Yılın ilk ayı sektörün en önemli organizasyonlarından biriyle başlıyor. 2021 ve 2022’de pandemi nedeniyle iptal edilen Boot Düsseldorf, nihayet 21 Ocak’ta kapılarını açıyor. 29 Ocak’ta sona erecek fuarda birçok tekne ilk kez sergilenirken tersaneler de üretim bantlarına koydukları yeni modelleri ilan edecekler. Avrupa’da yılın yelkenlileri ve motoryatlarının da açıklanacağı, kapalı alanda düzenlenen dünyanın en büyük yat fuarı olan Boot Düsseldorf’ta dünya prömiyeri yapılacak modeller arasından 15’ini derledik…
Bu ay kapağımıza İtalyan Azimut’un en yeni modellerinden Grande 26M’i taşıdık. Geçen Eylül’de Cannes’daki lansmanının ardından kısa sürede 22 gövde gibi bir satış rakamına ulaşan motoryat ufuk açan tasarımı ve çevreci özellikleriyle öne çıkıyor. “Megayat” bölümümüzde başarılı Türk tersane Mengi Yay’ın Acun Ilıcalı için inşa ettiği 47 metrelik B.A.L.M.Y. var. Bu süperyat, sahibinin ünlü bir isim olmasıyla gündemde olsa da tasarımı ve kalitesiyle de adından söz ettiriyor. “Sevgili Teknem” sayfalarımızın konuğu ise 45 yaşındaki klasik ahşap yelkenli Yosma. 35 metrelik explorer Apna’nın başarılı refit hikâyesinin de yer aldığı ocak sayımızda daha birçok tekneyi bulacaksınız…
Yazarlarımız da kıymetli kalemleriyle yeni yılın ilk sayısında sizlerle. Süha Umar kış günlerinde içimizi ısıtacak Bodrum-Gökova seyriyle farklı bir mavi yolculuk anlatıyor. Her ay megayat dünyasını ve özellikle de mutfaklarını kaleme olan Deniz Kurt Görsev 2023 yeme içme trendlerini paylaşıyor. İnanç Işıl Yıldırım yatlarda ıslak mekânların, yani banyoların tasarımını ele alıyor. Mehmet Bezdan bizi denizcilik tarihinin en karanlık duraklarından, ünlü korsan yuvası Port Royal’e götürüyor. Tanıl Tuncel artan marina ücretlerine dikkat çekerek amatör denizcilerin varlıklarını sürdürebilmeleri için uyarılarda bulunuyor. Alper Günoral’ın, deniz tutkunu doktor Cem Fıçıcıoğlu ile yelken seyrindeki sohbeti, “denize çıkmaya vakit bulamıyorum” diyenlere güzel bir cevap niteliği taşıyor…
Seyir Defteri’ne sığdıramadığım daha birçok konu yeni yılın ilk sayısında sizleri bekliyor. 2023’te denizleriniz sakin, rüzgârınız kolayına olsun. Mutlu yıllar…
2010 yılında IBC Yachting’in başarılı ustası Mahir Top’un tasarlayıp inşa ettiği tırhandil Seira yenilenerek tekrar denizlere kavuştu. İş insanı Murat Bilican 2019 yılında ilk sahibinden satın aldığı Seira’yı 2021 yılında yedi ay süren bir refitin ardından yepyeni tarzıyla hayata döndürdü.
Yazı ÇİĞDEM YURTSEVER Fotoğraflar SEIRA ARŞİVİ / BERKİN TUNCAR
Bodrum ve tırhandil sevdalısı Murat Bilican, çocukluğunda ilk kez gelip yaşadığı Bodrum’a üç sene önce tekrar taşınınca ilk olarak bir tırhandil alma arayışına girmiş. Bodrum deniz kültürünün önemli bir sembolü olan ve artık üretiminin sona ermek üzere olduğu tırhandilleri yaşatmak amacıyla aldığı Seira’yı yepyeni bir tarzla denizle tekrar buluşturmuş. Bilican, yeni teknesiyle artık sadece denizlerde gezmekle yetinmiyor ve teknesini aynı zamanda girebileceği her türlü yarış ve etkinlikte görünür kılmayı sağlayarak tırhandilleri yaşatmak istiyor. Bu bohem tarzdaki tırhandile ve Murat Bilican’a geçen ay BAYK Ralli etkinliğinde rastladık.
BÖLGENİN EN GÜZEL DENİZCİ TEKNESİ
Seira ne zaman ve nerede yapılmış?
2010 yılında Bodrum’da Mahir Top Usta (IBC Yatçılık), iş adamı Suphi Yetiş’in siparişi üzerine tekneyi yapmış. Ben de 2019’un sonunda kendisinden satın aldım, 2021 yılı ocağında ise yedi ay sürecek olan refitine başladık.
