Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • 7 Kişilik Elektrikli SUV, BYD Tang

    Tesla’ya rakip mi geliyor? 🔋 BYD Tang 2025, Türkiye’de satışta!

    Otomobil Editörü Murat Öksüz inceledi.

    7 koltuk, güçlü performans ve 530 km menzil ile elektrikli SUV segmentinde yeni dönem başlıyor.

    Türkiye’de Elektrikli SUV Segmentine Yeni Bir Soluk BYD Tang BYD’nin amiral gemisi Tang, Mart 2025 itibarıyla Türkiye yollarına çıktı; 3.675.000 TL’lik tanıtım fiyatıyla dikkat çekiyor. Elegant ve iddialı dış görünüşüne ek olarak Tang, 7 kişilik kabin, geniş iç hacim ve üstün sürüş güvenliği sunan bir mühendislik harikası. • Boyutlar & Ağırlık: 4.970 mm uzunluk, 2.820 mm dingil mesafesi, aynalar dahil 2.130 mm genişlik ve 1.745 mm yükseklik. Boş ağırlık 2.630 kg; arka sıra yatırıldığında 940 L, tamamı yatırıldığında 1.655 L bagaj hacmi sunar. Çekme kapasitesi: 1.5 ton. • Güç & Menzil: 108,8 kW·s kapasiteli Blade LFP batarya, 530 km WLTP menziline imkân tanır. 2 motorlu 4×4 çekiş sistemi, toplam 517 HP (380 kW) güç ile 0–100 km/s hızlanmayı yalnızca 4,9 saniyede tamamlar. • Şarj Performansı: CCS2 bağlantı noktasından 170 kW DC hızlı şarj desteğiyle bataryayı %30–80 doluluğa yaklaşık 30 dakika içinde şarj etmek mümkün. AC şarjda maksimum güç 11 kW. • Güvenlik & Tasarım: Euro NCAP’ten 5 yıldız güvenlik puanı almış olan Tang, “Ejderha Yüzü” tasarım dili, dinamik karşılama ışıkları ve gizli arka silecek gibi estetik detaylarla öne çıkıyor. • Donanım & Konfor: 15,6″ dönebilen multimedya ekran, 31 renkli ambiyans aydınlatması, ön cama yansıtmalı bilgi ekranı (HUD), Dynaudio 12 hoparlörlü ses sistemi, masaj ve ısıtmalı havalandırmalı ön koltuklar gibi üst düzey donanım standart olarak sunuluyor. Bu video, Tang’ın teknik üstünlüklerini ve cazibesini bir araya getiriyor: her karede mühendislik başarısını, her sürüş sekansında aile ve teknoloji konforunu keşfedeceksiniz. Tang, yalnızca bir SUV değil; Türkiye’deki elektrikli mobilite vizyonunun sembolü.

  • Yeni Opel Grandland 2025 | Hibrit & Elektrikli Tasarım, Teknoloji, Performansın buluşması

    Otomobil Editörü Murat Öksüz’den Opel Grandland İncelemesi.

    Yeni Opel Grandland 2025, SUV segmentinde hibrit ve elektrikli jenerasyonu aynı çatı altında buluşturuyor. Stellantis’in STLA Medium platformu üzerine inşa edilen model, 3D Vizor ön tasarımı, Intelli-Lux Pixel HD farları ve arka bölümdeki tam boy aydınlatmalı marka yazısı ile markanın gelecekteki tasarım dilini somutlaştırıyor. Kabin içinde ise 16 inç multimedya ekranı, Intelli-HUD yansıtmalı gösterge paneli ve AGR sertifikalı “Intelli-Seat” koltuklarla premium konfor öne çıkıyor. 35 litrenin üzerindeki depolama alanları, Pixel Box kablosuz şarj ünitesi ve geri dönüştürülmüş malzemelerle çevreci bir bakış açısı sunuyor. Motor seçenekleri arasında: • 1.2L mild-hibrit benzinli (136 PS, 230 Nm, 0-100 km/s 10,2 sn) • Plug-in hibrit (yaklaşık 195 PS, 0-100 km/s 7,8 sn) • %100 elektrikli versiyon (73 kWh pil, 210 HP, 523 km WLTP menzil, 20-80% hızlı şarj 26 dk) yer alıyor. Bu video, Grandland’in yenilenen tasarım detaylarını, teknolojik donanımlarını ve performans verilerini hem statik görüntüler hem de test sürüşüyle ortaya koyuyor. Eğer geleceğin hibrit ve elektrikli SUV dünyasına göz atmak istiyorsanız, Grandland 2025 sizin için önemli bir referans noktası olacak.

