Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Amerika macerası -2-

    Amerika macerası -2-

    Kuzeye, Kanada sınırındaki Voyageurs National Park’a uzanan “shake down seyrimiz” (ilk seyir) problemsiz geçmişti, konforumuz için bazı küçük değişiklikleri de yapınca batıya doğru el frenini boşalttık.

    Denizde bir seyrin başarısı çok büyük ölçüde ne kadar iyi hazırlandığına bağlıysa, karada da aynımsı! “Aynımsı” diyorum çünkü açık denizde teknenizi kenara çekip çekicinin gelmesini bekleme şansınız olmayabilir.

    Bir yandan “her şey tam olmadan başlama” dediğimiz gibi, “her şeyin tam olmasını beklersen hiç yola çıkamazsın” da diyoruz. Diğer yandan iyice rahat olanlar “kervan yolda düzülür” der. Ben ikisinin arasında bir yerdeyim, hangi uca yakın olduğum önümdeki seyri nerede yapacağıma bağlı.

    Risk management’ta (risk yönetiminde), “don’t risk anything you can’t afford to lose (kaybettiğinde yerine koyamayacağın bir şeyi risk etme)” der. 

    Böyle bir başlangıcın ardından bizim seyrin felaket olduğu haberini bekliyorsanız rahatlatayım: Olmadı ama olabilirdi. Altımızdaki vasıta Kaan’ın 3.000 dolara aldığı (yenisi 150.000 dolar civarına kadar uzanıyor) bir karavan. Problemsiz olmayacağını düşünmek saflık olur. Sizin ne kadar becerikli olduğunuz alacağınız risklerin boyutunu belirler. Burada hayati tehlikeden ziyade maddi tehlikeden bahsediyoruz.

    BATIYA DOĞRU… 

    Kuzeye, Kanada sınırındaki Voyageurs National Park’a uzanan “shake down seyrimiz” (ilk seyir) problemsiz geçmişti, konforumuz için bazı küçük değişiklikleri de yapınca batıya doğru el frenini boşalttık.

    ABD’de alışveriş merkezleri büyük bir otopark sahasında yerleşmiştir, bunlar, Wallmart gibi süpermarketler ile daha küçük işler, Mc Donald’s gibi restoran, oto parça vs gibi. 24 saat açık olan otoparkta “No overnight parking” levhası olmayan yerde park edip geceyi geçirebilir, bu iş yerlerinin tuvaletlerini kullanabiliriz. 

    İlk arıza… Sabah Mc Donald’s kahvaltımızdan tuvalet durağımızdan sonra, marş da tık yok. Kaan arabanın altında starter’a vurunca çalıştı. Motoru durdurmadan elimizde kullanım kılavuzu, en yakın Autopart dükkânın önüne çektik. Büyük ihtimal tamircilerin -ayıptır söylemesi- t.ş.k dediği nesne fırlayıp dişliyi döndürmüyor. Onu tamirle uğraşacağımıza yenilenmiş, ucuz 60 dolar bir starter aldık, Kaan arabanın altına daldı. Tam iş bitti derken kontağı çevir yine tık yok. Yeni starter’a bir yerine iki elektrik çıkışı koymuşlar (başka lüzumsuz bir şey için) biz ötekini seçmişiz, zavallı Kaan tekrar arabanın altına, telin yerini ancak ağır starter’ı tamamen indirdikten sonra değiştirebiliyorsun. Geceyi park yerinde geçirip sabah yola devam. Ben uzun okyanus seyahatime başlamadan yenilenmiş bir alternatör, bir starter almıştım, arızada değiştiriyor, rahat zamanda tamir ediyordum. Tavsiye ederim.

    “GO WEST YOUNG MEN”

    Bu söz, genç ABD’nin batıya açılmasının mottosuydu. Bizim ilk etap, geçen ABD gezimde karın bastırmasıyla rotamı güneye değiştirince, kaçırdığım Yellowstone ve yakın komşusu Grand Teton milli parklarına. Yellowstone park girişine vardığımızda benim ihtiyar kartı kapıyı açtı. Kartın özelliği sade ihtiyara değil yanındakilere de giriş sağlaması, nesillerin bir arada bir gezi yapmaları için iyi bir teşvik olduğunu düşünüyorum. 

    İlk milli park Yellowstone’un yıldızı gayzer “Old Faithfull” kayıtlar tutulduğundan beri muntazam, her 20 dakikada bir 40 metre yükseğe fışkırıyor. Ondan adını hak ediyor.

