Etiket: Denizci

  • AYÇA ARK “Deniz benim kaderim”

    AYÇA ARK “Deniz benim kaderim”

    Kadınların denizcilik sektöründe etkin varoluşları profesyonellikle sınırlı değil. Her biri tutkulu birer denizci, mavi âşığı aynı zamanda. O kadınlardan biriyle, Ayça Ark’la buluştuk bu defa. YAZI Alper Günoral

    Denizci Kadınlar serisinin bu ayki konuğu Ayça Ark. Kendisi hem yüzmede hem rüzgâr sörfünde ulusal ve uluslararası madalyaları olan bir sporcu, yelken hakemi ve Galatasaray Kulübü Yelken Şubesi’nin de menajeri. Ayça Ark’la hem denizcilik serüvenini hem de denizin hayatındaki yerini konuştuk.

    “KENDİMİ DENİZKIZI ZANNEDİYORDUM”

    Denizle tanışmanız nasıl gerçekleşti? Çocukluğunuzda deniz sizin için ne ifade ediyordu?

    Ben bu konuda şanslı bir kişiyim. Bir kere Galatasaray Liseli ve beni her konuda teşvik eden bir babanın kızıyım. Ben bu kulüpte büyüdüm. En büyük şansım bu şekilde büyümek oldu zaten. Yüzmeyi babam öğretti, sevdirdi. Bu çok önemli, insanların sudan korkmaması lazım. Ben suyu çok sevdim, denizle birlikte doğdum diyebilirim. Dudaklarım morarana kadar suda kalırdım. Kendimi denizkızı zannediyordum. Sudan hiç çıkmayınca bari şu kızı yüzmeye verelim de enerjisini atsın dediler. Galatasaray’ın yüzme takımında uzun zaman lisanslı olarak yüzdüm; madalyalarım, şampiyonluklarım var. Ne yazık ki üniversite sınavı için ara vermek zorunda kaldım. 

    Ancak spor yaşantınız burada sonlanmadı…

    Evet, üniversitedeyken Galatasaray Kadınlar Sutopu Takımı’nı kurduk. Fakat sutopu bana yorucu ve sert geldi. Nazik yaradılışlı bir insanım, bu nedenle o spora pek ısınamadım. Bir gün plajda yelken kursu faaliyetlerini izlerken oradaki yelken hocası beni kursa dahil etti ve böylece rüzgâr sörfüne başladım. En başarılı olduğum spor oldu ve milli oldum, Türkiye ve Balkan şampiyonlukları kazandım. Eğitimim, çevrem ve sporcu kimliğimle bu alanda kendime bir yer edindim. 

    Sporu ne zaman bıraktınız?

    Evlenince bıraktım. Ancak bıraktıktan yaklaşık 15 yıl sonra yat yarışlarına katılarak su sporlarına geri döndüm. Bir 10 sene kadar yarışlarda yer aldıktan sonra da bir kavança esnasında kolumun radius kemiği kırıldı. Bir yıl kadar süren tedavim iki ameliyat ve uzun süre fizik tedavi gerektirdi. Bu süreçte spor olarak yelkenden de uzaklaştım. 

    BİTMEYEN MAVİ YOL

    Zorlu bir süreç olmuş. Bu dönemde neler yaptınız?

    Yelkenden uzaklaştığım süreçte çocukluğumdan beri çok ilgili olduğum tarım alanına yöneldim ve hobi olarak kurslarla başlayan süreç üniversitede tarım üzerine eğitim almaya evrildi. Hâlâ da evimde balkonumda çeşitli ürünler ekiyorum, bir karış toprak görsem ekmek istiyorum bu benim için bir tutku oldu. Odamda da her yer çiçek zaten. 

    Sporculuğunuzun yanında profesyonel olarak da denizcilik faaliyetleriyle ilgilisiniz. Bu gelişimden ve şu anki faaliyetlerinizden bahseder misiniz?

    Boğaziçi Üniversitesi Elektronik Mühendisliği mezunuyum. Orada bir süre asistanlık da yaptım. Ardından bir gemi acentesinde çalışmaya başladım. Sonra da kendi şirketimi kurarak gemi acentesi olarak faaliyet gösterdim. 