  • SUV Ruhunu Hatchback’e Taşıyan Model! | Audi A3 Allstreet

    Otomobil Editörü Murat Öksüz’den Audi A3 Allstreet İncelemesi. SPORTİF ZARİF DENGELİ

    Audi’nin SUV çizgileriyle yenilenen modeli A3 Allstreet ile karşınızdayım! Bu videoda Audi A3 Allstreet’in dış tasarımından iç mekân detaylarına, yol tutuşundan sürüş konforuna kadar her yönünü sizler için inceledim. Eğer kompakt ama güçlü bir şehir SUV’u arıyorsanız bu model tam size göre olabilir! Audi A3 Allstreet, SUV tarzı detayları kompakt bir gövdeyle buluşturan, şehir için ideal bir model. Yerden yüksek yapısı ve sportif tasarımıyla dikkat çeken Allstreet, hem konfor hem de şıklık sunuyor. Kaputun altında 1.5 TFSI 150 beygirlik motor yer alıyor ve mild hybrid teknolojisi sayesinde daha verimli bir sürüş sağlıyor. İç mekânda ise dijital gösterge paneli, dokunmatik ekran ve kablosuz bağlantı gibi premium donanımlar öne çıkıyor. Kompakt boyutları, güçlü duruşu ve Audi kalitesiyle Allstreet, hem günlük kullanım hem de stil arayanlar için güçlü bir alternatif.

  • Denizci Ülke Olmanın Sinemadaki Yansıması 

    Denizci Ülke Olmanın Sinemadaki Yansıması 

    İngiltere’de doğmuş en önemli popüler kültür figürlerinden bir tanesi şüphesiz 007 James Bond. Sadece bir aksiyon filmi mi? Yoksa “Britanya İmparatorluğu’nda güneş asla batmaz” düşüncesinin bir yansıması mı?

    ABD’nin kurucu babalarından John Adams, İngiliz İmparatorluğu’nun temelinde donanmanın olduğunu vurgular. Napolyon Bonapart ise İngiliz deniz üstünlüğünün Fransa’yı dünya hâkimiyetinden alıkoyduğunu belirtir. Bu ve benzeri tarihi notların sayısını artırmak mümkün. Britanya İmparatorluğu, Victoria Dönemi’nde denizaşırı koloniler ve deniz gücüyle küresel hâkimiyetini oluşturmuştu. 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyılın başında ise Britanya İmparatorluğu’nun küresel boyutu öyle bir noktaya ulaşır ki; sonunda her birimizin en az bir kez okuduğu “The sun never sets on the British Empire” ifadesi doğar. Yani, “Britanya İmparatorluğu’nda güneş asla batmaz.” 

    Bu ifadenin ete kemiğe bürünmüş hali 1886 yılına ait bir haritada karşımıza çıkar. Walter Crane tarafından tasarlanan harita, Britanya İmparatorluğu’nun gücünü, genişlediği ve hükmettiği coğrafyayı vurgulamak amacıyla “The Empire on Which the Sun Never Sets” başlığıyla hazırlanmıştı. Haritada Britanya’nın egemen olduğu topraklar pembe renkle işaretlenmiş ve alegorik figürlerle de harita güçlendirilmişti. 24 Temmuz 1886’da The Graphic adlı İngiliz gazetesinin eki olarak yayımlandı. 

    Harita, Britanya İmparatorluğu’nun küresel yayılımını ve gücünü simgeleyen en ikonik propaganda görsellerinden biri olarak kabul edilir. Britanya’nın mutlak otoritesinin resmedildiği çalışmanın alt bölümünde Yunan mitolojisinden bildiğimiz Atlas, sırtında dünyayı taşır. Dünyanın üzerinde ise Britanya’yı temsil eden bir kadın figürü görülür. İngiltere’yi temsil eden bu kadın figürü özünde Athena’dır. Tanrıça bilgelik, strateji ve savaş gücünü simgeler. Bu şekilde Britanya’nın dünya üzerindeki otoritesini ve düzen sağlayıcı rolü vurgulanır.