    Ben önden gidip, seyredenlere aldırmadan tembel tembel yayılmış bufaloyu seyrederken Kaan karavandan sırt çantasıyla “take care” malzememizi getiriyor. Küçük masamız, sandalyeler açıldı, kahve ile bir cigar doğa harikasını seyrimizde bize eşlik ediyor. Günün saatine göre bizim “take care” masamızda kahve kupalarımızın içindeki sıvı değişiyor, ama dışardan bakınca aynı.  

    Akşam benim en küçük torun ile komşu park Great Teton National Park’ta buluşuyoruz. Okuldan arkadaşları ile kamp yapıyorlar. Pırıl pırıl gençlerle barbekü sohbeti ne güzeldi. 

    Geceyi bir kabin rezerve yaptığımız halde daha rahat olduğumuz kamp yerimizde geçirip, sabah tepesi karlı dağların eteğindeki gölde nilüferler arasında SUP yaparak geçiriyoruz. Burası turumuzun en beğendiğimiz noktalarından biri. SUP’ları şişirirken, Park Ranger’lerinden biri gelip kibarca SUP’ları denetliyor, pırıl pırıl suya indirilen her şeyin yabancı bir canlı getirmesini önlüyorlar. Diğer ilginç kontrol ise yiyeceklerle ilgili. Yiyeceklerin muhafazası için çelik dolaplar var. Parktaki vahşi ayıların gelip insan yiyeceği yememesi, onların saf vahşi kalmaları için. Vahşi hayata yiyecek vermenin cezası var. Asıl büyük ceza, ayıya oluyor, öldürmeleri lazımmış eğer insan yiyeceğine alışırsa.

    LEWIS VE CLARK 

    13 eyaletten oluşan ABD büyümektedir. O devirde günümüz ABD’si üçe bölünmüş gibi. Doğuda ilk 13 eyalet, ortada Mexico Körfezi’nden Kanada’ya uzanan Louisiana, batıda İspanya’nın üstüne çökmeye çalıştığı bölge yerli kabilelerin elinde.

    Fransa’dan Louisiana satın alınmış, Başkan Thomas Jefferson Kaptan Cook’un Amerika’nın pasifik kıyılarına yaptığı seyri de okumuştur. 1803 yılında Fransa’dan satın alınan Louisiana bölgesini keşif için ordudan Yüzbaşı Meriwether Lewis’i görevlendirir. Lewis arkadaşı William Clark’ı da yanına alır, ordudan ve sivil görevlilerle oluşan 40 kişilik grup Pensilvanya’da inşa ettirdikleri nehir gemisiyle Missouri’de sefere başlar. Öncelik Missouri’yi keşfederek ABD’nin ortasına ulaşım ağını yerleştirmek. Mola verdiğimiz parkta iki kâşif onuruna adlandırılmış köprüye bizle beraber paslanmaz çelik yerli prenses heykeli bakıyor. Missouri’nin başladığı yerden sonra Colombia nehrini takip ederek Pasifik’e ulaşan Lewis & Clark’ınkiyle aynı yoldayız.

    Önümüz sağımız solumuzda sonsuz okyanus gibi görünen bozkır bir zamanlar yerlilerin at koşturduğu vatanlarıydı. Böyle sonsuzluğun içinde kaybolmayı seviyorum. Hayallerimde sonsuzlukta dolaşırken Dakota’da Custer’la Kızılderililer arasında geçen en büyük savaş alanından geçiyoruz, hüzünleniyorum.

    Lewis ve Clark yerlilerin önemli yardımlarıyla kâh nehirden kâh at sırtında 862 gün süren maceradan döndüğünde, genç Amerika hükümetine değerli bilgiler getirdi ve batı kıyıları Pasifik okyanusuna kadar ülkeye katıldı.

    Mr. Murpy yine bizim arabaya çomak soktu. Bizim maceramız da onlarınki kadar dertli olacak gibi, Amerika’nın doğusundaki sıradağ Rocky Mountain’e yaklaşıyoruz, Kaan “fren gitti”. 

    “Ne demek fren gitti?” Power steering ve fren gitmiş, pompalayarak fren yapabiliyor, Allahtan şehir içindeyiz, acil durum ışıklarla bir park yerine girdik. Kayışlar kopmuş, yetti gari diyeceğim Bodrum’da olsam. 

