Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Denizde klasik şıklık AG26

    Denizde klasik şıklık AG26

    Denizlerin güzelleri runabout’lar klasik, şık görüntüleri ve spor ruhlarıyla her devrin gözdesi oldu. Spor teknelerin atası sayılan runabout’ların 100 yıllık bir geçmişi var. Genellikle ahşap gövdeden, üzeri ahşap kaplamalar ve parlak cila kullanılarak inşa edilen bu teknelerde ahşap olarak da daha çok maun tercih ediliyor. Doğduğu yer ise ABD. Birçok Amerikalı firma birbirinden şık teknelerle bu trendi bugüne kadar devam ettirdi. 60’lı yıllarda Avrupa’da da bugün idol olmuş örnekleri üretilmeye başlandı. Günümüzde hâlâ üretilse de birçok firma inşa malzemesi olarak fibere döndü.

    Yerli üretim runabout’lar da yok denecek kadar az. Alpay Günaydın’ın kurduğu A&G Marine bu geleneği sürdüren firmalardan. İstanbul Offshore Kulübü’nün kurucu üyelerinden olan Günaydın, powerboat dünyasının da yakından tanıdığı isimlerden. 1999’da kurduğu firmayla önceleri yarış tekneleri üreten Günaydın’ın yarış tekneleriyle başlayan tekne tutkusu ahşap sürat teknelerine döndü. Şu an Gebze’deki tesisinde boyları 5,60 ile 12 metre arasında değişen altı farklı model inşa ediyor. Ayrıca bir motoryat üreticisinin de daha büyük boy kompozit teknelerinin kalıplarını üretiyor. Devamı Mayıs 2015 sayımızda… 

    Yazı  EYÜP ÖZEL Fotoğraflar  ÇİĞDEM YURTSEVER

    0I9A8279 8187 8263

  • Yaza özel sportif dokunuşlar LEADER 36

    Yaza özel sportif dokunuşlar LEADER 36

    Jeanneau Yachts’ın spor yat sevenler için geliştirdiği powerboat serisi Leader’ın 11,47 metrelik yeni modeli 36, yüksek performansı ve kullanışlı yaşam alanlarıyla kısa süreli seyirlere yönelik olarak tasarlandı. Beş kişinin konaklayabildiği tekne, Michael Peters ile Camillo Garroni’nin ortak bir çalışması… 

    Yazı ESRA MAKARA, Fotoğraflar JEANNEAU YACHTS ARŞİVİ

    Fransız Jeanneau, lüks ve yüksek performansı powerboat serisi Leader’da bir araya getiriyor. Markanın 2015 modeli Leader 36, sportif duruşu ve kullanışlı alanlarıyla kısa süreli gezi seyirleri için uygun yapıda. V şeklindeki gövde tasarımının Michael Peters’a ait olduğu teknenin yaşam mahalleri İtalyan tasarımcı Camillo Garroni’nin eseri. Open versiyonuyla güneşi bol Akdeniz pazarına hitap eden 36’nın Sportop versiyonu her hava koşulunda keyifli ve güvenilir bir seyir keyfi yaşatmayı hedefliyor. İki versiyon arasında ise elektronik sunroof haricinde herhangi bir yerleşim farklılığı bulunmuyor.

    Başüstüne iki kişilik güneşlenme minderinin yerleştirildiği teknenin havuzluğu kıçtaki minderler sayesinde dışarıda zaman geçirmeyi elverişli hale getiriyor. Minderlere ek olarak tasarlanan katlanabilir sırtlık öne veya arkaya hareket ettirildiğinde bu alan, geniş bir güneşlenme minderi veya denize dönük bir bank şeklinde kullanılabiliyor. Devamında, iskele tarafta bulunan L şeklindeki oturma alanları havuzlukta kalabalık buluşmaları mümkün kılar nitelikte… Devamı Mayıs 2015 sayımızda… 

    BB1A0891 BB1A1071 BB1A1395

  • Çay-kahve ve  iklim değişikliği

    Çay-kahve ve iklim değişikliği

    Çay, dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek. Küresel olarak, 24 milyon dönüm arazi çay üretimine ayrılmış. Üretimde ilk beş ülke içinde Türkiye de yer alıyor. Son zamanlarda ise Hindistan, Sri Lanka ve Çin’in güneybatı bölgesinde çay hasatlarında sorun yaşanıyor. Değişen yağış paternleri çayın lezzetini ve sağlığı ile ilişkili etmenleri bozuyor.

