Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Tezmarin Catamaran Show başlıyor!

    Tezmarin Catamaran Show başlıyor!

    Katamaran dünyasının prestijli markalarını bir araya getiren Tezmarin Catamaran Show, bu yıl 27-29 Haziran tarihleri arasında D-Marin Turgutreis VIP pontonunda dokuzuncu kez kapılarını açıyor. Bodrum Yarımadası’nın en seçkin lokasyonlarından birinde gerçekleşecek bu özel etkinlikte, Lagoon Catamarans ve Aquila Power Catamarans markalarının Türkiye lansmanları yapılacak. Tezmarin, etkinlik kapsamında 43 feet’ten 55 feet’e kadar uzanan toplam altı katamaranı deniz severlerle buluşturacak.

    SERGİLENECEK MODELLER

    Lagoon Catamarans

    • Lagoon 43 (Yeni model)
    • Lagoon 46
    • Lagoon 55

    Aquila Power Catamarans

    • Aquila 50 Yacht (Yeni model – Türkiye lansmanı)
    • Aquila 54 Yacht
    • Aquila 44 Yacht

    www.tezmarin.com adresini ziyaret ederek, Catamaran Show 2025’te yerinizi ayırtabilirsiniz.

    Tarih: 27-29 Haziran 2025

    Yer: D-Marin Turgutreis/Bodrum

    Saat: 17.00-21.00

  • Niye bir tekne alıyorsun ki?

    Niye bir tekne alıyorsun ki?

    Başlıktaki soru gözümün önüne TV’deki bir komedi skecinde balkonunda çekirdek çitlerken apartmandaki tatile gitmek, evlenmek, vs niyetindeki komşulara “otur evinde” diyerek hayallerini söndüren bir karakteri getirdi. Karını boşamak istiyorsan tekne al derler ama siz ona bakmayın, biz Annette’le 25 sene teknede 24\365 birbirimizi öldürmeden yaşadık. En güzel yıllardı… 

    Neden durup dururken başını belaya sokuyorsun? Satın alacağın problemler birbirinin öne geçmek için sırada itişip duruyor. Marina parasıyla tamirci ön sırada, biri ötekini dirsekliyor. Arkadan karın bağırıyor, “tatil dediğin bu mu, içim dışıma çıktı. Bütün tatillerimizde bir yarıştır tutturdun. Baksana herif demirini neredeyse bizim kokpite atacaktı! Arabeskten kafam şişti.” (Bunda hanımefendiyle beraberim, başlı başına bir boşanma sebebi olabilir.)

    Karını boşamak istiyorsan tekne al derler ama siz ona bakmayın, biz Annette’le 25 sene teknede 24\365 birbirimizi öldürmeden yaşadık. (En güzel yıllar)

    Gözümün önüne TV’deki bir komedi skecinde balkonunda çekirdek çitlerken apartmandaki tatile gitmek, evlenmek, vs niyetindeki komşulara “otur evinde” diyerek hayallerini söndüren bir karakteri getirdi. Onların hayalini daha çok ekonomiden vuruyordu ve sonunda hepsi “Allah belanı versin, haklısın” deyip kös kös evlerine dönüyordu. 

    Hayatın önümüze attığı şeyleri her zaman mantığımızla tartıp ölçüp biçemeyiz. Burada bir sürü örnek atabilirim önünüze, ama sunulan hayal mi rüya mı her neyse öyle çekici ki çekirdek çitleyen feşmekân efendi ne derse desin, romantik komedi filmindeki “Pretty Woman”ın peşinden gidersiniz. Ben gittim. “Bahriyede kal emekli ol” diyen çitleyen adam değil de anamdı, ama emekli olmadım. New York’ta milyoner olacaksın dedi kafamdaki mantıklı çitleyen adam ama milyoner de olmadım. Ama ne oldum? Çitleyeni dinlemediğimden mutlu oldum.

    YAT MARKET DE DÖNÜŞ YAPTI

    Şimdi boat show’ların, sergilerin mevsimi, bizim dergi de sizi tavlamak için ağız sulandıran yeni yat reklamlarıyla dolu. Nedense bu reklamlarda hep elinde şemsiyeli içkilerle uzanmış “babe”ler var! Bilmiyorsanız söyleyeyim, onlar opsiyonel, yatla gelmiyor (Aslında bu bir “false advertisement-sahte reklam-”). Neyse biz dünyaya dönelim. 