    Ama Kaan’da ben de inatçıyız, Kaan araba altında sürüngen olmaya pes dedi, ağır ağır tamirciye ulaştık. Uzun uğraşmalar sonu değişen kayış çıkıyor yine, power direksiyon ve power freni pompalayan kayışın oturduğu volan eğrilmiş olduğunu bulundu, nasıl eğrileceğine aklım almıyorsa da bulduğumuz sözde aynı volan da uymayınca burada esir olacağımıza yola devama karar verdik.

    Otoyolda direksiyon tutmak düz gittiğimizden zor değil ama freni eski kamyonlar gibi pompalamak zor. Kıtanın batısına geçmek için Rocky Mountain duvarını aşmamız gerek. 10.000 feet’ten yüksek dağa ıkına sıkına tırmanan karavanımızı dağdan aşağı yüzde 10 eğimli yolda kazasız indirdikten sonra artık bize bir şey olmaz. Colombia nehrine ulaştığında herhalde Lewis ve Clark da bizim kadar rahatlamıştır.

    VE İŞTE PASİFİK

    Artık Oregon eyaletindeyiz, Vancouver’ı geçince Cannon Beach dokunacağımız kadar yakın, ama önce karanlıkta ulaştığımız AVM parkında geceliyoruz, zor bir gün geçirdik. Terli bedenlerimizi artık yarın Pasifik’te yıkarız.

    İşte geldik… Puslu gök yüzünde bulutlar gelen dalgalara eşlik ediyor. Millerce uzanan plajda insanlar günün keyfini çıkarıyor.

    Karavanı denize nazır (denize olur mu, okyanusların en büyüğüne nazır) çekmişiz iki kere geçtiğim okyanusların en büyüğünü içime çekiyorum. Özlemişim.

    Buraya kadar üç zaman dilimi, 2.000 mil üzerinde yol katettik. İki araba problemi yaşadık ama gemimizi okyanusa nazır park ettik. Gelsin şimdi bizim take care masası…

    Şimdi Pasifik kıyısından Kaliforniya’ya kadar inip güneyden döneceğiz…☸

  • Amerika macerası -1-

    Amerika macerası -1-

    Büyük oğlum Kaan’ın bu kış satın aldığı karavana “Kelebek-5” ismini verdik. Fırsat buldukça yaptığım karavan gezilerini tekneyle yaptığım seyirlere benzetiyorum. Burada da havayı kolluyoruz. Mevsimi kovalayarak önce güneye daha sonra hava ısındıkça kuzeye kaçarak tur yapmayı planlamıştık ama iklimlerin suyunun çıktığı dünyamızda hesaplar biraz yazı turaya kalıyor. 

    Bodrum’da havanın sıcaklığı ve koyların kalabalığının arttığı günler, ABD’ye ziyaretin tam zamanı gibi. Büyük oğlum Kaan kuzeyde Milwaukee’de, küçüğü Noyan (ne küçük ama, bizden iri!) Florida’da yaşıyor. Kaan’da buluştuk. Kuzeyin en güzel zamanı, soğuklar bitmiş, sivrisinekler henüz çıldırtmaya başlamamış. Kaan’ın kışın güzel bir indirim bulup 3 bin dolara aldığı karavanı hep beraber ilk seyrine (shake down) hazırlıyoruz. 

    DEĞİŞEN PLANLAR

    Planlar değiştirilmek için yapılır demiş biri. Bu yıl hava Avrupa gibi normalin üstünde sıcak geçiyor. Fırsat buldukça yaptığım karavan gezilerini tekneyle yaptığım seyirlere benzetiyorum, zaten bizim karavana da Kelebek 5 dedik. Burada da havayı kolluyoruz. Mevsimi kovalayarak önce güneye daha sonra hava ısındıkça kuzeye kaçarak tur yapmayı planlamıştık ama, iklimlerin suyunun çıktığı dünyamızda hesaplar biraz yazı turaya kalıyor. 

    Asıl kuzeye git diyen yıllardır “bucket listem”de görmek istediğim “aurora borealis” kuzey ışıklarının bugünlerde 45° paralelin güneyinden de izlenebileceği tahmini.

