Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Doğal afetlerde DENİZ KÖPRÜSÜ

    Doğal afetlerde DENİZ KÖPRÜSÜ

    Depremde yer kabuğu yerinden oynadığı için kara ve demiryolları ile hava meydan pistleri hasar görür. Benzer şekilde kara ulaştırmasına odaklı, anormal yapıdaki bir ulaşım sisteminde gerek tahliye edilenler gerekse yardıma koşanlar, deprem bölgesi denize yakın bile olsa kara yolunu düşünecektir. Hem 1999 Marmara Depremi’nde hem de 2023 Büyük Anadolu Depremi’nde yaşanan bu oldu. Her iki alanda da en kapsamlı büyük yardım yolunun deniz olduğu görmezlikten gelindi.

    Deniz köprüsü, gerek afet bölgesindeki kurtarma ve normalleşme operasyonlarına destek, gerekse depremzedelerin afet bölgesinden tahliyesi için gemiler ile limanlar üzerinden kurulan ulaştırma hattının adıdır. Türkiye, bir yarımada devleti olarak her deniz alanında fay hatlarının geçtiği deprem risk alanlarına ya da olası diğer doğal afet bölgelerine (yangın, sel, toprak kayması vb.) yakın büyük liman havzalarına sahiptir. İrili ufaklı 180 limanımızın denizlere dağılımı gerek sayısal gerekse mevki olarak dengesizdir. Büyük liman kategorisine girebilecek statüde Akdeniz’de üç liman kompleksi varken; Ege’de yedi, Karadeniz’de yedi, Marmara’da 10 liman kompleksi mevcut. Bu bölgeler içindeki büyük tonajlı yük gemilerine uygun liman sayısı Akdeniz için 12, Ege için 18, Karadeniz için 7, Marmara için 43’tür. Büyük Liman Kompleksleri arası mesafede en uzak alanlar Akdeniz’de Mersin- Antalya (216 mil) ve Antalya -Güllük (295 mil) arasındadır. Karadeniz’de de Samsun-Zonguldak (240 mil) ve Samsun -Trabzon (160 mil) arasındadır. Söz konusu 80 büyük liman dışında kıyılarımıza serpiştirilmiş 100 liman daha var. Ancak bunların kapasitesi sınırlıdır. Bazıları sadece yolcu gemisi içindir. İskenderun Körfezi sahip olduğu 11 liman ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da son büyük deprem felaketine deniz köprüsü kurulacak mükemmel özelliklere sahipti. Ancak bu özellik başlangıçta yeterince kullanılmadı. Zira bu yeteneğe yönelik planlama önceden yapılmadı. 

    DENİZ YOLU GÖRMEZDEN GELİNDİ

    Depremde yer kabuğu yerinden oynadığı için kara ve demiryolları ile hava meydan pistleri hasar görür. Benzer şekilde kara ulaştırmasına odaklı (yüzde 90), anormal yapıdaki bir ulaşım sisteminde gerek tahliye edilenler gerekse yardıma koşanlar, deprem bölgesi denize yakın bile olsa kara yolunu düşünecektir. Hem 1999 Marmara Depremi’nde hem de 2023 Büyük Anadolu Depremi’nde yaşanan bu oldu. Her iki alanda da en kapsamlı büyük yardım yolunun deniz olduğu görmezlikten gelindi. 

    Limanlarda da yıkım olabilir. Ancak yıkılan limanda bile gemilerin yanaşabileceği; demirleyip kıçtan kara olabileceği veya tamamen kıyıya yakın bir alanda alargada (açıkta) kalarak destek sağlayabileceği sayısız alternatifler üretilebilir. Gemiler; yakıt, su ve gıda desteğini diğer ikmal gemileri ile sağladığı sürece limanda aylarca depremzedelere barınma, beslenme ve sağlık desteği sağlayabilecek unsurlardır. Bu nedenledir ki, Foça’da üslü tugay gücündeki amfibi birliğimiz ve bu birliğin önemli bir bölümünü denizden taşıyacak çıkarma filomuz, yıkılmış limanlara dahi iş makineleri, yardım malzemesi, güvenlik güçleri ve ekipmanını taşıyacak yeteneğe ve olanağa sahiptir. Bu gücün afet alanına denizden ilk giren unsur olması ve deniz köprüsünü kuracak altyapıyı hazırlaması ve çevrede fiziki güvenliği sağlaması önemlidir. 

