Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Yeni Sirena 60: Zamansız tasarım 

    Yeni Sirena 60: Zamansız tasarım 

    Cannes Yachting Festival’da, World Yachts Trophies 2025 Ödülleri kapsamında, “En İyi İç Tasarım” Ödülü’ne layık görülen Sirena 60, iddiasını ferah yerleşim düzeni, modern flybridge’i ve seyir verimliliğiyle ortaya koyuyor. Tersanenin bu en yeni modelinin Türkiye prömiyeri 25 Ekim-2 Kasım tarihlerinde Ataköy Marina’daki Bosphorus Boat Show’da yapılacak.
    Fotoğraflar EMRE BOYOĞLU

    Türk üretici Sirena Yachts’ın, 9-14 Eylül tarihlerinde, Cannes Yachting Festival’da tanıttığı Sirena 60’a ilk baktığınızda, markanın diğer modelleriyle aynı dış profili koruduğunu görüyorsunuz. Ancak büyük beğeni toplayan Sirena 58’in devamı niteliğindeki yat, bir dizi iyileştirme sunuyor. Daha büyük pencereler, modernize edilmiş bir flybridge, yatın hem ön hem de arka kısımlarında kurgulanan daha geniş dış mekânlar, artırılmış depolama kapasitesi ve iç yaşam alanlarındaki ferahlık hissi… Tüm bu dokunuşların neticesinde yeni model, tazelenmiş yaklaşımı, modern estetiğiyle değişiklik peşinde koşanları gerçekten heyecanlandırıyor. Markanın CEO’su Çağın Genç de Sirena 60’ı tanıtmaktan büyük mutluluk duyduklarını söylerken, teknenin bir süperyata kıyasla daha makul boyutları tercih eden ancak konfor ve performanstan da ödün vermek istemeyen deneyimli denizcileri hedeflediğini belirtiyor. 

    ÇARPICI VE FONKSİYONEL 

    Markanın uzun süredir birlikte çalıştığı, Frers Naval Architecture imzası taşıyan dikkat çekici modern hatların, Sirena’nın kendi bünyesindeki tasarım ekibi tarafından titizlikle güncellendiğini öğreniyoruz. Tabii tasarımın kilit unsurlarının ve Sirena’ya özgü ruhun, büyük bir özenle korunduğunu söylemekte fayda var. 

    Güçlü bir siluet, dikkat çekici gövde, uzatılmış yüzme platformu, ilk bakışta göze çarpanlar. Ayrıca koyu renkli geniş camlarla, parlak beyaz yüzeylerin yarattığı çarpıcı kontrastın etkisine de özellikle vurgu yapalım. Başka ne gibi yenilikler var derseniz, yeni tasarlanan kıç oturma alanının her iki yanındaki saklama bölümleri büyütülmüş örneğin. Kokpitteyse, küpeştelerdeki daha geniş açıklıklar sayesinde iskeleye erişim kolaylaşırken, görüş açısı iyileştirilmiş. Devamı Ekim 2025 sayımızda…

  • TAYK 30 AĞUSTOS BMW BORUSAN OTOMOTİV KUPASI 

    TAYK 30 AĞUSTOS BMW BORUSAN OTOMOTİV KUPASI 

    Yelken tutkunlarını İstanbul Boğazı’nda buluşturdu

    Borusan Otomotiv’in Türkiye temsilcisi olduğu BMW’nin sponsorluğu ve Türkiye Açıkdeniz Yarış Spor Kulübü (TAYK) iş birliğiyle gerçekleştirilen TAYK 30 Ağustos BMW Borusan Otomotiv Kupası, 50 yelkenlinin nefes kesen mücadelesine sahne oldu. 30 Ağustos Zafer Bayramı şerefine koşulan yarışta tekneler İstanbul Boğazı’nda eşsiz manzaralar oluştururken dereceye giren ekipler Setur Kalamış Marina’da düzenlenen görkemli törenle ödüllerini aldı.