    AURORA BOREALIS

    Bu yıl güneş kıpır kıpır patlamalar dünyamızın kuzey bölgelerinde manyetik aktiviteleri ve benim gibilerin merakını arttırıyor. İzlanda’ya veya Alaska’ya kadar tırmanmadan burada görebilir miyiz? Amerika’daki hava raporu aldığım NOAA kuruluşu (Milli Okyanus ve Atmosfer Acentesi) okyanusları, meteorolojiyi incelediği gibi kuzey ışıkları tahmini de veriyor. Bu rapora göre bizim ne zaman ne kadar boy göstereceği garanti olmayan ışıklar haftaya bulunduğumuz Wisconsin eyaletine kadar inecek.

    Benim torun John biraz daha kuzeyde Minnesota’da kırsalda yaşıyor. Kışın donuyor, yazın ortasında da sivri sinekler el koyuyor tüm bölgeye, ama şimdi “shake down” seyrimiz için en güzel zaman.

    John’un evinin arkasına park ettik, geceyi geçiriyoruz. Gece yarısı Kaan’ın eşi Jody sesleniyor: “Baba kalk, northern lights!”

    NORTHERN LIGHT MI, NORTHERN LIGHTNING Mİ?

    Hava tamamen kapalı, evet kuzey ufkunda (strobe light) gibi ışıklar çakıyor, gök gürültüsü de yok ama yeşil değiller? Tropikte gördüklerimden de uzun süren bir elektrik fırtınası içindeyiz. Üzerimize geldikçe etrafımızı saran ışıklardan biri şimşeğin tipik çizgisine dönünce sevincim suya düştü. Buna northern light değil, northern lightning (şimşek) dedim. Çiselemeye başlayan yağmurun iri damlaları “karavana koşun” deyince söz dinleyip kendimizi içeri attık.

    Gecenin kalan kısmı bayağı şiddetli elektrik fırtınasının elinde silkelenen karavanda yağmurda geçti. Fırtınanın ne kadar kuvvetli olduğunu ertesi gün yolumuzda bıraktığı kartvizitinde görüyoruz, gövdemden kalın ağaçlar kırılmış, ekipler kapanan yolları temizliyor.

    Şimdi görsek ne güzel bonus olurdu ama NOAA ya göre Aurora’yla randevumuza daha dört beş gün var. Rotamız Kanada hududuna kadar kuzeye, Voyageurs National Park’a, 47° Kuzey üstüne çıkacağız.

    MISSISSIPPI’NİN DOĞUM YERİ

    Bugünkü seyrimiz ABD’nin en büyük, dünyanın dördüncü uzun nehri Mississippi’nin kaynağına. Benim 65 yaş üstüne verilen, kendime ve arabada beraberimdekilere tüm milli parklara serbest giriş kartım var ama burası Itasca State Park. Park girişine geldiğimizde, bugün serbest. Görevliler parkı temizleme çabasındalar. Bayağı ciddi bir fırtına geçmiş.

    AMERİKA’DAKİ PARK SİSTEMLERİ

    Federal hükümete ait milli ve eyalete ait parklarının arasındaki en önemli fark, amaçları. Milli farklar kapladığı doğayı korumak, eyalet parkları ise daha küçük, state tarafından finanse ediliyor ve halkın kullanması iyi vakit geçirmesi için.

    Itasca parkında da aileler fırtınadan sonra Mississipi’nin doğuşuna şahit oluyor, 6.275 km’lik serüveni sonunda Meksika Körfezi’nde denize kavuşacak sularında yüzüp, oynayarak hafta sonunun keyfini çıkarıyor.

    TRAPPERS PIG ROAST (KÜRKÇÜLERİN MANGALI)

    Amerika’nın kuzeydoğusu kürk ticaretinin en önemli bölgelerinden. Benim torunun arkadaşlarının çoğu da kürkçü, şehrin Mississipi’nin kıyısındaki parkta mangal partisi gibi anlatacağım partiye gittik. Herkesin bir şeyler getirdiği toplantı, çalışan insanların hafta sonu, tipik Amerikan mahallesindeki toplantı. Burada bahsetmeye değer bulunduğum kısmı, belediyenin verdiği arsa üzerinde basit bir mutfak, tuvalet, araba park edecek yer. Nehir kıyısında botuna inip çıkacağın iskele. Ve iskelede asılı 5-10 can yeleği ile yanındaki ilan. 

