM YALÇIN

    Selim, İstanbul’da Boğaz’da büyüdü. 9 yaşındayken ağabeyiyle ilk teknesini imal etti. İstinye’de balıkçı ve tersane işçileri arasında kâh fahri kâh yevmiye çalışırken kanına giren denizi öğrendi, balıkçılık yaptı. Yedi sene lüfer, kofana, torik tutup sattı. 1981’de son lüfer mevsimini kapatınca eğitime yöneldi. Tıp fakültesini birincilikle bitirip ortopedi uzmanı, profesör, başhekim oldu. Parlak meslek hayatı onu denizden ayırmadı. Bir dünya turu, dört İstanbul-Karayip seferi yaptı. Daima bir teknesi oldu, halen de var. Ultra modern cihazların olmamasından da çok memnun, okyanusta günler geceleri, haftaları, ayları kovalıyor, ruh halini yakaladığında okyanus seyri bir sorun olmaktan çıkıyor, tam tersine hiç bitmesin istiyor.

    Yarışa katılma amacın…

    Fırsat bu fırsat ömür boyu doyamadığım deniz ve yelken hayatına 9-10 aylık güzel bir macera ile yeni bir sayfa eklemek. Hazır sağlığım yerinde, aile mesuliyetleri hafifçe ve bütçemiz kimseye avuç açmadan tekne alıp donatmaya elverirken… 

    Yüzleşeceğin fırtınalar ve rüzgârsız günlere hazırlığın…

    Tekne tercihimiz Endurance 35 sloop (satın alma süreci yüzde 99 bitmiş gibi). Elli sene öncenin malzemesi ve bilgisiyle yapılmış tekneyi Türkiye’ye getirince, burada çıplak bir kabuğa dönüştürüp, sadece formu bozulmasın diye güverte kemerelerinin 8-10 tanesini bırakarak detaylı bir inşaat düşünüyoruz. Sert hava tedbirlerine gelince: Dört Kuzey Atlantik, bir Hint Okyanusu geçişinde aldığımız derslerden beterini Akdeniz’de yaşadık (Akdeniz’i göl zannedenlere duyurulur). 

    Teknemizi hazırlarken rota değiştirmeden ve süratle camadan yapmak için düşük sürtünmeli ray takacağız, direk dibine gitmeden çalışmak için tüm halatları havuzluğa alacağız, single line reefing (camadan) ana yelkenin şeklini bozuyor ve çok zaman alıyor, tack ve clew için ayrı line donatacağız. Trisail yerine de ana yelkene dördüncü camadan noktası düşünüyorum. Bir de yekeli ve Windpilotlu dümene saniyede müdahale edebilmek için kıçta, pushpit’te kapı gerek. Boğaziçi’nde gerek Ege sahillerinde küçük teknecilerin hep kullandığı dikey yeke donatacağız. 

    Şimdiki teknemiz Keyif için kendi elimizle Jordan Series Drogue, Paraşüt ve Galerider hazırlamıştık, maazallah deyip bu tekneye geçireceğiz.

    Weatherfax müsaade ediliyor, Hindistan’daki gemi sökümlerden çok ucuzlar var, belki Aliağa’da da vardır, himmet eden sevdiğimiz abilerimizin birisi yenilerden hediye de yapabilir. Hava haritalarını alıp yorumlamak amacım. 

    Doldrumlar için dev bir light genoa hazırlayacağız. Organizasyon motor kullanımına 1 litre mazota 2 saat ceza kuralı koydu. Gerekirse rüzgârı yakalamak için kısa motor kullanırım. Dev bir kürek de denemek istiyorum, eğer saatte 1.5-2 knot yapabilirsem antrenman da olur. 

    YARIŞ ROTASI

    Yarış rotası geçen ay verdiğim haritada olduğu gibi, doğuya giderek circumnavigasyon. Start ve finiş Fransa, Les Sables d’Olonne olacak. 