    Büyük Zafer’in 103. yıl dönümünde İstanbul Boğazı’nda yapılan yarışa, IRC 0, 1, 2, 3, 4 ve Destek sınıflarında toplam 50 yelkenli katıldı. İstanbul Boğazı’nda saat 12.00’de başlayan yarış, İSPARK – İstmarin koordinasyonunda, Beşiktaş ve Sarıyer Belediyeleri’nin katkılarıyla Arnavutköy Akıntıburnu ve Emirgan sahillerinde kurulan seyir alanlarında yelken tutkunları tarafından büyük ilgiyle takip edildi. 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarıyla birlikte yelkenlilerin mücadeleleri sırasında Boğaz’da renkli görüntüler oluştu.

    Günün sonunda IRC 0 sınıfında Borusan Racing / Çılgın Sigma 2, IRC 1 sınıfında Doğuş / Fenerbahçe 1, IRC 2 sınıfında Ant Yapı Team Sensei / Sensei, IRC 3 sınıfında Canias-CTD / Electron, IRC 4 sınıfında Jerem ve destek sınıfında Durex Sailing Team / Cenoa kendi sınıflarında birincilik kupası alan ekipler oldu. TAYK 30 Ağustos BMW Borusan Otomotiv Kupası’nın kazanan ise Borusan Racing / Çılgın Sigma 2 yelkenlisiydi İSTMARİN Döner Kupası da Canias-CTD / Electron ekibine gitti. 

    KALAMIŞ’TA KUPA TÖRENİ

    Setur Kalamış Marina’da düzenlenen ödül törenine, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Mustafa Bankaoğlu ile çok sayıda davetli katıldı. Törende konuşan Borusan Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Hakan Tiftik, “30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 103. yıl dönümünü İstanbul Boğazı’nda yelken sporunun heyecanıyla buluşturmak bizler için çok özel bir anlam taşıyor. Bu topraklarda bağımsızlığımızı kazandıran Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygı ve minnetle anarken, sporun birleştirici gücüyle hepimizi aynı tutkuda buluşturan yelkencileri kutluyorum. Borusan Otomotiv Grubu olarak uzun yıllardır yelken sporunun yanında yer alıyor, bu desteği sürdürülebilirlik vizyonumuzla bütünleştiriyoruz. Doğayla uyumlu yapısı, takım olma ruhunu öne çıkaran disiplini ve gelecek nesillere ilham veren değerleriyle yelken sporunu yalnızca bir yarış değil, aynı zamanda yaşama dair güçlü bir öğreti olarak görüyoruz. Bu bakış açısıyla, BMW markamızın katkılarıyla TAYK iş birliğinde hayata geçen bu kupanın her yıl daha da büyüyerek denizlerimizde yer alması bizlere gurur veriyor” dedi.

    I SEA CLIMATE CHANGE’İN İLK YIL RAPORU

    Yuvam Dünya Derneği tarafından, Borusan Otomotiv ile BMW Türkiye’nin desteğiyle geçen yıl hayata geçen I SEA CLIMATE CHANGE projesi kapsamında, Yuvam Dünya Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Pınar Kocabıyık ve Yuvam Dünya Derneği Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı’nın anlatımlarıyla “İklim Değişirken Deniz, Rüzgâr ve Akıntılar” paneli gerçekleştirildi. Panelde projenin birinci yılında elde edilen veriler paylaşıldı. İklim değişikliğinin deniz ekosistemlerinde, akıntılarda ve rüzgâr sistemlerinde yarattığı değişimler ele alındı. Panelin yanı sıra etkinlik alanında, Yuvam Dünya Derneği tarafından çocuklarla rüzgâr enerjisi odağında atölyeler düzenlendi. Marinadaki tüm bu etkinlikler ve ödül töreninin ardından Emir Ersoy ve Orkestrası’nın eğlenceli sahnesiyle bayram coşkusu devam etti.☸

