Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Savaş ucağından ilham alan Renault Rafale Full Hybrid 4Control Esprit Alpine 4×2

    Bu videoda yanımızda Renault’un yeni vizyonunun en tepesindeki model var. Fransızların söylediği şekliyle Rafal. Bizde ya da İngilizler bu modele Rafale’de diyor. 1930’lu yıllarda hız rekoru kıran Rafale uçağından esinlenen ismi ile dikkat çeken model, Türkiye’de markanın en pahalı otomobilini konumunda. 1.2 litrelik 3 silindirli benzinli motoruyla birlikte gelen elektrik motoruyla birlikte hibrit sisteme kavuşan Rafale 200 beygir gücünde. Austral alt yapısı ve motorunu kullanan model, 4 control sistemi ve perdesiz cam tavanıyla ilk dikkatimizi çeken özel detaylara sahip. Tüm detaylar videoda.

  •  LİPSİ ADASI  Sezonun trend rotalarından

     LİPSİ ADASI  Sezonun trend rotalarından

    Kendimizi denize bırakmak istediğimiz, güneşin tadını plajda, yeni rotalarda tatmayı arzuladığımız zamanlardayız. Hâl böyle olunca benim de yazmaktan en çok keyif aldığım konuya, rota önerilerine devam etmek için güzel bir bahanem oluyor. Bu ayki önerim Lipsi Adası.

    Yaz mevsiminin sıcacık günlerini prova ettiğimiz, baharın son durağı Mayıs ayından herkese merhaba! Nisan ayının kararsız havalarından sonra Mayıs ayının güneşli karşılaması hepimize iyi gelecek, içimizi ısıtacak diye umuyorum. Bugünlerde sadece yaz heyecanı yaşamakla kalmıyoruz, tatil planları için de kolları sıvıyoruz. Açıkçası, bu kadar hareketli geçen bir kış ayından sonra sizleri hangi rotayla buluşturacağımı biliyordum. Bu senenin seyahat trendlerine bakınca da ne kadar doğru bir tercih yaptığımı görmüş oldum. 2025’te trend “yenilenme seyahatleri”. Vogue’un seyahat trendleri listesinden Hilton’un açıkladığı Küresel Seyahat Eğilimleri Raporu’na kadar her yerde, yenilenme inzivalarının tatil seçimlerimizde popüler motivasyon kaynağı olacağı söyleniyor. Sanıyorum ki pandemiyle alışkanlık haline getirdiğimiz sadelik ve minimalist yaşam hâlâ etkisini gösteriyor ve artık bizde kalıcı bir yaşam tarzı oluşturuyor. Diğer yandan özellikle yoğun çalışma temposu ve şehir hayatının gitgide artan kaosu, kendimiz için yaratacağımız zamanlarda, “şarj olma” isteği taşımamıza sebep oluyor. Trendler değişir ama insanın hayatında dengeyi bulma isteği bakidir benim gözümde. Sizlere bu yazımda hem trendlere hem de bu görüşüme dayanarak, tüm senenin yorgunluğunu atabileceğiniz bir rota önerisiyle geldim: Lipsi Adası.

    DENİZCİLER İÇİN SAKİN BİR DURAK

    On İki Adalar’ı ne kadar çok sevdiğimi sadık okurlar biliyordur. Ailece yaz aylarını, tekneyle bu adaları geze geze geçirmeyi çok seviyoruz. On İki Adalar’ın geneli sakin olsa da bazı adalar aradan el değmemişliğiyle ayrılıyor. Lipsi Adası o adalardan birisi. Kısaca adayı anlatmam gerekirse, Lipsi, Türkçede bazen “İlipsi” olarak geçen, halk arasında ise “Eşekler Adası” diye anılan, küçücük ama etkileyici bir Yunan adası. Bu arada adaya neden “Eşekler Adası” denildiğini gittiğinizde anlıyorsunuz. Eşek dostlarımızla bir karemiz olmasa da bizim küçük Deniz’in burada sevimli bir arkadaşıyla fotoğrafı oldu. Şirin bir köyü anımsatan bu ada öyle bir yer ki bir saatte yürüyerek neredeyse tamamını gezmek mümkün. Hem diğer Yunan adalarında karşınıza çıkan süngercilik geleneğinin izlerini hem de Lipsi’nin kendine özgü birçok dokunuşunu görüyorsunuz. Özellikle doğayla baş başa kalmak isteyen kampçıların gözdesi olan Lipsi, aynı zamanda denizciler için de dinlenip nefes alabilecekleri sakin bir durak. Yaklaşık 600 kişilik nüfusuyla, kalabalıktan uzak, sade bir yaşam sürüyor burası. El değmemiş koyları ve dingin köy yaşamı, sessizlikle bütünleşen bir yaz tatili arayanlar için birebir. Leros ve Patmos adalarının yer aldığı konumun tam ortasında konumlanan bu minik ada, geleneksel şarap üretimini sürdüren yerlileriyle kültürel zenginliğini de koruyor. Peki Lipsi Adası’na tekne ile nasıl gidilir?