    Gözlüğünün üstünden bakıp size şşşiişşt şişşşt deyip çekirdek kabukları atan çitleyen adamın cesaret kırmasında en önemli olanı ayağınızın üstüne örttüğünüz yorganınız. Ayağınız açıkta kalıyorsa büzülüp deniz dergileri okumaya devamdan başka çare yok. Ona çare bulacak uzun beyaz sakallı bilge belki gökte bulutların üstünde oturuyordur. Ben, “nasıl bir yat alayım?” sorunuza yardımcı olmaya çalışayım…

    Ülkede yat piyasası pandemiden beri “covid”lendi herhalde, ateşini sabit tutamıyor. Önce insanların marinalara bakışı yeni bir şekil aldı. “Yazlık ev yerine yazlık tekne!!!” güzel fikirdi, “denize nazır”dan da öte, denizin içinde. Virüsten uzak, ev halkı mutlu, eşin tekne kımıldamadığından, çocuklar arkadaş grubundan. Buradan işe gidip hafta sonları onlara katılırsın.

    Tabii arz talep, yeni yat imalatı geride kaldı, marinalar doldu, fiyatlar arttı. Her dalgalanma gibi yat market de bir dönüş yaptı. Satıcı marketten alıcı markete döndü. Yat inşa edenler “iki yıl sonraya ancak teslim ederiz”, marinalar “yer yok” derken. Ben ve benim gibi satmak isteyenler iyi fiyat alırız dedik. Dedik de, yılbaşından beri Kelebek’i arayan soran yok. Tekne inşa edenlerin elinde hazır tekneler, marinalarda satılık ilanlı tekneler var. Belki de rüyanızı gerçekleştirmek için iyi bir zamandır.

    Her neyse, ben ekonomist değilim, işin ekonomisini bir kenara bırakıp “nasıl bir tekne alalım”a bakalım.

    Sizin önünüzdeki en önemli soru, tekneyle ne yapacaksınız, bunu zaten daha önce yazmıştım ama atacağınız ilk adımdan önce bir daha bakalım, ayakkabınızı yanlış ayağa giymek istemezsiniz. 

    BEN NASIL BULAŞTIM

    Türkiye’de deniz subayı maaşıyla denizde ancak kâğıttan kayık yapıp yüzdürebilirdim. Ayrıldıktan sonra New York’ta deniz kenarında bir kasaba Port Washington’da yaşıyordum. Bizim koyda üç marina, üç yat kulübü, birkaç tane sportsman kulübü vardı. Her hafta koyda “Tursty thursday” (susamış perşembe) diye yarışlar olurdu, adının çağrıştıracağı gibi yarış sonu benim müdavimi olduğum pub’ta susuzluk giderirdi katılanların çoğu. Üç beş kuruş yapınca “arkadaşların teknesi yerine kendi teknem olsun” benim ilk nedenim oldu. İlk Kelebek, 22 feet Catalina idi. En küçük divizyonda yarıştık. Birkaç yıl sonra gözümü daha büyük yarışlara ve dolaşmaya diktim. İkinci Kelebek, 34 feet Irwin’di. Hızlı bir tekneydi, güzel yarışlarda güzel vakit geçirdim. Eşimden ayrılmıştım, çocuklar da kendi başlarına okula gidiyor, ev kirası vereceğime içinde yaşayabileceğim bir tekneye geçmek akıllıca geldi. Böylece Kelebek II gitti, yine Irwin olan Kelebek III ortaya çıktı. 41 feet teknenin masrafı ev ve arabayı da sattıktan sonra içinde yaşayacağımdan ilave bir yük olmadı. 