    Yarışçılar Atlantik’te kuzeyden güneye inerken Kanarya Adaları’ndaki şamandıra sancakta kalacak, burada yarışanlar durmamak şartıyla röportaj yapabilecek. Seyir sırasında topladıkları görseller yarış komitesinin YouTube kanalında yayınlanmak üzere toplanacak.

    Trindade iskelede, Ümit Burnu iskelede, Prince Edward, The Crozet ve The Kerguelen Adaları sancakta, Cape Leeuwin iskelede bırakılacak.  

    Storm Bay, Tasmanya’daki kapıdaki çizgiyi erken geçmemek için yarışçılar yelkenleri indirip 90 dakika eğlenecek veya demirleyecek. Bu sırada röportajlar, aileler ile konuşma mektup vb. tekneye dokunmadan yapılabilecek. 90 dakika sonunda Cape Horn’a doğru devam edebilecekler.

    Snares ve Bounty adaları sancakta bırakılacak.

    Waypoint 46°S, 174°W sancakta. 115 batı ve 46 güneydeki bir hayali dönüş markası sancakta bırakılacak. Bu hayali çizgiyi geçen zaman penaltısıyla cezalanır. Yarış komitesi satelite tracker ile her tekneyi devamlı takip ediyor. (Burada dikkat edilecek Güney Okyanusu’ndaki hayali dönüş noktası. Önceki yarışlarda mesafeyi kısaltmak için yarışanlar iyice güneye inip buzulların arasında hayati riskler alıyorlardı, o yüzden güney limiti koydular.)

    Cape Horn’u iskelede bırakarak, Atlantik’te güneyden kuzeye çıkarak finiş hattına, mutlu sona ulaşacaklar.

    Umarım bütün yarışçılar sağ salim mutlu sona ulaşır.☸

  • Yatlarda yangın ve iç mimari tasarımı ilişkisi

    Yatlarda yangın ve iç mimari tasarımı ilişkisi

    Yatlarda yangın riski, lüks ve karmaşık yapılar nedeniyle ciddi bir tehdit oluşturabilir. Ancak günümüz teknolojisi ve güvenlik önlemleri, yat sahiplerinin ve mürettebatlarının yangınları kontrol altına almasına yardımcı olmak için sürekli gelişiyor. 

    İç mimarlık denilince akla sadece estetik özellikler gelmediğini, mimari yapının içindeki yaşamın konforla sürmesinde birinci derece sorumluluğunun iç mimari projede olduğunu ve ne yazık ki göz ardı edilmesi durumunda bedelin çok ağır ödendiğine üzülerek şahit olduk. Gerek denizde gerekse karada olsun, fonksiyonu ev, otel, kulüp, restoran vb. alanlarda yaşamın sürdüğü iç mekânlar kullanıcısı olan insanın ve teknik donatının içerdiği kaza potansiyeline açık risk taşırlar. Yatlarda yangın riski, lüks ve karmaşık yapılar nedeniyle ciddi bir tehdit oluşturabilir. Ancak günümüz teknolojisi ve güvenlik önlemleri, yat sahiplerinin ve mürettebatlarının yangınları kontrol altına almasına yardımcı olmak için sürekli gelişiyor. Özellikle yatlar lüks ve konforun zirvesini temsil eden, büyük ölçekli ve genellikle kapalı alanlar olup hem denizde seyahat etme hem de yaşam alanı sağlama amacı güderler.