    TEKNEYLE YUNAN ADALARINA GİRİŞ: ÜÇ ADIMDA PROSEDÜR

    Yunanistan’a tekneyle geçerken hem Türkiye’de hem de varışta şu belirli işlemleri tamamlamak gerekiyor:

    1. Pasaport kontrolü:

    Her yurt d›fl› seyahatinde oldu€u gibi hem ç›k›flta hem de giriflte pasaport kontrolünden geçiyorsunuz. Girifl yapaca€›n›z adan›n yo€unlu€una ve tarihe göre ifllem süresi de€iflebilir. Lipsi Adas› küçük bir ada oldu€u için yo€un bir kontrol durumu söz konusu olmuyor. 

    2. Gümrük ifllemleri ve evraklar:

    Transitlog belgesini teslim ediyor, TEPAI (Yunanistan deniz vergisi) için ödeme yap›yorsunuz. Bu vergi, her ay›n ilk gününden sonuna kadar geçerli olacak flekilde ayl›k al›n›r. Tekne ruhsat›, sigorta ve varsa kaptanl›k belgenizin yan›n›zda oldu€undan emin olun.

    3. Liman polisi ifllemleri:

    Liman polisiyle son kontroller gerçeklefltirilir. Ba€land›€›n›z limanda yetkililere u€rayarak evraklar› onaylat›r ve adaya resmi giriflinizi tamamlars›n›z.

    TEKNECİLERE ÖNERİ: LİRA KOYU

    Lipsi Adası Türkiye’ye yakınlığıyla çoğu tekne sahibinin uğrak noktası. Adanın güneyinde ana liman olan Moskato Limanı karşınıza çıkıyor. Burası hem geceleme hem de karaya çıkarsanız keyifli vakit geçirmek için çok ideal. Genelde geceyi geçirme için burası tercih ediliyor. İskelenin doğu tarafına bakan kısmında dalga olabileceği için yanaşması daha kolay olan batı tarafını öneririz. 

    Bizim gibi tekneyle seyahat edeceklere bir öneri bırakmak istedim. Biliyorum ki özellikle yaz aylarında, gitgide popüler olan bu tip lokasyonlarda demirleme, bağlanma sorun olabiliyor. Lipsi sularından vazgeçmeyenlere gece teknede kalabilecekleri bir önerim var, Lira Koyu. Burası Lipsi’nin güneyinde, bir adacığın koruduğu üç koydan oluşan büyük bir koy. Bu kadar korunaklı olunca tahmin edebileceğiniz gibi meltem ve rüzgâra karşı çok ideal bir konum. Burada en sol tarafta alargada kalabilir veya kıçtankara yapabilirsiniz. Koyun dibi kum olduğu için demiri tutma konusunda oldukça başarılı. Aynı zamanda üç koydan ortadakini tercih ederseniz bir taverna ve ona ait tonozları görebilirsiniz. Bizim gibi katamaran sahibiyseniz en sağda kalan koy derinliği düşük olduğu için çok uygun. 

    GİRİŞ YAPTIKTAN SİZİ SONRA NELER BEKLİYOR?

    Henüz limana varmadan adaya uzaktan baktığınızda, şehirde gözünüzün alıştığı yan yana dizilmiş evleri görmüyorsunuz burada. Yer yer yeşillikler ve en önemlisi bolca mavilik var Lipsi’de. Limana vardığınızda dikkatinizi ilk balıkçı tekneleri, daha sonra Yunan tipi evlerin arasındaki bakımlı kilise binası çekiyor. Sahil şeridini takip ettiğinizde denize karşı konumlanmış mavi sandalyeler görüyorsunuz. Kapısının önünde tavla oynayan Yunan amcalar, sokaklarda gezinirken rastladığınız keçi sürüleri Lipsi’nin en hareketli etkinlikleri… Lipsi Adası bir yandan klasik bir Yunan Adası atmosferine sahip öteki yandan bambaşka bir havası var. 

