Yazar: msahin

  • KENAN VURAL: “Yelkende sahnedeki kadar özgürüm”

    KENAN VURAL: “Yelkende sahnedeki kadar özgürüm”

    Yüksek Sadakat grubundan ayrıldıktan sonra yoluna solo bir albümle devam eden Kenan Vural, çoğumuzun bilmediği sıkı bir yelkenci… Küçük yaşlarda yelkene başlayan ve sezondaki yarışlarda boy gösteren müzisyeni hayalindekine çok yakın bir tekneye götürdük.

    Hanse445Yazı: NESLİHAN BÖLE  [email protected]   Fotoğraflar: PINAR GEDİKÖZER

    Yüksek Sadakat’in eski solisti Kenan Vural’ın yıllardır yelkenle içli dışlı olduğunu duyunca çok şaşırdık. Üstelik denizle ilgili anılarını yazdığı bir bloğu bile var… “Pruvamdaki Sonsuzluk” adını verdiği bloğundan denize ve yelkene ne kadar hakîm olduğunu görünce şaşkınlığımız bir kez daha arttı. Şu anda bir teknesi yok ama hayalinde bir yelkenli yatıyor. Nasıl bir tekne olduğunu o bize anlattı, biz de dinledik. Pendik Marina’da buluştuğumuz ünlü müzisyenle Hanse 445’te buluştuk, sıfır rüzgâr olduğu için yelken açamadık ama küçük bir deneme seyri yaptık.

    Müzisyenin yelkene ne zaman merak saldığı, kıl payı kaçan America’s Cup macerası ve hayalindeki tekneyi anlattığı özel röportajımız Şubat 2014 sayımızda…

     

     

  • Seda Bakan: “Amirim yola çıkıyorum!”

    Seda Bakan: “Amirim yola çıkıyorum!”

    BEHZAT Ç.’NİN KOMİSER YARDIMCISI EDA DÜMENE GEÇTİ

    “Amirim yola çıkıyorum!”
    Behzat Ç. dizisinin tek kadın polisi Eda karakterini canlandıran, güzelliğiyle olduğu kadar oyunculuğuyla da beğeni kazanan Seda Bakan, “Behzat Ç. Ankara Yanıyor” sinema filmiyle oyunculuk kariyerine devam ediyor. Yakında “Zaman Makinesi 1973” filminde başrolde göreceğimiz Bakan’a hayalindeki tekneyi sorduk, yelkenliye daha sıcak baktığını öğrendik.

    Yazı: NESLİHAN BÖLE [email protected]
    Fotoğraflar: PINAR GEDİKÖZER

    Şanslıyız ki yılın son güneşli günlerinde buluşma imkânı buluyoruz Seda Bakan’la… Sözleştiğimiz yerde, Fenerbahçe Marina’da buluşuyoruz. Teknemiz 12,34 metrelik Philippe Briand tasarımı bir Jeanneau Sun Odyssey 409… Zaman kaybetmeden teknemizin kaptanı Cenk Tekkaya motoru çalıştırıddcyor ve denizde kısa bir yolculuğa çıkıyoruz. Kaptanımız Cenk’in “Sen kullanacaksın, hadi geç bakalım dümene” dediği Seda, heyecanla iki dümenli Sun Odyssey 409’ın iskele taraftaki dümenini tutuyor. Ve Cenk kaptanın direktifleriyle yavaşça denize süzülüyoruz. Seda tekneyi kullanırken biraz panikliyor, her yaptığı dümen hareketinden sonra “şimdi ne yapacağım?” diye ardı ardına soruyor. Ancak biraz alışınca ve bizden övgüler alınca “İşte kızlar, ben böyleyim” diye gururlanıyor. Sonra eline bir telsiz alıyor ve iyice havaya girerek, birden Behzat Ç.’deki Eda komiser oluveriyor. “Amirim amirim… Paşazadem teknesiyle Fenerbahçe Marina’dan çıkış yapıyoruz.” Hepimiz o an çok eğleniyoruz ve Seda’yla deniz üzerinde keyifli bir söyleşiye başlıyoruz.

