Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Koyun Adaları, Kara Ada ve Aldırı Körfezi

    Koyun Adaları, Kara Ada ve Aldırı Körfezi

    “Koyun Adaları’nın önemlileri üç kırlık adadır. Amma mezkûr adalara kefere tâyifesi San Tarmo dir.” Sisam Adası ile Hurflid ve Fornoz adaları arasından geçerek girdiğimiz Çeşme Geçidi’nde seyir halinde iken kulağ›mda çınlayan bu sözler, Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’de, Koyun Adaları, Kara Ada ve AldırıKörfezi’ni anlattığı bölümün giriş cümlesidir…

    Adının Yunanca “şarap” sözcüğünden geldiği ileri sürülen Oinoussa (Koyun) Adaları’na Hristiyanlar neden San Tarmo derlermiş bilemedim. Bu adın “Aziz-Saint” ile “Arm, Armour-Silah, zırh” sözcüklerinden türediğini varsaysak, “Zırhlı Aziz” veya “Silahlı Aziz” gibi bir sonuca varacağız ki, bence bir azize zırhlı-silahlı olmak yakışmaz! Ancak, tarih boyunca Ortodoks din adamlarının ve kiliselerinin birçok silahlı eylemin planlayıcısı ve uygulayıcısı olduğunu anımsadığımızda, bu aziz de pekâlâ silahlı-zırhlı olabilir diye düşünmek yanlış olmaz vesselam.

    Reis her zamanki dikkati ile bu adaların etrafında dört boğaz olduğunu söyler ve ilk boğazın, Koyun Adaları ile Sakız Adası arasında, bir mil genişliğindeki Dirfil Boğazı olduğuna işaret eder. Büyük gemilerin yelkenle geçebileceği kadar derin olduğunu not ettiği bu boğazı ve adının nereden geldiğini, Sakız Adası’nı anlatırken yazmıştık. (Yacht Türkiye, Ekim 2014, Sakız Adası) Bugün deniz taksileri, Sakız Adası’nda bu boğazın batı yakasındaki Langadha Körfezi’nden, Koyun Adaları’na turist taşırlar. Devamı Aralık 2014 sayımızda…

    Altın Yunus 7 UMAR Kara Ada UMAR UMR_8522

  • Gökkuşağının altından geçiyoruz

    Gökkuşağının altından geçiyoruz

    Korint Kanalı, İnebahtı, Rion-Antirion Köprüsü, İthaki Adası, Preveze, İyon Denizi, Siracusa… Benim için ikonik yerlerdi. Adını duyduğum, bazısını bildiğim, sanki mucizelerin meydana geldiği, kimisi tarihten, kimisi mit, kimisi günümüz ya da yakın geçmiş mühendislik harikası. Ulaşınca sanki gökkuşağının altından geçmiş olacakmışız gibi…

    Atina’dan ayrılır ayrılmaz Korint Kanalı’na yöneldik. Geçiş ücretini (Tekne başına 258 euro) yatırdıktan 15-20 dakika sonra kanalın kapağı bizim için açıldı. İki tekne iki duvar arasındaki su yolundan motor seyriyle başka bir denize geçtik. Bir hayalimi daha gerçekleştirmenin keyfini sürerek…

    Galaksidi’nin korunaklı koyunda huzur bulduk. İnebahtı, yani Nafpaktos’un surlar içindeki küçük limanına girmeye cesaret edemeyip önlerinde demir attık. Botla gidince gördük ki doğrusunu yapmışız. Rion-Antirion Köprüsü’nün altından fırtınamsı havada geçip akşam olmadan kendimizi İthaki’nin merkezi Vathy’ye attık. Alargada birkaç gün fırtınanın, yağmurun dinmesini şikâyetçi olmadan bekledik. Kanalı geçip Lefkas’a ulaştıktan sonra İyon Denizi geçişi planları yaptık.

    Bir gece ve gündüz seyrinden sonra artık İtalya kıyılarındayız. İlk ulaştığımız liman Crotone, İtalya’nın güzel şehirlerinden değil. Zaten bizi benim çok sevdiğim Syracusa bekliyor. Yine bir gece seyrinden sonra ertesi gün akşama doğru Syracusa’dayız. Birkaç gün buralıyız. Gelmişken tadını çıkarmak gerek… Devamı Aralık 2014 sayımızda.