    Ne deniz sizden vazgeçmiş ne de siz denizden. Hakemlik de gelmiş ardından…

    Ben denizle ilgili sporları iki defa bıraktım ama deniz beni bırakmadı. Deniz benim kaderim. Bir gün bana hayat amacın nedir diye sordular. “Mutlu olmak” dedim. Bir de “Ama bir şey hissediyorum, galiba görevim denizde” demiştim. Yıllar sonra çıktı işte ortaya. Yelken sporunda devam etmedim ama milli sporcu olduğumdan milli hakem olmam yönünde bazı yorumlar aldıktan sonra gerekli seminerleri tamamlayıp milli hakem oldum. Daha hakemliğimin tadına varamadan iki yıl önce İstanbul İl Temsilciliği görevine başladım. Bununla beraber yakın süre önce Galatasaray’dan Yelken Şubesi Menajerliği teklifi geldi. Şimdi de bu görevi devam ettiriyorum.

    “ERKEK EGEMEN ORTAMDA KENDİNİ İSPAT ETMEK ZOR”

    Spor hayatınızda ve çalışmalarınızda kadın olmanın olumlu ya da olumsuz etkileri oldu mu? Zorlandığınız noktada nasıl başa çıktınız yaşadıklarınızla?

    Kadın olarak olumsuz bir şey yaşamadım ama genel olarak alanında ilk kadın olmanın zorluğunu yaşadım. O ilk dikenli yolu açmak gibi. Sporda ilk kadın sörfçü, uluslararası arenada boy gösteren ve derece alan ilk kadın sörfçü olduğumdan. İş yaşantımda da gemi kontrolleri ve benzeri işlerde kadınlar pek yer almıyordu. Erkek egemen ortamda kendini ispat etmek zor. Aslında genel olarak bu konu her alanda böyle. Motosiklet kullanıyorum, minibüs kullanıyorum, kaykay kullanıyorum. Bunları kullanan fazla kadın yoktu, her gören şaşırıyordu. 

    Ve siz de pes etmediniz…

    Ulu Önder Atatürk’ün çok benimsediğim bir sözü var: “Daha emin daha doğru olarak yürüyeceğimiz bir yol vardır, büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak kılmaktır.” Kadınların varlığına her alanda ihtiyaç var. Kadınların yaratıcı enerjisi oraya başka bir enerji katar. Kadınları geri bırakan toplumlar geri kalmaya mahkûmdur. Ben kadınlarla çalışmayı çok seviyorum. Çok yaratıcı ve çok verimli işler ortaya çıkıyor.

    Mesleğinizde hedeflediğiniz noktada mısınız? Bundan sonrası için planlarınız nelerdir?

    Hiçbir zaman tek bir hedefim olmadı. İl Temsilciliği’ni de hedeflememiştim Galatasaray Yelken Şubesi Menajerliği’ni de. Benim hedeflerim bulunduğum yerle ilgilidir. İşimi en iyi yapıp bulunduğum yeri en iyi noktaya getirmeyi hedefliyorum. Sonra hayatın akışı beni başka bir yere getirir orada da en iyiyi yapmaya çalışırım. Burada şu an hedefim çocuklar. Onların geçtiği yollardan geçtim, onların şu an yaşadığı çeşitli zorlukları yaşadım. Onların içinden ne geçtiğini, yurt dışında yarışmalara katılmak istediklerini, daha yeni teknelerle spor yapmak istediklerini biliyorum ve bunlara yönelik çalışıyorum. Ayrıca buraya hobimi de taşımayı planlıyorum. Yaza doğru (bahçedeki bir iki metrekarelik bir alanı göstererek) şurada bir bahçe yapıp çocuklara domates biber ekmeyi göstermek istiyorum. Onlara sadece denizi değil, toprağı da anlatmak istiyorum.

    Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde hak ettiği seviyede olmayan denizciliğin geliştirilmesi için yapılacak çok iş var. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

    Yelken sporu özelinde kulüpler çok büyük etken. Galatasaray olarak burada çok büyük işler yapıldığını söyleyebilirim. Ama konuya daha büyük boyutta bakılması gerek. Bence ilkokuldan itibaren denizcilikle ilgili dersler konulmalı. Deniz bir evren. Önce deniz sevdirilmeli. O evrende yaşamayı öğrenmek gerek. Sonra içinde bereketi var, bambaşka bir yaşam var. Çocuklara yüzme öğretilmeli. Yüzme bilen insan zaten denizi sever.☸

  • Türkiye bir deniz ülkesi! 