    Lipsi Adası, plajında uzanacağınız, sessizliğinde kendinizi dinleyeceğiniz bir ada. Gezilecek yapıları olan, büyük bir ada değil. Berrak denizinde tüm günü geçirip hoş bir tavernada yemekleri tadabileceğiniz bir tatil vadediyor size. Sonu eşsiz manzaralara çıkan birçok patika, rastlayacağınız şirin dükkânlar, ara sokaklardaki leziz restoranlar, tenha plajlar… Ada tamamen bundan ibaret. Adada görebileceğiniz tipik bir Yunan Ortodoks kilisesi bulunuyor; Aya İoannis Kilisesi. Beyaz duvarları, mavi kubbesiyle hemen dikkatinizi çekiyor. Bunlar dışında Lipsi için eğer “şarj olma” lokasyonu diyorsak, ihtiyacınız olan ana kaynak, bolca güneşleneceğiniz ve tüm gün yüzebileceğiniz tertemiz sular. 

    YÜZME VE SU SPORLARI İÇİN PLAJ ZENGİNLİĞİ

    Adada denizine bayıldığım, özellikle yelkenciler için tavsiye edebileceğim çok keyifli bir koy bulunuyor, Katsadia Koyu. İki koyun ortasında kalan sevimli bir koy burası. Aynı zamanda buraya gelirseniz yakındaki Makronisi Adası’na uğramanızı tavsiye ederim. Burası ada içinde krateri olan doğal bir yüzme havuzu gibi. Lipsi Adası’na kadar gelmişken burasının tadını çıkarmadan dönmeyin derim. Aynı zamanda Platis Gialos ve Kambos plajları da yüzmesi çok keyifli sulardan. Bizim gibi çocuklu aileler için kano, deniz bisikleti ve paddleboard kiralama şansınızın da olduğu Lientou Plajı’na gidebilirsiniz. Monodendri Plajı, Tourkomnia Plajı ve Hoklahoura Plajı adanın diğer plajları. Tabii şunu da söylemeden geçmeyeyim, Lipsi Adası çevresinde tam 24 adet küçük ada bulunuyor. Bu da demektir ki eğer güzelce güneşlenmek ve yüzmenin tadını çıkarmak istiyorsanız Lipsi’de seçenek bol! 

    ADAYA ÖZGÜ TATLAR

    Gelelim deniz ve güneşin tadını çıkardıktan sonra güzel bir yemek yemeye. Ada lezzetlerinin yeri benim için ayrıdır. Ne yalan söyleyeyim, bu konuda Yunanistan da beni her seferinde mutlu uğurlayan yerlerden. Mezeyse meze, balıksa balık… On İki Adalar’da kelimenin tam anlamıyla tadı damağınızda kalan birçok lezzet deneme şansınız oluyor. Lipsi Adası’nın sevimli sahilinde yürürken gözünüze çarpan geleneksel kurutulmuş ahtapotlar adaya ayak basar basmaz sizi lezzetli mutfağına hazırlıyor. Lipsi Adası’nda popüler Yunan adaları kadar fazla seçenek çıkmıyor karşınıza ama buranın yaşam felsefesi “daha fazlasına gerek yok” hissi verdiği için gözünüz başka bir yer de aramıyor. Meşhur iki yer var Lipsi’de: Manolis ve mezeci Nick ve Loulis.

    Manolis, balıklarıyla deniz ürünleriyle şahane ortama sahip bir restoran. Adada kime güzel bir deniz ürünü yemek istiyorum derseniz muhtemelen sizi buraya yönlendirecektir. Türk ve Yunan müziği eşliğinde keyifli bir akşam yemeği yemeniz mümkün burada. Şimdiden uyarayım, burası klasik Yunan lezzeti arayanlar için uygun değil. Kendi yorumlarını kattıkları farklı tatları merak edenler listesine vakit kaybetmeden ekleyebilir. Çünkü Yunan adalarının meşhur et ürünlerini kendi tarzlarında yorumlayan oldukça kaliteli bir işletme burası. Limon soslu Lipsi Kuzusu özellikle tavsiye edildi. Tolga merak içinde tadına baktıktan sonra bir süre öve öve bitiremedi. Eğer mutfakta farklı yorumlara açıksanız Monalis Restoran’da akşam yemeği için rezervasyon yaptırabilirsiniz!

    Gelelim meşhur mezeci Nick ve Loulis’e. Klasik Yunan tavernaları gibi beyaz ve mavinin hüküm sürdüğü sıcacık bir atmosferi var buranın da. Izgara deniz ürünleri, salataları ve tabii uzosu ile uğradığınız için pişman olmayacağınız bir Lipsi durağı. Izgara ahtapotu tavsiye ederiz. Şimdiden giden tüm okurlara afiyet olsun!