    “Kimse su üstünde kalamaz, sen de dahil. İhtiyacın varsa al, fazlan varsa ver” diyor. Her şey gönüllü onur anlayışı ile yürüyor. Kimin vakti varsa gelip otları kesiyor, çöp zaten atılmıyor da konteynerleri düzenlemek, falan…

    7 ADALARIN 7000’İNİ BULDUM

    ABD ile Kanada’yı ayıran düz çizgi sınır büyük göllere yaklaşınca binlerce göl ve ada tarafından zikzaklanıyor. Bu ada, göl karmaşası içinde Voyager Milli Parkı var. Neresi ABD, neresi Kanada ayırmak zor. Zaten kimsenin umurunda da değil. (Trump’ın neden karşı sahildeki bulabileceğin en iyi komşuya bulaştığını kimse anlamış değil.)

    Bu göller sistemi modern yaşam gelmediği devirde yegâne ulaşım ağıydı. Kürk avcıları yazın kürekle kışın donan göllerde kızakla alışveriş noktalarına ulaştırıyorlardı. Bugün tatil cennetlerinden biri, hemen SUP’ları şişirip kendimizi suya atıyoruz.

    Göller buzul devrinde buzulların altlarındaki granit kayaları oyarak oluşmuş. En küçük ada bile yemyeşil, bize göre devasa ağaçlarla donanmış.

    Önümüzdeki iki gece “aurora forecast”ı bu enlemde görünme şansı en yüksek diyor. İki gece üst üste sabahladıktan sonra havlu attım, göllerin tadını çıkarmaya odaklandım.

    ABD kocaman bir ülke, ekonomik zenginliği yanında tabiat ana da cömert davranmış. Burada Amerikan hayranlığı, turistik hayranlık değil, yerleşmiş anlayışa hayranlığımı anlatmak istiyorum. 

    Parktaki adaların, koyların hemen hepsinde manzara seyretmek, yürüyüşe mola vermek için ayrılmış ceplerde ağaçların altında banklar var, yangın çıkarmayacak emniyetli bir yerde de daima mangal var. Burada zengin Amerika için kolay diyebilirsiniz (bir düşünelim, yangın söndürmek için kalkan uçak veya helikopterin bir sortisinin masrafıyla kaç tane emin BBQ yapılır?) buradakiler halktan birilerinin hediyesi, bankın üstündeki küçük tabelada ölmüş bir yakının anısına veya bir iş yerinin adını görebilirsiniz. Kara yollarındaki miller de böyle sahiplenilmiş, sponsor kendi milini temizliyor. Vurgulamak istediğim halkın sahiplenip katılımı, devletin herhangi bir otoritesinin kimsenin dinlemediği, ormana girmek, ateş yakmak şu bu “yassak”larından çok daha iyi işlediği. Büyük bütçelere değil anlayışa, eğitime ihtiyaç var. 

    Bir de mahalle diyebileceğim, komşuların oluştuğu, parklar var. Bugün işte onlardan birindeyiz.

    Gittiği her yeri, yediği her şeyi Türkiye ile karşılaştıranlardan değilim, oralarda 10 yıl yaşadım, bana yeni değil ama bizim dünyanın en güzel kıyılarının aslında çok kolay halledilebilecek hali içimi acıtıyor. 

    Batıya gittikçe uğrayacağımız milli parkların ilki Yellowstone 1 Mart 1872’de başkan Ulysses S. Grant tarafından kuruldu. Doğal zenginliği gelecek nesillere bırakabilmek için ardından gelen başkanlar ve kongre aynı yolda giderek sayıyı 63’e çıkardı. Bakalım koleksiyona hangilerini ekleyebileceğim. Şimdi tam gaz “shake down”da gördüğümüz eksikleri gideriyoruz.☸

  • Denizle yakın temas CAMILA

    Denizle yakın temas CAMILA

    Bilgin Yachts, Bilgin 163 serisinin yeni başyapıtı Camila’yı, Monaco Yacht Show’da tekne tutkunlarıyla buluşturdu. Estetik ve işlevselliği ustalıkla bir araya getiren yat, hem iç hem dış mekânlardaki geniş yaşam alanları, zarif çizgileri ve denizle kurduğu yakın ilişkiyle hayranlık uyandırıyor. 