    Nerelisin, denizle ne zaman tanıştın?
    Aslen Adapazarlıyım ama Gebze’de doğup büyüdüm. O yüzden denize yabancı değilim. Dört yaşında yüzmeyi öğrenmişim. Antalya’da bir yazlığımız vardı ve ben suyu o kadar çok seviyordum ki, hiç içinden çıkmazmışım. Şimdi denizi bu kadar çok sevmemde çocukluğumun büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Yazın mesela mavi turlara katılmayı çok severim. Şimdiye kadar yedi sekiz kere gitmişimdir. Eğer teknesi olan arkadaşlarımdan davet alırsam hiç kaçırmam, mutlaka giderim. Nereye gidersem gideyim içinde deniz olan bir tatil yapmak isterim. Çünkü o zaman tatil yaptığımı hissediyorum.

    Teknelerle aran nasıl? En son ne zaman bir tekneye bindin?
    Biz bu yaz erkek arkadaşımla laser yapmak istedik. Onun laser’i var ve evin bir köşesinde duruyor. Henüz onu evden aşağı bile indiremedik. Biz de dedik ki biz bunu indiremiyoruz, başka bir şey yapalım ve dört kişilik bir grupla katamaran turu yaptık. Rüzgârı yakalamaya çalıştık, biraz sürüklendik ama çok eğlenceli bir deneyimdi.

    “Motoryat benlik değil”
    Hayalindeki tekneyi sorduğumuzda motoryat değil de yelkenli olmasını tercih ettin. Neden?
    Motoryat benlik bir şey değil. Ben daha maceracı bir tipim. Denizin üstündeysen ve doğayı yaşamak istiyorsan, o halde yelkenli bir tekne kullanmak daha mantıklı. Ayrıca doğaya zarar vermiyorsunuz. Bir de yelkenli tekneler çok eski bir gelenek… İnsanlar yelkenlilerle nerelere gitmişler, neler yapmışlar. Bence teknenin en eğlenceli tarafı yelkeni idare etme kısmı…

    İleride tekne sahibi olmayı düşünür müsün?
    Bence bunlar çok sorumluluk getiren şeyler. Ben bir tekne alacağım zaman marinada yatmasını istemem. Onunla gerçekten vakit geçirmek isterim. Öyle bir vaktim olursa, bir yelkenli almayı düşünebilirim.

    Teknede en çok nerede vakit geçirmeyi seversin?
    Muhabbet neredeyse ben orada vakit geçirmeyi severim. Biz teknede genellikle arkadaşlarımızla olduğumuz için vakit muhabbetle geçiyor. Tek takılıp, keyif yapmayı sevmiyorum. Zaten bir defasında teknede giderken güneşlenmiştim ve güneş çarpmıştı beni. Gerçekten çok kötü olmuştu. O yüzden artık teknede güneşten kaçıyorum.

  • Bir karikatüristin optimistle imtihanı – ERDİL YAŞAROĞLU

    Bir karikatüristin optimistle imtihanı – ERDİL YAŞAROĞLU

    Herhalde ondan başka hiç kimse ünlü olup, 40’lı yaşlardaki biri olarak çocukların kullandığı optimiste binmeyi kabul etmezdi! Amatör Denizcilik Belgesi’ni yeni alan karikatürist Erdil Yaşaroğlu, hiç gocunmadan biraz da eğlence olsun diye yelkenli öğrenmeye en baştan, optimistten başladı. Ortaya bu eğlenceli söyleşi çıktı…