Niçin satın aldınız bu tekneyi?
Tırhandil sevdalısı olduğum için aldım ben bu tekneyi. Bence tırhandiller birçok tekneden daha özel. Bodrum’u seven herkesin tırhandili sevmesi lazım çünkü bu tekneler buraya ait ve buranın kültürünü taşıyor. Ayrıca buranın denizleri için çok uygun; Ege Denizi’nin dalga ara boyu için üretilmiş ve aslında bunların en büyük boyu 9-9,50 metreye kadar olması gerekiyor. Seira’nın boyu baston ve pasarella hariç 13,80 metre. Bu bölgenin en güzel denizci teknesi.
Bodrum’la bağınız nereden geliyor?
Babam 1981-83 yıllarında Bodrum Kaymakamlığı yaptı, o yıllarda ilkokulu burada okuyunca Bodrumlu gibi hissettim kendimi. Sonra bağımız hiç kopmadı, her sene üç ayımızı hep burada geçirdik. İlerleyen zamanlarda da burada işlerimiz oldu, o vesileyle buraya devamlı gelip gittik ve sonunda yerleştik. Yaklaşık üç senedir Bodrum’da yaşıyoruz, öncesinde Dubai’de yaşıyorduk.
KLASİK FRANSIZ YELKENLİSİ HAVASINDA
Daha önce de tekneleriniz oldu mu?
Evet, bu sanırım 16. ya da 17. teknem. Dubai’ye taşınınca en son teknem olan 45 feet boyundaki katamaranı satmıştım. Bodrum’a dönünce de madem Bodrum’da yaşıyorum, buranın ruhunu ve kültürünü yansıtan bir tırhandilim olsun istedim.
Yelkenli tekne kullanmaya ve yelken öğrenmeye ne zaman başladınız?
İlk altı yedi teknemin hepsi motoryat oldu, 2008’den itibaren yelkenli tekne kullanmaya başladım. Yelkeni de tekne sahibi olduktan sonra yıllar içinde amatör olarak, deneye yanıla öğrendim.
Seira’yı seçme tercihiniz neydi?
Bodrum’da satılık olan ve olmayan bütün tırhandilleri gezdim. Ağanlar Tersanesi’nin sahibi Mazlum Ağan ile de üç tane tırhandil gezdik. Ancak Seira’da karar verdim. Çünkü Seira kendine has bir tekne. Bodrum’un klasik tirhandillerine benzemiyor, bence biraz Fransız klasik yelkenli havası var. Daha post modern bir tasarım olduğu için ve üzerinde yapmak istediğim değişiklikleri çok iyi uyarlayabileceğime inandığım için tercih ettim.
REFIT SÜRECİNDE MODERNİZE EDİLDİ
Ahşap bir tekne almak ve bakımı gözünüzü korkutmadı mı?
Yok, korkutmadı. Bu tekne üç kat lamine epoksi. Yani çok sağlam bir tekneydi ama bakımsızdı. Şimdiki kondisyonunda değildi ama verniklerinde falan bir problem yoktu. Yığma bir tekne değil. Genel tasarımı modernize edip kendi zevkimize göre yeniden yapmaya çalıştık.
Teknenin refit sürecinden de bahsedebilir miyiz biraz?
Tekneyi Ağanlar Tersanesi’nde karaya aldım ve üzerinde bayağı bir değişiklik yaptım. Teknede yapılması gereken her şeyi belirleyip ustalarla anlaştım ve yedi ay sonunda refitini tamamladık.
Neler değişti üzerinde?
Havuzlukta bir davlumbaz vardı, onu söktük ve daha açık bir hale getirdik tekneyi. Kokpiti yeniden tasarladık. Modern bir bimini ve sprayhood kullandık. Dümenin yeri aynıydı ama daha küçük ve alimünyum bir dümen vardı. Yurt dışından yeni bir dümen simidi getirttik; el yapımı olan, tik, daha büyük ve klasik bir dümen koyduk. Teknenin daha klasik görünmesini sağlamaya çalıştık.
İçinde neler yapıldı?
Komple değiştirdik, her şeyi söküp yeniden yaptık. Eski yerleşim planı bundan çok farklıydı. İçeride duvar kâğıdı bile kullanılmıştı en enteresan tarafı. İki kabini ve iki banyosu var. Dizel ısıtıcıdan çamaşır makinesine, su yapıcısı, jeneratör ve klimaya kadar her türlü teknolojik ekipmanı sağladık. Tam donanımlı bir mutfak, yemek ve dinlenmek için açık ve kapalı alanlar ile dekore edildi.