    Yatlar, içerdikleri pek çok lüks özelliği hayata geçirirken arka planda çalışan sistemlerin yoğunluğunu tahmin edersiniz. Bununla beraber her şeyden öte güvenlik ve yangın güvenliği de son derece önemlidir. Yatlarda yangın ve iç mekân tasarımı arasındaki ilişki, bu alandaki hem estetik hem de güvenlik gereksinimlerini dengeleme noktasında kritik bir rol oynar. İç mekân tasarımı ile yangın güvenliği arasındaki ilişki sadece görsellik değil, hayati güvenlik önlemleri açısından da kritik bir rol oynar. Alev geciktirici malzemeler, yangın algılama sistemleri, doğru yerleştirilmiş tahliye yolları ve yangına dayanıklı teknolojiler yatlarda yangın güvenliğini sağlamak için önemli unsurlardır. Yatın tasarımında güvenlik ve estetik arasındaki dengeyi sağlamak hem mürettebat hem de yolcular için güvenli ve konforlu bir ortam yaratılmasına yardımcı olur.

    TEMEL GEREKSİNİMLER VE UNSURLAR

    Yatlarda yangın güvenliği, yaşam alanlarının tasarımında en öncelikli konulardan biridir. Hem yatın iç mekânındaki malzemeler hem de düzenlemeler, yangın riski göz önünde bulundurularak planlanır. İç mekân tasarımında şu unsurlar dikkate alınmalıdır: İç alanlarda kullanılan malzemelerin çoğu, özellikle mobilyalar, halılar, döşemeler, duvar kaplamaları ve tavanlar, alev almaz veya alev geciktirici özelliklere sahip olmalıdır. Yangına dayanıklı tekstil ürünleri ve dekorasyon malzemeleri, yangın çıkma riskini azaltmaya yardımcı olur. Yangın algılama sensörleri ve uyarı sistemlerinin düzgün yerleştirilmesi çok önemlidir. Bu sistemler yangının en erken aşamalarda tespit edilmesini sağlar ve yatın çeşitli bölgelerinde, özellikle yatak odalarında ve mutfakta güvenliği artırır.

    Yangın çıkışı ve tahliye yolları özellikle iç mimari tasarımın plana yansıtılması ile gerçekleştirilecektir. Yatların tasarımında, hızlı bir tahliye için yeterli sayıda ve doğru konumda çıkış yolları yerleştirilmelidir. İç mekânın düzeni, yangın anında hızla ve güvenle tahliye edilebilecek şekilde planlanır. Ayrıca, yangın merdivenlerinin ve acil durum çıkışlarının açık ve engellenmemiş olması gereklidir. Bu konuda yaptığımız Kruvaziyer Gemilerde Çevresel ve Bireysel Yön Bulma Faktörlerinin İncelenmesine Yönelik Çalışma*, bu tür yüzer deniz yapılarında kaçış rotalarının tasarlanmasına yardımcı olacak niteliktedir. 

    YANGINA DAYANIKLI TEKNOLOJİLER VE SİSTEMLER

    Yatların iç mekân tasarımında yangın güvenliğini sağlamak için son teknoloji ürünler kullanılır. Bu teknolojiler, tasarım estetiğiyle uyumlu bir şekilde entegre edilir. Bazı önemli teknolojik sistemler şunlardır: Yatın tüm alanında, yangının ilk belirtileri tespit edilebilen yüksek kaliteli sensörler bulunur. Bu yangın ihbar sistemleri duman, ısı ve gaz tespiti yaparak, mürettebatı ve yolcuları yangın öncesinde uyarır. Yangın söndürme sistemleri, yatın çeşitli alanlarında yer alır. Bu sistemler, yangının başladığı noktaya en hızlı şekilde müdahale edebilmek için tasarlanır. Otomatik söndürme sistemleri, özellikle mutfak gibi yangın riski yüksek olan alanlarda önemli bir yer tutar. Yatlarda, özellikle lüks iç mekânlarda kullanılan camlar, yangına dayanıklı özelliklere sahip olmalıdır. Camlar hem estetik hem de güvenlik açısından yatın genel tasarımına katkı sağlar.

