“Altıncı kıta” Akdeniz seyri başlıyor

Resmi kayıtlara göre, seyrettiği yıl Kızıldeniz’i kuzeyden güneye ve güneyden kuzeye geçen dokuz tekneden biri olan S/Y Storm Bird, Halikarnas Balıkçısı’nın deyişi ile “hayatın başlangıç gülümsemesinin sürekli yenilendiği” Akdeniz’de seyrine başlamıştı. 

Son ayakta Kızıldeniz’in kuzey sularındaki Süveyş Yat Klubü’nden demir alıp Süveyş Kanalı’na girdikten sonra İsmailiye Yat Klübü’nde bir gece geçirmiş olan S/Y Storm Bird, ertesi gün Süveyş Kanalı geçişinin geri kalanını tamamlamış ve kanalın kuzeydeki limanı Port Said’e uğramadan, yelkenlerini Akdeniz rüzgârlarına açmıştı. Böylece Sokotra Adası’ndan ayrılıp, Bab el-Mendeb Boğazı’ndan giriş yaptığı Kızıldeniz’in sularını da dümen suyunda bırakmıştı. Ve Halikarnas Balıkçısı’nın deyişi ile “hayatın başlangıç gülümsemesinin sürekli yenilendiği” Akdeniz’de seyrine başlamıştı.

DENİZ HAYDUTLARI RÜZGÂRI

S/Y Storm Bird ve Ahmet’in Hint Okyanusu’nun muson rüzgârlarıyla ulaştığı Kızıldeniz’in güney kapısı açıklarındaki Sokotra Adası’ndan başladığı Kızıldeniz seyri yaklaşık bir buçuk ay sürdü. Doğadan ve insandan gelebilecek sert, tehlikeli rüzgârları hesaplayarak geçen bu süre neyse ki vukuatsız atlatıldı. Kızıldeniz’de rahat bir seyir için, dar ve uzun biçiminin, kıyılarından içeride sıralanan dağlardan esip gelen rüzgârların yönünü de belirlediği bu sularda, havaya ve rüzgâra boyun eğmek ön koşul. Bu, her deniz ve okyanus için geçerli olsa da, Kızıldeniz için “olmazsa olmaz koşuldur” demek yanlış olmaz.

İlk başta Capo Guardafui Burnu açığındaki Sokotra Adası’ndan demir alıp, Aden Körfezi’ndeki “Deniz Haydutları Rüzgârı”nı hesaplayıp, güvenlik önlemlerini almak için uluslararası bürokratik işlemleri tamamlamak, zaten bizim için belli bir zaman alıcı süreç olmuştu. Bab el-Mendeb Boğazı’ndan giriş yaptıktan sonra Mısır bölgesine kadar olan bölgede bu tehdit hep vardı ve biz de bu konuyu ciddi takip ederek seyir rotamızı uygun şekilde planladık. Bir taraftan deniz haydutları rüzgârını bertaraf ederek yola devam etmek, diğer taraftan bu denizin doğal rüzgârlarına göre seyir yapmak takvimden yaprakları ardı ardına koparttı. Ahmet ve S/Y Storm Bird, 1215 deniz millik Kızıldeniz seyrinde Sokotra Adası’ndan sonra Eritre, Sudan ve Mısır ülkelerinin sularında ve limanlarında duraklayarak bu denizi de ardında bırakmış oldu. Bize bildirilen resmi kayıtlara göre, S/Y Storm Bird o yıl Kızıldeniz’i kuzeyden güneye ve güneyden kuzeye geçen toplam dokuz tekneden biri idi.

OKYANUSYA VE ALTINCI KITA

S/Y Storm Bird’ün uzak rota seyri Kuzey Amerika kıtasından başlamıştı. Kısaca hatırlatmak gerekirse; Ege Denizi’ne kavuşmak üzere palamarları çözdüğümüz marina Alaska Körfezi ve Yukon bölgesinin güneyinde yer alan Salish Denizi’nin küçük koyu Saanich Inlet’in lacivert, yeşil soğuk sularındaki Angler’s Marina idi. Kanada’nın Brentwood Bay adlı koyundan ayrılıp, Vancouver Adası’nın fiyort vadilerinden esen soğuk kış rüzgârlarıyla yelkenlerimizi doldurmuş, Norveç’ten sonra dünya denizlerindeki en hızlı akıntı olan “skooks” akıntılarıyla birlikte, önce ABD’nin Washington eyaletinin Bellingham Bay koyunda kışı geçirmiştik. Mevsim ve rüzgârlar bizi Pasifik Okyanusu’na çağırdığında ise Juan de Fuca Boğazı’ndan çıkıp Kuzeybatı Pasifik Okyanusu’nun suları ile buluşmuştuk ve S/Y Storm Bird de dalgadan dalgaya, denizden denize, ufuktan ufuğa koşan uzun seyrine koyulmuştu artık.