    Crotone

  • Denizin keyfini sürün; Sealine S 380

    Denizin keyfini sürün; Sealine S 380

    İngiliz Sealine markasını Alman Hanse Grubu 2013’te satın almıştı. Tekneler o zamandan bu yana Greifswald’taki Hanse tersanelerinde üretilen Sealine’ın S 380 modeliyle kısa bir test sürüşüne çıktık. S 380, hem güçlü hem de konforlu bir motoryat. Fiyatıyla da denizin keyifini zahmetsizçe sürmek isteyenler için cazip bir seçenek. Yazı: Kıvanç Özdal

    Hanse yelkenciler tarafından yakından tanınıyor. Bir Alman markası olduğu, seri yelkenli üretimi konusunda başarılı oldukları, özellikle fiyat politikaları ve üretim kaliteleriyle küresel pazarda ciddi bir oyuncu oldukları markayla ilgili akla ilk gelenler… Hanse Group, Hanse, Dehler, Moody ve Varianta marka yelkenliler dışında motorlu tekneler de inşa ediyor. Uzun zamandır Fjord markası altında tender üretimi yapıyor. Yılların İngiliz motoryat markası Sealine’ı da Hanse Group 2013’te bünyesine kattı. O tarihten bu yana Sealine’lar Almanya’daki Hanse tersanesinde üretiliyor. Sealine’nın iki temel ürün gamı bulunuyor. Marka farklı boyda flybridge ve sport modeller üretiyor. Devamı Aralık 2014 sayımızda…

    060_YAT106_S3801 4273 4464 4518 S380_Saloon-c9e56 (2)

  • Balıkların kutuplara göçü…

    Balıkların kutuplara göçü…

    Balık sever misiniz? Şimdi burada birtakım tariflere girip dergi başında canınızın balık çekmesine neden olmayacağım merek etmeyin. Ama şunu bilin ki uzun vadede balık yiyebilmek için biraz efor sarf etmeniz gerekecek. Siz balığa ulaşmaya çalıştıkça o kaçacak. “Balıklar zaten oltadan kaçar Bünyamin, sadede gel” diyenlere: “Peki siz istediniz, buyurun okuyun” diyorum.

    Efenim balıklar kutuplara doğru kaçıyor. Sanırım efor sarf etmek derken neyi kastettiğim artık anlaşılmıştır. Bu balıkların neden kutuplara doğru kaçtığını anlatabilmem          için birkaç adım geriden başlamam lazım.

    Ekim sonu Kasım başı gibi IPCC’nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) sentez bir raporu yayımlandı. Raporda ön plana çıkan iki öngörü vardı. Birincisi okyanusların ısınmasındaki iyimser tahmin, diğeri kötümser tahmin. Okyanusların 1 ºC ile 3 ºC kadar ısınması öngörülüyor.

    Okyanusların ısındığını zaten biliyoruz. IPCC de bunun üzerinden tekrar geçmiş oldu. Şimdi bu ısınmayla oluşacak neticelerden biri olan balıkların seyahat rotalarındaki değişimlere bakacağız. IPCC’nin raporu aslında hepimizin bildiği “İklim değişiminin en büyük sorumlusu insandır”, “Okyanuslar ısınıyor ve asidikleşiyor”, “Küresel sıcaklıklar artıyor” vs. gibi cümlelerin bir derlemesiydi. Şimdi British Columbia Üniversitesi, okyanusların 1 ºC ve 3 ºC derece ısınması durumunda balıkların nasıl hareket edeceğini araştırıyor, görüyor ki hâlihazırdaki durum kuvvetleniyor, balıklar kutuplara doğru kaçıyor.

    Onlara da hak vermek lazım belki de, yaşam alanları acımasızca tahrip ediliyor. Aslıda bunu, yaptıklarımızla yalnızca okyanuslarda oluşturmuyoruz. Karalarda da, orman yaşantısında da, vahşi yaşamda da uyguluyoruz. Geçen aylardaki yazılarımdan bir tanesinde bundan bahsetmiştim. İnsanların ormanları yerleşim alanlarına çevirmesi vahşi yaşam alanlarını iyice daraltıyor ve farklı türlerin yakınlaşmasıyla, ortak beslenme neticesinde insanlara da geçebilen salgın hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Burada da farklı bir alan olsa da benzer netice doğuyor. Balıkların kutuplara doğru kaçmasına neden oluyoruz.