    TASARIM ESTETİĞİ: DENGEYİ BULMA

    Yangın güvenliği önlemleri yatların iç mekân tasarımında genellikle estetikle denge içinde uygulanır. Tasarımcılar hem görsel çekiciliği sağlamak hem de güvenliği en üst düzeye çıkarmak için yaratıcı çözümler arar. Örneğin alev geciktirici malzemeler, tasarımın zarafetini bozmadan iç mekânda kullanılabilir. Yangın güvenliğine uygun ancak estetik açıdan etkileyici tasarımlar yatlarda sıklıkla tercih edilir. Lüks mobilyalar, zarif aydınlatmalar ve kaliteli tekstil ürünleri, yangın güvenliği standartlarına uygun şekilde seçilir. Ayrıca, yangın güvenliği göz önünde bulundurularak yerleştirilen yangın söndürme sistemleri, dekoratif unsurlarla uyum içinde olabilir. Yatların iç tasarımında, farklı alanlar arasında belirgin sınırlar yaratılır. Bu sayede, yangın riski yüksek olan alanlar (örneğin mutfak veya teknik odalar) diğer alanlardan ayrılır ve güvenlik sağlanır. Yangın güvenliği amacıyla kullanılan bölme duvarları da yatın estetik tasarımına zarar vermeyecek şekilde entegre edilir. Buna iç mimarlıkta “zoning” denir. 

    GÜVENLİK EĞİTİMİ VE ACİL DURUM PLANLAMASI

    İç mekân tasarımının bir parçası olarak, yangın güvenliği eğitimi ve acil durum planlaması da kritik bir öneme sahiptir. Mürettebat yangın durumlarında nasıl hareket etmeleri gerektiğini bilmelidir. İç mekânlarda yangın güvenliği eğitimi için belirli alanlar (acil durum eğitim odası gibi) tasarlanabilir. Yangın söndürme ekipmanlarının kullanımı konusunda da eğitimler verilir. Eğitimlerde dikkat çekilen başlıca hususlar şunlardır:

    Elektriksel arızalar: Yatların çok fazla elektronik ekipmana sahip olması, kabloların aşırı yüklenmesi veya kısa devre gibi elektriksel sorunlarla yangına neden olabilir.

    Motor ve mekanik arızalar: Yatlar genellikle büyük motorlar ve karmaşık mekanik sistemlere sahip olduğundan, motorların aşırı ısınması ya da mekanik bir arıza yangına yol açabilir.

    Yakıt sızıntıları: Yakıt sistemlerindeki sızıntılar, özellikle büyük yatlarda yangına yol açabilecek tehlikeli durumlar yaratabilir.

    Yanıcı malzemeler: Yatlarda kullanılan bazı malzemeler, yangına dayanıklı olmayan kumaşlar ve mobilyalar da yangın riskini artırabilir.

    Mutfak alanları: Yatlarda bulunan mutfaklar, bilhassa büyük mutfaklar, yangın açısından riskli alanlar olabilir. Yemek pişirme sırasında dikkat edilmesi gereken önlemler yetersiz olabilir.

    YANGIN GÜVENLİĞİ ÖNLEMLERİ

    Yangın söndürme sistemleri: Otomatik yangın söndürme sistemleri, özellikle motor odalarında ve mutfaklarda kullanılır.

    Alev geciktirici malzemeler: İç mekânlarda kullanılan malzemeler genellikle yangına dayanıklı olmalıdır.

    Yangın alarm sistemleri: Yatlarda duman algılama ve erken uyarı sistemleri, yangın riski en başından tespit edilmesine yardımcı olur.

    Tarihteki en büyük yat yangınlarını bir hatırlayacak olursak; 4 Ocak 2016 tarihinde 80 milyon değerindeki yatta çıkan yangın sonucunda tamamen kullanılamaz hale gelmiş ve yan yatarak batmıştı. Yangının yatın mutfak bölümünde tüp parlaması sonucu başladığı düşünülmüştü. Yangının kesin nedeni açıklanmasa da genellikle yat yangınlarının elektriksel arızalar, mekanik sorunlar, yakıt sistemlerinden kaynaklanan sızıntılar veya bazen yanlış yerleştirilen yangına duyarlı malzemelerden kaynaklandığı bilinir. Yatın motor bölümünde bir yangın başlamıştı ve hızla yayıldı. Yangın sırasında mürettebatın zamanında müdahalesiyle büyük bir felaket önlendi, ancak yatın önemli bir kısmı zarar gördü. Neyse ki, yangında herhangi bir can kaybı yaşanmadı. Ancak yatın iç mekânında ve yapısal olarak büyük hasar meydana geldi.