    Adada çok sevdiğim Katsadia Koyu’ndan da bu vesileyle bahsetmeye geldi sıra sanırım. Ana limana yaklaşık 2.5 deniz mili uzaklıktaki bu sakin koyda da Dilaila Restoran bulunuyor. Biz restoranda oturmadık ama müzik sesleri ve huzur verici atmosferiyle yolu düşenlere önermek istiyorum. 

    Mezeci Asprakis’te Yunanistan’ın geleneklerinden güneşte kurutulan ahtapotlara rastlıyorsunuz. İpte asılmış ahtapotlar ızgarada biraz pişirilip sofranıza en lezzetli haliyle geliyor.

    Lipsi’deki bu tavernaların iletişim bilgilerini yolu düşecek gezginler için yazmak istedim:

    n Ouzeri Nick’s & Louli’s 

    +30 698 631 8035

    n Dilaila Restoran +30 697 288 5476

    n Manolis +30 2247 041065

    n Mezeci Asprakis +30 2247 041273

    Bizim gibi ailece seyahat edeceklere de ayrıca bir tavsiyem var: Kairis Fırın. Buradaki poğaçalar anneanne poğaçasını aratmıyor. Daha içeriye girmeden renkleri ve mimarisiyle sizi etkiliyor burası. Sonra burnunuza gelen kokular, farkında olmadan sizi kendisine çekiyor bile! Tam 14 senelik bir işletmeymiş burası, dile kolay. Doğal un kullanılıyormuş. Bunu duyunca gönül rahatlığıyla sipariş verdik. Eğer hamur işi seviyorsanız burası Lipsi’deki tek adres. Ama çoğu adada yediğim böreklerden daha güzelini tattım! Öğrendim ki peynirli börek Kairis’in en meşhur lezzetiymiş. Minik Deniz tercihini dondurmadan yana kullandı. Onu da ayrıca tavsiye ederiz. Birçok adaya ürün gönderen bu fırına uğramadan Lipsi’den dönmeyin!ka

    İşte Lipsi Adası turunun sonuna geldik bile. Burası belki anlatması birkaç sayfa bir ada ama inanın “kafa dinlemek” istiyorsanız burada size anlatmakla bitiremeyeceğim şahane bir atmosfere sahip. 

    İHTİYAÇ LİSTESİ

    √ Bir çift rahat sandalet: Ara sokaklara, sahil patikalar›na, hafif t›rman›fllara… Hepsine ayak uyduracak sade bir çift sandalet yeter.

    √ Güneflin tad›n› ç›karacak her fley: fiapka, günefl gözlü€ü, yüksek korumal› bir krem. Lipsi’nin günefli kendini sevdiriyor ama temkinli olmakta fayda var.

    √ Hafif bir kitap ya da defter: Ada sessizli€inde okudu€unuz cümleler zihninize kaz›n›r. Belki de benim gibi hislerinizi yazmak istersiniz. Bunun için de küçük bir defter alabilirsiniz.

    √ Sevdi€iniz bir elbise, ince bir gömlek: Tiril tiril bir elbiseyle Lipsi’nin sade atmosferine haz›r oluyorsunuz. Burada gösterifle, fazlal›€a gerek yok. Rahat hissetti€iniz bir iki parça k›yafetle Lipsi gezisi için haz›rs›n›z!

    √ Deniz için mini çanta: Küçük bir havlu, deniz gözlü€ü, günefl kremi ve bir flifle su. Bu kadar› fazlas›yla yeterli. 

    √ Sakin bir zihin ve yavafllamaya haz›r bir ruh: Lipsi size acele etmemeniz gerekti€ini f›s›ldayacak. Ve bunu her bir soka€›nda, yerli halk›n günlük al›flkanl›klar›nda s›kça göreceksiniz. fiimdiden yavafllaman›n tad›n› ç›karmaya haz›rlan›n.

    GİDERKEN ŞEHİRDE BIRAKMAN GEREKENLER

    n Zamanla yarışan takvimler: Lipsi’de ne saat sesi duyulur ne toplantı hatırlatması. Burada zamanın değil, anın peşindeyiz. Son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz “anda kalma” eylemi nasıl tarif edilir bilmiyorum ama Lipsi’de istemsiz bir şekilde o anın içinde var olduğunu hissedebiliyorsunuz. 

    n Fazla kıyafet, fazla eşya, fazla plan: Valiz hazırlıklarımızı düşündüğümde her şeyden fazla fazla yedekli almaya çok alışmışız. Bir aksilik olursa hazırlıklı olalım diye bazen gereğinden çok daha fazla eşya yüklenebiliyoruz. Ama Lipsi’de minimal bir hayatın ne kadar konforlu olabileceğini gördük. Olur da yazımdan esinlenir ve Lipsi planı için kolları sıvarsanız, yanınızda fazla eşya almamaya çalışın. Benden küçük bir tavsiye.