DENİZE 360 DERECE HÂKİMİYET SUNUYOR
Siz Seira’yı ne amaçla aldınız?
Gezi amaçlı aldım, ticari charter amaçlı kullanmıyorum. Ama yelken eğitim programları vermek için de hazırlık yapıyorum şu anda.
Kullanımı nasıl bu teknenin?
Tırhandil başta biraz zor gelebilir ama kullanmaya alıştıktan sonra çok stabil bir tekne. Bodoslamalardan gelen dalga ve rüzgâr akımı fiber teknelerde olduğu gibi tekneyi alıp götürmez, çünkü tırhandiller daha oturaklı tekneler. Demirdeyken de çok daha konforludur ve fazla sallanmaz. Altında beş buçuk tonluk bir salması var. Aslında full keel bunun altı, yani klasik bir tırhandil teknesinin altı ama ekstradan 5 bin 500 kiloluk bir salma yapılmış ve bunun içerisinden çıkan 1,30 metrelik bir drop keel’ı var. Bu da Türkiye’deki hiçbir tırhandilde yok. O da arkadaki yekenin üzerindeki vinçlerden kontrol ediliyor. Ama şu ana kadar kullanma fırsatımız olmadı.
Peki diğer tırhandillerden başka farklılıkları var mı?
Bence Türkiye’deki en özel tırhandil Seira. Denizlerdeki diğer tırhandiller daha çok gulet havasında olan tekneler. Genel olarak fazla fazla ağaç, mobilya ve kabin kullanımı var. Seira’da teknenin neresine oturursanız oturun etrafınızı rahatlıkla 360 derece görebilirsiniz. Bence Seira’nın en büyük özelliği bu.
Direği ahşap sanırım…
Evet ahşap, klasik teknelerde ahşap direk kullanılmaya devam ediliyor. Ama biz de zamanı gelince alüminyuma dönmeyi istiyoruz. Ama o zaman da ahşap rengine boyatırız diye düşünüyorum.
Burada her şey özenle seçilmiş gibi duruyor.
Evet buradaki her parçanın bir hikâyesi var. Ülkemizde bulamadığım şeyleri yurt dışından getirdim. Ama bulduğum zaman da buraya getirmesi kolay olmadı, sorunlar yaşadım. Bu dümen koltuğu mesela benimle birlikte 15 gün bagajda gezdi yurt dışında. Kutusu arabaya sığmadığı için ülkeye bagaj kapısı açık getirdim.
“TIRHANDİL KÜLTÜRÜNÜ YAŞATMAMIZ GEREKİYOR”
Seira’yla nerelere seyirler yaptınız?
Refiti bittiğinden beri kullanıyoruz sürekli; Hisarönüne, Göcek’e ve Yunan Adaları’na gittik. Ama yarışlara da girmeye başladık bu sene.
Yarışlarda aynı ekiple devam edecek misiniz?
Gaia Luxury Collection isimli firmanın sponsorluğunda yarışlara katılmaya başladık. Bizim grubumuza bağlı yeni bir şirket, lüks gayrimenkul konaklama ve adventure konsepti yapan Bodrumlu bir şirket. Birlikte hareket ediyoruz, vaktimiz el verdiğince yarışlara girmeyi düşünüyoruz. Bodrum Cup’a katıldık, bundan sonra Tırhandil Cup’a katılacağız. Ayrıca BAYK bizim için sınıf açtığı sürece onların etkinliklerine de katılacağız.
Sizde de bir yarış ruhu var gördüğüm kadarıyla.
Bodrum’da yaşayıp böyle bir tekneye sahip olunca bu ruha sahip olmak gerekir diye düşünüyorum; tekneyi marinada bırakmamak, denize çıkarmak lazım. Bizim asıl amacımız denize çıkmak, diğer ekiplerle kaynaşmak, yarış bitirmek ve sonunda da derece alırsak mutlu olmak. Aslında aramızda Hasan ve Ogün Karabuğ gibi deneyimli arkadaşlarımız olsa da çok yeni bir ekibiz. Hedefimiz, bu işe yeni başlayan insanlara da bu işi sevdirmek.
Tırhandillere karşı da bir sorumluluk hissediyorsunuz.
Evet, aynı zamanda tırhandilleri görünür kılmak ve yaşatmak istiyoruz. Çünkü birilerinin Bodrum ruhunu ve kültürünü sahiplenip devam ettirmek için çaba sarf etmesi gerekiyor. Kimse bu tekneleri kullanıp görünür hale getirmediği sürece ustalar da artık yapmamaya başlayacak. Ben onlara da üzülüyorum. Ustalar artık kimseye el veremiyor çünkü arkalarından tırhandil üretmek isteyen yeni bir nesil gelmiyor. O yüzden tırhandillere sahip çıkmamız ve bu kültürü yaşatmamız gerekiyor.