    İSTANBUL’DA SADECE ALTI DENİZ TAHLİYE NOKTASI VAR

    Devletin maalesef deniz köprüsü için yeterli hazırlığa sahip olmadığı son depremde yaşanarak görüldü. Diğer yandan 27 Nisan 2021 tarihinde İstanbul’da yapılan deprem tatbikatının Üsküdar Belediyesi resmi sayfasında yayınlanan haberde (www.uskudar.gov.tr/olasi-istanbul-depremi-icin-buyuk-hazirlikk-merkezicerik) deniz ulaştırmasının İstanbul depremi sırasında kullanılmak üzere planlandığı açıklandı. Ancak bu analizden de anlaşılıyor ki denize, denizci gözlüğü ile bakılmamış. İstanbul’da sadece 6 deniz tahliye noktasının (Yenikapı, Zeytinburnu, Sirkeci, İstinye, Harem ve Pendik) olduğu görülüyor. 5400 kilometrekare alana yayılan 16 milyonluk İstanbul için bu sayı inanılmaz derecede azdır. Benzer şekilde İstanbul’da çıkarma gemilerinin kapak atması için 16 rampa mevcut (220 kilometrekarelik Amsterdam’da 17 rampa var). Normal şartlarda İstanbul’da en az 300 rampa olması gerekir. Anlaşılıyor ki, İstanbul’a kurulacak deniz köprülerinin bir planı yok. İBB ve AFAD ile devletin tüm kurum ve kuruluşları en kötü senaryoya göre hazırlık yapmalı ve bu hazırlıklarda tatbikatta denendiği üzere sadece depremzede tahliyesi düşünülmemeli aynı zamanda kente deniz yolu ile gelecek yardımlar için deniz köprüsü planları yapılmalıdır. 

    GÖLCÜK DEPREMİ’Nİ HATIRLAYALIM…

    17 Ağustos 1999 Gölcük/Marmara Depremi’nde yaralıların tahliyesi acil bir öncelikti. Kara yolları çok yoğun olduğundan bu amaçla kullanılamayınca helikopter ve deniz yolu ortaya çıktı. İstanbul’da bulunan hücumbotlarımız ve Marmara Denizi’nde bulunan Sahil Güvenlik botlarımız süratle Gölcük bölgesine gelerek İstanbul Karaköy/Salıpazarı hattında deniz köprüsü kurdular ve çok etkin biçimde kullanıldılar. Ancak önceden belirlenmiş bir doktrin bulunmadığından süreçte ciddi aksamalar oldu. Yaralıların İstanbul’a intikallerinden sonra başlangıçta nereye yanaşılacağı ve hangi hastaneye sevkiyat yapılacağı karmaşası yaşandı. Zira önceden hazırlık yoktu. Diğer yandan İstanbul’dan marinalardan kalkan yüzlerce amatör denizci teknesi Yalova ve Gölcük arasında depremden etkilenen kıyılara yardıma koştu. Bu gayretler plan dışı, Türk insanının yüksek yardımlaşma ve dayanışma refleksi ile ortaya çıkmıştı. Ayrıca bölgeye pek çok yabancı ülke amfibi gemileri aracılığıyla yardım gönderdi. Maalesef bizim amfibi filomuz depremin ilk günlerinde Foça’dan hareket etmedi. Afet bölgesinin lojistik ihtiyaçlarının karşılanması için deniz taşımacılığı önceden planlama olmadığı için çok sınırlı kullanıldı. 

    NELER YAPILABİLİRDİ?