    Henüz Dünya’yı dolaşmak diye bir fikrim yoktu. Kendi kritiğimi yapınca Kelebek III’ün çok iyi bir ev “live aboard” olduğu ama dünyayı dolaşmak için yapılmadığını söyleyebilirim. Yine de her okyanusta 110.000 mil üzerinde dolaştı. Benim niyetimi öğrenince arkadaşlar “böyle sıradan bir tekneye böyle bir macerada nasıl güveniyorsun?” sorusuna oğlum Kaan “Joshua Slocum’un motorsuz, ahşap teknesi Kelebek’ten daha mı iyiydi?” cevabını vermişti. Neticede iş yorganda bitiyor, ben de Swan, Hallberg Rassy gibi bir tekne tercih ederdim ama onlar benim yorgan değil, yatak odasının dışında.

    HANGİ TEKNE VE NEDEN?

    “Neden bir tekne alacaksın”a dünyayı dolaşacağım dersen oturup birkaç sayfadan fazla konuşuruz. 

    Türkiye’deki çoğunluk gittikçe boyunu yorganın ölçülerinin dikte ettiği en büyük tekneye yöneliyor, bunu marinalardaki pontonlarda görüyorum. Arada bir Yunan’a kaçamak için, yazlık olarak kullanmak için, varlığı sergilemek için (kötü manada söylemiyorum, kıskançlık falan değil, kazandığını güzel harcamak diyelim) alınan tekneler. Bunlar yelkenli de olur motoryat da. 

    Bir arkadaşın katamaranı vardı satıp yine katamaran ama motoryat aldı. Gerekçesi “yelkenle 5 knot tıngır mıngır yollarda geçirecek vaktim yok” idi ki mantıklı. Bu kesin bir karar, denizden ne istediğini artık biliyor. Ama ikinci teknede buna ulaştı.

    Daha az bir grup yarışa odaklı, onların alacağı tekne hayal ettikleri performansı verecek şekilde olmalı. Tamamen yarış odaklı, konfor arama, bu da kesin bir karar, bence en iyi çözüm birkaç arkadaş ortaklığı, böylece ekip derdi de yok.

    Club racer-cruiser diye bir sınıf çıkarttılar, işte New York’ta ben öyleydim ama daha çok cruiser’dım, yarış kazanmak sadece sonra pub’ta arkadaşla dalga geçmek içindi, teknedeki rahatımı feda etmezdim.

    Boat show’larda en çok satılanlar sanırım bunlardır. Bunlar Ege, Akdeniz havzasında dikkatli kullanırsanız her yere gidebilirler. Böyle bir “pretty woman”a gönül verirseniz, tekneyi çok çok az kullanacağınız yarış performans zımbırtılarıyla doldurmayın derim. Hemen gözümün önüne gelen bir iki şey. Direği arkaya eğip yelkene şekil vermek için kıç istralyaya palanga eklenmiştir. Arkadaşınıza sorun bakalım ne kadar kullandı veya hiç kullandı mı? Bir de palangaya bakın kıç ıstralyada kaç potansiyel kırılma noktası sisteme giriyor? Palanga yerine aynı boyda aynı kalınlıkta tel kullanılır, yarış zamanı palangayla değiştirirsin. Yeni dizaynlarda dik, hatta negatif baş hemen hemen ortak. Su hattı uzunluğu sürate katkı yapar, tamam ama denizde hiçbir şey bedava değil, bunun bedeli de, demir alırken bodoslamaya vurmak, başın “flare” eğimi neredeyse olmadığından orada daha dar güverte alanı. Söylediklerim bu tasarımları tenkit değil ama tekneyle ne yapacağınızı düşünmeniz için. Yoksa belki gösterişi beğenene daha güzel geliyordur.

    Son olarak teknenin size neler verdiğinden çok neler veremediğine bakın derim, eşiniz burada size “Aaa iki tuvaleti yok. Kokpitteki masa küçük” gibi çok değerli görüşler verir. Herkesin kırmızının değişik tonlarında çizgileri vardır muhakkak.

    Haa, bir de “aslında yelkenli istiyorum ama önce bir motoryat alayım, sonra geçeriz ve öğrenmek için şimdilik küçük bir tekne alayım sonra büyütürüz” gibi şeyler duyuyorum. Ne istediğine karar vermek için bir tekne almak, sonra onu satınca alacağınla yeni baştan başlamak!?! 

