Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • STAR 500 milyon dolara satılacak

    STAR 500 milyon dolara satılacak

    Sıradışı tasarımıyla görenleri çok şaşırtan STAR yatı 500 milyon dolara satılacak.

    İlk bakışta suda salınan bir buz parçasına benzeyen bu nesne aslında bir süper yat. Henüz üretim aşamasına geçilmese de tasarımıyla yat dünyasında şimdiden konuşulmaya başlandı.

    Tasarımcı Ignor Lobanov’un tasarladığı ve ilhamını yıldızlardan alan STAR yatı 131 metre uzunluğunda ve 61 metre yüksekliğinde. Görünümüyle şimdiden yat hayranlarını şaşkına uğratan yat 500 milyon dolardan piyasaya sürülecek. Tasarımıyla kompakt bir görüntü sergileyen ve aslen özel yat olarak tasarlanan STAR yine de kapasitesiyle bir yüzen otel gibi. Ignor Lobanov tasarımının 21. yüzyılı çizgileri taşıdığını ve STAR’ın denize indikten sonra tekne tasarımı konseptini tamamen değiştireceğini savunuyor. (Hürriyet)

    26472644 26472647 26472652

  • Kapalı ortam havası

    Kapalı ortam havası

    Daha önceki yazılarımda havalandırılmayan evlerde biriken radon gazından bahsetmiştim. Radon gazı akciğer kanseri sebepleri içerisinde hatırı sayılır bir paya sahip. Eğer eviniz nefes alan ahşap bir ev değilse, havalandırma radon gazı sebebiyle zaten şart. Evlerinizi havalandırma nedenine bir yenisini ekliyoruz. Konuyu araştırırken ulaştığım veriler bana çok çarpıcı geldiği için bu ay size taze havanın öneminden bahsetmek istedim.

    Havalar serinliyor, “Şu kapıları kapatın, ev buz gibi oldu!”, “Evladım sokağı mı ısıtıyoruz? Bu kapılar pencereler niye bu kadar açık?” cümlelerini duymaya başlarız. En azından ben annemden bugüne kadar çok duydum. Siz de kapıları, pencereleri kapatır mısınız? Aslında bu sorunun tam karşılığı önümüzdeki aylarda olacak ama biliyorsunuz bizim işimiz meteorolojik olayları ve ona bağlantılı konuları size önceden ihbar etmek. Geçen aylarda size havalandırılmayan evlerde, özellikle bodrum kat ve birinci katlarda biriken radon gazından bahsetmiştim. Radon gazı akciğer kanseri sebepleri içerisinde hatırı sayılır bir paya sahip.

    Eğer eviniz nefes alan ahşap bir ev değilse, havalandırma radon gazı sebebiyle zaten şart. Bu ay evlerinizi havalandırma nedenine bir yenisini ekliyoruz. Ben olsam bu yazıyı kaçırmazdım, konuyu araştırırken ulaştığım veriler bana çok çarpıcı geldiği için bu ay size taze havanın öneminden bahsetmek istedim. Şimdi hemen havalanalım.

    Evlerimizin birçoğunda doğal gaz bağlantısı mevcut, yani yemeklerimizi doğal gazlı ocaklarda pişiriyoruz, suyumuzu doğal gazla ısıtıyoruz, hatta evimizi de öyle. Ama bu imkânlara ulaşamayan bölgelerde hâlâ odun, kömür vs. kullanımı devam ediyor, bu da bilinen bir gerçek. Peki, dünyada toplam kaç insan hâlâ yemek yapmak ya da ısınmak için odun, kömür, hayvan dışkısı ve bitki artıklarını kullanıyor acaba hiç düşündünüz mü? 3 milyar insan. Evet, yanlış değil, dünyanın neredeyse yarısı hâlâ hayati faaliyetlerini sürdürmek için gereksinim duyduğu enerjiyi bu kaynaklardan sağlıyor. Üstelik bu insanların çoğu Afrika ve Asya’da bulunuyor. Odun, kömür vs. yanarken ortaya çıkan duman ise ortamın havasını soluyanlara zarar veriyor. Ne yazık ki bu evlerin büyük kısmında havalandırma sistemleri de yetersiz görünüyor. Bunun sonucunda ne olduğunu merak edenler sıkı dursun, söylüyorum: Kapalı alanlardaki hava kirliliği nedeniyle her yıl 3.5-4.3 milyon insan ölüyor. Bu rakamı diğer hastalıklarla karşılaştırdığımızda boyutlarını daha net anlayacağız. Bakın bu miktar HIV/AIDS (her yıl 1.6 milyon ölüm) ve sıtma (her yıl 627 bin ölüm) nedeniyle gerçekleşen ölümlerin toplamından daha fazla.