    Büyük Anadolu Depremi’nde de deniz yoğun kullanılmadı. Halbuki 17 Ağustos 1999 depreminden bu konuda pek çok ders çıkarılmıştı. Derslerin hiçbirinin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından deniz köprüsü kurulmasına yönelik şekilde kullanılmadığı anlaşılıyor. Bakanlık İstanbul, İzmir, Antalya ve Mersin gibi büyük liman şehirlerinden İskenderun gibi körfez içinde bir büyük liman ve ayrı ayrı yerlerde 18 derin su parmak iskelesi bulunan bölgeye yardımların deniz yolu ile gönderilmesini teşvik edebilirdi. İstanbul merkezli IMEAK Deniz Ticaret Odası bölgeye yardım için tır konvoyları kaldırmak yerine üyesi armatörleri teşvik ederek deniz lojistik köprüsü kurabilirdi. Depremin ilk yedi gününde İskenderun’a gün başına 1,2 gemi ulaştı. Bu son derece küçük bir değerdir. Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Nene Hatun isimli devletin en büyük açık deniz acil müdahale ve yangın söndürme gemisi dahi depremden 30 saat sonra İstanbul’dan harekete geçmiş ve 96 saat sonra İskenderun’a varabilmiştir. 

    DENİZCİ DEVLETLERDEN GELEN YARDIMLAR

    Denizci devletler, deprem yardımını çoğunlukla deniz yolu ile gönderdiler. 2000 yatak kapasiteli İtalyan yolcu gemisi Aurelia depremin 15. gününde geldi (bizim bu tip bir yolcu gemimiz olmadığını üzülerek tekrar hatırlatalım). Yabancı uluslar kendi çaplarında deniz köprüsü kurarken maalesef biz kendi limanımıza yeterli yoğunluk ve büyüklükte deniz köprüsü kuramadık. Diğer yandan amfibi gücümüzün Foça’daki unsurlarının İskenderun Körfezine intikali daha erken olabilirdi. İki tank çıkarma gemimiz (LST- TCG Bayraktar ve TCG Sancaktar) depremden 70 saat sonra İskenderun’a varabildi. Benzer şekilde Tuzla’da inşaatı tamamlanan ve donanmaya teslim aşamasına gelmiş, 2000 kişiye barınma ve iaşe imkânı ile harp hastanesi hizmetleri sunabilecek TCG Anadolu amfibi hücum gemimiz sırf Deniz Kuvvetleri’ne nihai teslim yapılmadığı için bölgeye intikal ettirilmedi. İspanya’nın aynı sınıf gemisi Juan Carlos depremden 72 saat sonra İskenderun’a yardıma geldi.