    Nasıl bir tekne istediğini anlamak için charter, öğrenmek için okullar var…☸

  • İSKENDERUN, AYAS, TARSUS, GÖRGÖS VE SİLİFKE KIYILARI

    İSKENDERUN, AYAS, TARSUS, GÖRGÖS VE SİLİFKE KIYILARI

    Kitab-ı Bahriye’nin Dümen Suyunda -56-

    Türkiye Cumhuriyeti’nin, Kitab-ı Bahriye’de anlatılan, Akdeniz’deki en doğu sınırına vardık vesselam. 

    “Bu fasıl Karaman kıyılarında Silifke kenarların beyan ider.”

    Piri Reis’in peşinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Akdeniz kıyılarını dolaştığımız bu seyirde Silifke’den sonra rotamızda Tarsus ve İskenderun var ama önce bakalım Reis Silifke’yi nasıl anlatmış, anlattığı yerler nerelermiş?

    “Mezk’ûr Silifke derya kenarından yedi mil mikdar karaya, bir yüce yerde vaki’ olmuş bir kal’edür. Mezkûr kal’e şimdiki halde ma’murdur” diye anlatmaya başlar Reis, Silifke’yi ve kalesini. Silifke Kalesi bugün de sağlam olarak duran Kızkalesi’dir. Piri Reis, Kızkalesi’nin karşı kıyısındaki Silifke Burnu’nun altı mil uzaklıkta olduğunu yazar ve “Kefere tayifesi mezkûr buruna, Ponta Dilagaşa dirler. Bênam (Ünlü) burundur” der.

    PONTA DİLAGAŞA KAHPE BURNU

    Reis, Kıbrıs Adası’ndan Karaman kıyılarına geçmek istenirse, Silifke’den sonra Karaman Dağları’nın yüksek olduğunu söyler. Bu dağların batıda bittiği yerde Ponta Dilagaşa, Ak Liman’ın göründüğüne işaret eder. Ak Liman tarafının alçak olduğunu çünkü yüksek dağların uzaktan alçak göründüğünü yazar. Bundan sonrası biraz naziktir.

    Piri Reis, “Ve ba’dehu mezkur Ponta Dilagaşa, Kahpe Burnu dimek olur. Ol burun kıbleye karşu bir ince, alçak kum burundur. Hem ucu sığdur” diye benim açımdan sıkıntılı bir cümle kurar. Öyle ya, “Dilagaşa” ne demek acaba? Reis bir de bu burna Kahpe Burnu dediklerini söylüyor! Yine iş dostum Kaptan Mario Campaner’e düştü. Bugünün İtalyancasında “kahpe” anlamına gelen “Cagna” uymuyordu. Neyse ki Mario, eski İtalyancadan -ki o tarihlerde buralarda Venediklilerin dolaştığını hep yazıyorum- “hayat kadını” anlamını taşıyan “bagascia” sözcüğünün buldu. Sorun çözülmüştü. Görünen o ki, Piri Reis “di bagascia”yı “dilagaşa” olarak not etmiş. Bence akla yakın. Üzerinde bu kadar durduğumuz, Ponta Dilagaşa bugün haritalarda, “İncekum Burnu” olarak kayıtlıdır. 

    TAŞUCU, USKUVİ PURVİNSALU VE KÜSÜRE ADASI

    Reis bu burnun altı mil kadar karayel tarafında, Aya Tadora denen hoş bir liman olduğunu, Türklerin bu limana Ak Liman dediklerini, o limanın ağzından dışarıda, Aya Tadora’nın harap bir kalesinin bulunduğunu yazar. Ak Liman, geçmişte Holmi adıyla bilinen, tarih kaynaklarında, Viran Şehir olarak geçen, Ağa Limanı’dır. Aya Tadora ise, bugün Taşucu dediğimiz yerdir. Piri Reis, Aya Tadora (Taşucu) Kalesi’nin lodos tarafında, keşişlemeye karşı akan bir akarsu bulunduğunu söyler ve “mezkûr suyu günbatısı tarafına dolaşdukda Uskuvi Purvinsalu dirler bir ada vardur” diye devam eder.