    Yazık ki yat yangınları yaşanmaya devam ediyor. Kasım 2024’te yanan 45 metre boyundaki Atina ve geçen ay yanarak batan 29 metrelik lüks yat haberlere yansıyanlardan bazıları. Umarız bu konudaki bilinç artar ve doğru uygulamalar yaygınlaşır.☸

    (*) Parlakyıldız Köse, İ. S.; Yıldız, S. ve Yıldırım, İ. I. (2022). Kruvaziyer Gemilerde Çevresel ve Bireysel Yön Bulma Faktörlerinin İncelenmesine Yönelik Bir Kullanım Sonrası Değerlendirme Çalışması. Jass Studies-The Journal of Academic Social Science Studies, 15(92), 301-320.

  • Sıcacık hikâyeleriyle DENİZCİ DOSTLAR

    Sıcacık hikâyeleriyle DENİZCİ DOSTLAR

    Burada sizinle aylardır kendi yolculuğumu paylaşsam da denizin öyle bir büyüsü var ki, sadece sualtında yaşayan sayısız canlıya ya da dalgalarına ortak ettiği ılık rüzgârlara değil, birbirinden farklı birçok hikâyeye de kucak açıyor. İşte bu yazıda sizinle yolumuz maviliklerde kesişmiş, çok sevdiğim denizci arkadaşlarımın mavi yaşam öykülerine yakından bakma zamanı. 

    Kışın son misafiri, şubat ayından hepinize merhaba! Bu sayıya değişiklik yapıp çok sevdiğim bir soruyla başlamak istedim: “Hikâyeniz olmasa kim olurdunuz?” Byron Katie’nin, uzun süre kapağına bakıp düşünmenize sebep olan kitabının adı bu. Bizi biz yapan her şey hikâyemizin bir parçası aslında. Benim hikâyemin de başrolü bildiğiniz üzere masmavi denizler. Hayatımın kırılma noktası, hikâye dilinde konuşmaya devam edersem, çatışması ya da “en güzel” gelişmesi, radikal bir kararla ailece hayatımızı yelkene taşımaktı. 

    Burada sizinle aylardır kendi yolculuğumu paylaşsam da denizin öyle bir büyüsü var ki sadece sualtında yaşayan sayısız canlıya ya da dalgalarına ortak ettiği ılık rüzgârlara değil, birbirinden farklı birçok hikâyeye de kucak açıyor. İşte bu yazıda sizinle yolumuz maviliklerde kesişmiş, çok sevdiğim denizci arkadaşlarımın hikâyelerine yakından bakma zamanı. Kimi köpeğiyle, kimi iki çocuğuyla yelken açıyor denizde, kimi tek başına kendi hikâyesini yazarken, kimi alıp başını Karayipler’e gidiyor. Her biri aynı denizi paylaşsa da bambaşka dalgalarla yol alıyor. Gelin yüzünüzü gülümsetecek belki de ilham alacağınız bu sıcacık hikâyelere konuk olalım. 