Son olarak Seira’nın ne anlama geldiğini soralım…
Portekizcede seyreden anlamına geliyor. O yüzden tercih ettim.☸
Yat iç mekânlarında ve birçok mimari yapıda işlevsel bir öge olarak görülen merdivenler, son yıllarda sadece düşeydeki hareketin sağlayıcısı olarak değil mekânın karakterini yansıtan ve ona farklı bir boyut kazandıran güçleriyle önem kazanıyor. Zaten sadece işlevlerini yerine getiren mekânlar oldukça sıradan değil midir?
Fiziksel ihtiyaçları karşılamanın ötesine ne kadar geçebiliyorsanız o kadar başarılı sayılırsınız; mekân olarak da kurum olarak da bu böyledir. Böyle bir çağın kullanıcı odaklı, marka analizi yapabilen ve büyük maliyetlerle inşa edilmiş yüzen bir mekânının içinde de aynı dili devam ettirebilen yat iç mekân tasarımcılarına ihtiyaç var. Tasarımın öznesi, hiçbir zaman olmadığı kadar kendini özel hissetmek, özel olana sahip olabilmek arayışında. Standartların, güvenlik kaygısıyla dokunulmaz oldukları zamanları teknolojik olasılıklar sayesinde aşan, buna yaratıcılık ve kimlik katarak yatın iç mekânlarını, sakinleri için güzel bir sahneye dönüştürmek. İşte bütün mesele bu.
ÖNCE DOĞRU ANALİZ
Bir yatın iç mekân tasarımı aslında bir sistem ya da sistemlerin sağlıklı işlemesine dayalı bir süreçtir. Dolayısıyla bir yatın planlaması yatayda düşünülürken, aynı zamanda bu yatın düşeydeki hareketlerinin de analizi yapılmalı ve bir yat için düşey sirkülasyon tasarımını optimize edilmelidir. Düşey sirkülasyon, aynı zamanda yat tasarımının başarılı bir şekilde işlemesinin anahtarıdır. Planlama yapılırken dağılım alanları hem yatay hem de düşeyde yaşantıyı en olumlu etkileyecek şekilde yerleştirilmelidir. Çünkü aslında merdivenlerin ve asansörlerin konumu genellikle kat planını kontrol eder. Sonuç olarak; sistem tasarımı, verimli bir plan için dikey sirkülasyon alt sistemlerinin yerini seçmede ve böylece yatın optimizasyonuna daha fazla katkıda bulunmada da faydalı olabilir.
DENİZCİ MEKÂNIN KARAKTERİSTİK UNSURU
Yatlarda dolaşım alanları yatay ve düşeyde olmak üzere ayırabiliriz. Genel olarak düşey sirkülasyon alanları merdivenler olarak adlandırılır. Düşey sirkülasyon, çok katlı binalarda insanların ve eşyaların katlar arasında hareketi için bir araç sağlayan ana alt sistemlerden oluşuyor. Alt sistemler temelde aynı hedeflere sahip olsa bile, uygulanma yolları farklıdır. Optimum bir dikey sirkülasyon sistemi, en düşük yaşam döngüsü maliyetinde, çok katlı bir mekânın katları arasında insanların ve eşyaların güvenli bir şekilde hareket etmesini, gerekli kolaylık ve hız derecesini ve binanın amaçları için kabul edilebilir insani enerji harcamasını sağlar. Fakat buradaki merdivenler bazen ölçü olarak karasal iç mekân standartlarına uymayabilirler. Özellikle küçük teknelerde alışılmışın dışında yükseklikleri ile denizci mekânın karakteristik elemanlarından biridir merdivenler.
AMACA VE ZEVKE GÖRE FARKLI YAKLAŞIMLAR
İki düzey arasındaki geçiş elemanı, farklı katların bağlayıcısı olarak da tanımlayabileceğimiz merdivenler kendi içlerinde de kullanıcılarına göre ayrılırlar. Daha çok mürettebatın kullandığı servis merdiveni, mutfak ve hazırlık alanlarından ana hole giden koridora bağlanır. Görünmez olması, hem hijyen hem de servisin taşınması sırasında oluşabilecek kazaları da önlemesi için istenir. Bir de yat sahibi ve misafirlerin yoğun kullanım alanlarına dağılımı sağlayan genellikle ana holde yer alan merdiven(ler) bulunur.