    Çoğunlukla Asya ve Afrika demiştim, Türkiye’nin ve diğer ülkelerin her yıl kapalı ortamlardaki hava kirliliği nedeniyle kaç insan kaybettiğini görmek istiyorsanız Dünya Sağlık Örgütü’nün aşağıdaki haritasına bakabilirsiniz.

    Haritaya göre her yıl Türkiye’de her 1 milyon insandan 50-100’ü, kapalı ortamlardaki düşük hava kalitesi nedeniyle hayatını kaybediyor. Görüldüğü üzere bu sorun, zengin ülkeler dışında hemen hemen her ülkede kendini gösteriyor. Ama bu dertten en çok mustarip olan bölgeler Sahra altı ülkeler ve Hindistan. Aslında bu rakamın bu kadar büyümesinin ana nedenlerinden biri de kalabalık ülkelerin bundan etkileniyor olması.

    Kapalı ortamlardaki hava kirliliğinin birçok nedeni var. Örneğin Çin’in kırsal kesimlerinde milyonlarca insan yaşıyor ve bu insanlar yemek pişirmek için direkt olarak kömür yakıyorlar. Afrika ve Hindistan’da kömür ile beraber odun kullanımı da çok yaygın. Etiyopya ve Kenya gibi ülkeler ise odun sıkıntısı çektiği için hayvan dışkısı kullanıyor. Sadece yemek yapma ve ısınmada değil, aydınlatmada kullanılan gaz lambaları da kapalı ortamlardaki kirliliğin bir diğer kaynağı. Yakılan bu maddelerden çıkan duman insanları zehirliyor. Bu noktada evlerdeki havalandırma sistemlerinin güçlü olup olmaması devreye giriyor. Güçlü bir havalandırma sistemi ile dumanın etkisi azaltılabilir ancak bu maalesef pek mümkün olmuyor. Nepal ve Hindistan gibi sıcağıyla, soğuğuyla sert iklimlere sahip bölgelerde, havalandırma işlemi enerjiyi korumak maksadıyla minimuma indiriliyor. Dolayısıyla toksik maddelerin birikimi kaçınılmaz oluyor. Çamurdan ve sazdan yapılan ucuz evlerde ise bazen maalesef baca bile olmuyor. Yani yoksulluktan dolayı sağlıksız yakıt kullanmakta olan kesimler bir de havalandırma sıkıntısı yaşıyor. Temiz suya ulaşmak gibi temiz havaya ulaşmak da zor oluyor.

    Kapalı ortam kirliliğinin en çok etkilediği kesim ise kadınlar ve çocuklar. Birçok ülkede yemekleri hâlâ sadece kadınlar yapıyor ve bu süreçte bebekleri ya da küçük yaştaki çocukları yanlarında oluyor.

    Dünya Sağlık Örgütü, 2012 yılında 3.5 milyon olan ölüm sayısının bu yıl 4.3 milyona çıkacağını tahmin ediyor. Bu ölümlerin içinde kapalı ortam kirliliği nedeniyle gelişen kardiyovasküler ölümler de mevcut. Ayrıca akciğer kanseri ile kapalı ortamlarda yakılan kömür arasında güçlü bir ilişki olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış durumda.

    Bu kadar kaybın yanında bu kirleticilerin bir de küresel ısınmaya dolayısıyla iklim değişimine de desteği var. Nasıl mı? Sobalardan çıkan kurumlar rüzgârlarla taşınarak buzullara ulaşıyor ve orada siyah lekeler oluşturup güneş ışınlarını emerek buzulların güneş ışınlarını atmosfere geri yansıtmasını engelliyor. Böylece buzullar eriyor ve iklim değişimi hızlanmış oluyor.

    Bilinçlendirmek zor!

    Kapalı ortamlardaki hava kirliliğini azaltmak üzerine yapılan çalışmaların kitleler tarafından kabulünün zor olması da bu problemle mücadeleyi güçleştiriyor. Bakın bir örnek; Hindistan’da bir bölgede halka temiz yanma sağlayan, bacalı sobalar rastgele dağıtılıyor ve bir yıl sonra görülüyor ki bu evlerdeki duman soluma oranları diğer evlere göre daha düşük. Bu beklenen tablo. Ancak aradan dört yıl geçtikten sonra ise durum değişiyor ve temiz sobalı evlerle diğer evler arasında bir fark olmadığı görülüyor. Nasıl olur diye baktıklarında, anlıyorlar ki insanlar temiz yanan sobaların bakımını yapmak, bacayı süpürmek vs. işlerle uğraşmamak için artık temiz sobaları kullanmıyorlar.