  • Çevre dostu Aera sınırları zorluyor

    Çevre dostu Aera sınırları zorluyor

    Hollandalı tersane Royal Huisman, 50 metrelik katamaranı Aera’yı tanıttı. Tersane, konseptin amacını yelkeni daha erişilebilir kılmak olarak açıklarken, Aera, yenilikçi bilgisayar kontrol teknolojisi ve America’s Cup’tan ilham alan “hiper-verimli” kanatlı yelkenleriyle öne çıkıyor. Dünyanın ilk hibrit süperyatı Ethereal’dan kısmen ilham alan katamaran, tersanenin çevresel farkındalık girişimi Project Tidal Shift’in de bir uzantısı. Çevreci tekne, karbon emisyonlarını yüzde 89’a kadar azaltmayı hedefliyor. Tasarım ve mühendislik Hollandalı stüdyo Cor D. Rover ile Artemis Technologies’e ait. Aera’nın dış alanları, 65-70 metrelik tek gövdeli yatlara eşdeğer olarak tasarlanmış. Üç güverte ve yüzme platformuyla, tender indirme alanı işlevi gören geniş bir kıç bölümü bulunuyor. Asimetrik tasarım, teknenin kafesli üst yapısıyla tamamlanırken, çok sayıda açıklık sayesinde, güvertelerde ferah ve rüzgâr alan bir atmosfer söz konusu. Tersanenin kardeş şirketi Rondal’ın en son nesil hidro jeneratörleriyle şarj edilen batarya bankası, Aera’nın elektrik sistemlerini 11 saat boyunca çalıştırabilecek kapasiteye sahip olacak. www.royalhuisman.com

  • Amerika macerası -3-

    Amerika macerası -3-

    Her gidişin bir dönüşü vardır. Biz de hedefimiz olan Pasifik’e ulaştık. Burada Redwood ve Sequoia milli parklarını görüp dönüş yolunda Sierra Nevada Dağları’nın üstündeki Tahoe Gölü’nde SUP yapıp, Utah’ta Arches National Park’ı ziyarat edip Colorado Nehri’nde de SUP yaparak turun “bucket list”ini tamamlıyoruz.

    Pasifik’e ulaştık, ulaştık ama önümüzde uzanan sonsuz okyanusun kıyısını henüz terk etmiyoruz. Burada görmek istediğimiz iki “national park” var: Redwood ve Sequoia milli parkları. Park sakinleri kelimenin tam anlamıyla mega starlar, ormanın devleri, sequoia ve redwood ağaçları. Dev sequoia (Türkçesi mamut ağacıymış) ortalama boyu 50-85 metre, gövde çapı da 6-8 metre. Rekoru elinde tutan General Grant adı verilen ağaç 94,8 metre boyunda, 8,8 metre çapında, bilinen en yaşlısı ise 3.200-3.266 yaşındaymış. Bu iğne yapraklı devlerden sequoia en kalın, gövdesinin içinden yol geçiyor, redwood ise en uzun cins. 

    Her şeyi tahrip eden trofe meraklısı insan bu devlerin bazılarını gösterişi paraya çevirmek uğruna kesti, Avrupa’ya sergilere gönderdi. Yerine diktilerse bile büyümesi asırlara uzanan bir yatırım. Neyse ki milli parklar sistemi imdada yetişti. 

    Kim bilir kaç kere yazdım çizdim yine her fırsatta bıkmadan yazıyorum BİZİM SAHİLLERİN KORUNMASI DA ANCAK GÖSTERMELİK  DEĞİL, İŞLEYEN BİR MİLLİ PARKLAR SİSTEMİYLE OLABİLİR. Kim bilir, belki üstünde beyni, altında gücü olan biri okur. 

    Ben ağaçla, tahtayla çalışmayı seviyorum. Amerika’ya ilk yerleştiğimde “log cabin” (ahşap kulübe) yapma hayalim vardı ama ekmeğimi kazanmak için çalışırken hayal kurma lüksüm olmadı. Burada binlerce mil katettiğimiz yolların kenarları dümdüz ağaç dolu.