    TÜRKİYE DENİZCİLEŞMELİDİR

    Bu süreçte önce devlet denizci olmalıdır. O aşama başarıldıktan sonra halkın denizcileşmesi hızla başarılır. Ancak Osmanlı’dan kalma karacı geleneği hâlâ devam ettiren kemikleşmiş bir paradigma, devletin denizcileşmesine ısrarla mâni olmaya devam ediyor. Bazı aklıevveller buna devlet aklı dese de devlet aklı maalesef karacı. Denizi devlet sevmeyebilir, ancak hayat kurtarmasına izin vermelidir. Deniz köprüsü hayat kurtarır. Bu nedenle deniz köprüleri her büyük liman ve afet bölgelerine göre acil müdahale planları içinde yer almalıdır. İlk safhada tahliye, acil müdahale, tıbbi destek ve güvenliğin sağlanması; sonrasında beslenme, geçici barınma ve çadır/konteyner kent kurma gayretlerine deniz köprüleri destek olmalıdır. Bu destek için ilk müdahale güçlerinin, iş makinelerinin, temel beslenme maddelerinin, tıbbi yardımların, geçici barınma araçlarının kim tarafından sağlanacağı; hangi limanda depolanacağı, hangi gemiler tarafından, hangi limana ve iskeleye (yıkılmışsa alternatif iskeleye) taşınacağı planlanmalı ve askeriyedeki harp oyunları gibi bu planlar kısa fasılalarla denenmelidir. Her sene büyük çaplı deniz tatbikatları ile afet durumunda görev alacak kurum ve kuruluşlar standart işletme usulleri içinde birbirleri ile eşgüdüm ve iş birliği içinde çalışmayı fiilen denemelidir. Deniz Kuvvetleri dış tehdit kadar, deprem ve doğal afet durumlarına çok kısa süre içinde başta amfibi görev grubu olmak üzere etkili ve hızlı şekilde müdahale etmenin doktrinini geliştirmeli ve tatbikatlarla denemelidir. Bu kapsamda TCG Anadolu başta olmak üzere tüm amfibi gemilerimizin barış zamanı en büyük görevinin harbe hazırlık kadar afetlere müdahale olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bu filomuzun ve deniz piyadelerimizin en küçük bir afette deniz köprüsü kuracak can simidi oldukları unutulmamalıdır. Benzer şekilde Ulaştırma Bakanlığımız, AFAD, MSB, Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik, Deniz Ticaret odaları, Belediyeler ve Türkiye Liman İşletmecileri Derneği (Türklim) ile çalışarak Türk bayraklı (amatör denizci tekneleri dahil) tüm gemilerin ve limanlarımızın afet durumunda deniz köprüleri kurmasına yönelik muhtemaliyet (contingency) planlarını hazırlamalı ve bu planları afet durumunda otomatik icra edilecek seviyede denemeli ve göz boyamaktan kaçınmalıdır. Zira gerçeklerle donatılmış deniz köprüsü hayat kurtarır ve devletin onurunu korur.☸

  • İklim değişimi ve aşırı hava olayları

    İklim değişimi ve aşırı hava olayları

    Çok değil, beş altı yıl önce şu başlık geleceğin bir problemini anlatıyor gibi gelebilirdi belki kulağa ama dün de öyle değildi bugün de değil maalesef. Geçen ay yaşadığımız sel felaketinin üzerine yazmak istedim bu konuyu. Henüz yayımlanan bir rapor da Türkiye’de hava olaylarının ulaştığı noktayı işaret ediyor.

    Bu yıl Türkiye önce deprem sonra da sel felaketiyle sarsıldı. Depremle birlikte gündeme gelen konular malum. Sel felaketi özelinde altyapı sorunları ya da meteorolojik uyarıların dikkate alınmaması veya başka sorunları konuşabiliriz, birçoğu mevcut da. Fakat yayımlanan yeni bir rapor da gösteriyor ki, 2022 yılı Türkiye için aşırı hava olaylarının rekor seviyeye ulaştığı bir yıl olmuş durumda. 

    SIRA DIŞI HAVA OLAYLARINDAKİ DRAMATİK ARTIŞ

    Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı 2022 İklim Değerlendirmesi Raporu’na göre, geçen sene 1030 sıra dışı hava olayı yaşadık. Bu bir seneye has bir istatistik de değil, son 20 yıldır ekstrem trendler sürekli artış gösteriyor. Sayısal diğer veriler de bunu gösteriyor: 2021’de 1024, 2020’de ise 984 sıra dışı hava olayı meydana gelmişti. Sürekli artış var.

    Sıra dışı hava olayları deyince akla ne geliyor? Sel, fırtına… Doğru. Dünyadaki afet seviyesindeki hava olaylarının başında sel geliyor. Ancak aşırı sıcaklar, kuraklık, orman yangınları, hortum, sis, yıldırım düşmesi, çığ gibi olağanüstü hava olayları da var ve hepsi ülkemizde görülüyor. Ülkemizde en büyük payı yüzde 33,6 ile şiddetli yağışlar alıyor ve listede başı çekiyor. Hemen ardından fırtına ve dolu geliyor. Listede küçük bir pay olsa bile kum fırtınası dahi var. Maalesef yok yok. 

    Meteorolojik koşulları göz önünde bulundurduğumuzda elbette ekstrem hava olayları gerçekleşecek, bu dünyanın oluşumundan bu yana çok normal bir durum. Yani sıra dışılık meteorolojide evet sıradan bir şey. Fakat burada bizim tartıştığımız düzensiz olsa da aralıklarla görülen sıra dışılıklar değil, iklimi değiştiren sıra dışılıkların düzenli olarak sayılarının sürelerinin ve şiddetlerinin artıyor olması.