    SAILING ROM

    Bu ismi tanıyanlarınız oldu mu? Sailing Rom adıyla biliniyor Dilan ve Cihad çifti sosyal medyada. Tabii en sevimli detayı atlamadan başlayamam: Minik miçoları, dünya tatlısı köpekleri Rom! Rom ile tam zamanlı teknede birlikte yaşıyorlar. Hatta yedinci yaşını teknede birlikte kutladılar. Dilan ve Cihad’ın motivasyonu aslında kendini denize bırakan çoğu kişiyle benzer. Doğanın içinde geçen onca zamandan sonra karaya sığamayıp ilk yelkenlileriyle 2023’te tam zamanlı olarak teknede yaşamaya başladılar. Geçen sene yılbaşına bizim de çok sevdiğimiz Göcek koylarında girdiler, kışı orada geçirdiler, bu sene de birbirinden güzel manzaralara ev sahipliği yapan Karadağ’ın rüzgârında kışı geçiriyorlar. Yolumuz Göcek’te kesiştiğinde teknelerine misafir olup zamanı unutturan sohbetler etmiştik. Siz de bu tatlı sohbetlerine Instagram’da ortak olabilir aynı zamanda aktif olarak rotalarını takip edebilirsiniz. Uzun formattaki videolarını da YouTube’da bulabilirsiniz. Teknede tam zamanlı yaşamın hem keyifli, eğlenceli hem de zorlu yanlarını şeffaf bir şekilde sizinle paylaşıyorlar. Eğer bu sene Karadağ’da Dilan ve Cihad’a rastlarsanız, selamımızı götürmeyi, artık bir denizci olan Rom’u sevmeyi unutmayın!

    SAILING DERISKA

    Gelelim bizim gibi çocukla sezonda teknede yaşayan Deniz ve Mahmut’un hikâyesine. Atlas ve Azur’la, yelkenli tekneleri Deriska’yla 2021’den beri sayısız rota çizdiler. Onların hikâyeleri tabii çok özel. Bir gün Karacasöğüt’e yolunuz düştüğünde, nesilden nesle nasıl denizci bir aile olduklarını dinlemenizi öneririz. 

    Çocukları bizim Atlas Deniz gibi, teknede maceranın içinde büyüdü. Benim de çok sevdiğim bir sözle “Her şey başlayana kadar” diyerek, Deriska ile dünya turuna çıktılar. Çoğunlukla kışın tekneyle dünya turunda, yazın sıcağında ise Türkiye sularındalar. Çocukla birlikte özgürce denizde olmak, doğanın içinde bir aile olarak yaşamak ve bunun tüm katkılarını her detayıyla, samimi bir şekilde de paylaşıyorlar. Çocukla seyahatin, ailece dünyayı keşfetmenin mümkün olduğunu savunan bir aile olarak tahmin edersiniz ki Deriska’nın dört kişilik ekibi bizim favorilerimizden. “Sailing Deriska” özellikle ailece seyir yapmayı düşünen ama nasıl yapacağını bilemeyenler için çok güzel bir rehber. YouTube’da Mahmut Saral’ın kanalından dünya seyahati videolarını da izleyebilirsiniz. Eğer ihtiyacınız olan cesaret edebilmekse, bence çok güzel bir örneği bu aile. 

    SAILING ELEVEN

    Gelelim “Eleven”a! “Eleven” yani on bir. Ömre Kaptan’ın anlatımıyla: “11 rakamı, evrenin kusursuz birliğini ve sonsuz döngüsünü temsil ederken, kuantum fiziği her şeyin enerjiyle birbirine bağlandığını ortaya koyar. Bu bağlamda, her birimiz, görünmez ipliklerle örülmüş büyük bir kozmik dokunun hem parçası hem de yansımasıyız; ayrı gibi görünsek de aslında bir bütünün farklı ifadeleriyiz.”