    Adının İtalyanca “Provinciale-Taşra” sözcüğünden geldiği anlaşılan bu ada, Taşucu Körfezi’nin batı kıyısındaki, Dana Adası’dır. Piri Reis bu adanın karayel tarafında bir taş olduğunu, bu taşın su üstünde göründüğünü, adanın kıyıdan iki mil uzaklıkta olduğunu, orada sarnıçların bulunduğunu anlatır. Sarnıçlarda içecek su olduğunu, buraya gelen gemilerin, palamarı Dana Adası’na bağladıklarını, demiri ise yıldız tarafında, sekiz kulaç suya atıp, yattıklarını söyler. “Ve eğer kenara yakın olan Küsüre Adası’na varurlarsa, ol dahi eyü limandur. Kenarı hep küsüre daşıdur” der. Reis’in küsüre taşı dediği, “biley taşı”dır. Küsüre Adası kıyıya yakın Kösrelik Adası veya Ovacık Adası olarak da bilinen adadır. 

    M.Ö. 7. yüzyılda bir Yunan ticaret kolonisi olan Silifke’nin adı, kurucusu Seleukos Nicator’dan gelir. Nicator kenti M.Ö. 3. yüzyılda, eski Holmi kenti yakınında kurmuş ve Holmi halkını yeni kente yerleştirmiştir. Kent önce Konya Selçuklularının, daha sonra Karamanoğulları’nın, nihayet 1471’de Osmanlıların eline geçmiştir.  

    Silifke tarihi eserler yönünden zengin bir yerdir ama Piri Reis onlarla, hatta Kızkalesi’nin acıklı hikâyesiyle de ilgilenmez. Kaleleri görüp not ettikten sonra Silifke faslını da hep yaptığı gibi, “Mezkûr limandan -Küsüre Adası Limanı- Beş Parmak, on mildür, lodos üzerine, şöyle malum oluna vesselam” diyerek bitirir.   

    “BU FASIL TARSUS VE GÖRGÖS KENARLARIN BEYAN İDER”

    Mezkûr Tarsus deniz kenarından üç mil mikdar karada, bir ovada vâk’i olmuş bir kasabadur. Ol kasabanun önünden bir su akur. Mezkûr suya sandallar girür, diyerek anlatmaya başlar Piri Reis, günümüzde İçel-Mersin olarak bilinen ilimizin Tarsus kasabasını. Bu ırmağın denize döküldüğü yerde bir kule (birgos) olduğunu, gemilerin bu kulenin karşısında, altı kulaç suda demir atıp öyle yattıklarını yazar. Reis’in sözünü etiği ırmak, Tarsus Çayı’dır. Seyhan Nehri’ne yaklaştığında batıya döner ve biraz ileride Akdeniz’e kavuşur. 

    TARSUS ÇAYI: CYNDOS

    Antik Çağ’da Kilikya halkı Tarsus Çayı’na “Cyndos” diyordu. Cydnos mitolojide nehir tanrısının adıdır. Cydnos için Azra Erhat, “Kilikya’da bugün Tarsus Çayı diye bilinen ırmağın tanrısı, ana tarafından Lapetos’un torunu sayılır. Cydnos, oğlu Parthenios doğunca, Cydnos Irmağı’nın denize döküldüğü yerde bir kent kurup, ona Parthenia demiştir. Burası da bugünkü Tarsus’tur” der.

    Ksenophon’dan sonraki antik yazarlar, Cydnos Çayı’nın kentin ortasından geçtiğini yazıyorlar. Amasyalı yurttaşımız Strabon ise Cydnos’un, gymnasium’un yanından geçtiğini, önce Regma Gölü’ne döküldüğünü, burasının Tarsus’un limanı olduğunu, orada gemi tezgâhları ile ticarethanelerin bulunduğunu söyler. Günümüzde de liman etrafında ve liman ile Tarsus arasındaki alanda yerleşim olduğunu gösteren izler vardır. Gemilerin Cydnos’tan, Tarsus’a kadar gelebildikleri birçok yazar tarafından belirtilir. Tarihçi Plutarkhos da, Kleopatra’nın filosu ile gelip, Tarsus’ta, Antonius’u ziyaret ettiğini yazar. Piri Reis de Kitab-ı Bahriye’deki bu fasılda, aradan onca yüzyıl geçmesine karşın, Tarsus’un önünden akan ırmağa kayıkların girdiğini söyler. Çizdiği Tarsus portolan haritasındaki Tarsus Limanı, Strabon’un söylediği Regna Gölü olmalıdır.   