    n Bildirimler, epostalar, grup mesajları: Madem bu senenin tatil trendi “inziva” o zaman bunu hakkıyla yapmanızı öneririm. Lipsi’nin tadını çıkarmak için e-posta kutunu bir süre kontrol etmeyin. Buranın tadını çıkarmaya bakın. 

    n Gerginlik, hız, telaş: Buraya geliyorsanız, biraz bırakmayı göze almalısınız. Ada, size sakinliği ve hafifliği hatırlatmak için var.

    n “Ne yapacağım?” kaygısı: Lipsi’de yapılacak tek şey, yapılacak hiçbir şeyin olmayışını sevmek olabilir. Bunun keyfini yaşayın.

    Yavaşlamak, hayatı kaçırmak değildir; bazen en anlamlı anlar, durup fark ettiğinde gelir. Hayatımızın dinamiğini dengede tutmaya çalışmak, kendimiz için yapabileceğimiz en büyük iyiliklerden. Kendimizi yoğun bir stres altında hissettiğimiz bir kışın sonunda, zamanı geldiğinde çiçek de açabileceğimizi görmek için sakince durmayı hak ediyoruz. Eğer siz de kendinizi dinlemek isterseniz Lipsi Adası bunun için çok güzel bir lokasyon önerisi. Bu yaz, umarım hepimiz için unutamayacağımız güzelliklere vesile olur. Her nerede olacaksınız olun, pruvanız neta, hayat kolayınıza olsun. Bu yaz bizim rotamızı yakından takip etmek isterseniz ve tüm sorularınız için, keyifliyim instagram hesabından bize ulaşabilirsiniz.☸

  • Denizle yeniden kucaklaşan kent: Zephyrion’dan Mersin’e…

    Denizle yeniden kucaklaşan kent: Zephyrion’dan Mersin’e…

    Tarih boyunca denizi kucaklayan bir kent olan Mersin, denizle ilişkisinde yeni bir sayfa açmaya hazırlandığını geçen ay düzenlenen “Kent ve Deniz Konferansı” ile ortaya koydu.

    Bir anda allak bullak etti denizi,

    Üçlü yabasını tutuyordu elinde,

    Salıverdi çeşitli yellerin kasırgalarını tekmil,

    Toprağı, denizi kapladı bulutlarla,

    Karanlıklar boşandı göklerden. 

    Euros’la Notos ve uluyan Zephyros,

    ve koca dalgalarla açık gökten kopan Boreas 

    Estiler dört bir yandan boğuşa boğuşa.

    (Odysseia V. 292-297)

    Antik Çağ’da Akdeniz dünyasını öğrendiğimiz en önemli isimlerden Homeros yukarıdaki dizelerinde dört önemli rüzgârdan bahseder. Euros, Notos, Boreas ve Zephyros. Bunlardan Zephyros batı rüzgârıdır. Odysseia Destanı’nda da anılan bu rüzgârın adı zaman içinde değişerek Antik Çağ’daki bir yerleşime isim olur. Bugün Mersin ilimizde yer alan Zephyrion kentinin adını batıdan esen rüzgâr anlamına gelen Zephyros sözcüğünden aldığı düşünülüyor. Bu da kulağa oldukça mantıklı geliyor. Zira kentin kıyı bölgelerinde hâkim rüzgâr yönünü incelediğimizde güneybatı-batı olduğunu görüyoruz. İşte tarih boyunca Doğu Akdeniz’in en önemli bölgelerinden birinde yer alan şehir dün ve bugün aynı şey ile anılıyor: Deniz ticareti ve bu ticarete konu olan gemiler… Rüzgârlar yüzlerce yıl kente gelen ve limandan ayrılan gemilerin yelkenleri şişirse de bugünlerde şehirde yeni bir rüzgâr esmeye başlamış, hem de Zephyros gibi oldukça güçlü bir şekilde. 