    SİMGESEL VE ALEGORİK PROPAGANDA

    1886 yılına ait Walter Crane haritası yalnızca coğrafi değil, aynı zamanda simgesel ve alegorik bir propaganda aracıdır. Britanya’nın “denizlere ve kolonilere hükmeden” tek büyük güç olduğunun altını çizmek için sık sık kullanılır. Peki ya sonra? Bu propaganda devam etmedi mi? Ian Fleming’in kaleme aldığı ve 50 yılı aşkın süredir hayatımızda olan İngiliz istihbarat teşkilatı MI6 için çalışan, kod adı 007 olan gizli ajan James Bond devreye girdi. Popüler kültür yaratma konusunda eşsiz meziyetlere sahip İngiltere’nin dünyaya sunduğu gerçek ya da hayali, abartılmış ya da hakkı teslim edilmiş onlarca figürlerden sadece biridir 007. The Beatles, The Rolling Stones, Pink Floyd, Queen, Led Zeppelin, George Orwell, William Shakespeare, David Beckham, Prenses Diana, Harry Potter… Edebiyat, sinema, müzik, spor hemen her alandan onlarca figür sayılabilir. Elbette Bond da bu figürlerden biri ve hatta belki de en önemlisi. Zira 50 yılı devirmiş bu hikâye her geçen gün güçlenerek devam ediyor. Durum böyle olunca, İngiltere tarihsel gücünü sık sık bu filmde vurguluyor. Yönetmenler bunu aynı Walter Crane haritasında olduğu gibi alegorik şekillerle anlatıyor. Hadi biraz daha yakından bakalım.

    DEĞİŞMEYEN TABLOLAR 

    Sinemada bir objeyi sahneye yerleştirmek, özellikle o sahneyi veya temayı güçlendirmek için uygulanan bir yöntemdir. Bond serisi bunu elli yıldan daha uzun bir süredir uyguluyor. Hemen her Bond serisinde 007, İngiliz Gizli Servisi MI6’nın başkanı M ile onun ofisinde baş başa görüşürler. Bu görüşmenin gerçekleştiği M’in ofisinde hiç değişmeyen bazı tablolar yer alır. Bu tabloların ya da figürlerin mutlak suretle denizcilik tarihiyle ilgi olduğunu görürüz. Örneğin Thomas Buttersworth imzalı“Seascape with Three Ships off the Coast”.

    İlk olarak Dr. No (1962)’da M’in ofisinin duvarlarında görünen bu tablo serinin diğer filmlerinde On Her Majesty’s Secret Service (1969), The Man with the Golden Gun (1974), For Your Eyes Only (1981), Octopussy (1983), A View to a Kill (1985), The Living Daylights (1987) ve hatta son dönemde No Time to Die (2021)’da görülür. Bu tabloya sadece serinin görsel devamlılığını sağlayan “ikonik bir set objesi” olarak bakılmamalı. Aynı zamanda İngilizlerin kökenlerine ve kendilerini belki de en güçlü hissettikleri anlara bir göndermedir.

    GEÇMİŞTEN GELEN GÜÇ VE MİRAS

    Sanatçı Thomas Buttersworth (1768-1842), İngiliz deniz manzaraları ressamıdır. M’nin ofisindeki bu tablo üç geminin seyrettiği dramatik bir deniz manzarasıdır. Gemilerin ayrıntılı bir tasviri sunulur. 19. yüzyıl İngiliz deniz akımının tipik bir örneği olarak değerlendirilir. Buttersworth’ın gemi detaylarındaki gerçekçilik ve deniz yorumlamalarda yakaladığı duygu sanat tarihçileri ve eleştirmeleri tarafından başarılı kabul edilir.  

    Filme dönecek olursak, Bond filmleri İngiltere’nin kültürel ve ulusal kimliğini sık sık vurgulamayı sever. Deniz manzaraları, Britanya’nın deniz gücünü, İmparatorluk geçmişini ve Kraliyet Donanması’nın tarihsel ihtişamını simgeler. Buttersworth gibi ressamların eserleri, dönemin İngiliz zaferlerini ve denizcilik gururunu çağrıştırır. Daha da önemlisi deniz tabloları, “geçmişten gelen güç ve miras” temasını görsel olarak destekleyerek filmde anlatılan gücün altını kalın şekilde çizer. 

