Kapalı ortam havası

Daha önceki yazılarımda havalandırılmayan evlerde biriken radon gazından bahsetmiştim. Radon gazı akciğer kanseri sebepleri içerisinde hatırı sayılır bir paya sahip. Eğer eviniz nefes alan ahşap bir ev değilse, havalandırma radon gazı sebebiyle zaten şart. Evlerinizi havalandırma nedenine bir yenisini ekliyoruz. Konuyu araştırırken ulaştığım veriler bana çok çarpıcı geldiği için bu ay size taze havanın öneminden bahsetmek istedim.

Havalar serinliyor, “Şu kapıları kapatın, ev buz gibi oldu!”, “Evladım sokağı mı ısıtıyoruz? Bu kapılar pencereler niye bu kadar açık?” cümlelerini duymaya başlarız. En azından ben annemden bugüne kadar çok duydum. Siz de kapıları, pencereleri kapatır mısınız? Aslında bu sorunun tam karşılığı önümüzdeki aylarda olacak ama biliyorsunuz bizim işimiz meteorolojik olayları ve ona bağlantılı konuları size önceden ihbar etmek. Geçen aylarda size havalandırılmayan evlerde, özellikle bodrum kat ve birinci katlarda biriken radon gazından bahsetmiştim. Radon gazı akciğer kanseri sebepleri içerisinde hatırı sayılır bir paya sahip.

Eğer eviniz nefes alan ahşap bir ev değilse, havalandırma radon gazı sebebiyle zaten şart. Bu ay evlerinizi havalandırma nedenine bir yenisini ekliyoruz. Ben olsam bu yazıyı kaçırmazdım, konuyu araştırırken ulaştığım veriler bana çok çarpıcı geldiği için bu ay size taze havanın öneminden bahsetmek istedim. Şimdi hemen havalanalım.

Evlerimizin birçoğunda doğal gaz bağlantısı mevcut, yani yemeklerimizi doğal gazlı ocaklarda pişiriyoruz, suyumuzu doğal gazla ısıtıyoruz, hatta evimizi de öyle. Ama bu imkânlara ulaşamayan bölgelerde hâlâ odun, kömür vs. kullanımı devam ediyor, bu da bilinen bir gerçek. Peki, dünyada toplam kaç insan hâlâ yemek yapmak ya da ısınmak için odun, kömür, hayvan dışkısı ve bitki artıklarını kullanıyor acaba hiç düşündünüz mü? 3 milyar insan. Evet, yanlış değil, dünyanın neredeyse yarısı hâlâ hayati faaliyetlerini sürdürmek için gereksinim duyduğu enerjiyi bu kaynaklardan sağlıyor. Üstelik bu insanların çoğu Afrika ve Asya’da bulunuyor. Odun, kömür vs. yanarken ortaya çıkan duman ise ortamın havasını soluyanlara zarar veriyor. Ne yazık ki bu evlerin büyük kısmında havalandırma sistemleri de yetersiz görünüyor. Bunun sonucunda ne olduğunu merak edenler sıkı dursun, söylüyorum: Kapalı alanlardaki hava kirliliği nedeniyle her yıl 3.5-4.3 milyon insan ölüyor. Bu rakamı diğer hastalıklarla karşılaştırdığımızda boyutlarını daha net anlayacağız. Bakın bu miktar HIV/AIDS (her yıl 1.6 milyon ölüm) ve sıtma (her yıl 627 bin ölüm) nedeniyle gerçekleşen ölümlerin toplamından daha fazla.

Çoğunlukla Asya ve Afrika demiştim, Türkiye’nin ve diğer ülkelerin her yıl kapalı ortamlardaki hava kirliliği nedeniyle kaç insan kaybettiğini görmek istiyorsanız Dünya Sağlık Örgütü’nün aşağıdaki haritasına bakabilirsiniz.

Haritaya göre her yıl Türkiye’de her 1 milyon insandan 50-100’ü, kapalı ortamlardaki düşük hava kalitesi nedeniyle hayatını kaybediyor. Görüldüğü üzere bu sorun, zengin ülkeler dışında hemen hemen her ülkede kendini gösteriyor. Ama bu dertten en çok mustarip olan bölgeler Sahra altı ülkeler ve Hindistan. Aslında bu rakamın bu kadar büyümesinin ana nedenlerinden biri de kalabalık ülkelerin bundan etkileniyor olması.