    DENİZ, TARİH VE ARKEOLOJİ ODAKLI SUNUMLAR

    Mersin Rota Yelken Kulübü Başkanı ve Türkiye Sualtı Arkeolojisi (TINA) Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Cengiz Sönmez’in yaktığı bir ateşle başlayan çalışmalar ilk meyvesini bir konferans olarak verdi. “Denizle Bütünleşen Kent: Mersin’de Vizyonel Bir Dönüşüm, Kent ve Deniz Konferansı” 12 Nisan tarihinde Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşti. Deniz turizminden deniz ticaretine, lojistikten su sporlarına, çevre, iklim ve daha birçok alanda uzman isimler ve paydaşlar konferansta bir araya geldi. Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Deniz Ticaret Odası, Mersin Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, TINA Vakfı, Mersin Kent Konseyi, Rota Yelken Kulübü ve Biosphere Mersin iş birliğinde gerçekleştirilen konferansta birçok farklı alandan kişiler bir araya gelerek fikir alışverişinde de bulunma şansı elde etti. Elbette yukarıdaki başlıklar dışında arkeoloji ve tarih, başka bir deyişle her çalışmanın temelini teşkil eden kültürel temellerin de konferansta kendisine yer bulması çok kıymetli. 

    TINA Vakfı olarak geniş katılımla yer aldığımız etkinlikte Başkanımız Oğuz Aydemir vakfın çizgisini ve tanımını aktarırken, vakfın faaliyetlerden de bahsederek etkinliğe destek olma sürecimizi anlattı. Denizlerimizin ne kadar önemli kültürel emanetlere ev sahipliği yaptığını hatırlatan Aydemir, Mersin’in de bu emanetlerin bir parçasına sahip  olduğunu belirtti. 

    KIYI ŞERİDİMİZDEKİ EN İYİ ÖRNEKLERDEN: MERSİN DENİZ MÜZESİ

    TINA Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Emekli Oramiral Metin Ataç ise emekli olmadan Mersin’in kültür dünyasına kazandırdığı, kurucusu olduğu Mersin Deniz Müzesi’nin öyküsünü izleyenlerle paylaştı. “Bu şehre bir borcum vardı ve bir müze kurarak ödedim” diyen Ataç, müzeyi Mersinlilere emanet etti. Bu satırların yazarı ise derin mavi dünyamızın kültürel emantlerini, Anadolu’nun denizcilik ve sualtı arkeolojik mirasını yaklaşık beş bin yıllık bir zaman çizelgesinde izleyenlere anlattı. Bu üç sunumla Mersin’in karadaki arkeolojik ve kültürel emanetleri kadar suyun altında da önemli bir tarihe sahip olduğunu altı çizildi. Ve bu önemli konferansla birlikte gelecek yıllarda sadece sualtı çalışmalarının sergilendiği bir müzenin oluşabileceği, denizcilik mirasımızın görünür hale geldiği müzelerin önemi üzerinde duruldu. 

    Bu noktada Mersin Deniz Müzesi’ne ayrıca bir parantez açmak gerekir. Sayın Metin Ataç ve Cengiz Sönmez ile konferanstan bir gün önce ziyaret ettiğimiz müzenin kıyı şeridimizdeki en iyi örneklerden biri olduğunu belirtmem gerek. Ziyaretçiler için Mersin’deki önemli duraklardan biri olması gereken müze gerekli ilgiyle beraber çok daha başarılı bir şekilde bölge tarihini her açıdan yansıtarak; arkeoloji ve etnografya müzelerini tamamlayıcı çok önemli bir parça olmaya aday.

    VERGİ PAYININ YÜDE 55’İ LİMANLARDAN

    Yeniden konferansa döndüğümüzde Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in konferansın sadece açılış konuşmasını yapmadığını, konferanstaki tüm sunumları dinleyerek ve sonrasında konularla ilgili olarak görüş alışverişinde bulunarak katkıda bulunduğunun da altını çizmek gerekir. Bu durum şüphesiz Başkan’ın konferansa ve bilime verdiği değerin bir göstergesi. Oldukça önemli olan bu husus tüm yöneticilere örnek teşkil etmeli. Seçer, konuşmasında üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin en uzun kıyı şeridine sahip illerinden birisi olan Mersin’in bir deniz kenti olduğunun altını şöyle çizdi: “Atatürk’ün dediği gibi, üç tarafı denizlerle çevreli Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri düzeyde denizci yetiştirmek yeteneğindedir.” Konuşmanın ilgi çekici notlarından bir tanesi de Mersin’in topladığı vergilerdeki payın yüzde 55’inin liman kaynaklı olması. Bu bilgi kentin denizle, deniz ticaretiyle bağını gösteriyor. Elbette bu bağı geleceğe daha sağlam ve katlanarak artacak şekide taşımak ise çok daha önemli. Şüphesiz sadece ekonomik değil, kültürel, çevresel, arkeolojik açıdan da güçlendirmek; kenti denizle bir bütün kılmak gerekir. 