    Türkiye bir deniz ülkesi! 

    Bir deprem ülkesi olduğumuzu ne yazık ki çok acı tecrübelerle artık kabullenmeye başlıyoruz. 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklükteki depremlerde ondan fazla ilimizde çok ağır yıkım ve çok fazla can kaybı yaşadık. Oysa 1999’daki Marmara Depremi’nden gerekli dersleri çıkarabilirdik. Bir deprem ülkesi olduğumuzu aradan geçen 24 senede unutmuş olmanın acı bilançosuyla karşı karşıyayız. Acil müdahale ve koordinasyondaysa ilk günlerde maalesef sınıfta kaldık. Tamam, şartlar da zordu; havaalanları, demiryolları, kara yolları kullanılamaz haldeydi. Ancak deniz yolu hep açıktı! Başlığa yazdığım gibi deprem ülkesi olduğumuz kadar üç tarafı maviyle çevrili bir deniz ülkesiyiz de aynı zamanda. Kıymetli yazarımız Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, 1999 Depremi’nde donanmanın yaptıklarını sıralarken özellikle İstanbul ile İzmit arasında 24 saat kesintisiz bir deniz köprüsü kurduklarını anlatıyor. Bugün yaşadığımız afetin ilk günlerinde ise deniz neredeyse hiç kullanılmadı. Takip eden günlerde denizden yardımların sayısı her geçen gün arttı ve deprem bölgesine bir mavi koridor kuruldu. Ve deniz yolunun ne kadar değerli olduğu da görüldü. Büyük Anadolu Depremi haberimizde depremin ilk gününden, dergiyi baskıya gönderdiğimiz 23 Şubat’a kadar deniz yoluyla yapılan tüm organizasyonları derledik. Uzman isimlere nelerin doğru, nelerin yanlış yapıldığını; eksiklerimizi ve afetlerde deniz yolunun önemini sorduk. 1999’dan alınmayan ya da unutulan dersleri önümüze koymalı ve ülkenin deprem politikasında “deniz”e mutlaka ama mutlaka gereken alanı tanınmalıyız! Başka çaremiz yok! Büyük Anadolu Depremi’nde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve tüm ülkeye sabır diliyorum…

  • TURGUT TOPLUSOY Motoryattan yelkenliye mutlu geçiş

    TURGUT TOPLUSOY Motoryattan yelkenliye mutlu geçiş

    Yıllarca motoryat kullanıcısı olduğu halde yelkenli tekne hayaliyle yaşayan Turgut Toplusoy iki ay önce hayaline kavuştu. Uluslararası üne sahip yerli kadın giyim markası Roman’ın başarılı yöneticisi, teknoloji ve estetiğin üst düzeyde olduğu İtalyan Solaris 64 RS model “Zehra” isimli teknesi ile şimdilerde emeklilik hayatının tadını denizin üzerinde çıkarıyor. 

    Röportaj ÇİĞDEM YURTSEVER Fotoğraflar ÇİĞDEM YURTSEVER, TURGUT TOPLUSOY ARŞİVİ

    Turgut Toplusoy ile 2014 yılında ilk kez röportaj yaptığımızda Ferretti 68 kullanıyordu. Oğlu için aldığı bir Jeanneau Sun Odyssey 409 ile de yelkenli deneyimi yaşıyordu. Ardından Ferretti 800 model ile motoryatını büyüten Toplusoy, aradan geçen sekiz senenin sonunda ise yönünü tamamen değiştirdi ve iki ay önce gönlünün efendisi olan yelkenli tekneye geçiş yaptı. Sofistike bir zevke sahip olan Toplusoy, konforu, kaliteyi ve teknolojiyi de önemseyince yolu İtalya’nın üst düzey yelkenli tekne üreticilerinden Solaris Yachts ile kesişti. Toplusoy ile teknesinde buluştuk ve yelkenli yata geçişini, teknesinin ayrıcalıklarını ve deniz tutkusunu konuştuk. 

    “GERÇEK DENİZCİ YELKENCİ OLMALI”

    Nasıl oldu da motoryattan yelkenli tekneye geçtiniz?