    Plastikler dünyaya hâkim olmadan önce ağaç deniz sektörünün en önemli malzemesi, hatta belkemiğiydi. Kare yelkenli kalyonlar, kadırgalardaki marangoz önemli biriydi. 

    1973’ten beri ABD Donanması’na ait müze olan bugün hâlâ yüzen dünyanın en eski savaş gemisi USS Constitution (üç direkli ağaç firkateyn, savaş gemisi) için 50.000 dönüm beyaz meşe ormanı ayırmış, olgunluğa erişen ağaçlar kesilip gemide kullanılıyor.

    Kaptan Cook buraya geldiğinde herhalde hazine bulduğunu düşünmüştür. Cook, Yeni Kaledonya’ya vardığında adını koyduğu Île des Pins (Çamlar Adası) gibi, dümdüz tam direk, gönder yapılacak ağaçları bulunca haritalara kaydederlerdi. Eski British Admiralty haritalarında görürdük. 

    Botanikçi değilim, yanılabilirim ama ormanların en zengin türü çam ailesi sanırım. Bizdeki ikide bir çıkan yangınlarda telef olan, koylarda denize kadar inen kayaların arasında bile dikiş tutturan cinsinden Yeni Zelanda’nın devi kaori’ye, buradaki dev redwood ve sequoia’ya kadar akrabalar. Yeni Zelanda’da çalıştığım yerde bir kaori kütükten üç tekne yapılmıştı, kütük hâlâ bitmemişti. 

    Ormanın devlerine daha nice asır ömür dileyip Pasifik okyanusuna nazır konaklayarak güneşi batıra batıra güneye iniyoruz. 

    LAKE TAHOE (TAHOE GÖLÜ)

    San Francisco trafiğine yarı arızalı karavanla dalmadan doğuya dönüşümüze başladık, zaten pek şehir adamı değiliz. Gelecek durağımız Lake Tahoe, Sierra Nevada Dağları’nın üstünde Nevada ile Kaliforniya eyaletleri arasında paylaşılmış Kuzey Amerika’daki en büyük Alp buzul gölü. Derinliği 501 metre. Tahoe’da Mark Zuckerberg’den Kardashian’a kadar, Frank Sinatra gibi birçok milyonerin malikanesi var. Milyonerlerle dirsek temasındayız anlayacağınız! Bizim villa da neredeyse göle sıfır parkta. 

    Yazın gölde, dağlarda doğanın tadını çıkarmanın yanında aslında burası dünyaca ünlü bir kayak merkezi. 1900 metre rakımda. 

    Yüzde10’a göre biraz insaflı olsa da yüzde 7-8 eğimli dağ yollarında fren yapmaktan pert olan bacaklarına en insaflı geçitten Sierra Nevada Dağları’nı geçip süpermarketin parkına hava karardığında demir atmamızla Kaan da kendini yatağa attı.

    Sabah göle, Kaan SUP hastasıdır, su soğuk, dalgalı falan dinlemez, SUP’ını şişirip normal şahıslara uzak olan mesafeden taşımaya üşenmez. Şimdi karavanı dağ geçidinden çıkarıp indirmenin terini yıkamak için güzel fırsat, hava da rüzgârlı ama rüzgâra nispeten kapalı bir köşede kendini göle attı. 

    Burası şehrin parkı, halkın kullanımı için, bizim gibi büyük karavanlar için değil, girişteki görevli bize iki arabalık bir yer gösterdi, park dolarsa çıkacağız. Her yerde yardım, her yerde kolaylık, bizim plajlardaki şemsiye, şezlong aklıma geliyor uzaklaştırmaya çalışsam da. 

    “The World’s Fastest Indian” filmini göreniniz bilir, Yeni Zelandalı motosiklet fanatiği Burt Munro (Anthony Hopkins canlandırıyor), 1920 model, karbüratörünü bile kendi yaptığı motosikletiyle burada dünya sürat rekorunu kırar. Önümüzdeki buz tutmuş göl manzarasındaki dümdüz cilalı tuz sathı sürat rekor denemeleri için kullanılıyor. Tabii ne kadar sıcak olduğunu tahmin edebilirsiniz. 