    GÖRGÖS, ERDEMLİ

    “Görgös harap bir kaledir. Bu kalenin önünde bir limanı vardır. Limanın iki tarafında da harap binalar bulunmaktadır. O limanın karşısında bir de küçük ada vardır. Bu küçük adacığın üzerinde de harap bir kale bulunur” diye devam eder Reis. Görgös Limanı’na gelmek istenirse, gemilerin o küçük adayı sol tarafa (iskeleye) alıp, ada ile kalenin arasına demir atmalarını, palamarı da küçük adaya bağlamalarını önerir. Demiri poyraz yönünde, on kulaç suya atıp, öyle yatmalarını söyler. 

    Görgös’ün, bugün Erdemli diye bildiğimiz ilçemizin tarihçesinde adı geçen ve tarihi M.Ö. 4. yüzyıla kadar giden, Korykos Kalesi ve yerleşim yeri olduğu anlaşılıyor. Heredot bu kenti, Gorges adlı Kıbrıslı bir prensin kurduğunu yazıyor. 

    “Ve eğer ol adacuğun boğazından geçerlerse, derinliği onyedi karışdur. Ve mezkûr Görgös kal’esi’nün nişanı budur kim, ol kal’enün üstü büyük dağdur. Ve ba’dehu Görgös’den Silifke on iki mildür. Şöyle ma’lûm oluna vesselam” diye de bağlar sözünü. Biz de artık, hazır hafif karayel de eserken, yelkenleri fora edip, İskenderun’a rota tutalım ve kısmetse, Kitab-ı Bahriye’nin Akdeniz kıyılarımızı anlatan bölümlerini tamamlayalım.     

    “BU FASIL İSKENDERUN CANİBİN VE DAHİ AYAS KENARLARIN BEYAN İDER”

    iskenderun bir alçak burunun üzerinde bir harab kal’edür. Ol Kal’enün önü, günbatısı-lodos ve kıble rüzigarlara eyü yatakdur, diye söze giren Piri Reis ve “Ancak iki tarafa da demir atıp, yatarlar, Gemilerin yattığı yer on kulaç derinliktedir. Fakat bu alçak burundan bir mil kadar açıktan yürüsünler; çünkü o burunun ucu sığlıktır” diyerek devam eder. İskenderun 2011 yılından bu yana izlenen Suriye politikası sonucunda bugün Suriyeli göçmenlerin neredeyse nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu, son depremde çok zarar gören, henüz naaşı bile bulunamayan, meslektaşım Büyükelçi Devrim Öztürk’ü yutan (Işıklar içinde uyusun.) Hatay ilimize bağlı, kendi adını taşıyan körfezin ucundaki kentimizdir. 

    PADİŞAH BU, NE İSTERSE YAPAR!

    Piri Reis, “Ve ba’dehû mezkûr İskenderun’dan Ayas oniki mildür. Ayas Kal’esin, Merhum ve Mağfûr (Tanrının günahlarını bağışladığı kişi) Sultan Bayezid Han, Mısırlı elinden alub harab eylemişdür” dediğine göre, Sultan II. Bayezid’in Ayas Kalesi’ni Memlûklardan aldığı ve yıktığı anlaşılıyor. Haydi almasını anladık da neden yıkmış acaba? Padişah bu! Ne isterse yapar! Kim karışır? Belki de canı kale yıkmak istemiştir. Ben ne bileyim? 

    AYAS KALESİ, YUMURTALIK 

    Reis, Ayas Kalesi’nin önünde küçük bir adacık bulunduğunu, o adacığın boğazında iki kulaç su olduğunu, burada küçük gemiciklerin yattığını, büyük gemilerin, adanın dışında yattıklarını, palamarı da o küçük adaya bağladıklarını, demiri de gündoğusu üzerine, altı kulaç suya attıklarını anlatır. Ayas Kalesi dediği yer, bugün Adana ilimize bağlı Yumurtalık ilçesidir. Önünde, Türkiye’nin belli başlı lagünlerinden biri olan, Yumurtalık Lagünü vardır. Yıllar önce İskender Aruoba ile onun yaptığı bir “hovercraft”ı parçalar halinde alıp Yumurtalık Lagünü’ne gitmiştik. Hovercraft’ı kıyıda monte edip lagüne indirdikten sonra, baştan beri uzaktan bizi gözleyen kaçak avcıları yakalamıştık. Adamların yüzlerindeki şaşkın ifadeyi şimdi bile anımsadıkça gülüyorum. Bazı kaçak avcılar da hovercraft’ı suda görünce tüfeklerini atıp kaçmışlardı da tüfekleri sudan toplamıştık.  