    Birçoğumuz için belki de en güzel ay, Nisan. Nisanla beraber baharın da resmi startı verildi, doğada renk cümbüşü başlıyor, hele İstanbul’da o erguvanlar açmaya başlasın, birçoğumuzun keyiften ağızlarımız kulaklarımıza varacaktır. Bir de Boğaz’ı gören bir yerden, tavşan kanı bir çay yudumlayarak keyif yapmak, of be… Nasıl, önerime katılıyor musunuz? Boğaz’da tavşan kanı çay güzel olmaz mı? Çay sever misiniz? “Dünyada çay üretiminde beşinci sırada yer alan bir ülkenin evlatlarına bu soru sorulur mu?” diyeceksiniz. Ben de “haklısınız” diyeceğim. “Paradan sonra en büyük icat” sözü vardır ya, çay da o misal dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek. Bunu ben söylemiyorum, belgeyle konuşuyorum, bilimsel araştırmalar bunu gösteriyor. Tabii bu talebi karşılamak için üretimin de güçlü olması lazım, bu yüzdendir ki küresel olarak, 24 milyon dönüm arazi çay üretimine ayrılmış. Ve üretimde ilk beş ülke içinde Türkiye de yer alıyor. Çin, Hindistan, Sri Lanka, Kenya ve ardından Türkiye geliyor. “Eee Bünyamin sadede gel, nedir konu?” diyorsanız siz kendinize bir çay koyun, ben de konuya gireyim. Sizce ben bu konuyu nereye bağlarım? Tebrikler, evet iklim değişikliğine. Bu sefer hedefte çay-kahve var, yani muhabbet var.

    Çayın kalitesi değişiyor

    Çayınızı, kahvenizi aldıysanız daha ayrıntılı konuşmaya başlayalım. Dünya çay ihtiyacının üçte birini karşılayan Hindistan’da son zamanlarda çay hasatlarında sorun yaşanıyor. Sadece Hindistan değil, Sri Lanka’da ve Çin’in güneybatı bölgesindeki çay yetiştirme alanlarında da çayın kalitesinin değiştiği gözleniyor. Yapılan araştırmalarda ortaya çıkan sonuç şu: Değişen yağış paternleri çayın lezzetini ve sağlığı ile ilişkili etmenleri bozuyor. Nasıl mı? İklim değişikliği nedeniyle yağış paternleri değişiyor. Yani yağışların düştüğü yer, gelme zamanı, sıklığı ve şiddeti değişiyor. Yağışın toplam miktarında çok fazla değişim olmasa da şiddetli yağışlar ve sıra dışı kuraklıklar arttığı için, yani yağışlar toplanıp toplanıp geldiği için bitkinin kimyasal yapısında ve tadında değişim oluyor. Yapılan araştırmalar çaydaki bazı önemli antioksidanların, yağış paternlerine dayanarak yüzde 50 oranında düşüp yükseldiğini gösteriyor. Burayı şöyle açalım; çayın faydalarından ve zararlarından hep bahsedilir. Burada faydalı kısmında azalma oluyor, çayın kalp, diyabet, kanser gibi hastalıklara karşı koruyucu olan kısımlarında kayıplar olabiliyor. Bazı çiftçiler muson zamanında yetişen çayın kalitesinin düştüğünü görünce muson sezonu dışında yetişen çayları ekmeye başlamış.

    Kahve de nasibini alacak

    Artan sıcaklıklardan nasibini alacak bir diğer önemli bitki ise kahve. Sıcaklığa çok duyarlı olan kahve bitkisinin maalesef gelecek yıllarda üretim alanının daralması bekleniyor. “Ben her sabah bir Türk kahvesi içmeden rahat edemem” ya da “bir fincan filtre kahve içmeden kafam çalışmaz, açılamam” diyenler, beni daha dikkatli dinleyin. Yabani Arabica kahve bitkisinin 2080’e kadar yok olma ihtimalinin olduğunu araştırmalar ortaya koyuyor. Dolayısıyla yabani olmayan kahve de genetik olarak savunmasız kalabilecek. Dünyanın önde gelen kahvelerinden ve Türk kahvesinin yapıldığı kahvelerden biri. Niçin bu kahve türü risk altında, çünkü iklim değişimine çok duyarlı, zira dar bir sıcaklık aralığında yetişiyor, ufak bir dalgalanış kahve üzerinde hayati etki yapıyor. Bir de kahve üretim bölgelerinin risk altında olması durumu var. Daralan üretim alanı nedeniyle fiyatların da yükselmesi kaçınılmaz olacaktır tabii, yani “Akşam ne yapıyorsun? Bir çay-kahve içelim mi?” teklifleri azalabilir. Espri bir yana bu işin ticari yönü gibi istihdam yönü de var. Uluslararası Kahve Organizasyonu’na göre kahve endüstrisi 26 milyon insana istihdam sağlıyor.