    İNSAN ELİYLE YARATILAN KRİZ

    İklim değişimi genellikle mevcut hava koşullarını uç noktalara çekerken ülkemizde bunun da ötesine geçip mevcut olmayan hava olayları da gerçekleşmeye başladı. Özellikle de Akdeniz Havzası’nda yer alan ülkemiz bu etkilere çok daha açık bir konumda bulunuyor. Değişen iklime bağlı olarak, yaşadığımız sel, fırtına gibi olaylar 2000’li yıllardan bu yana sürekli bir artış gösteriyor. Neden 2000’li yıllar? Fosil yakıt kullanımı başta olmak üzere insan eliyle yaratılan iklim krizi, nüfus artışı, çarpık kentleşmenin giderek akıl almaz boyutlara ulaşması, uyarıların dikkate alınmaması, usulsüz imarlaşma gibi birçok faktör iklim değişiminin etkilerini daha şiddetli yaşamamıza neden oldu.

    Diyoruz ki, ekstrem hava olaylarının en başında yüzde 33 gibi bir oranla şiddetli yağışlar var. Bir yandan da yaza yine kurak giriyoruz, barajlarımız dolmadı gibi istatistikler veriyoruz. Çünkü şiddetli yağış demek, suyun toprak üzerinden veya şehirleşmenin yoğun olduğu bölgelerde betonun üzerinden akıp gitmesi demek. Barajların ve yeraltı sularının dolması için daha sakin ve daha normal bir akış gerek. Bu sebeple kar yağması çok önemli. Karlar zamanla eridikçe hem yeraltı suyu beslenir hem de barajlarımız dolar. Maalesef ülkemizde hem iklim değişimi etkilerinden dolayı gerçekleşen aşırı yağışlardan hem de bizim kendi elimizle zemini bozuyor olmamız, şehirleşme, altyapı yetersizliği gibi sebeplerle sel gibi afetlere zemin hazırlıyoruz. Ayrıca çok zaman suyun varlığında kuraklık yaşıyoruz. Zira kuraklık yalnızca yağmurun yağmaması değil, yağış doğru yönetimle depolayamıyor ya da toprakla kavuşturamıyorsak yine kuraklık var demek.

    BARAJ DOLULUK ORANLARIMIZ DÜŞÜK

    Aşırı yağışların yanında tüm ülkede yağışın olmamasından kaynaklanan kuraklık problemi de var. Bu sene yaza birçok büyük kentimizde baraj doluluk oranı düşük seviyelerde giriyoruz. Böylesine tüm ülkeyi kapsayan bir durum daha önce çok gördüğümüz bir durum değil. Belediye verilerine göre şu an baraj doluluk oranları; İstanbul’da yüzde 36, Ankara’da yüzde 30, İzmir’de yüzde 29 civarlarında seviyeler gösteriyor. Bahar yağmurları ile bu oran ne kadar telafi edilebilir, pek umut verici değil açıkçası. Zira bahar yağışları hem tutulabilen yağışlar değil, üzerine zemini bozmamız ve tutamıyor olmamız ekleniyor. Bahar ile ne kadar baraj seviyelerini yükseltiriz bir muamma. 

    Suyun seviyesinin çok düşük olması beraberinde birçok problemi getiriyor. “Dip suyu” diye tabir ettiğimiz yüzde 10-15 seviyesindeki baraj doluluğu, kirli diyebileceğimiz su var. Dolayısıyla yüzde 30-35’lerden bahsederken bu yüzde 10-15’i çıkarttığımızda, sağlıklı tüketilecek suyu yüzde 20’ler olarak düşünmek gerekir. Ayrıca suyun seviyesindeki bu denli azalma, azot, fosfor gibi bazı kirleticilerle suyun kolayca karışmasına sebep olur. Gün ışığıyla buluşan yosunlar, toksik alglerin üremesine, artmasına neden olur. Tahmin edersiniz ki, bu da sağlığı direkt olarak etkileyecek bir faktör olarak karşımıza çıkar.