    Bu bütünlüğü hatırlatıcı olarak teknemizin adını “Eleven” koyduk der Ömre Kaptan! Eleven, hem teknenin adı hem de bu güzel çiftin deniz macerasına verdiği isim. Ömre ve Olcay Engin, deniz tutkusuyla yanıp tutuşan iki maceraperest aynı zamanda. Adriyatik Denizi’nden Ege’ye, Akdeniz’den Karadeniz’e kadar birçok bölgede uzak yol keşif yapıyorlar. Yani her bir limandan yeni bir hikâye, yeni bir deneyimle dönüyorlar. Bu deneyimleri de sosyal medya hesapları üzerinden takipçileriyle paylaşıyorlar. Yalnızca seyahatleri değil, tekne kullanımına dair aklınıza gelebilecek birçok teknik detayı da deniz tutkunu takipçilerine anlatıyorlar. Bosa tutmanın inceliklerinden, sert havalarda teknede nasıl eşyaları devirmediklerine kadar birçok konuyu konuşuyorlar. Yani hem eğlenceli, sıcak bir eğitim almak hem de aklınızda bir gün tekne sahibi olmak varsa bilgi edinmek için göz atabilirsiniz Eleven ekibine! Ömre ve Olcay’ın bir çift olarak denizin üstünde kurdukları bu alternatif yaşam, tekneyle uzun bir seyre çıkmaya sizi özendirmeye yetiyor. 

    BAŞKA TÜRLÜ YAŞAMAK

    İsimleri yaşam tarzlarını ve hayata bakışlarını daha iyi anlatamazdı değil mi? Özkan ve Özlem çifti 2013’ten beri teknede yaşıyor. Buna karar vermeleri de hayatlarında dönüm noktası olmuş aslında. İşi gücü bırakıp-bu bizim hikâyemizden de tanıdık gelmiştir- tüm hayatlarını değiştiriyorlar. Gerçekten yaşamak nedir? Başka türlü nasıl yaşanır? diyerek kendilerini denizde kurdukları bu huzurlu hayata atıyorlar. Katamaranları Ozi ile dünya turuna çıkıyorlar ve bunu da YouTube kanallarından paylaşıyorlar. Yeni hayatlarında denizleri aşıp her seneyi dünyanın bambaşka yerinde karşılıyorlar artık. 

    Bu yazıyı hazırlarken aldığımız üzücü bir haberle uyandık. OZI teknesi, Karayipler’de yaşadığı bir talihsizlik sonrası artık derin sularda. Özlem ve Özkan’a çok geçmiş olsun diyoruz ve yeni yolculuklarında yeni kızlarıyla harika hikayeler yaratmaları için güzen enerjilerimizi gönderiyoruz. Neyse ki ekipten herkes sağsalim tekneyi tahliye etmeyi başardı! Yeniden denizlerde buluşacağımız güzel günlere.

    USTURMAÇALI KIZ

    Gelelim rotalarını takip etmesi inanılmaz keyifli Nilay Koçman’a, yani sosyal medyada bilinen adıyla “Usturmaçlı Kız”a! Nilay ve eşi Onur Koçman deniz tutkusuyla seyirler yapan, hayatlarını tekneye taşımış genç bir çift. Nilay’ın hikâyesi çocukluğundan gelen derin bir deniz aşkıyla başlamış. Bu tutku zamanla Onur’u da etkileyerek, ikilinin hayatını kökünden değiştirmeye yetti tabii. Başlangıçta küçük bir sandal hayal ederken, bu hayal adım adım büyüyerek 35 feetlik bir tekneye dönüştü ve şimdi o tekneyle koy koy geziyorlar. Teknede yaşamak bir yaşam tarzı diyorum her seferinde, Nilay da aslında özgürlüğün karşılığı olarak gördüğü deniz yaşamına böyle adım atan kişilerden. 