    Yelkenli hayatı benim hep hayalimdi. Ancak eşim yıllar önce “Ben işten geliyorum, yorgun oluyorum, teknede oturup dinlenmek istiyorum. Yelkenli olursa sen durmazsın gezersin, yorulursun, beni de yorarsın” dedi. O yüzden yıllarca motoryat kullandık. Onlarla da mutluyduk ama gönlümde hep yelkenli tekne vardı. 

    Nereden geliyor bu sevgi?

    Önce denizi seveceksin. Ben de çocukluğumdan beri denize âşığım. Çok küçük yaşlarda Pendik’te anneannemin evinin orada yüzmeye başlayıp denizle haşır neşir büyümüş biriyim. Daha sonra sürat motorum oldu, su kayağı yaptım, sonra ‘84 yılında Tuzla’da bir tekne yaptım. Ardından 2002 yılında Ferretti 68 aldım. Ben aldıktan sonra bu model epey popüler oldu, 11 yıl kullandım onu. 2015 yılında Ferretti 800’e geçtim. Ancak gerçek denizcinin yelkenci olması gerektiğine inanan biriyim. Tekneyi denizde ev gibi kullanmak pek hoşuma gitmiyor. 

    Yelkenlinizi ne zaman aldınız?

    Karar verince motoryatımı sattım. Hanım da Bodrum’da bir yazlık ev istedi. Önce onun için bir ev aldık, sonra ben iki ay önce bu yelkenliyi aldım. Şimdi hanımdan izinliyim yani, gezebilirim. Zaten arkadaşlarımın yelkenlisiyle geziyordum artık kendi teknemle gezeceğim. Bunu da İtalya’dan iki haftada gezerek getirdik.  

    FABRİKADA BEKLERKEN SAHİBİNE KAVUŞTU

    İlk yelken deneyiminiz ne zaman oldu?

    Ferretti 68’de Laser bir teknem vardı, çocuklarla yelken yapıyorduk. Senelerce kullandık. 2014 yılında ise oğlum Buğra’ya aldığım Jeanneau Sun Odyssey 409 ile yelken yaptık. O yelken eğitimi almıştı, ben de onunla yelken yaptım bir süre. Tekneyi zaten yurt dışından getirdik. Kapri, Sardinya, Mikonos gibi adaları gezerek geldik. Hatta bir gün Buğra ile 35 knot havada yelken açtık ve broş yedik. Oğlum bir süre kullandı teknesini ama sonra sattı ve Amerika’ya gitti. 

    Sonra ne oldu?

    O tekneyi satınca biz yine motoryata kaldık. Ancak o arada yine arkadaşlarımın teknesinde yelken yaptım, hatta rahmetli Mehmet Peynirci ile bir iki yarışa da katıldım. Motoryatta da çocuklarımı büyüttüm, güzel günlerim geçti. Çocuklar da büyüyünce dedim ki artık benim yelkenli tekneye geçmemek için bir sebebim kalmadı.

    Bir Solaris almaya nasıl karar verdiniz?

    Geçen sene yelkenli almaya karar verip motoryatı sattıktan sonra araştırmalarım sırasında Solaris’in yelkenliler arasında iyi bir tekne olduğunu ve benim zevkime hitap ettiğini gördüm. Ayrıca bir arkadaşım da tavsiye etti. Mümessili olan arkadaşımı aradım ve bana firmanın fabrikasına gidelim dedi. Orada yapılmakta olan 64 feet olan bu modeli tavsiye etti. 

    Fabrikada neler dikkatinizi çekti?

    Orada ilk baktığım konu ustalar ve işçilik oldu. Kaç tane tekne yaptıklarına baktım, boya yapılan yere girdim. Tek tek inceledim. beş altı tekne vardı farklı boylarda. Bunun da kabuğu dökülmüş ve bekliyordu. Açıkçası müşteri bekliyordu, ben de talip oldum. Sonra bir de tekne yapılırken gittim, gördüm, inceledim; ustalar çok iyiydi, ince eleyip sık dokuyorlar, fabrikasyon değil açıkçası, titiz çalışıyorlar. Bu on ikinci gövde. Çok da talep var. 

    YÜKSEK TEKNOLOJİYE SAHİP BİR PERFORMANS TEKNESİ

    Estetik anlayışınıza uydu bu tekne sanırım. 

    Ben zaten denize çıktığım zaman estetik anlamda keyif alacağım ve enerjisi bana uyan bir tekne arıyordum. Enerjisi uymazsa istediği kadar pahalı, kaliteli olsa da istemem. Bu yelkenli de bana estetik olarak hitap ediyor. Hatta işin enteresan tarafı, aldıktan sonra daha çok sevmeye başladım. 