    Tabii güzel örnekler de var. Örneğin Guatemala’da bacası havalandırmalı sobalar dağıtıldı ve sonrasında çocuklardaki zatürre oranlarının düştüğü görüldü.

    Gelişen teknoloji sayesinde gelecekte güneş enerjisiyle çalışan sobalar olması gibi umutlar da mevcut. İnsanların enerjiye ulaşımının neden bu kadar önemli olduğu da burada açıkça görülüyor. ABD’de ve hatta Çin’in zengin kısımlarında bile insanlar elektrik ve gazla ısınıp yemek yapıyor. Ancak dünyada elektriğe herhangi bir şekilde henüz erişemeyen 1.2 milyar insan var. Bu sadece bir rahatsızlık değil, büyük bir halk sağlığı sorunu.

    Enerjiyi iktisatlı kullanmak önemli ama temiz havayı solumak da önemli. Siz artık arayı kendiniz bulursunuz, benden hatırlatması. ☸

    Gelecek ay görüşürüz, sağlıcakla kalın.

    166_YAT104_BUNYAMIN

  • Seyyale’nin 600 millik Ege Seyri

    Seyyale’nin 600 millik Ege Seyri

    Bu yaz Seyyale’nin rotası şöyle oldu: Turgutreis-Leros-Amorgos-Naksos-Siros-Kea-Atina-Kea-Kithnos-Serifos-Sifnos-Paros-Mykonos-İkaria-Fourni-Patmos-Didim. Üç haftada 600 deniz mili yolculuk. Kimi adanın yalnızca bir koyunu gördük, çoğuna akşam varıp sabah ayrıldık. Sert havalarda bekledik, rüzgârın uygun estiği her gün iyi yelken yaptık. Sonuçta Ege Denizi’ni enine katetmiş olduk. Sizlerle bu yolculuğun hikâyesini paylaşacağım önümüzdeki sayılarda.

    Kiklad Adaları’ndan Atina’ya en yakın olan Kea’dayız iki gündür. Adadaki en büyük yerleşimin olduğu Aya Nikolaou Körfezi’nde bekliyoruz. Dışarda Kiklad Bölgesi’nde Temmuz, Ağustos aylarında sıkça görülen 7-8 bofor dolaylarında bir meltem fırtınası var. Önce merkezin olduğu Livadhi Koyu’ndaydık. Demir atıp kıçtankara bağlanmıştık. Fakat tepeden inen sağanaklarla sürekli kıyıya doğru yaklaşıyorduk. Zincirin boşunu almak, bosa kancası, ikinci demir, rüzgârüstüne koyduğumuz ikinci ve üçüncü halatlar işe yaramaz hale geldi. İrem farklı bir yerde daha rahat edebilir miyiz acaba diye araştırma halindeyken, yaşlıca bir Yunan geldi, “Sabahtan beri sizi izliyorum ne yapsanız işe yaramaz, akşama burada kalmayı planlıyorsanız körfezin karşı tarafındaki Vourkari Koyu’na gidin, meltem böyle estiğinde burada barınmak mümkün olmaz” dedi. Tası tarağı toplayıp oradan ayrıldık.

    Gerçekten de Vourkari daha sakin görünüyordu.
    11 metrede demir attık ama kısa sürede demir taradı. Koyda bulunan teknelerde huzurlu görünmüyor, arada yer değiştirenler oluyor. Biz de çıkıp bir daha demir attık. Meltemin şiddeti bize de yetişiyor, teknenin burnu bir sağa bir sola gidiyor ama bu sefer demir tuttu. Yine de akşam demir nöbeti vardı. Cuma vesilesiyle kıyıdaki gece kulübü saat 06.00’ya kadar yüksek sesle çok güzel müzikler çaldı, bizim demir nöbetine yardımcı oldu, yarın da buradayız, öbür gün meltem izin verirse yola çıkacağız… Devamı Ekim 2014 sayımızda…

    DSC05309 DSCN1524 DSCN1542 DSCN1569

  • Dört günlük yarış maratonu

    Dört günlük yarış maratonu

    Arkas Milta Marina Cup bu sene dört yarıştan oluşan, geçmiş yıllara göre daha uzun coğrafi rotaların yer aldığı deniz mücadeleleri ve keyifli kara organizasyonlarıyla 28-31 Ağustos’ta tamamlandı. Dostluk etabı olarak klasikleşen Kos rotasına bu sene Yalıkavak ayağı da eklendi. Ekipler dört gün boyunca uzun rotalarda sert rüzgâr ile mücadele etti.