    Bilgin 163 serisinin dış tasarımında, açık havada yaşam deneyimini öne çıkaran bir yaklaşımı benimsedik. Tam da bu nedenle güverteler ferah, korunaklı ve işlevsel bir şekilde düzenlendi.” Bu sözler, serinin ikinci gövdesi 50 metrelik Camila’nın, dış tasarımı ve mühendisliğinde imzası bulunan, Bilgin Yachts’ın uzun zamandır birlikte çalıştığı Unique Yacht Design’ın CEO’su Emrecan Özgün’e ait. Markanın, semi-custom modelleri arasındaki tekne, sahiplerine inşa süreci boyunca, gerek dış mekânlar gerekse donanımlar konusunda sunduğu esnekliğiyle öne çıkıyor. Dolayısıyla, çok daha üst seviyede bir kişiselleştirilme imkânının yaratıldığını söyleyebiliriz.  

    Camila, sportif bir silüete sahip. Özgün, yattaki ferah alanların altını özellikle çizerken, çarpıcı tasarımına şu sözlerle vurgu yapıyor: “Camila, işlevsellik ve güzelliğin iç içe geçtiği bir sanat eseri gibi.”  Devamı Ekim 2025 sayımızda…

  • ALEV SEMİZ Uluslararası yatçılığın parlayan Türk profesyonellerinden

    ALEV SEMİZ Uluslararası yatçılığın parlayan Türk profesyonellerinden

    Serimizde bu ay yaklaşık 20 yıldır maviliklerde çalışan bir ismi ağırlıyoruz. Alev Semiz bugün yatçılık sektörünün satış ve charter alanlarının başarılı iş insanlarından biri olarak faaliyetlerini küresel ölçekte sürdürürken, kadın profesyonellerin sektörde daha görünür hale gelmesi için de çalışıyor.

    Yatçılık sektörü çok farklı alanlar içeren geniş bir dünya. Bu dünyaya adım atan çoğu profesyonel bir şekilde hayatının bir anında denizle tanışıp yavaşça profesyonelliğe adım atan ya da zaten çocukluğundan itibaren aile büyüklerinin izinden gidip onlardan bayrak devralan denizciler. Benim bu söyleşi serisiyle amaçladığım “denize ulaşmamış, bu dünyada kendine bir yer bulabileceğini hayal etmemiş” gençlere birer hikâye sunarak hayal kurmalarını sağlamak konusunda olumlu bazı yorumlar alıyor ve bundan mutluluk duyuyorum. 

    Yatçılık dünyasının lokomotifi olan iki alanı yat satışı ve charter olarak tanımlayabiliriz. Sonuçta diğer tüm faaliyetler, tasarım, üretim, donatım, personel, hatta Ar-Ge bile hep bir yatın satışı ya da kiralanması için gerçekleşiyor. Bu sayıda yat satışı ve charter konusunda ülkemizin önde gelen isimlerinden, faaliyetleri Monaco ve Miami’ye kadar ulaşan bir isimle bir araya geldik: Alev Semiz. Kendisiyle denizcilik alanındaki geçmişini, güncel faaliyetlerini ve gelecek planlarını konuştuk.

    FRASER İLE KÜRESEL SİNERJİ 

    Mersinlisiniz diye biliyorum. Denizle bağınız ilk orada kuruldu sanıyorum. 

    Tarsus’ta büyüdüm. O dönemlerde Mersin’e ailece, kuzenlerle birlikte gider denize girerdik. Deniz, benim için çocuklukta aileyle geçirilen keyifli zamanların bir simgesiydi. Dolayısıyla “denizin içinde büyüdüm” diyemem ama denize dair anılarım hep sıcak, paylaşım dolu.

    Profesyonel denizcilik yaşantınız nasıl başladı?

    Mersin Üniversitesi İngiliz Dilbilimi mezunuyum. Denizcilik sektörüne ilk adımımı 2007 yılında gemi brokerliği eğitimi alarak attım ve ardından gemi kargo brokeri olarak işe başladım. 2014 yılında Mersin’deki işimi ve düzenimi geride bırakıp İstanbul’a taşındım. Bu hızlı karar beni yat sektörünün tanınmış isimlerinden olan ağabeyim Barış Semiz’in de etkisiyle yat sektörünün içine taşıdı. Bu dönemde önce CYBA Yacht Charter Broker eğitimi ve ardından Maritime Training Academy’den Yacht Management eğitimi alarak kendimi bu alanlarda geliştirdim. Aynı yıl Sofi Yacht’ı kurduk. Kadın girişimci olarak KOSGEB desteğinden faydalandım. İlk dönemde kazandığım paranın büyük kısmını yurt dışı fuarlara gitmek ve firmamızı tanıtmak için harcadım. Bu yatırımlar o dönemde riskliydi ama bugün baktığımda çok doğru adımlar olduğunu görüyorum. Zamanla uluslararası firmalarla charter ve satış işlemleri yapar hale geldik. 