Merdiven, mimari olarak ortaya çıkan ana konsepte kadar iç mekândaki birçok ögenin algısını her zaman etkileyebilir. Başarılı bir merdiven tasarlamak için birçok farklı yaklaşım vardır. Bazıları teknik, bazıları heykelsi olarak yapının ifadelerinde yer alırlar. En iyi merdivenlerin hepsinin ortak noktası, güçlü bir tasarım öğesi sunarken güvenli olarak bir kattan diğerine geçmenin teknik sorununu çözmeleridir. Yatların boyları arttıkça merdivenler fiziksel bağlantı elemanı olmanın yanı sıra iç mekâna kavramsal katkılar sağlayan bir role bürünebilirler. Tasarımcı bir konsepte hizmet eden mekânlar yaratma çabasındaysa merdivenin mekâna anlam kazandırmaktaki gücünü kullanabilir.
YATIN İMAJINI GÜÇLENDİREN ZENGİNLİK
Yatın iç mekânını tasarlarken, genel karakterini değiştirmek için merdiven kullanımına sıkça rastlarız. Aslında tarihte de merdivenlerin yolcu gemilerinde taş ve ince işlenmiş ahşap gibi malzemelerin bir kombinasyonu ile ustaca hazırlanmış, akıcı, heykelsi örneklerini görmüştük. Fakat son yıllardaki malzeme ve kesim teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde, açık metal tırabzanlar ve kişiye özel merdiven tasarımları yatın imajını güçlendiren bir zenginlik olarak karşımıza çıkar.
Elbette ki, heykelsi büyük bir merdiven, tasarımcının dili ve yatın karakterini ve sakinlerini gerçekten tanımlaması için yat iç mekân tasarımındaki birkaç fırsattan biridir. Bir ana salon ya da kabinler her zaman sadece dört duvardan ibarettir, ancak bir merdivenin “bir yatın önemli bir parçası ve ana tasarım öğesi” haline gelmesi yat iç mekân tasarımında fark yaratıcı bir özellik olabilir. Temel bir merdiven oldukça standart boyutlu bir basamağa sahip olabilirken, daha güzel bir merdiven dairesel bir şekle ve özelleştirilmiş bir adım boyutuna sahip olabilir. Yatın doğası gereği, standartlardan daha yüksek planlanan ve genellikle görüş alanı dışında inşa edilen merdivenler, gitmesi gereken yere gitmenin ötesinde tasarıma karakter olarak pek de katkıda bulunmazlar. Oysa yat iç mekân tasarımının ana konseptini bütünleyen bir merdiven seçimi yatın cazibesinde bir artı olabilecek ve aslında yatın sakinleri de bu ferahlık hissini isteyebileceklerdir. Çünkü insanlar doğası gereği, geniş açıklıkları ve ferah mekânları tercih ederler. Doğru tasarlanmış bir merdiven, yatlarda sergilenen aksesuar ve sanat objelerinin, sonradan yerleştirilmiş ya da mekâna eklemlenmiş algılarının yerine mekânsal bir ögenin kendisinin bir sanat ögesi olarak karşımıza çıkmasına da örnek teşkil ederler.
GÜVENLİK VE AYDINLATMANIN ÖNEMİ
Merdivenlerin yangından korunması son derece önemlidir. Merdivenler sadece erişim ve iletişim sağlamakla kalmaz, aynı zamanda yangının bir kattan diğerine yayılması için bir yoldur. Ayrıca, alt kamaralardaki insanlar bir yangın tehlikesi sırasında merdivenlerden yukarı doğru koşarlar. Asansörleri zaten bu noktada düşey sirkülasyon aracı olarak elemek gerekir. Bu nedenle, aslında yatın birçok mekânında olduğu gibi özellikle merdivenler yangına dayanıklı duvarlar, zeminler, tavanlar ve kapılarla kapatılmalıdır. Ayrıca, merdivenler her zaman iyi aydınlatılmalıdır. ☸
Bir Akdeniz yat sezonunu daha geçti gitti. Güle oynaya bitirdik demek isterdim ama bu sektör öyle zor bir sektör ki her zaman işler “güle oynaya” bitmiyor. Bazen de ite kaka, bazen bağıra çağıra hatta ağlaya zırlaya bir sezonun daha sonuna geldik! Biz derken, hepimizden söz ediyorum, yat sektörünün işlemesini sağlayan tüm birimlerden.