    EYLEM/DAVRANIŞ PLANIMIZ NE OLMALI?

    Daha önceden kuraklıkla ilgili bölgesel sorunlar yaşardık. “Doğuda şu bölge bu seneyi aşırı kurak geçirdi”, “İç Ege’de yağışlar mevsim normallerinin altında kaldı”, “Marmara bu yıl yağıştan payını alamadı” gibi haberler verirdik. Ancak son yıllarda ülkemizin küçük bir bölümü hariç, ciddi kuraklık sıkıntısından bahsediyoruz. Yağmur yağıyor diye sevindiğimiz günlerde bile bunun barajlarımıza etkisi ne yazık ki çok küçük kalıyor. Susuz kalınca da hemen başka illerden su taşıma yoluna başvuruyoruz. Ancak olması gereken eylem/davranış sıralaması şu şekilde:

    1. İklimi bozmamak (tabii küresel bir etki olduğu için buna müdahale etmek zor).

    2. Suyu doğru yönetmek, toprakla kavuşmasını kolaylaştırmak, su hasadı (çatılardan yollardan biriken akan suyu depolara yönlendirmek ya da toprağa iletmek) yapmak ve yeni keşfedilecek (sel sularının yer altına enjeksiyonu gibi) mühendislik yöntemleri için ar-ge çalışmaları yapmak.

    3. Su tasarrufu yapmak, suyu iktisatlı kullanmak (hem tarım hem sanayi hem de konutlarda).

    4. Bunların yetmediği noktada başka bir bölgeden su taşımak. 

    Sağlıklı, rahat yaşamanın anahtarı burada ve biz bunu göz ardı etmeye devam ediyor, hep kolayını seçiyor, varken israf edip yokken de başka yerden gelsin diyoruz. Ama o noktada gelen su olmuyor, insanın kendi sonu oluyor. Zira sürdürülebilir düşünmeden geçen zaman insanlığı sağlıklı bir şekilde yüzyılın sonuna taşımayacak. Komplo teorileri ve göktaşı beklemeye gerek yok. Hareketli bir toplumuz, bence hızlı aksiyon alırız, birçok noktada alıyoruz da. Ancak hepimizi ilgilendiren bir konuda da “ben” demeden “biz” diyebiliriz. Kalın sağlıcakla…☸

  • Nisan 2023

    Nisan 2023

    1-2 NİSAN

    SCHÜCO BAYK KIŞ TROFESİ V. AYAK

    Milta Bodrum Marina iş irliğinde düzenlenen ve 28 civarında teknenin yarıştığı yedi ayaklı trofede sıra beşinci ayakta… www.bayk.org

    1-2 NİSAN

    MIYC KIŞ TROFESİ IV. AYAK

    Marmaris’te düzenlenen, yerli ve yabancı yarışçıların katıldığı 14. yaşındaki Kış Trofesi, altı ayakta tamamlanacak. Beşinci ayak ise 22-23 Nisan’da… www.miyc.org

    8-9 NİSAN

    TIRHANDİL CUP OKTAY TÜFEK TROFESİ

    Bodrum’da 15 civarında geleneksel tırhandil tipi teknenin girdiği yarışların altıncı, yani son ayağı yapılacak.  www.tirhandilcup.com

    12-16 NİSAN

    INTERNATIONAL MULTIHULL BOAT SHOW

    65 civarında katamaran ve trimaranın suda sergileneceği 14 yaşındaki fuar, La Grande-Motte’de…

    www.multicoque-online.com

    15-16 NİSAN

    FERCO KOMODORLAR KUPASI

    TAYK 2023 Trofesi’nin açılışını yapacak Ferco ana sponsorluğundaki yarış, Caddebostan-Adalar parkurunda… www.tayk.org.tr

