Hişt hişt sakin ol sinirlerine hâkim ol

Bir Akdeniz yat sezonunu daha geçti gitti. Güle oynaya bitirdik demek isterdim ama bu sektör öyle zor bir sektör ki her zaman işler “güle oynaya” bitmiyor. Bazen de ite kaka, bazen bağıra çağıra hatta ağlaya zırlaya bir sezonun daha sonuna geldik! Biz derken, hepimizden söz ediyorum, yat sektörünün işlemesini sağlayan tüm birimlerden. 

Tersaneler, sörveyorlar, yat yönetim şirketleri, kaptanlar, tüm mürettebat, bizim gibi ajanslar, yat acenteleri, charter şirketleri, her sezon sonunda kiminle konuşsam “üstümden silindir geçti” diye tanımlıyor sezonun zorluk ve baskısını. Peki neden böyle? Cevabı basit. Pahalı bir oyuncakla oynuyoruz. Bu pahalı oyuncakları yüzdürmek için hepimiz el birliği içinde çalışsak da, insan ile uğraşıyoruz. İnsanın olduğu her yerde sorun vardır. Çünkü yat sahiplerinin günlük ruh hallerinden, crew’un ruh hallerine her şey insanlar için. Bu durumda da sektörün her kesiminden çalışanın sinirlerine hakim olması gerektiğine inanıyorum. Neden yat sektörü de profesyonel şirketler gibi yönetilemiyor? Sinirlere hakim olunmadığında, yazılı çizili hesap kitaplar, tüm profesyonel ve kurumsal çalışma biçimleri, bir kişinin ruh hali nedeniyle aniden çökebiliyor. Ağızdan çıkan yanlış bir söz ya da hiç yapılmaması gereken anlık bir hareket, bir kişinin tavrı, siniri ya da yanlış bir kararı sebebiyle ‘profesyonel çerçeve’ dediğimiz kurumsal yapıya füze atılmış gibi oluyor ve inşa edilen taşlar domino gibi yıkılıveriyor. Bu kişi bazen kaptan, bazen yerleştirilen mürettebat, yüksek rakamların konuşulduğu, işin yapım-teslim-sigorta gibi aşamalarındaki kişiler, hatta bazen yat sahibi olabiliyor. Ne diyelim? Her şey insanlar için. 

GÜZİN ABLA EFEKTİ 

Sektörün göbeğinde bir karakter olarak, her sezon onlarca olumsuz mevzu dinliyorum. Herkes Güzin Abla yerine koyup anlatıyor, ki profesyonelliğe ve mesafelere inanan bünyem çoğunlukla bu durumdan şişiyor. Özellikle tekne içinde yani kendi içinde çözülmesi gereken yönetimsel, kişisel ya da duygusal crew problemlerini ajans olarak bizler çözmekle yükümlü olmadığımız halde crew’un çaldığı kapı, kaptanı ya da yönetim şirketi olması gerekirken bizler oluyoruz. Bu mevzulardan bu yıl duyduklarım arasında en kötülerinden birkaç örnek vereyim: Başarılı bir sezon geçirmesine rağmen ruhsal problemleri nedeniyle “drama queen” olarak anılmayı tercih ederek kariyerine leke süren bir crew üyesinin bu negatifliğini tekneden ayrılırken “size oh olsun” tavrıyla patronun şaraplarından almaya/çalmaya kadar vardırması; bir diğer crew üyesinin fiziksel olarak bir başka crew üyesine saldırması ve boğazına ciddi anlamda yapışarak boğma aşamasına gelmesi ve sonrasında bu durumun örtbas edilmesi; bir başka kaptanın şefin üzerine bıçakla yürümesi gibi majör konular var. Gerçekten suç teşkil edecek konular. İspat etmek ve suçlamada bulunmak kişilerin ve teknelerin sorumluluğunda. 

Ne acı değil mi? Hâlbuki bu yatlar, yani bu milyonlarca dolarlık oyuncakların satın alınmasının tek sebebi, huzur ve keyif içinde yaz mevsimleri geçirmek değil mi? Bu tip hikâyelerin çoğunu yat sahipleri duymuyor bile. Bizler, birlikte çalıştığımız kaptanlarla birlikte en az zararla çözmeye çalışıyoruz. Tabii problem kaptanın ta kendisi değilse. Bu da sıklıkla yaşanan vakalardan biri olabiliyor. 

KONU HİÇBİR ZAMAN YALNIZCA “BÜTÇE” DEĞİL 

Bu noktada değinilecek başka bir konu daha var. Hani doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali, bu sayfanın adını 10. köy koymak istiyorum desem yalan olmaz. İnsanın olduğu her yerde sorun var dedim ve bizler, iyi yöneticiler olan kaptanlarla birlikte bu sorunları yat sahiplerine mümkün mertebe yansıtmadan çözmeye çalışıyoruz ancak bu noktada yat sahiplerine de görevler düşüyor. 