    GÜÇ VE ZAFER

    M’nin ofisindeki tek denizcilik tablosu bu olsa bir tesadüf denilebilirdi ama değil! Serinin devamında başka tablolar da görüyoruz. Bunlarda biri belki de en önemlisi Britanya’nın en büyük deniz zaferi olan 1805 Trafalgar Muharebesi’ne ait başka bir tablo. 2012’de vizyona giren Skyfall’da Thomas Buttersworth’a ait başka bir eser M’in ofisinde 007 ile karşılıklı şekilde konuştuğu sahnede görülüyor. HMS Victory’nin yer aldığı tablo Trafalgar Zaferi’ni anlatan bir eserdir. HMS Victory savaş gemisi ise İngiltere’nin ulusal simgelerinden ve en büyük zaferlerinden bir tanesinin başrol oyuncusudur.

    Tarihi açıdan bu savaşa baktığımızda Napolyon Bonapart, İngiltere’yi işgal etmek için Fransız ve İspanyol donanmalarını birleştirir. Fakat Britanya güçlü donanması sayesinde Avrupa’daki Fransız hâkimiyetine karşı bu savaşla büyük bir başarı sağlar. Fransız-İspanyol donanmaları 33 gemiden 22’si kaybederken, Britanya tek bir gemi bile kaybetmez. Böylelikle Britanya’nın deniz üstünlüğü 19. yüzyıl boyunca tartışılmaz hâle gelir. Aynı zamanda Trafalgar Savaşı, Britanya’nın deniz imparatorluğu haline gelişinin sembolü olur.

    AYAKTA DURAN EN ESKİ SAVAŞ GEMİSİ

    HMS Victory’yi yöneten Amiral Horatio Nelson, savaş boyunca amiral gemisinin güvertesinde askerlerini cesaretlendirmek için görünür şekilde ayakta durur. Normalde bir amiralin kendini bu kadar açık hedef haline getirmemesi gerekir. Bu hatanın sonucu Fransız amiral gemisi Redoutable’ın güvertesindeki bir Fransız keskin nişancı tarafından vurulur. Aynı Skyfall’daki James Bond gibi. Nelson savaşın kazanıldığını öğrendikten sonra ölür. Ardından ulusal bir kahramana dönüşür. Londra’daki Trafalgar Meydanı ve Nelson’un sütunu bu zaferin anısına yapılmıştır.

    007, kimilerine göre sadece bir aksiyon filmi. Güzel kadınlar, yakışıklı adamlar, spor ve klasik arabalar, özel saatler, klasikleşmiş kokteyleler, paranın satın sunabileceği her şey… Markaların görünmek için yarıştığı, serinin her yeni bölümünde birkaç saniye görünmek için servet akıttıkları bir filmde nerdeyse dakikalarca denizcilik tarihlerine vurgu yapılır. Bu sahneler dikkatli bir okuma gerçekleştirildiğinde bize denizcilik adına, denizlerin önemi adına çok şey verir. 

    HMS Victory’e dönersek, Trafalgar Savaşı sırasında Amiral Horatio Nelson’un amiral gemisiydi. Zaferin doğrudan simgesi haline geldi. 1765 yılında inşa edilen 69 metre uzunluğundaki bu savaş gemisi, 18. yüzyıl donanma teknolojisinin zirvesini temsil ediyordu. Peki sonra ne oldu? Bir yerde yandı mı? Bir limanda battı mı? Yoksa parçalandı mı? Hayır! Trafalgar sonrası HMS Victory, İngiliz ulusal gururunun bir simgesine dönüştü. 1922’de resmî olarak müze gemi haline getirildi. Günümüzde National Museum of the Royal Navy (Ulusal Kraliyet Donanması Müzesi) çatısı altındaki HMS Victory bölümünde korunmakta ve ziyaretçilerini ağırlamakta. Dünyanın ayakta duran en eski savaş gemisi ünvanını taşıyarak.☸