    Şarabın tadı kaçacak

    İklim değişikliğinden etkilenen bir başka tür ise şaraplık üzümler. Küresel ısınma nedeniyle kırmızı şarap üretiminde kullanılan “pinot noir” ve beyaz şarap üretiminde kullanılan “chardonnay” üzümlerinin olgunlaşma zamanı değişiyor. Yani üzümler artık eskiye göre daha erken olgunlaşıyor, bu durum da çiftçinin üzüm hasadı zamanını hesaplamasını zorlaştırıyor. Şarap için çok önemli bir faktör var: Asidite. Üzümler olgunlaştıkça şeker içeriği artar ve asiditesi düşer. Bu nedenle şarap üreticileri şeker ve asit arasındaki oranın en uygun seviyede olduğu zamanlarda meyvenin hasat edilmesini amaçlar. Erken olgunlaşan meyvenin hasat edilmesi için uygun zamanı kestirmek, son yıllarda zorlaşmaya başladı. Bu aynı zamanda rekolteye de yansıyacaktır. Aynı zamanda meyveler erken olgunlaşınca şarabın sadece tadı değil, rengi de farklılaşıyor. Böyle giderse Fransa, İspanya ve İtalya’daki şarapların tadı değişecek, İngiltere ve İskoçya gibi yerlerde ise normalde soğuk iklimlerde yetişen üzümler varken artık yukarıda bahsettiğim “pinot noir” ve “chardonnay” gibi çeşitler yer alacak.

    Yazının şarap kısmı bilgilendirme üzerine, ben konunun daha çok çay ve kahve kısmıyla ilgileniyorum, zira alkol kullanmıyorum, kullanmamanızı öneriyorum. Sansür için ekranlardaki görüntülerin bozulması gibi değil, gerçekten diyorum. Gerçi iklim için de tüm dünyada o kadar şey deniyor ama kim dinliyor. 🙂 Neyse ben söylemiş olayım da.

    Nerede kalmıştık? Çay kahve diyorduk, anlayacağınız iklim değişikliği artık bardaklarımızda. Değiştirdiğimiz iklim; kalitesi düşmüş, çeşitliliği azalmış, fiyatı artmış yiyecek ve içecekler olarak bize geri dönüyor. Ne yapacağız, hep söylüyorum, doğal yaşayacağız ve en alt seviyeden doğaya müdahil olacağız, yani bir kişi gibi yaşayıp, bir kişi gibi tüketeceğiz.

    Gelecek ay buluşalım, yine bu civarda olacağım. ☸

  • SEZONA HAZIRLIK. Tekneler kış uykusundan uyanıyor…

    SEZONA HAZIRLIK. Tekneler kış uykusundan uyanıyor…

    Yaz geliyor, hatta güneye geldi bile. Gitmeyi planladığımız güzel koylara, adalara gidip gidememek, gittiğimizde de hayatın güzel veya zehir olması, bizim Mr. Murphy ile oynayacağımız köşe kapmacaya ne kadar iyi hazırlanmamıza bağlı. Hazırlığın iki kısmı var; biri tekne. Onu hazırlama kısmını, eğer yeterli bilginiz veya vaktiniz varsa siz, yoksa marinanızdaki profesyoneller yapacak. İkincisi ise sizin hazırlanmanız.  Bundan kaçış yok, o sizin işiniz. Kendinizi, okuyarak, sizden daha iyi bilen birinden öğrenerek hazırlayabilirsiniz. Sizin kendi yeteneklerinizi geliştirme ve seyir planı yapma konusunu size veya başka bir zamana bırakıp önce teknemizi hazırlamaya ya da hazırlatmaya bakalım.

    Bizde kullanılan deniz dilini ben henüz sökemedim. Bizden evvel Akdeniz’i arşınlamış ustaların dilini almak çok normal de kullanan tarafından gittikçe bozulup, duyana hiçbir mana vermeyen sözcüklerin içinden çıkmak zor. Size manası olan sözcükler bulmak benim için zaten zor oluyordu, böyle teknik yazılarda herkesin başka bir sözlüğe ihtiyaç duymadan anlayabileceği kelimeler bulmaksa oldukça zor. Yerlerine bildiğim İngilizcelerini tırnak içinde veriyorum, yanına da parantez içinde ne olduğunu, biliyorsam Türkiye’de kullanılanı yazıyorum. İngilizce âşığı değilim hatta populasyon, lokasyon gibi kıllık ve özentiden kullanılanlardan nefret ediyorum. Yalnız, denizin ve havacılığın dili İngilizce, bence güzel yanı, kullanılan dil büyük çoğunlukla sadece deniz kenarında değil diyelim Kansas’ta da anlaşılır. Örneğin bizim ıstralya karşılığı “stay” telefon direğini de geren teldir, Gurcata karşılığı “spreader” spread dağıtmaktan dağıtıcı, (burada güçleri) anlamak için tuzlu suda yoğrulmak gerek değil. Keşke deniz dilimiz bir düzene girebilse. Benim yaklaşımım bazen birkaç mil ötedeki yabancı limanlarda malzeme ararken “kopilya”nın yerine “split pin” istediğinizi söyleyerek derdinizi anlatabilirsiniz. Bu eksikliğim için özür dilerim. Devamı Nisan 2015 sayımızda…

    IMG_0267522419289 Atlantik sonu