    Teknenin dikkat çeken özellikleri nedir?

    Birincisi teknenin hiç gürültüsü yok ve diğer tekneler gibi sallanmıyor, dalgada bile istediğim yerde durabiliyorum. Yanımızdan bir motoryat geçiyor mesela, herhangi başka bir motoryatta olsak sallanırdık, bunda hiç hissetmiyoruz. Açıkçası rüzgâr çıksa da yelken yapabilsem diye bakıyorum devamlı.

    Yelken performansı nasıl?

    Bu tekne 18-20 knot hıza kadar rüzgârda inanılmaz keyifli. Onun üzerini denemedim. Bir kere sert bir havaya girdik, tekne çok yan yatınca eşim çok korktu. O yüzden ben yalnız olduğumda deneyeceğim. Yelkenleri çok büyük olduğu için güçlü rüzgâr ürkütüyor tabii. Performans teknesi olduğu için çok hızlı. Heyecanı da seviyorum ayrıca. Her şey otomatik olduğu için iki kişi kullanabiliyoruz. Otomatik pilot çok başarılı, yelken açıkken bile oldukça stabil ve iyi gidiyor, şaşırırsınız. Yüksek teknoloji kullanılmış teknede.  

    SENEYE DAHA BÜYÜK TEKNE

    Tekneye, normalde tasarımında olmayan direkler diktirmişsiniz. 

    Evet, bunu kendim istedim. Krom tentelik yerine böyle bir şey talep ettim. Krom yakışmıyor tekneye. İtalyanlar da sevdi, şimdi başka tekne sahipleri de yapmak istiyormuş. Teknenin borda rengini de kendi arzuma göre yaptırdım. Beyaza göre daha hacimli gözüküyor. Fabrika da böyle bir tekne çıktığı için oldukça mutlu. 

    Başka planlarınız da var mı tekneyle ilgili?

    Bu teknenin biraz daha büyüğünü almak istiyorum. O zaman yoktu, şimdi 74 feet modeli çıkacak. Onu almak istiyorum seneye. 

    Kullanımı daha zor olmaz mı?

    Daha keyifli olur diye düşünüyorum. Tekne de daha hacimli olur. Bir personel daha olduğu zaman zor olmaz. İki personel ve ben yeterli oluruz. Ona göre misafir ağırlar, seyahat ederiz, daha keyifli olur diye düşünüyorum. Ama test etmeden de kendi teknemden vazgeçmem. Bunu da test ederek aldım. Şimdi İtalya’da Solaris Yachts’ın bir tane 74 feet’i yapılıyor. Bir de 80 feet’i var. İkisini de deneyeceğim seneye. 

    “AKDENİZ’İ GEZMEK İSTİYORUM”

    Motoryatçılara yelkenli tekne tavsiye ediyor musunuz?

    Kesinlikle ediyorum. Bir gün onların da deneyeceklerine inanıyorum. İki sebebi var. Birincisi motoryat aşırı masraflı. İkincisi de denizle bütünleşmek ancak yelkenli tekneyle oluyor, hem de çok keyifli. Bir yerden bir yere gitmek istediğiniz zaman çok daha hızlı hareket edebiliyorsunuz. Teknenin üzeri düz olduğu için motoryattaki gibi güneşlenme olanağı da oluyor. Seyir halinde çok keyif alıyorsunuz; titreme yok, oldukça da sessiz, jeneratör çalışırken bile duymuyorsunuz. İçerisi de çok rahat. 

    Yeni teknenizle gezi planlarınız nedir?

    Akdeniz’i gezmek istiyorum. Daha önce gezdim ama daha sindire sindire gezmek isterim. Daha önce Akdeniz’den tekne getirdim ama istediğim gibi gezemedim, denize giremedim, istediğim restoranlarda yemek yiyemedim. Yunan adalarından bahsetmiyorum, zaten oraları komşu kapısı yaptık. İbiza’nın denizi çok güzel mesela, belki 30 sene önce gitmiştim. Şimdi tekrar gitmek istiyorum oralara kendi teknemle. Seneye eşimle beraber aşağı yukarı bütün yazımı yurt dışında geçirmek istiyorum, sağlık sıhhatim de yerinde olursa niyetim bu. Bir de balık tutmak için ekipman alıp deneyeceğim.