Tersaneler, sörveyorlar, yat yönetim şirketleri, kaptanlar, tüm mürettebat, bizim gibi ajanslar, yat acenteleri, charter şirketleri, her sezon sonunda kiminle konuşsam “üstümden silindir geçti” diye tanımlıyor sezonun zorluk ve baskısını. Peki neden böyle? Cevabı basit. Pahalı bir oyuncakla oynuyoruz. Bu pahalı oyuncakları yüzdürmek için hepimiz el birliği içinde çalışsak da, insan ile uğraşıyoruz. İnsanın olduğu her yerde sorun vardır. Çünkü yat sahiplerinin günlük ruh hallerinden, crew’un ruh hallerine her şey insanlar için. Bu durumda da sektörün her kesiminden çalışanın sinirlerine hakim olması gerektiğine inanıyorum. Neden yat sektörü de profesyonel şirketler gibi yönetilemiyor? Sinirlere hakim olunmadığında, yazılı çizili hesap kitaplar, tüm profesyonel ve kurumsal çalışma biçimleri, bir kişinin ruh hali nedeniyle aniden çökebiliyor. Ağızdan çıkan yanlış bir söz ya da hiç yapılmaması gereken anlık bir hareket, bir kişinin tavrı, siniri ya da yanlış bir kararı sebebiyle ‘profesyonel çerçeve’ dediğimiz kurumsal yapıya füze atılmış gibi oluyor ve inşa edilen taşlar domino gibi yıkılıveriyor. Bu kişi bazen kaptan, bazen yerleştirilen mürettebat, yüksek rakamların konuşulduğu, işin yapım-teslim-sigorta gibi aşamalarındaki kişiler, hatta bazen yat sahibi olabiliyor. Ne diyelim? Her şey insanlar için.
GÜZİN ABLA EFEKTİ
Sektörün göbeğinde bir karakter olarak, her sezon onlarca olumsuz mevzu dinliyorum. Herkes Güzin Abla yerine koyup anlatıyor, ki profesyonelliğe ve mesafelere inanan bünyem çoğunlukla bu durumdan şişiyor. Özellikle tekne içinde yani kendi içinde çözülmesi gereken yönetimsel, kişisel ya da duygusal crew problemlerini ajans olarak bizler çözmekle yükümlü olmadığımız halde crew’un çaldığı kapı, kaptanı ya da yönetim şirketi olması gerekirken bizler oluyoruz. Bu mevzulardan bu yıl duyduklarım arasında en kötülerinden birkaç örnek vereyim: Başarılı bir sezon geçirmesine rağmen ruhsal problemleri nedeniyle “drama queen” olarak anılmayı tercih ederek kariyerine leke süren bir crew üyesinin bu negatifliğini tekneden ayrılırken “size oh olsun” tavrıyla patronun şaraplarından almaya/çalmaya kadar vardırması; bir diğer crew üyesinin fiziksel olarak bir başka crew üyesine saldırması ve boğazına ciddi anlamda yapışarak boğma aşamasına gelmesi ve sonrasında bu durumun örtbas edilmesi; bir başka kaptanın şefin üzerine bıçakla yürümesi gibi majör konular var. Gerçekten suç teşkil edecek konular. İspat etmek ve suçlamada bulunmak kişilerin ve teknelerin sorumluluğunda.
Ne acı değil mi? Hâlbuki bu yatlar, yani bu milyonlarca dolarlık oyuncakların satın alınmasının tek sebebi, huzur ve keyif içinde yaz mevsimleri geçirmek değil mi? Bu tip hikâyelerin çoğunu yat sahipleri duymuyor bile. Bizler, birlikte çalıştığımız kaptanlarla birlikte en az zararla çözmeye çalışıyoruz. Tabii problem kaptanın ta kendisi değilse. Bu da sıklıkla yaşanan vakalardan biri olabiliyor.
KONU HİÇBİR ZAMAN YALNIZCA “BÜTÇE” DEĞİL
Bu noktada değinilecek başka bir konu daha var. Hani doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali, bu sayfanın adını 10. köy koymak istiyorum desem yalan olmaz. İnsanın olduğu her yerde sorun var dedim ve bizler, iyi yöneticiler olan kaptanlarla birlikte bu sorunları yat sahiplerine mümkün mertebe yansıtmadan çözmeye çalışıyoruz ancak bu noktada yat sahiplerine de görevler düşüyor.
Hatırlayalım. Teknelerin satın alınma amacı neydi? Keyif. Yat sahiplerinden en sık duyduğum cümle hep şu oluyor: “Tekneye adım attığım anda kaptan bana gelip bütün sorunları anlatıyor. Ben sorun dinlemek istemiyorum. Çözüp öyle yanıma gelen, bana hiç yansıtmayan bir kaptan istiyorum.” İşte bu durum, aslında ihtiyacımız olan tabloyu birebir yansıtıyor. Sektörün son derece profesyonel kaptanlara ihtiyacı var. Hem sorunları gerçek taraflarıyla görecek hem de onları yat sahibine mümkün mertebe yansıtmadan çözecek iyi yöneticilere. Aynısı yat yönetim şirketleri için de geçerli çünkü genellikle kaptanları da yat yönetim şirketleri seçiyor. Yat yönetim şirketlerinin birinci amacı, yatı “yönetmek” olmalı yani konu hiçbir zaman yalnızca “bütçe” değildir. Özellikle de yıldan yıla tekneler metrelerce büyümeye başladığında, artık birer şirket gibi yönetilmelidirler. Kaptan seçerken iyi bir yönetici seçiyor olmanın “bütçe düşürmekten” daha önemli bir görev olduğunu hem yat sahibinin hem de yat yönetim şirketinin yüzde 100 görebilmesi gerekiyor.