    15-16 NİSAN

    EAYK KIŞ TROFESİ V. AYAK

    Çeşme Marina ile işbirliğinde düzenlenen bol ödüllü trofenin sondan bir önceki ayağında 30 civarında tekne yarışacak.  www.eayk.org

    19-21 NİSAN

    SWALLOW CUP

    Campus Cup’la aynı zamanda öğrenci olmayanlar da kendi aralarında sınıflandırılarak yarışacak.  

    www.miyc.org

    19-21 NİSAN

    MIYC CAMPUS CUP

    Artık Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu ile işbirliğinde düzenlenen Marmaris’teki yarış 15 yaşında…

    www.miyc.org

    26-29 NİSAN

    Dragon TurkIsh Grand PrIx

    Milta Bodrum Marina’nın ev sahipliğini üstlendiği yarış, Mayıs’ta Bodrum’da yapılacak Dragon Dünya Şampiyonası’na da seçme niteliği taşıyor. www.bayk.org

    30 NİSAN

    SÜPERPAR SPORTSBOAT TROFESİ II. AYAK

    İstanbul’da spor teknelerin yarıştığı trofe, Ekim’e kadar yedi ayaklı olarak gerçekleştirilecek.  

    www.sportsboatturkiye.org

  • Yacht Türkiye Nisan 2023 – 206

    Yacht Türkiye Nisan 2023 – 206

    24 ALESTA

    Numarine, YATED, Ada Yachtworks, Ferretti Yachts, Azimut Yachts, CRN, VisionF Yachts, Riva Yacht, Rand Boats, Benetti Yachts, Italia Yachts, Linssen Yachts, Nauta Design, Wally, D-Marin, Philippe Briand, Celestyal Cruises, Yalıkavak Marina…

    38 ÇARŞI

    En yeni tekne ekipmanları, sezon modası, dekorasyon önerileri…

    44 TAKVİM

    Fuarlar, yarışlar, organizasyonlar ve her türlü denizcilik etkinliği…

    46 KILAVUZ

    Sezona hazır, hemen teslim 30 tekne…

    68 KAPAK 

    Ünlü tasarımcıların imza attığı 24 metrelik süperyat yelkenli Advanced A80…

    78 KEŞİF

    Aquila Power Catamarans’ın amiral gemisi Aquila 70 Luxury…

    86 MEGAYAT

    CRN’den 52 metrelik lüks M/Y CIAO…

    100 YACHT INTERIORS

    İnanç Işıl Yıldırım, yatlarda mutfak tasarımında dikkat edilecek noktaları yazdı…

    102 YACHT CHEFS

    Deniz Kurt Görsev, yat şefliğini profesyonellerin deneyimleri ışığında değerlendirdi…

    104 DENİZİN ÇAĞRISI

    Tanıl Tuncel, 1996’da gerçekleştirdiği Hint Okyanusu geçişini anlattı…

    112 FIRTINA KUŞU

    Süha Umar, Osmanlı Donanması’nın Sumatra Seferi’ni kaleme aldı…

    116 DERİN MAVİ

    Mehmet Bezdan, yakın zamanda yitirdiğimiz sualtı dünyasının önemli ismi Tosun Sezen’in hikâyesini tamamladı…

    118 MAVİ VATAN

    Cem Gürdeniz, afetlerde “deniz köprüsü” kurmanın önemini yazdı…

    122 HAVANIN KOKUSU

    Bünyamin Sürmeli’nin kaleminden, iklim değişimi ve aşırı hava olayları…

    124 TRAMOLA

    MIYC Kış Trofesi, The Ocean Race, Dragon Dünya Şampiyonası ve Alper Günoral’ın kaleminden Global Solo Challenge için Black Betty’nin son hazırlıkları…

    138 TRAMOLA PORTRE

    Başarılı yelkenci Andrew J. Holdworth’ün Türkiye kıyılarındaki yeni planları…

    144 KİTAP

    Claudi Magris’in “Bir Başka Deniz” ve Norah Lange’in “45 Gün ve 30 Denizci” adlı romanları…

    146 OTOMOBİL

    Lexus RX 500 H ve Citroen C5 Aircross…