    UTAH

    Önümüzde en güzel parkların toplandığı eyalet Utah, artık dağlar bitti, kırmızı kuru topraklar, doğanın rüzgâr, su aletleriyle şekillendirdiği heykel sergisindeyiz. Utah en fazla milli parka ev sahipliği yapan eyalet. Tabii bu kadar harika bir araya toplanınca normal. Geçen turumda Arizona, New Meksiko’ya indiğimde hepsini dolaşmıştım, şimdi en güzellerinden Arches National Park’ı tekrar ziyarete gidiyoruz. 

    Daha parktaki süper star Delicate Arch’a gelmeden yolumuzun iki yanındaki doğanın sergisi bizi show’un sonundaki finale hazırlıyor. Karavanı park edip enformasyona giriş yaparken su şişelerini parkın çeşmesinden doldurup uzun, zor yürüyüşe başladık. 

    Sıcakta inişli çıkışlı kısmı halledip, devamlı yükselen kayalığa geldiğimde önümde acımasızca yükselen hedef adeta yaşımı soruyor. Enerjimin kalan son birkaç damlasını bir araya getirip tepeyi bulmak için üç defa oturup mola verirken geçen gençlerin “İyi misin?” “Yardım ister misin?” soruları ve enerji içeceği paylaşma teklifleri ihtiyarladığımı tasdik ediyor, uflaya puflaya devam ediyorum. Covid’den önceki gelişimde neredeyse koşarak çıkmıştım. 

    Son etap, uçurumun kenarından geçtikten sonra birden karşına çıkan Delicate Arch “evet eziyete değdi” güzelliğinde. İnanılmaz Kaan “take care çantası” sırtında çıktığı tepede Arch’a nazır masayı kurunca yorgunluk uçtu. Kaan’ın askerde herhalde yegâne öğrendiği söz “Eşek gibi taşırım, kral gibi yerim” dağın tepesine de ulaştı. 

    Kayaların oluşumu 15 milyon yıl önce bölge yükselirken önce çökelti toprak erozyona uğruyor ardından yükselen kumtaşı tepeler de en büyük heykeltraş doğanın elinde yontularak bugünkü şekilleri alıyor. 

    COLORADO VE DÖNÜŞ

    Colorado Nehri, kanyonları oya oya devam ettiği yolculuğunda birçok yerde “white water rafting” imkânı veriyor. Biz de kafaya taktık SUP yapacağız, ama nerede? Nehri takip ederek SUP’ları indirecek, dahada önemlisi çıkınca başladığımız yere karavana nasıl döneceğiz? Bir seçenek, Kaan’ın eşi bizi bırakıp karaya vurduğumuz yerde toplayacak. White water rafting turu yapanlarının koca botlarını geriye, üslerine taşıyan kamyonları yol boyunca görüyoruz, ikimizin büyük SUP’ta rastlayacağımız rapid’lerle (dar sıkışık noktalarda küçük çağlayan) nasıl başa çıkacağız sorusu havada duruyor. Sonunda aklımız dürtülerimize hâkim oldu, daha zor olsa da akıntıya karşı padıllayarak gidebildiğimiz kadar yukarı çıktık, sonunda ulaştığımız rapid’i yenemeyince akıntıyla geri döndük. Take care birasında, bu turun bucket listesinden Colorado Nehri’nde SUP yapmanın üstüne bir çizik attık.

    Dönüş yolunu yarıladık, Nebraska, Iowa üzerinden son durak Chicago ve işte eve döndük. Şimdi benim eve, özlediğim denize, onların da normal hayatlarına dönme zamanı. Oradan aldığım karbon fiber padılımı nasıl götüreceğim? En büyük bavuldan da sapı çıkıyor! Neyse THY kayak, golf, okçuluk gibi spor malzemelerini ücretsiz taşıyormuş. 5.300 millik Mutlu son, Bodrum’un fırından esen kavurucu sıcağını atlatacağım yeri biliyorum, güzelim Gökova…☸