    Konferansın bir diğer sunumu Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tevfik Nane tarafından gerçekleştirildi. Nane, Mersin üzerine önemli notlar paylaşırken; şehrin turizm potansiyelinin altını çizdi ve bu konuda yapılabilecek çalışmalarla kentin hem kültürel hem de ticari anlamda güçleneceğini belirtti.Konferansın çeşitliliği açısından kenti bir bütün olarak ele aldığını söylemek mümkün. Soli Pompeiopolis-Doğu Akdeniz’de Bir Liman Kenti, İklim Değişikliğinin Mersin’de Denizel Biyoçeşitlilik Üzerindeki Olası Etkileri, Turizm ve Su Sporları, İstilacı Türlerle Mücadele ve Ekonomiye Kazandırma  diğer sunumların başlıklarıydı. 

    GENÇLERİN DENİZDEKİ BAŞARI HİKÂYELERİ

    Sunumlar içinde bir tanesi vardı ki sanırım bütün salonu oldukça mutlu etti ve geleceğe umutla bakmamızı sağladı. Cengiz Sönmez’in “Mersin’de Su Sporlarında Kulüp Başarı Öykülerimiz” başlıklı sunumunda Mersin’de henüz çok köklü bir geçmişi olmayan su sporlarında alınan başarılar ve gençlere sunulan imkânları dinlemek oldukça keyifliydi. 

    Yaklaşık 500 kişilik Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nın tamamen dolduran Mersinliler, kentlerine ve elbette denizlerine bu konferansla sahip çıktılar. Mersinliler hem şehirlerinde denizle ilgili yapılan çalışmaları takip ettiler hem de sunumların arasında sorular yönetlme şansı yakaladır; dahası deniz başlığında 12 Nisan itibarıyla yeni bir sayfa açtılar. Bu başarılı organizasyonun Ekim ayında yenileneceğini de güzel bir haber olarak verelim. Denizci bir ulus olabilmenin yoluna ışık tutması açısından bu konuda emek veren herkese derin maviden sonsuz teşekkürler… ☸

  • İnternetin sahibini arıyoruz: WEB 3.0 Geliyor!İnternetin sahibini arıyoruz: 

    İnternetin sahibini arıyoruz: WEB 3.0 Geliyor!İnternetin sahibini arıyoruz: 

    Web 1.0’da sadece seyirciydik. Web 2.0’da içerik üretsek de izinsiz kullanılan verilerimizle başka birilerinin büyümesini izledik. Şimdi, Web 3.0’la birlikte bu düzen değişiyor.

    Web 1.0 – İlk Ziyaret: 

    Sessiz Bir İnternet

    İnternetin ilk yıllarında, yani 1990’larda, dijital dünyaya adım attığımızda karşımızda statik, düz ve tek yönlü bir yapı vardı. Web siteleri yalnızca okunabilir içerikler sunuyordu. Siz sadece okurdunuz. Yorum yapmak, paylaşmak, katkı sunmak mümkün değildi. “Web 1.0” olarak adlandırılan bu dönem, internetin kâşifleri için sessiz ama önemli bir başlangıçtı. Oku, geç. İşte tüm deneyim bundan ibaretti.

    Web 2.0 – Katılım Çağı mı, Kandırmaca mı?

    2004’ten sonra sosyal medya patladı. Facebook, Twitter (X), Instagram, YouTube gibi platformlarla kullanıcılar artık sadece okuyan değil, yazan, çeken, paylaşan, yani üreten oldular. Ama bu üretimin karşılığı neydi? Hiçbir şey. Çünkü Web 2.0’da üreten bizdik, kazanan onlar oldu.

    Düşünsenize:

    – Gününüzün saatlerini Instagram’da geçiriyorsunuz.

    – En özel anlarınızı TikTok’ta paylaşıyorsunuz.

    – Düşüncelerinizi Twitter’da (X’te) anlatıyorsunuz.

    Ama bu platformlar sizin bu katkılarınızı paraya çevirip milyar dolarlar kazanıyor. Ve siz tek kuruş bile almıyorsunuz. Üstelik kişisel verileriniz; beğenileriniz, gezinme alışkanlıklarınız, hatta özel mesajlarınıza kadar birçok bilgi izleniyor, işleniyor, hedefli reklamlara dönüşüyor. Sözde “bedava” olan her uygulama, aslında sizi ürün haline getiriyor.

    Web 3.0 – Sahiplik, 

    Katılım ve Kazanç Çağı

    İşte şimdi sıra Web 3.0’da. Bu sadece bir teknolojik devrim değil, kültürel bir paradigma değişimi. Çünkü bu kez: İçerik seninse, kontrol de sende.