Hatırlayalım. Teknelerin satın alınma amacı neydi? Keyif. Yat sahiplerinden en sık duyduğum cümle hep şu oluyor: “Tekneye adım attığım anda kaptan bana gelip bütün sorunları anlatıyor. Ben sorun dinlemek istemiyorum. Çözüp öyle yanıma gelen, bana hiç yansıtmayan bir kaptan istiyorum.” İşte bu durum, aslında ihtiyacımız olan tabloyu birebir yansıtıyor. Sektörün son derece profesyonel kaptanlara ihtiyacı var. Hem sorunları gerçek taraflarıyla görecek hem de onları yat sahibine mümkün mertebe yansıtmadan çözecek iyi yöneticilere. Aynısı yat yönetim şirketleri için de geçerli çünkü genellikle kaptanları da yat yönetim şirketleri seçiyor. Yat yönetim şirketlerinin birinci amacı, yatı “yönetmek” olmalı yani konu hiçbir zaman yalnızca “bütçe” değildir. Özellikle de yıldan yıla tekneler metrelerce büyümeye başladığında, artık birer şirket gibi yönetilmelidirler. Kaptan seçerken iyi bir yönetici seçiyor olmanın “bütçe düşürmekten” daha önemli bir görev olduğunu hem yat sahibinin hem de yat yönetim şirketinin yüzde 100 görebilmesi gerekiyor. 

KAPTANIN GÖREV TANIMI

Yönetim şirketi her şeyi kâğıt üzerinde kontrol edip çözmeye çalışırken, son söz her zaman kaptanda bitiyor. Çünkü yatı içten dışa, baştan aşağıya, A’dan Z’ye gören ve içinde yaşayan kişi kaptandır. Bir kaptanın yalnızca Ege kıyılarını iyi bilmesi, hakkında kulaktan kulağa “iyi kaptandır” denmesi yetmemeli. Ne yazık ki birçok yat sahibinin ya da yönetim şirketinin CV’lere doğru düzgün bakmadan, kontrol etmeden işe alım yaptıklarına bizzat şahit oldum. Hayatında hiç yatta çalışmamış, alt departmanlarda bile çalışmamış hatta hiç yatta bulunmamış deniz otobüsü kaptanını ya da sırf askeriyeden geliyor diye yine süperyat dünyasıyla daha önce ilişkisi olmamış kaptanların aniden 40 metre üzeri yatın başına geçirildiğini şaşkınlıkla izliyorum. Ya da tam tersi, sektörde yıllar geçirmiş diye tecrübeli sanılan, ancak yılların yorgunluğunu, bıkkınlığını, ego patlamalarını, eski zihniyet ile yeni jenerasyona hitap edememe probleminin getireceği sorunları öngörmeden, tecrübeli(!) kaptanlar yatın başına getirildiğinde, yat sahibine “ne yazık ki bu yat için şef veremeyiz, kaptan değişimi yaptığınız zaman yeniden konuşalım” dediğim de oldu. Kaptan, tüm süperyat mürettebat hiyerarşisinin tepesinde yer alır. Bir kaptanın bir süperyatı yönetmek için üst düzey gerekli denizcilik bilgisine ve tüm departmanları yönetebilecek de geniş kapsamlı bilgiye sahip olması şarttır. Bu bilgi, yatın boyutuna göre güvenli navigasyon ile operasyon başta olmak üzere denizcilik yasaları, düzenleyici yasalar, tersane ve proje yönetimi ile tüm yerleşik personelin işe alınması ve yönetimi, mühendislik, IT gibi tüm departmanlarda bakım, muhasebe tutulması ve idari görevler ve tüm uluslararası evrak işleri yapmak için elbette en az iki dile hâkim olması dahil olarak genişler. Bu rolde başarılı olmak için, üstün liderlik ve iletişim becerisi ile hızlı ve etkili karar alabilme yeteneği bir zorunluluktur. Bu son cümle, uluslararası süperyat sektöründe kaptanın görev tanımı içerisinde altı çizili olarak yer alıyor. 

DOĞRU MÜRETTEBAT SEÇİMİ

Süperyatlarda şef olarak çalıştığım yıllarda Avrupa, Amerika, Atlantik, Kuzey Denizi, Pasifik sularında, birçok farklı milletten yat sahibi ile birçok farklı bayrak ve rotada 25 metreden 85 metreye dek 17 yatta bulundum. Bu 17 yatın çoğu, Edmiston, Burgess, Camper & Nicholson, Ocean Indipendence gibi büyük yat yönetim şirketleri tarafından profesyonelce yönetiliyor, başlarında da son derece profesyonel kaptanlar bulunuyordu. Buna göre, 25-55 metre arasındaki küçük/orta boy yatlarda yat sahipleri ile işe alındıktan sonra ilk yemeğimi verirken yatta tanıştım. Yani öncesinde adını bile bilmedim. 55 metreden sonra daha büyük yatlarda deneme yemeği yapmak için ülke bile değiştirdim ve deneme yemeği sırasında tanıştım. Yine o ana dek kim olduklarını bilmedim. Yata geldikleri günlerde de menüyü konuşmak için günde bir kez kendilerini gördüm. Kaptan manipülasyonu sebebiyle üç kez istifa ettim. Üçünde de yat yönetim şirketi ile el sıkışarak profesyonelce ayrıldım. Benim arkamdan birkaç benzer vaka sonrası o kaptanları da işten çıkardıklarına şahit oldum. Yat sahibini o aşamada da görmedim. Benden önce istifa etmiş ya da kovulmuş şeflerin yerine de işe girdim. Yat sahipleri yerine kimin geldiğine bakmadı bile. Bir sonraki turda değişen şefleri ile tanıştılar. 