    Ayas, Antik Çağ’ın Aigai veya Aegai diye bilinen kentidir. Venedikliler “Aiazza”, Araplar ise “Ayas” derlerdi. Bugün adı Yumurtalık olan ilçe, petrol dolum tesisleri nedeniyle önemlidir ancak biz denizciler için pek de makbul bir yer değildir. 

    KAZIK LİMANI PORTO MELUN 

    Piri Reis, “Ayas’dan beri -ön tarafında- Kazık Limanı dirler bir yatak vardur. Ol yatakdan beri Cihan Suyu’dur. Cihan Suyu’nun beri yanında, Od Kal’esi dirler, denize karşı bir yüce yirde bir harab kal’e vardur. Ol kal’enin altında, ya’ni lodos tarafında bir adacuk var. Ol adacuğa, Porto Melun dirler. Küçük gemicükler mezkûr adacukla kenar arasına girürler. Andan içeri Adana Suyu’dur. Büyük sudur. Adana Kal’esinün önüne uğrar, gelür denize koyulur” der. Sözünü ettiği Kazık Limanı, Ceyhan Nehri’nin denize döküldüğü yerle Ayas (Yumurtalık) arasında bulunan, eski küçük limandır. Cihan Suyu ise Adana’nın doğusunda İskenderun Körfezi’ne dökülen Ceyhan Nehri’dir. Od Kalesi Ceyhan ile Seyhan Nehirlerinin denize döküldükleri yer arasında, kıyıda küçük bir kaledir. Porto Melun, Ceyhan Nehri’nin denize döküldüğü yerde bulunan, El-Mellun (Mlun) Limanı’dır. Bugün burada Biberi Köyü vardır Adana Suyu, Seyhan Nehri’dir. Adana Kalesi de Çukurova’nın en büyük kenti Adana’nın eski kalesidir. Adana, Pers, İskender, Roma ve Bizans dönemlerinin hepsinde önemli bir kent olmayı sürdürmüştür. Tarihi eserler açısından, bütün Akdeniz kentlerimiz gibi Adana da özel bir yere sahiptir.

    “Şöylece mülahaza oluna vesselâm.”     

    Bu üç fasılla, 2013 yılından beri, “Piri Reis Kitab-ı Bahriye’nin Dümen Suyunda Projesi”nin peşinde, Ege ve Akdeniz’de sürdürdüğümüz seyirlerin, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Kitab-ı Bahriye’de anlatılan Akdeniz’deki en doğu sınırına geldik. Kıbrıs, Girit, Güney Kiklatlar’da bir iki ada ile Yunanistan’ın doğu kıyılarını da önümüzdeki aylarda tamamlamayı planlıyoruz. Böylece Kitab-ı Bahriye’nin beşte dördünü yeniden yazmış olacağız. Ortadoğu ile Kuzey Afrika kıyıları bugünkü koşullarda sıkıntılı. Böyle bilinsin vesselam.☸

  • Hyundai Ioniq 5 ile Yollardayız

    Premium Rakiplerinden Daha Ekonomik Ama Daha akıllı ve Donanımlı

    IONIQ 5, övgüleri hak eden elektrik motoruna sahip bir teknoloji şaheseri diyebiliriz. Markanın premium araçlarından bir tanesi olmuş. Hem de diğer premium elektrikli araçlardan daha ekonomik ama daha akıllı, daha donanımlı. Dengeli ve istikrarlı bir sürüş performansı sunan IONIQ 5, SUV otomobilden daha çok spor otomobil sürüş hissiyatını ve keyfini yaşatıyor bize. Otomobil editörü Murat Öksüz, Hyundai Ioniq 5’i sizin için inceledi. Tüm detaylar videoda.