    Dünya seyahati gibi bir niyetiniz var mı?

    Öyle bir niyetim yok. Macera istemiyorum. Keyifle gezmek istiyorum, bilmediğim ve hayalini kurmadığım yerlere gitmek istemiyorum. 

    “DENİZ BENİM SEVDAM”

    Deniz sizin tutkunuz ve en eski denizcilerdensiniz.

    Evet, eskiden çok fazla tekne sahibi yoktu ama artık denizcilik çok gelişti. Eskiden herkesin yazlık evi vardı, tekne işini herkes birbirinden sonradan öğrendi. Bende ise tam tersi oldu, hiç yazlık evim olmadı, yazları hep teknede olduk. Daha yeni ilk kez yazlık bir ev aldım. Çünkü yıllarca tekneyi ev gibi kullandım, çocuklarımı teknede büyüttüm. İyi ki de öyle yapmışım. Deniz benim sevdam, deniz olmadan yaşayamam. Denizin yanı sıra orman da benim için çok önemli. İstanbul’da da artık Caddebostan’da değil ormanda, Çekmeköy’de yaşıyorum. Yani iki tutkum var; orman ve deniz. Kalabalıktan uzak ve huzurlu. 

    Eşiniz ve çocuklarınız da yeni yelkenlinizi seviyor mu?

    Eşim Suzan çok seviyor tekneyi, eskiden karşı olmasının sebebi yelkenlide rahat hissedemeyeceğini düşünmesiydi çünkü Buğra’nın teknesi küçüktü. Bunda da rahat edemeyeceğini düşündü ama görünce farkı anladı ve hatta teknenin iç dizaynını yaptı. Artık tekneyle çok ilgili ama kızım Zehra’yı Amerika’ya okula götürecek. Benim ikiz çocuklar Mehmet ve Zehra teknede büyümelerine rağmen bu aralar tekneye gelmiyorlar. Şimdi 18 yaşındalar ve Bodrum’daki evi tercih ediyorlar. Ama ileride tekrar denize döneceklerine inanıyorum. 

    Son olarak mavi tutkunlarına ne söylemek istersiniz?

    Pandemiyle beraber insanlar “Yaşam bir gün, o da bugün” sözünü anlamaya başladı. Denizin üzerindeyken denizlere sahip çıkarsak, koylarda yüksek sesli müzik açmazsak, denizleri kirletmezsek çocuklarımıza temiz bir deniz ve gelecek bırakabiliriz. 1984 yılında eski kaptanım denize kibrit çöpü attı diye neredeyse onu işten çıkarıyordum. Bu mantıkla bizden sonraki nesillere de yaşanabilecek bir deniz bırakmamız gerektiğine inanıyorum.☸

  • Denizlerin Goca Gız’ı Beyza Kestaneci

    Denizlerin Goca Gız’ı Beyza Kestaneci

    Denizlere kendini adamış, genç yaşına rağmen tekne hayatını ve charter işini tercih etmiş genç bir kadının hikâyesi, herkese örnek olacak türden. Çocukluğunda bu tutkusunu fark edip hayatına deniz üzerinde devam etmeye karar vermiş Beyza Kestaneci. Bunu da üniversite mezuniyetinden sonra profesyonel olarak hayata geçirmiş. Şimdi tutkuyla bu hayatı yaşıyor. 

    Hayatını ve işini denizlere adamış genç bir kadın var yelkenlisiyle koylarımızda gezen. Kuşadası gibi küçük bir kasabada doğup büyüyen, 8 yaşında optimist yapmaya başlayan ve şimdilerde 25 yaşında olan bu genç kadın için deniz bir tutku olmuş. Aile de denize meraklı olunca işi kolaylaşmış. Üniversiteden mezun olunca babasının da desteğiyle yat işletmeciliği altında profesyonel olarak charter işine girişmiş. Aile teknesi olan Goca Gız isimli yelkenlileriyle başlayıp, sonrasında yine aynı isimle daha büyük bir tekneye geçmişler. Beyza genç yaşına rağmen Goca Gız’la hem şahsi gezintilerinde hem de işi gereği Ege ve Akdeniz’de pek çok seyir yapıp tecrübe edinmiş. Yılın on ayını denizlerde geçiren, yaptığı işe tutkulu ve dünya seyahati gibi hayalleri olan bu genç kadın pek çok gence örnek olacak türden.