    Ama insanların da bu göçlerden etkileneceği kesin. Dilerseniz ayrıntılara girelim.

    Kötü senaryo olan 3 ºC’lik okyanus ısınmasında deniz balıklarının ve hatta denizlerde yaşayan omurgasızların, yaşam alanlarında geniş ölçekli bir kayma olabilir. Bu kaymanın büyüklüğü ise her on yılda bir 26 km olarak belirlenmiş. “Hep en kötü senaryoyu mu düşüneceğiz, ya o kadar kötü olmazsa?” Buyurun bu da en iyimser senaryonun, yani 2100’e kadar okyanus sıcaklıklarının sadece 1ºC artacağını varsayan senaryonun sonucu: 15 km.

    Tabii ki bu bir tahmin, “Yanılıyorlar belki de” diyorsunuz ama maalesef son yıllardaki gözlemler bu tahminlerin gerçekleşebileceğini doğruluyor. Her ne kadar bu miktar küçük gibi görünse de insanlık ve deniz yaşamı açısından büyük sonuçlar doğurabilir.

    Göçün nedenleri

    Sonuçlardan bahsetmeden önce göçlerin nedenini biraz daha açalım. Bugüne kadar birçok çalışma, deniz canlılarının ısınan ve asidikleşen okyanuslara adapte olamayacağını gösterdi. Değişen okyanus koşulları nedeniyle bazı balık türlerinin koku alma yeteneği zayıflıyor, bazılarının uyarılara tepki verme süresi uzuyor. Bu durumda da balıklar kendilerini avlayan türlerden korunamıyorlar ya da kendileri başka canlıları avlayamıyorlar. Böylece maalesef uzun vadede nesillerinin tükenmesi ihtimaliyle baş başa kalıyorlar.

    Koşullar değiştikçe canlılar kendini yeni şartlara adapte etmeye çalışıyor. Okyanusların ısınması durumunda da tropiklerdeki balıklar daha soğuk olan kuzey ve güney sularına yönelecek. Bu hareketin sonucunda ilk olarak tabii ki tropiklerdeki balık miktarı azalacak, birçok balık göç sırasında değişen koşullara dayanamayarak yok olacak.

    Bu canlıların gittikleri yerde mutlu olacakları da kesin değil, çünkü orada hâlihazırda yaşayan farklı canlılar var ve aralarına yeni katılan bireylerden rahatsız olacaklardır. Yiyecek kaynaklarını paylaşmak yeni sorunlara yol açabilir. Depresyona girmiş ya da bencil bir balığı yemeyi istemezsiniz siz de değil mi?

    Tropiklerde yaşayan canlıların kuzeye göçmesiyle Arktik bölge balıkçılığı canlanabilir. Ama öte yandan tropiklerde yaşayan ve hem beslenme, hem de geçim sağlama bakımından balıklara dayalı olan toplumlar, bu değişimin genel kaybedeni olacak.

    Balıkların göçüyle beraber balıkçılık sektöründe nakliye işlemleri de değişime uğrayacak, bazı kesimler için balık artık daha pahalı ve ulaşılamaz bir besin olacak.

    Protein ihtiyacımızın yüzde 20’sini karşılayan deniz canlılarının önemini bilsek de soframıza taşıma konusunda çok istekli olmayabiliyoruz ancak dünya için bu geçerli değil. Bakın Asya’da 1 milyar civarı insan birincil protein kaynağı olarak balıklara gereksinim duyuyor. Ayrıca balıkçılık sayesinde dünya genelinde 200 milyondan fazla insana iş sağlanıyor.

    Balıkların göçü beslenmeden ekonomiye kadar geniş bir yelpazede hayatlarımızı etkileyecek. Başladığımız noktaya dönecek olursak, balık yemek için daha fazla efor sarf etmemiz gerekecek. Ancak sanırım biz bu eforu ters yönde sergiliyoruz, balıkların kaçışından anlayacağınız üzere.

    Önümüzdeki ay aynı sayfada görüşmek üzere, sağlıcakla kalın. ☸