    Bodrum Açıkdeniz Yelken Kulübü’nün (BAYK) Bodrum Milta Marina ve Arkas Holding’in desteği ile gerçekleştirdiği Arkas Milta Marina Cup bu sene 27 teknenin katılımıyla start aldı. 28 Ağustos’taki ilk yarış Kos etabı idi. Üç teknenin katıldığı katamaran sınıfı da bu sene ilk kez açılan bir sınıftı. İlk gün Bodrum kale önünden verilen startta ekipler 8-9 knot rüzgârda yarışa başladılar. Flying Box Arkas fodepar olduğunu düşünerek startını tekrarlarken ekip Kurtburnu’nda yarışta lider giden Protel Matmazel ve Gin ekiplerini yakalayıp geçti.

    Orsa seyriyle Çelebi ve Kargı Adasını iskelede bırakarak dönen ekipler Kos şamandırasına doğru balon açarak devam ettiler. Kos kıyısında rüzgârın biraz daha arttığı yarışta ekipler balon tutarken zorlanırken pek çok ekip broşa girmekten kaçamadı. Kos şamandırası ile Kargı Adası’nda iki tur yaparak Kos’ta finiş veren ekiplerden Flying Box Arkas Lemon, Exit, Dokuz Eylül Üni/Kalkış, Joy ve Grandpa ilk yarışın birincileri oldular. İlk günün sonunda Anyway ve Gin ekipleri de ilk gün mücadelesinde yakın rekabette yarış çıkartırken IRC 1 grubunda ikinci ve üçüncülüğü aldılar. Protel Matmazel ise yarışı 4.’lükle tamamladı. Ancak bazı ekipler orsa pupa olmasını bekledikleri şamandıra turunda apaz ağırlıklı seyir yapmak durumunda kalınca bu durumdan şikâyetçi oldular.

    Yarışı bitiren ekipler Kos Marina’nın düzenlediği kokteyl ile karşılanıp geceyi adada geçirdiler.

    Ertesi günü Kos-Yalıkavak rotası için Kargı Adası önünde start için toplanıldı. 14-15 knotlar’daki startın ardından sağanaklarla birlikte 20 knot’ları geçen rüzgârda Kardak kayalıkları sancakta bırakılarak Yalıkavak’ta yarış tamamlandı. Ancak rüzgârın sert olması, seyrin uzun orsa kolu ve kaba dalgalar yarışan ekipleri oldukça yorarken teknelerde de teknik sıkıntılar yarattı. 18 millik bu uzun mücadelede Arkas Lemon, Protel Matmazel ve Anyway ekipleri liderliklerini korurken yarışta ilk üçte yer aldılar. Palmarina Bodrum İzmir Yelken Akademisi, Oakley Matador ve EXIT ekipleri de IRC A2 sınıfında dereceye giren ekipler oldu. Diğer sınıflarda dereceler değişmedi. Palmarina Bodrum’un bu yorucu günün sonunda yelkencilere hazırladığı yemekli ve canlı müzikli gecesi günün yorgunluğuna oldukça iyi geldi.

    Ancak ertesi günü yine yorucu bir yarış bekliyordu. Üçüncü gün Bodrum’a dönüş 20 knot ve üzeri rüzgârda balon seyriyle tamamlandı. Yaklaşık 22 millik yorucu ve sert rüzgârda yapılan yarışta Arkas Lemon, Exit, 9 Eylül Üni/Kalkış, Joy ve Grandpa birincilik kazanan ekipler oldular.

    Son günü Bodrum içinde 15 knotlarda yapılan üçgen rotalı yapılan şamandıra yarışında ise IRC A1 sınıfında Protel Matmazel, IRC A2 sınıfında Oakley Matador birincilik alırken diğer sınıf birincileri değişmedi. Haftanın son yarışıyla birlikte regatta sona ererken, akşam Milta Bodrum Marina’da yapılan ödül töreni ve kapanış gecesi ile tüm yorgunluklar atıldı. Flipside Band’in mini konseri ile gece tamamlanırken birinciler kupalarını aldılar. 

    1110 1601