    Faaliyetleriniz Türkiye ile sınırlı değil. Bir süre önce Monaco merkezli Fraser ile çalışmalarınız başladı.

    Fraser bir dünya markası ve uluslararası yatçılık sektöründe çok büyük bir yapının parçası. Fraser ile olan iş birliğimiz üç yıl süren görüşmelerle şekillendi. Türkiye pazarına hâkim oluşum Fraser’ın global gücü ile birleşince çok güçlü bir sinerji ortaya çıktı. Yılın belli dönemlerinde Monaco ofisinde, bazen de Amerika’daki ofislerde bulunuyorum. Türkiye pazarının yapısını anlatmak, burada nasıl daha etkili olabileceklerini paylaşmak bizim için önemli çünkü Avrupa ya da Amerika merkezli firmalar için Türkiye’nin sistemi oldukça farklı. 

    Bunu biraz açar mısınız?

    Yurt dışında departmanlaşmış yapı, charter yönetimi, broker, asistan vb. alanlarda yaygındır. Oysa Türkiye’de daha çok “patron broker” modeli hâkimdir. Fraser bu anlamda bana çok daha büyük bir platform sundu. Cannes Yachting Festival, Monaco Grand Prix gibi prestijli etkinliklerde yer almak, özel lounge alanlarında misafirleri ağırlamak, hatta Palm Beach gibi lokasyonlarda tekne sahiplerine özel malikânelerde yapılan sunumlara katılmak, tüm bunlar 10 yıldır yaptığım yatırımların karşılığını aldığımı hissettiriyor.

    TYBA YÖNETİMİNDE

    Charter konusunda ülkemizin avantajları neler? 

    Türkiye eşsiz doğası, tarihi zenginliği ve samimi misafirperverliğiyle charter sektörü için müthiş bir destinasyon. Koyların korunmuş yapısı, Türk mutfağının kalitesi ve hizmet anlayışımız gerçekten bizi farklı kılıyor. Ayrıca gelişmiş marina altyapımız, teknelerin bakım ve kışlama olanakları da büyük bir avantaj. 

    Türkiye charter pazarını Akdeniz’de hangi bölgelerle kıyaslayabiliriz?

    Yunanistan ile kıyasladığımızda, özellikle altı kabinli motoryatlarda daha az seçeneğimiz var. Yunanistan bu konuda geniş bir filoya sahip. Güney Fransa ve İtalya’da ise sezon, Cannes Yachting Festival ve Monaco Grand Prix gibi etkinliklerle çok daha erken başlıyor. 

    Türkiye’nin oturmuş ve istikrarlı bir charter sezonuna tekrar dönmesi için biraz sabırlı olmamız gerekecek. Maalesef dış etkenlerden çok hızlı etkileniyoruz. Bu sezon özelinde de zorluklar var; o yüzden maliyet konusuna fazla girmiyorum. Ancak Türkiye’nin bu alandaki potansiyeli hâlâ çok büyük ve doğru adımlarla bu avantaj daha da güçlenebilir.

    Bir yandan da Tüm Yat İşletmecileri, Yatırımcıları, Brokerları ve Acenteleri Derneği (TYBA) Yönetim Kurulu Üyesi olarak dernek çalışmalarında aktifsiniz.

    Evet. TYBA, Türkiye’de yatçılık sektörünün düzenlenmesinde ve uluslararası tanıtımında çok önemli bir rol oynuyor. 100’ü aşkın aktif üyesiyle sektörün yönünü çizen, standartlarını belirleyen bir yapıdan bahsediyoruz. Bu yıl altıncısını düzenlediğimiz TYBA Yacht Charter Show, Göcek’te gerçekleşti ve en büyüğü 92 metre olan 50’den fazla tekne, uluslararası brokerlar ve sektör profesyonelleriyle buluştu. Ben TYBA’da Yacht Charter Show Komitesi Üyesi ve aynı zamanda Kontrat Komitesi Başkanı olarak görev alıyorum. Ayrıca Deniz Ticaret Odaları ve bakanlıklarla da düzenli temas halindeyiz. Gençleri desteklemek, etik değerleri korumak ve sektörel standartları yükseltmek en temel hedeflerimiz arasında.