    Sahiplik: 

    -Web 3.0’da ürettiğin içerik artık sana ait.

    -NFT teknolojisiyle yazılar, fotoğraflar, videolar dijital kimliğinle eşleştirilir. 

    -Kimse izinsiz kullanamaz, silemez. Senin cüzdanında saklı kalır.

    -Bu, internet tarihinde ilk kez dijital mülkiyetin tanındığı dönem.

    Dağıtılmış Güç:

    -Web 2.0’da kararlar şirketlerin tekelindeydi.

    -Web 3.0’da ise bu güç topluluğa dağıtılıyor.

    -Bir uygulamanın nasıl çalışacağına, hangi özelliklerin eklenip çıkarılacağına senin de söz hakkın var.

    Bu yapıya DAO deniyor:

    Decentralized Autonomous Organization. Yani şirket yerine bir topluluk yönetiyor.

    Katıldıkça Kazan:

    Web 3.0’la birlikte kullanıcı sadece içerik üretip paylaşmakla kalmaz, kazanmaya başlar. Her etkileşim, katkı, oy, yorum sana bir “ödül” olarak döner. Bu ödül; token, NFT ya da gelir paylaşımı olabilir.

    Kısacası:

    Paylaştıkça veri vermek değil, değer almak dönemi başladı.

    GERÇEKTEN VAR MI BU UYGULAMALAR? 

    Evet. Hem de bugün. İşte Web 3.0 dünyasında kullanılan bazı popüler uygulamalar…

    Brave Browser:

    Google Chrome’a alternatif. Reklam izledikçe kullanıcıya ödeme yapıyor. Reklamdan ilk kez sen kazanıyorsun.

    Audius:

    Spotify’a alternatif. Müzisyenler aracı olmadan şarkılarını yükleyip dinlenme başına token kazanıyor. Müzik dinleyen bile kazanç sağlayabiliyor.

    Lens Protocol:

    Instagram’ın merkeziyetsiz hali. Her içerik, her takip, her beğeni senin cüzdanına işleniyor. Verinin sahibi sensin.

    Mirror:

    Yazarlık platformu. Yazdığın her içerik NFT’ye dönüşebiliyor. Okuyucular seni destekleyerek içeriğe ortak oluyor.

    SONUÇ: İNTERNETİN SAHİBİ KİM OLACAK?

    Web 1.0’da sadece seyirciydik. Web 2.0’da içerik üretsek de izinsiz kullanılan verilerimizle başka birilerinin büyümesini izledik. Şimdi, Web 3.0’la birlikte bu düzen değişiyor.

    İnternet artık bizim olabilir. Kullandıkça kazanabiliriz. Katıldıkça platformların değil, kendi geleceğimizin büyümesini sağlayabiliriz. Çünkü bu çağda artık şu soruyu sorma zamanı geldi: “Ben dijital dünyada sadece izleyici miyim, yoksa sahibi miyim?”☸

    FUTURE AI SUMMIT 2025 – İSTANBUL

    16-17 Nisan’da Bahçeşehir Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen Future AI Summit 2025 ile Metamorph teması altında yeni bir çağın kapılarını araladık. Uluslararası düzeyde birçok yapay zekâ otoritesi, Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir araya geldik. Hem içerik derinliği hem de sahne performanslarıyla beklentileri fazlasıyla karşılayan zirve, katılımcılara ilham verici bir deneyim sundu.

    Etkinliğin yaratıcılarından Dr. Serdar Şenel başta olmak üzere, Ahmet Cebecioğlu ve organizasyonda emeği geçen herkesi gönülden tebrik ediyorum. Günümüzün en kritik konularından biri olan yapay zekânın etik, teknolojik ve kültürel boyutlarını irdeleyen bu etkinlik, bir vizyon buluşmasına dönüştü.

    Ben de bu değerli zirvede konuşmacı olarak yer alma fırsatı buldum. “Gerçek mi, Simülasyon mu?” başlıklı konuşmamda, katılımcılarla birlikte dijital ölümsüzlükten yapay bilinç tasarımlarına, Metaverse’ün geleceğinden dijital ikizlerin toplumsal etkilerine kadar uzanan bir yolculuğa çıktık. Konuşma boyunca aldığım güçlü geri dönüşler ve salonun yüksek enerjisi, bu konuda toplumun ne kadar hazır ve meraklı olduğunu bir kez daha gösterdi.

    Future AI Summit 2025, yalnızca bir etkinlik değil, geleceğin şekillendiği bir kavşaktı. Bu tür zirvelerin hem teknolojiyi yönetenler hem de toplumun tüm paydaşları için yol gösterici olduğuna inanıyorum.