Kapalı ortamlardaki hava kirliliğinin birçok nedeni var. Örneğin Çin’in kırsal kesimlerinde milyonlarca insan yaşıyor ve bu insanlar yemek pişirmek için direkt olarak kömür yakıyorlar. Afrika ve Hindistan’da kömür ile beraber odun kullanımı da çok yaygın. Etiyopya ve Kenya gibi ülkeler ise odun sıkıntısı çektiği için hayvan dışkısı kullanıyor. Sadece yemek yapma ve ısınmada değil, aydınlatmada kullanılan gaz lambaları da kapalı ortamlardaki kirliliğin bir diğer kaynağı. Yakılan bu maddelerden çıkan duman insanları zehirliyor. Bu noktada evlerdeki havalandırma sistemlerinin güçlü olup olmaması devreye giriyor. Güçlü bir havalandırma sistemi ile dumanın etkisi azaltılabilir ancak bu maalesef pek mümkün olmuyor. Nepal ve Hindistan gibi sıcağıyla, soğuğuyla sert iklimlere sahip bölgelerde, havalandırma işlemi enerjiyi korumak maksadıyla minimuma indiriliyor. Dolayısıyla toksik maddelerin birikimi kaçınılmaz oluyor. Çamurdan ve sazdan yapılan ucuz evlerde ise bazen maalesef baca bile olmuyor. Yani yoksulluktan dolayı sağlıksız yakıt kullanmakta olan kesimler bir de havalandırma sıkıntısı yaşıyor. Temiz suya ulaşmak gibi temiz havaya ulaşmak da zor oluyor.

Kapalı ortam kirliliğinin en çok etkilediği kesim ise kadınlar ve çocuklar. Birçok ülkede yemekleri hâlâ sadece kadınlar yapıyor ve bu süreçte bebekleri ya da küçük yaştaki çocukları yanlarında oluyor.

Dünya Sağlık Örgütü, 2012 yılında 3.5 milyon olan ölüm sayısının bu yıl 4.3 milyona çıkacağını tahmin ediyor. Bu ölümlerin içinde kapalı ortam kirliliği nedeniyle gelişen kardiyovasküler ölümler de mevcut. Ayrıca akciğer kanseri ile kapalı ortamlarda yakılan kömür arasında güçlü bir ilişki olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış durumda.

Bu kadar kaybın yanında bu kirleticilerin bir de küresel ısınmaya dolayısıyla iklim değişimine de desteği var. Nasıl mı? Sobalardan çıkan kurumlar rüzgârlarla taşınarak buzullara ulaşıyor ve orada siyah lekeler oluşturup güneş ışınlarını emerek buzulların güneş ışınlarını atmosfere geri yansıtmasını engelliyor. Böylece buzullar eriyor ve iklim değişimi hızlanmış oluyor.

Bilinçlendirmek zor!

Kapalı ortamlardaki hava kirliliğini azaltmak üzerine yapılan çalışmaların kitleler tarafından kabulünün zor olması da bu problemle mücadeleyi güçleştiriyor. Bakın bir örnek; Hindistan’da bir bölgede halka temiz yanma sağlayan, bacalı sobalar rastgele dağıtılıyor ve bir yıl sonra görülüyor ki bu evlerdeki duman soluma oranları diğer evlere göre daha düşük. Bu beklenen tablo. Ancak aradan dört yıl geçtikten sonra ise durum değişiyor ve temiz sobalı evlerle diğer evler arasında bir fark olmadığı görülüyor. Nasıl olur diye baktıklarında, anlıyorlar ki insanlar temiz yanan sobaların bakımını yapmak, bacayı süpürmek vs. işlerle uğraşmamak için artık temiz sobaları kullanmıyorlar.

Tabii güzel örnekler de var. Örneğin Guatemala’da bacası havalandırmalı sobalar dağıtıldı ve sonrasında çocuklardaki zatürre oranlarının düştüğü görüldü.

Gelişen teknoloji sayesinde gelecekte güneş enerjisiyle çalışan sobalar olması gibi umutlar da mevcut. İnsanların enerjiye ulaşımının neden bu kadar önemli olduğu da burada açıkça görülüyor. ABD’de ve hatta Çin’in zengin kısımlarında bile insanlar elektrik ve gazla ısınıp yemek yapıyor. Ancak dünyada elektriğe herhangi bir şekilde henüz erişemeyen 1.2 milyar insan var. Bu sadece bir rahatsızlık değil, büyük bir halk sağlığı sorunu.

Enerjiyi iktisatlı kullanmak önemli ama temiz havayı solumak da önemli. Siz artık arayı kendiniz bulursunuz, benden hatırlatması.

Gelecek ay görüşürüz, sağlıcakla kalın.

166_YAT104_BUNYAMIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.