KAPTANIN GÖREV TANIMI
Yönetim şirketi her şeyi kâğıt üzerinde kontrol edip çözmeye çalışırken, son söz her zaman kaptanda bitiyor. Çünkü yatı içten dışa, baştan aşağıya, A’dan Z’ye gören ve içinde yaşayan kişi kaptandır. Bir kaptanın yalnızca Ege kıyılarını iyi bilmesi, hakkında kulaktan kulağa “iyi kaptandır” denmesi yetmemeli. Ne yazık ki birçok yat sahibinin ya da yönetim şirketinin CV’lere doğru düzgün bakmadan, kontrol etmeden işe alım yaptıklarına bizzat şahit oldum. Hayatında hiç yatta çalışmamış, alt departmanlarda bile çalışmamış hatta hiç yatta bulunmamış deniz otobüsü kaptanını ya da sırf askeriyeden geliyor diye yine süperyat dünyasıyla daha önce ilişkisi olmamış kaptanların aniden 40 metre üzeri yatın başına geçirildiğini şaşkınlıkla izliyorum. Ya da tam tersi, sektörde yıllar geçirmiş diye tecrübeli sanılan, ancak yılların yorgunluğunu, bıkkınlığını, ego patlamalarını, eski zihniyet ile yeni jenerasyona hitap edememe probleminin getireceği sorunları öngörmeden, tecrübeli(!) kaptanlar yatın başına getirildiğinde, yat sahibine “ne yazık ki bu yat için şef veremeyiz, kaptan değişimi yaptığınız zaman yeniden konuşalım” dediğim de oldu. Kaptan, tüm süperyat mürettebat hiyerarşisinin tepesinde yer alır. Bir kaptanın bir süperyatı yönetmek için üst düzey gerekli denizcilik bilgisine ve tüm departmanları yönetebilecek de geniş kapsamlı bilgiye sahip olması şarttır. Bu bilgi, yatın boyutuna göre güvenli navigasyon ile operasyon başta olmak üzere denizcilik yasaları, düzenleyici yasalar, tersane ve proje yönetimi ile tüm yerleşik personelin işe alınması ve yönetimi, mühendislik, IT gibi tüm departmanlarda bakım, muhasebe tutulması ve idari görevler ve tüm uluslararası evrak işleri yapmak için elbette en az iki dile hâkim olması dahil olarak genişler. Bu rolde başarılı olmak için, üstün liderlik ve iletişim becerisi ile hızlı ve etkili karar alabilme yeteneği bir zorunluluktur. Bu son cümle, uluslararası süperyat sektöründe kaptanın görev tanımı içerisinde altı çizili olarak yer alıyor.
DOĞRU MÜRETTEBAT SEÇİMİ
Süperyatlarda şef olarak çalıştığım yıllarda Avrupa, Amerika, Atlantik, Kuzey Denizi, Pasifik sularında, birçok farklı milletten yat sahibi ile birçok farklı bayrak ve rotada 25 metreden 85 metreye dek 17 yatta bulundum. Bu 17 yatın çoğu, Edmiston, Burgess, Camper & Nicholson, Ocean Indipendence gibi büyük yat yönetim şirketleri tarafından profesyonelce yönetiliyor, başlarında da son derece profesyonel kaptanlar bulunuyordu. Buna göre, 25-55 metre arasındaki küçük/orta boy yatlarda yat sahipleri ile işe alındıktan sonra ilk yemeğimi verirken yatta tanıştım. Yani öncesinde adını bile bilmedim. 55 metreden sonra daha büyük yatlarda deneme yemeği yapmak için ülke bile değiştirdim ve deneme yemeği sırasında tanıştım. Yine o ana dek kim olduklarını bilmedim. Yata geldikleri günlerde de menüyü konuşmak için günde bir kez kendilerini gördüm. Kaptan manipülasyonu sebebiyle üç kez istifa ettim. Üçünde de yat yönetim şirketi ile el sıkışarak profesyonelce ayrıldım. Benim arkamdan birkaç benzer vaka sonrası o kaptanları da işten çıkardıklarına şahit oldum. Yat sahibini o aşamada da görmedim. Benden önce istifa etmiş ya da kovulmuş şeflerin yerine de işe girdim. Yat sahipleri yerine kimin geldiğine bakmadı bile. Bir sonraki turda değişen şefleri ile tanıştılar.