    HEM YELKENCİ HEM DE DALGIÇ

    Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

    1996 yılında, Ege’de bir sahil kasabası olan Kuşadası’nda doğdum. İlkokulu Kuşadası’nda okuduktan sonra, ortaokulu TED Aydın Koleji’nde bitirdim. Daha sonra, İzmir Özel Türk Koleji’nde lise eğitimimi tamamladım ve Ankara Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dilbilimi bölümünden mezun oldum. Bu eğitim sürecinde yurtdışında farklı deneyimler elde ettim. Erasmus programı sayesinde İsveç Uppsala Üniversitesi’nde eğitim gördüm. Kendimi bildim bileli, gezmeyi, yeni insanları ve onların kültürlerini tanımayı çok seviyorum. Dilbilim bölümünü seçmemin en büyük sebebi buydu.

    Yelken ve tekne hayatınız nasıl başladı?

    Sahil kasabasında doğup büyüdüğüm için deniz her zaman hayatımın bir parçasıydı. 8 yaşında optimist ile tanıştım. Tek başıma küçücük bir tekneyi, küçücük bir yelken ile idare etmeyi tecrübe edince denizin yüzmek ve kumda oynamak dışındaki diğer keyiflerin farkına vardım ve onunla bağım bir daha hiç kopmadı. Deniz, benim için bir tutku haline geldi. Artık benim için keşfedilmeyi bekleyen çok büyük bir dünyaydı. Deniz üzerindeki maceralarım bir yandan sürerken, altını da merak etmeye başladım. Bu sebeple 15 yaşımda dalış kursuna yazıldım. Bir yıldız, iki yıldız derken, şu anda CMAS 3 yıldız brövem ve yön bulma, ilk yardım ve derin dalış uzmanlık sertifikalarına sahibim. Denizi seven tek kişi ben değildim tabii ki. Bu sıralarda ailem de küçük bir İzmir yapımı, Marine Craft motoryat ile maviliklerin keyfini sürüyordu. Fakat benim küçük yaşta edindiğim “üstün tecrübem” motoryattan yelkenliye geçişte ailemi ikna etmeme yetti. Daha sonra Hacettepe Üniversitesi’nde Özgür Türkalp hocamdan da teorik ve uygulamalı yelken eğitimleri aldım ve H.Ü Yelken Takımı ile yat yarışlarına katıldım.

    “BABAM EN İYİ YOL ARKADAŞIM”

    Goca Gız’ı ne zaman aldınız?

    2011 yılında motoryattan yelkenliye geçince Goca Gız ile tanıştık. İlk Goca Gız 2005 yapımı Beneteau-Cyclades 50.5 idi. Aile gezileri için gayet konforlu bir kızdı, hatta adını da geniş kemere hattından alıyordu. Onunla çok keyifli vakit geçirdik, neredeyse yazın her gün birlikteydik ve bana çok şey öğretti. Teorik bilgi tabii ki olmazsa olmazdır fakat Goca Gız bana denizcilik kültürünü yaşattı. Her zaman doğanın üstün olduğunu, kocaman evrende küçücük bir zerreden ibaret olduğumuzu, yardımlaşmayı ve doğaya saygı duymayı onunla öğrendim.

    Sonra nasıl devam ettiniz?

    Üniversiteden mezun olduktan sonra bu sevgiyi herkese aşılamayı kendime görev edindim ve denizi işim haline getirmeye karar verdim. Bunun üzerine, yat işletmeciliği altında bir şirket kurdum ve babamla birlikte kaptanlı charter yapmaya başladık. İlk göz ağrımız olan Goca Gız, üç kabinli olması sebebiyle charter için yeterli gelmeyince, dört kabinli Jeanneau-Sun Odyssey 49i modelindeki mevcut teknemizi satın aldık ve adını değiştirmeye kıyamadık. Halen bu tekne ile charter işini yapmayı sürdürüyoruz. Tabii ki babam benim bu yola çıkmam için en büyük destekçim ve hâlâ en iyi yol arkadaşım.

    Genç yaşta teknede yaşamı ve bu sektörde çalışmayı neden tercih ettiniz?