Kısacası; doğru mürettebatı seçme görevi, o kişiyi işe alma-çıkarma görevi, bir şirketin genel müdürü gibi kaptana ve beraberinde yönetim şirketine ait olmalıdır. Mürettebat seçme konusunda patronunun kriterlerini çok iyi bilmek ve işe dahil olmak konusunda görev, bu iki pozisyona düşer. Yoksa, yat dediğimiz şey yat sahipleri için keyif olmaktan çıkıverir. Yat içerisinde yaşanan olumsuz konular, işten ayrılmalar, çıkarılmalar, yerine yeni ekiplerin yerleştirilmeleri işin parçalarıdır ve hiçbir konu kişisel değildir. Özellikle işten ayrılmalar, uluslararası yat sektöründe interior ve galley crew yani şef ve hostesler arasında anormal derecede sık yaşanır. Bizler bunu uluslararası ajanslar olarak iyi biliriz. Yeni jenerasyonun iş ahlâkı, beklentileri, sıkılma hızı ve istikrarsızlığı ile de ilgili. Özellikle de seyir eden çok sayıda yat olması, maaşların çok yüksek olması yani mürettebatın alternatifinin çok olması ile ilgili bir sebep. 

MEVZU İŞ, “KİŞİSEL” DEĞİL

Yurtdışında bir tekneye verdiğimiz şef ya da hostes ister sebepli ister sebepsiz ayrıldığında, o teknenin kaptanı bizi arar, sadece “it didn’t work out” yani işler yolunda gitmedi der, ne kendini ne bizi yorar ve bizler de deneme süresi içindeyse yerine yeni crew yerleştiririz ve konu kapanır. Sebepleri kısaca değerlendiririz ki hem o tekne hem de o crew member ile bir daha çalışıp çalışmayacağımıza karar için nedenler önemlidir. Ancak ne olursa olsun, o durum, kişisel bir mevzu değildir. İştir. Bu durumlar yat sahibinin önünde yaşanmaz ya da yatın genel atmosferini etkilememelidir. Yat sahipleri tekneye bir daha geldiklerinde değişen mürettebat ile karşılaşır ve keyiflerine kaldıkları yerden devam ederler. Birçok iş insanının, binlerce holding çalışanından hangisinin işten ayrılıp yerine yenisinin geldiğini şahsen takip etmesinin mümkün olmaması gibidir. Yat sahipleri genel tabloya bakarlar.

 Özellikle yat yönetimi kullanan yani her ay yönetim şirketlerine yüksek rakamlar ödeyen yat sahiplerinin, kendilerine verilen “yıllık harcamalarınızı aşağı çekeceğiz” vaadi neticesinde, tekneye düşük maaşlı dolayısıyla düşük kalifiye mürettebat alınma ihtimaline karşın yat sahibi, iyi bir hizmet alıp almadığına veya çok sık mürettebat değişimi yaşanıp yaşanmadığına bakmalıdır. Ya da tekne iyi maaş ödemesine ve koşulları uluslararası standartlar dahilinde olmasına rağmen bir iki mürettebat değişiyorsa da yat sahibi bu işin çözümünü yönetime bırakmalıdır. Yatın satın alınma amacı keyfini çıkartmaktır. Yat sektörünün işlemesini sağlayan bizler de yat sahiplerinin yatın keyfini sürmesi ve bu konuları düşünmemesi için hizmet sağlayan, karşılığında ücretini alan, bu işi yaparken de üzerimizden silindir geçmeden, profesyonel çerçeveye füze atılmadan sakince ve doğru kararlarla işimizi tamamlamak isteyen birimleriz. 

Mürettebat üyeleri kendilerine sağlanan iyi koşulların hakkını vererek çalışmalı, kendi geleceklerine leke sürdürmeden bu sektörün hem iyi para hem de hızlı bir gelecek kurmak için ideal bir sektör olduğunu nihayet görmeli ve yersiz mevzulara takılıp kariyerlerini mahvetmek yerine, taşı taş üzerine koyarak geleceklerini inşa etmeliler. Hepimiz biliriz ki, hiçbir iş kolay değildir. Bir sonraki sezonda daha az problemle karşılaşmak umuduyla…☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.