Kısacası; doğru mürettebatı seçme görevi, o kişiyi işe alma-çıkarma görevi, bir şirketin genel müdürü gibi kaptana ve beraberinde yönetim şirketine ait olmalıdır. Mürettebat seçme konusunda patronunun kriterlerini çok iyi bilmek ve işe dahil olmak konusunda görev, bu iki pozisyona düşer. Yoksa, yat dediğimiz şey yat sahipleri için keyif olmaktan çıkıverir. Yat içerisinde yaşanan olumsuz konular, işten ayrılmalar, çıkarılmalar, yerine yeni ekiplerin yerleştirilmeleri işin parçalarıdır ve hiçbir konu kişisel değildir. Özellikle işten ayrılmalar, uluslararası yat sektöründe interior ve galley crew yani şef ve hostesler arasında anormal derecede sık yaşanır. Bizler bunu uluslararası ajanslar olarak iyi biliriz. Yeni jenerasyonun iş ahlâkı, beklentileri, sıkılma hızı ve istikrarsızlığı ile de ilgili. Özellikle de seyir eden çok sayıda yat olması, maaşların çok yüksek olması yani mürettebatın alternatifinin çok olması ile ilgili bir sebep.
MEVZU İŞ, “KİŞİSEL” DEĞİL
Yurtdışında bir tekneye verdiğimiz şef ya da hostes ister sebepli ister sebepsiz ayrıldığında, o teknenin kaptanı bizi arar, sadece “it didn’t work out” yani işler yolunda gitmedi der, ne kendini ne bizi yorar ve bizler de deneme süresi içindeyse yerine yeni crew yerleştiririz ve konu kapanır. Sebepleri kısaca değerlendiririz ki hem o tekne hem de o crew member ile bir daha çalışıp çalışmayacağımıza karar için nedenler önemlidir. Ancak ne olursa olsun, o durum, kişisel bir mevzu değildir. İştir. Bu durumlar yat sahibinin önünde yaşanmaz ya da yatın genel atmosferini etkilememelidir. Yat sahipleri tekneye bir daha geldiklerinde değişen mürettebat ile karşılaşır ve keyiflerine kaldıkları yerden devam ederler. Birçok iş insanının, binlerce holding çalışanından hangisinin işten ayrılıp yerine yenisinin geldiğini şahsen takip etmesinin mümkün olmaması gibidir. Yat sahipleri genel tabloya bakarlar.
Özellikle yat yönetimi kullanan yani her ay yönetim şirketlerine yüksek rakamlar ödeyen yat sahiplerinin, kendilerine verilen “yıllık harcamalarınızı aşağı çekeceğiz” vaadi neticesinde, tekneye düşük maaşlı dolayısıyla düşük kalifiye mürettebat alınma ihtimaline karşın yat sahibi, iyi bir hizmet alıp almadığına veya çok sık mürettebat değişimi yaşanıp yaşanmadığına bakmalıdır. Ya da tekne iyi maaş ödemesine ve koşulları uluslararası standartlar dahilinde olmasına rağmen bir iki mürettebat değişiyorsa da yat sahibi bu işin çözümünü yönetime bırakmalıdır. Yatın satın alınma amacı keyfini çıkartmaktır. Yat sektörünün işlemesini sağlayan bizler de yat sahiplerinin yatın keyfini sürmesi ve bu konuları düşünmemesi için hizmet sağlayan, karşılığında ücretini alan, bu işi yaparken de üzerimizden silindir geçmeden, profesyonel çerçeveye füze atılmadan sakince ve doğru kararlarla işimizi tamamlamak isteyen birimleriz.
Mürettebat üyeleri kendilerine sağlanan iyi koşulların hakkını vererek çalışmalı, kendi geleceklerine leke sürdürmeden bu sektörün hem iyi para hem de hızlı bir gelecek kurmak için ideal bir sektör olduğunu nihayet görmeli ve yersiz mevzulara takılıp kariyerlerini mahvetmek yerine, taşı taş üzerine koyarak geleceklerini inşa etmeliler. Hepimiz biliriz ki, hiçbir iş kolay değildir. Bir sonraki sezonda daha az problemle karşılaşmak umuduyla…☸
Woman setting table before serving food. Crew member preparing lunch on yacht. Luxury vacation at sea.Close view into captain’s cabins, navigation equipment and captain’s hand on rudder during cruisingThe luxury yacht Yalla costing $80 million provides its owner with all the comforts of home including servants while it spends the winter in the Simpson Bay Lagoon on the Netherlands side of St. Martins in the Caribbean