    Üniversiteden mezun olduktan sonra, hayatın sevmediğim bir işi yapmak için çok kısa olduğunu fark ettim. Bu tutkumu profesyonel hayatımla birleştirmek istedim. Bana göre insan sevdiği işi yaparsa başarılı olur. Bu motivasyon ile bu işe başladım. Amacım, tüketim odaklı tatillere alternatif olabilecek, doğanın bir parçası olduğumuzu bize hissettirecek, unutulmaz, spontane gelişen anlardan oluşan bir zaman dilimi yaratmak. Ayrıca, sanılanın aksine, bir kadın kaptanın da misafirlerine güvenli ve huzurlu bir tatil yaşatabileceğini kanıtlamak.

    “KOYLARDA PANDEMİ GERÇEĞİNİ UNUTUYORSUNUZ”

    Pandemi sürecinde teknede olmanın nasıl avantajları oldu?

    Açıkçası, koylardan ayrılıp marinaya bağlanana kadar pandemi gerçeğini unutuyorsunuz. Bu salgının dünyayı her yönden çok kötü etkilediğini, insanların çok acılar çektiğini, tüm sağlık çalışanlarının canı pahasına çalıştığını biliyorum ve çok üzülüyorum. Ama şehirden ayrıldığınızda, herhangi bir koya demir atıp etrafınıza baktığınızda, salgından eser yok. Aksine, denizler olduğundan daha temiz, kuşların sesi daha gür… İnsan yaşamının bu kadar kısa süreyle, yalnızca kısıtlanmasının etkilerini bu kadar net görmek bize bir ders vermeli, bunu çok açık hissediyorsunuz. Bu süreci teknede geçirebildiğim için bir kere daha ne kadar şanslı olduğumu ve sağlığın her şeyden önemli olduğunu fark ettim. Halatları atıp, marinadan ayrıldığınız anda tamamen izole, doğa dostu ve sürdürülebilir bir hayata geçiş yapıyorsunuz. Bence asıl lüks budur. Ülkemizde bu farkındalığın ve yelkenciliğin artmasını diliyorum.

    Teknede yaşamanın pandemi sürecinde zorlukları da oldu mu hiç?

    Hayır. Aksine, teknede yaşam pandemi sürecini daha kolay geçirmemizi sağladı. Denizdeyken zaten doğal karantinada oluyoruz. Ancak, belirli dönemlerdeki yasakları göz önünde bulundurarak daha dikkatli seyir ve tedarik planları hazırlamak gerekti.

    Pandemi sürecini teknede yaşayarak geçirmek isteyenlere ne gibi tavsiyeler verirsiniz?

    Eğer bu dönemi teknede geçirme şansları varsa bir dakika bile durmasınlar bence. Pandeminin başlarında, yoğun şehir hayatından ve hızlı tempodan sonra evde hiç olmadığı kadar uzun vakit geçirebilmek hepimize iyi geldi belki de. Ama zamanla, evde kalmak zorunlu hâle de gelince, kendine özgü problemleri ortaya çıktı. Denizde özgürlük var. Herkese tavsiye ederim.

    Goca Gız’la nerelere gittiniz, bundan sonraki rotalarınız nereler?

    Goca Gız ile şahsi gezintilerimizde Kuşadası’ndan Mikonos’a kadar neredeyse tüm Yunan Adaları’nı gezdik. Ayrıca, Türk sularındaki Kuşadası’ndan Kaş’a kadar hemen hemen tüm koyları gezdik. Üç yıldan beri yaptığımız kaptanlı turlar dolayısıyla Hisarönü ve Fethiye arasında mekik dokuyoruz.

    Gelecek için hayalleriniz var mı?

    Evet! Ticari olarak hedefim, içinde deniz ve doğa sevgisi olan, genç ve dinamik bir kaptan kadrosu ile 20-25 yelkenli tekneden oluşacak bir filo kurmak. Bir de kendi teknem ile dünya turu yapmak tabii ki! Türkiye’den başlayıp, acele etmeden, tadını çıkararak, gittiğim yerlerdeki kültürleri tanıyarak, yeni yerler ve insanlar keşfederek dünyayı gezmek istiyorum. Bu geziyi de, kendi evinizle birlikte, rüzgâr gücüyle ve olabildiğince doğanın bir parçası olarak yapma fikri inanılmaz bence! En büyük hayalim bu.☸

    DCIM102MEDIADJI_0191.JPG