    Yazı: NESLİHAN BÖLE  [email protected] Fotoğraflar: PINAR GEDİKÖZER

    Başlangıçta her şey bambaşkaydı… Söyleşinin konsepti, çekim yapacağımız tekne… Ta ki Erdil Yaşaroğlu ile konuşana kadar… İlk olarak tekneye merakı olan Erdil Yaşaroğlu’nu aradık ve hayalindeki tekneyi sorduk. Onu hayalindeki tekneye götürüp, hayallerini gerçeğe dönüştürecektik! Uzunca bir konuşmanın ardından Erdil Yaşaroğlu, bu konsepte uygun olmadığına bizi ikna etti! Amatör Denizcilik Belgesi’ni yeni almıştı ve tekne dünyası onun için çok yeniydi. Karşımızda denize çok meraklı fakat amatör bir denizci vardı. Biz de Erdil Yaşaroğlu’nu yelken öğrenmesi için en başa götürdük. 6-12 yaş çocukların yelkene başlangıç sınıfı olan optimistten başlayacaktık! Böylece optimist tekne aramaya başlarken, kendimizi Fenerbahçe Yelken Kulübü’nün Dereağzı Tesisleri’nde bulduk. Yani bu eğlenceli fikir, birden gerçeğe dönüştü… Yine de bu çekimde ciddiyet aramak istiyorsanız, Erdil Yaşaroğlu’nun ona da cevabı hazır: “Hayallerimin sonu yok, ama başlangıcı var. O yüzden optimisti tercih ettim!”

    “İlk tekne maceram mavi yolculuk”
    Denize ilginiz nasıl başladı? Aranızdaki ilişkinizi nasıl tarif edersiniz?
    Ben Rizeliyim. Bir tatilde Rize’ye gittiğimizde babamla denize gitmiştik ve üç dört yaşlarımdayken yüzmeyi öğretmişti. Babam yüzmeyi öğrettikten sonra sahile 100-150 metrede duran bir balıkçı teknesinden kıçıma bir tekme attı! Suya düştüm ve can havliyle kıyıya kadar yüzdüm. Denizle ilgili ilk hatırladığım ilk anı bu… Çocukluğum da Fenerbahçe’de geçti. Buralarda çok yüzdüm. Sonra yine Fenerbahçe’de bulunan Galatasaray Spor Kulübü’nün yüzme okuluna gitmiştim.

    Peki, şimdiye kadar teknelere hiç merak duydunuz mu? İlk ne zaman gerçek bir tekneye bindiğinizi hatırlıyorsunuz?
    Teknelere hiç ilgim yoktu. Ne zamana kadar biliyor musunuz? Hayatımda bir kere mavi yolculuk yaptım, beş gün sürdü ve her günü ayrı bir maceraydı. Marmaris’e gitmiştik. İlk gün buzdolabı bozuldu. O yüzden gittiğimiz koyda sadece salata ve ekmek yedik. İkinci gün fırtına çıktı ve bir Alman teknesiyle çapalarımız karıştı. Kaptanımız neredeyse bir kız çocuğu, biz de dört erkek arkadaşız. Tekneyle ilgili biz hiçbir şey bilmiyoruz, kaptan ne derse onu yapıyoruz. Üçüncü gün yanımızdaki guletin tüpü patladı. Diğer gün zıpkınla dalacağım diye yandım… İğrenç bir mavi yolculuk geçirdim. Sonra da denize pek çıkmadım ama çok eğlenceli bir şey…

    Mavi yolculuk dışında tekne deneyiminiz oldu mu?
    Zaman zaman arkadaş tekneleriyle denize çıktım. Orada bir şeyler öğrendim. Şimdi denizci belgelerimi de almışken, birkaç hafta içinde tekneyle çıkacağım. Artık temel şeyleri öğrendiğimi söyleyebilirim. Tekneyi kendi başıma marinaya sokup çıkartıyorum. İstediğim yerlere gidebiliyorum. Navigasyonu, telsizi biliyorum. Gerisi artık tecrübe… Fırtına çıktığında, başına bir şey geldiğinde ne yapacaksın onları öğrenmek gerekiyor.