    “SEKTÖRDE ETİK DÖNÜŞÜM YAŞANIYOR”

    Serinizin odağı “denizci kadın olmak” biliyorsunuz. Zorluklarını yaşadınız mı?

    Kesinlikle. Denizcilik erkek egemen bir sektör ve ilk yıllarda kararlarımın sorgulandığını, ciddiye alınmadığımı çok net hatırlıyorum. Özellikle teknik altyapıdan gelmediğim için bazı eksiklerim vardı. Bu da ne kaptanların ne de müşterilerin gözünden kaçıyordu. En büyük avantajım, ortağım ve ağabeyim olan Barış’ın gemi inşa mühendisi olmasıydı. Zamanla bu açığımı kapattım ve sektörde hak ettiğim saygınlığa ulaştım. Karşılaştığım zorluklardan biri de bazı insanların profesyonel sınırları görmezden gelip “ahbap-çavuş” ilişki kurma çabalarıydı. Bunları da soğukkanlı ve net bir duruşla yönetmek gerektiğini öğrendim. 

    Charter işinde yaşanmıştır mutlaka sıkıntılar diye tahmin ediyorum.

    Bir charter sırasında, teknede taşkınlık yapan bir müşteri bana fiziksel tehditte bulunacak noktaya gelmişti. O an kaptana ve personele tam destek verdim, arkadaşları müdahale etti. Kadın meslektaşlarıma önerim şu: Bildiğiniz konuda sonuna kadar ilerleyin, sektördeki oluşumlara dahil olun. Bugün TYBA gibi yapılar sayesinde sektörde sadece operasyonel değil, etik dönüşüm de yaşanıyor.

    Genç neslin denizcilik alanında çalışmalarına dair neler söylemek istersiniz?

    Genç nesil vizyoner, teknolojiyle barışık ve iletişimi kuvvetli. Ancak denizcilik sahada öğrenilen bir meslek. Bu nedenle gençlerin staj yapmasını, marinalarda, teknelerde, tersanelerde zaman geçirmesini çok önemsiyorum. Sektöre girmeden önce şu konuları bilmelerini tavsiye ediyorum: Türkiye’de hangi tekneler üretiliyor, tersaneler kimler, marinaların kapasitesi nedir, hangi koylar hangi tekne tipleri için uygundur? Bu bilgiler hem teknik hem sektörel farkındalık açısından önemli.

    Ayrıca uluslararası haber kaynaklarını da takip etmeliler. Denizcilik artık global bir sektör ve dış dünya ile bağlantı kurmadan rekabet etmek çok zor. Cesur olmalarını ama sabırlı ilerlemelerini öneriyorum. Şu an sektörde birçok mentorluk fırsatı da var; bizler de bu konuda her zaman destek olmaya hazırız.

    GENÇLER VE KADINLAR 

    İÇİN ÇALIŞIYOR

    Gelecek için ne gibi planlarınız var?

    Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki potansiyelini daha iyi değerlendirmesi için sektörel katkılarımı sürdürmek istiyorum. Tekne boyutları büyüyor, Türk süperyat sahiplerinin sayısı artıyor. Bu da kendi sularımızda charter operasyonlarını daha profesyonel ve verimli hâle getirmeyi gerektiriyor. Fraser ile şu an detaylarını paylaşamayacağım bazı heyecan verici projelerimiz var. 

    Kişisel yaşamınızda denizciliğinize daha fazla zaman ayırmak gibi bir plan var mı?

    Yelken konusunda temel eğitim aldım ama sanırım teknede yemek hazırlamayı seven taraf olarak kalacağım. Operasyonel süreçler, stratejik planlama ve sektörel gelişim beni daha çok heyecanlandırıyor. Sektöre katkı anlamında ise; gençlerin daha donanımlı yetişmesi, kadın profesyonellerin daha görünür hale gelmesi ve Türkiye’nin denizcilik dünyasında daha fazla söz sahibi olması için çalışmaya devam edeceğim.

    Alev Semiz, alanında başarılı çoğu profesyonel gibi sektörel faaliyetlerde en önde yer alan, görev alan, sorumluluk alan bir karakter. Bu anlamda örnek bir duruşu olduğundan özellikle sektör faaliyetlerinde TYBA flamasını bulmanızı, kendisine ya da derneğin yine aynı şekilde ilgili diğer yetkililerinden birine yaklaşarak denizcilik dünyasında yerinizi bulmaya yardım edecek yanıtlar aramanızı tavsiye ederim.☸