    Yazının başından beri değinmek istediğim bu alternatif hikâyelerin belki de en güzel tanımlarından birini yapmış Nilay: “Köksüzlük”. Sanırım denizde yaşam için en güzel ifadelerden biri bu. Pusulanı ruhuna, dümenini tutkuna bağlamak, nereye yol almak istersen, bir yere bağlı kalmadan oraya yelken açabilmek. Usturmaçalı Kız, bize tam da bunu anlatmaya çalışan bir hayat tarzına sahip. Hem YouTube’da hem de İnstagram’da hikâyesine ortak olabilir, belki de tutkunuzun peşinden gitmek için sizi durduran sebebe, Nilay’dan ilham alarak son verebilirsiniz. Kalbinizin sesini dinlemek, kendi hayatınızın kontrolünü elinize alabilmek, mutluluğunuz için verebileceğiniz en güzel karar değil mi? Umarım Nilay ve Onur ile yollarınız kesişir ve “her yere ev diyebilmenin” verdiği huzura, onların güzel sohbetiyle yakından tanıklık edebilirsiniz. Tabii bizden de selam götürmeyi unutmayın. 

    Nasıl? Deniz üzerinde birbirinden farklı bunca hayata yakından bakmak insana cesaret vermiyor mu? Biliyorsunuz ki biz de “keyifliyim” olarak zamanında birçok kararsızlıklar içerisinde, hayatımızı kökünden değiştiren o kararı vermiştik. Bu uçsuz bucaksız deniz, hayallerime de ev sahipliği yaptı, hayal bile edemeyeceğimiz müjdelere de. Küçük Deniz yıldızımızın aramıza katılacağı o günü öğrendiğimde de teknedeydim, onun büyüyüp bizimle yol arkadaşı olurken attığı ilk adımlara tanıklık ederken de… Deniz tıpkı içinde barındırdığı sayısız canlı gibi üstünde de kendini ona adamış, ona olan aşkı yüzünden hayatını değiştirmiş sayısız hikâyeyi de kucaklıyor. “Neden bir teknede yaşamalıyım?” diye sorarsanız bence bunun cevabı da sayısız. Herkesin hayattan beklentisi ve hayatında kurduğu denge farklı olsa da ben denizde yaşam sürmek isteyen ama emin olamayanlar için birkaç sebep sıralamak istedim.

    Bana kalırsa, denizde yaşamak için sebep çok. Başta büyük bir risk gibi görünse de karar verdiğiniz andan itibaren, aslında gözünüzde büyüyen hiçbir şeyin sandığınız kadar zor olmadığını, zorlukların sonunda sizi bekleyen lütufları görüyorsunuz. Eğer karar verdiyseniz, kendimden biliyorum ki, bir noktada o yola girmiş ve artık hayatınızı değiştirmeye, yazıda bahsettiğim tüm denizci arkadaşlarım gibi kendinize yeni bir yol çizmeye başladınız demektir. Denizde yaşarken, ufak tefek sorunlarla karşılaşsanız bile günün sonunda tatmin olmamanıza ihtimal olmuyor. Sanırım bu mavi suların hâlâ büyülendiğim yanı da bu. 

    Sizi mutlu etmeyi, ne kadar sert bir rüzgâr verse de güvenli bir limana atmayı biliyor. Bu yüzden de bugün yaşadığımız bu güzel hislere, en önemlisi de geleceğimize sahip çıkmak için bize de bazı sorumluluklar düşüyor. En önemlisi de “sürdürülebilir” yaşam sürebilmek. Bunun için de yazıda bazı önerilerde de bulunmaya çalıştım.

    Sanırım elimden geldiğince atabileceğiniz bu ilk adım için size bildiklerimi söylemiş oldum. Herkesin kendi yolu ve hikâyesi ayrı. Ama isteğim eğer ki aklınızda, hayalinizde denizde olmak varsa bir gün karşılaşabilmek. Hayat bir anlam arayışı ise, bugün baktığımda, ben onu bir palmiye ağacının gölgesinde, koydaki dalga seslerinde aramaktan çok memnunum. Hikâyeler de tıpkı parmak izleri gibi eşsiz ve özel iken, bu maviliklerde ailece bıraktığımız ize minnettarım. Hepinizin yolculuğuna, en az benimki kadar güzel manzaralar eşlik etsin. Pruvanız neta, hayat kolayınıza olsun.☸