    “Motosiklete binmek kadar varmış”
    Amatör Denizcilik Belgesi’ni çok kısa bir süre önce aldınız. Buna nasıl karar verdiniz? Amatör Denizcilik Federasyonu’nun belge verme yetkisinin elinden alınmasının bir etkisi var mı?
    Onu ben yelken kursuna başladıktan sonra öğrendim. İyi de oldu. Asıl hikâye şöyle: Geçenlerde benim komşum, “Ben yelken kursuna gideceğim sen de gelsene” dedi. Ben de sever miyim, denemek istedim. Sınavdan önce marinada birkaç ay kurs almaya başladık. Sonra marinada bir şey dikkatimi çekti ve yelken hocama sordum: “Bir sürü motosiklet görüyorum. Bunların burada işi ne?” Çünkü ben motosiklete bayılıyorum. “Sen motora binmeyi seviyor musun?” diye sordu. “Ben çok severim” diye cevap verdim. “Motora binmeyi seviyorsan yelkeni de seveceksin” dedi. Biraz böyle yelkenliyi kurcalayınca, hakikaten çok eğlenceli geldi. Motosiklet kullanırken aldığım zevki hissettim. Yelkenle uğraşırken kendini çok özgür hissediyorsun. Kafan boşalıyor. Bir de ben tatil yerine gitmeyi değil de yolculuğun eğlenceli olmasını seviyorum. Kendinden büyük bir şeyi, doğanın gücüyle kullanmak da çok eğlenceli…

    Sizin için henüz bir hayale dönüşmedi biliyorum ama bir gün tekne almayı düşünür müsünüz?
    Bunun için daha çok erken. Daha öğreniyorum. Ne kadar kullanacağımı bilmiyorum. Bir şeyi çok seversem, abartabiliyorum. Mesela motora olan ilgimle aynı hızla ilerlerse beni beş yıl sonra tekneyle Güney Kutbu’nda görebilirsiniz. Motorla gitmediğim çok az yer kaldı. Bir de denizden gitmek daha eğlenceli olabilir.

    Peki, daha çok ne tip teknelerden hoşlanıyorsunuz?
    Enerji harcayan şeyleri çok sevmiyorum. Yelkenli o yüzden bana daha sıcak geliyor. Keyifli olmasının yanı sıra, sessiz sessiz gidiyorsun. Bir de kendin bir şeyler yapıyorsun ya sürekli; ayarlar, trimler filan… Oynaya oynaya… Bir de katamaran seviyorum. Ne bileyim değişik geliyor, filmlerden de etkilenmiş olabilirim. Water World filminde Kevin Costner bir katamaranla geziyordu. Ondan etkilendim herhalde…

  • FOUR WINNS V275 İyi bir hafta sonu teknesi

    FOUR WINNS V275 İyi bir hafta sonu teknesi

    8,53 metrelik V275, “day cruiser” denilen “günlük gezi” sınıfında 10 kişi taşıma kapasiteli bir tekne. Ancak dört kişinin kısa süreli seyirlerde konaklayabilmesine olanak tanıyan özellikleriyle de tam bir hafta-sonu teknesi. Boyuna göre 2,79 metreyle daha enli olduğu için, daha büyük bir tekne hissi uyandıran V275, bu eni sayesinde daha dengeli bir sürüş de sunuyor.

    EYÜP ÖZEL  [email protected]
    Fotoğraflar ÇİĞDEM YURTSEVER

    Türkiye distribütörlüğünü Deniz Yatçılık’ın üstlendiği Four Winns; 5,50 metreden 15 metreye kadar yedi farklı seride teknesi olan Amerikalı bir üretici. Markanın kamaralı teknelerden oluşan Vista (V) serisinin 8,53 metrelik boyuyla en küçük modeli olan V275 Türkiye’de ilk kez Eylül 2013’te İstanbul Boat Show’da sergilendi. Fuardan sonra sahibini de bulan ilk tekneyi Pendik’te, Marinturk İstanbul City Port’ta yakından inceleyip test etme fırsatı bulduk.

    Tekneye yaklaşık 1 metrelik sabit kıç platformdan giriliyor. Platformun sancağında yüzme merdiveni, iskele tarafında duş ünitesi ile kara elektrik ve su bağlantısı var.

    Platformdan havuzluğa ise iskele taraftaki kapıdan geçiliyor. Fiber zemin yüzeyi halıfleks ile kaplanan havuzlukta, sancağa karşılıklı iki koltuk ve ortasına masa konumlandırılmış. Koltukların sırtlıklarının biri öne diğeri arkaya doğru yatıyor, ortadaki masa kaldırılıp sırtlıklar yatırıldığında iki kişilik bir güneşlenme yatağı elde ediliyor. Bu arada koltukların altları da depo olarak değerlendirilmiş… (devamı Ocak 2014 sayımızda)