İlk ayakta; güneyde Kaliforniya, San Francisco Körfezi durağımız olmuş sonra da batıya olan ayaklarımız başlamıştı. Dünya okyanuslarının en büyüğü Pasifik Okyanusu’nda kuzeyden seyrimiz boyunca Hawai’i Adaları, Mikronezya Adaları, Karolin Adaları üzerinden izlediğimiz rotada S/Y Storm Bird, dünyanın en derin suları Mariana Çukuru (11 bin metre) ve Palau Çukuru (7.990 metre) üstünde yelken açmıştı. Seyirlerimiz sırasında gök enginlerinin, okyanus altı enginleri ile buluştuğu koca bir çanak olduğu için de bu okyanusa “Okyanusya” isminin daha çok yakıştığını düşünmüştük. Okyanusya’nın batısındaki Palau durağımızdan sonra dünyanın en derin üçüncü çukuru olan 10.540 metre derinliğindeki Filipinler Çukuru üzerinden Filipinler’e ulaştığımızda ise Filipin Denizi seyrimiz başlamış, binlerce millik Okyanusya arkamızda kalmıştı.

Filipinler’den sonraki ayakta Selebes Denizi ve Sulu Denizi’ni aşıp artık Uzak Doğu Asya sularına girmiş, Borneo’ya demir atmıştık. Güney Çin Denizi’nde uygun rüzgârları yakalayınca, S/Y Storm Bird rotasını Borneo’dan Singapur Boğazı’na çevirmiş, şimşekli, sağanak yağmurlu, tropik nemi üfleyen “sumatra” rüzgârları ile Batı Malezya’da Puteru Harbor Marina’ya bağlanmıştı. Böylece S/Y Storm Bird Kuzey Amerika kıtasından Asya kıtasına uzanan seyrini de tamamlamıştı. Güneydoğu Asya sularının zorlu geçişlerinden olan Malakka Boğazı’nı geçip, Langkawi’de durakladıktan sonra ise, sıra bir sonraki okyanus olan Hint Okyanusu geçişine gelmişti. Andaman Denizi’nden Hint Okyanusu’na açılan S/Y Storm Bird, bu okyanusu da Sri Lanka ve Maldivler üzerinden aşarak Kızıldeniz’in güneyine, Afrika kıtasının sularına ulaşmıştı. S/Y Storm Bird Kızıldeniz’den Akdeniz’e çıktığında ise, sadece Latince adının ifade ettiği gibi “Mediterranean”, yani kıtalararası bir denizde değil, bize göre Halikarnas Balıkçısı’nın tarif ettiği “Altıncı Kıta”daydı. Kendi başına, öncü bir dünya, coğrafi anlamın çok ötesinde bir kültür dünyası, bir deniz-kıta olan Akdeniz’deydi.

İNSAN VARLIĞININ ÖLÇÜSÜ

Süveyş Kanalı’ndan Akdeniz’e çıktığında ve rüzgâr karşıdan bastırınca Ahmet, S/Y Storm Bird’ün rotasını Lübnan/İsrail üzerine tutup, motor-yelken orsa seyri yaparak seyre koyuldu. Ertesi gün rüzgâr daha batıya dönüp asıl rotasına girmeye yardımcı olunca da Akdeniz’in parlayan mavi sularında yol almaya devam etti. Akdeniz’e çıktığının ikinci gününde denizde gaz, petrol sondajı yapan gemiler ve çalışmaların yapıldığı platformlar arasında seyrederken, Mısır bayraklı bir savaş gemisi de S/Y Storm Bird’ü yakın takibe almıştı. Gemi telsizle temasa geçmiş, tekne hakkında bilgi isteyip Ahmet’in tek başına seyir yaptığını öğrenince, bir ihtiyacı olup olmadığını sorarak “iyi seyirler” dileğinde bulunmuştu.

S/Y Storm Bird, Halikarnas Balıkçısı’nın “insan varlığının ölçüsü” olarak tanımladığı dört mevsimlik Akdeniz ikliminin mevsimsel rüzgâr ve dalgaları ile seyrederken, biz de artık yeryüzünün uygarlık beşiklerinden biri olmanın ötesinde, zamana direnmeyip doğal olana en yakın ritmi yakalayan, hayatı hep yeniden ama gülümseyerek doğuran bir “insan dünyası”nda olmanın hazzı ile tekrar buluşuyorduk. Dün ile bugün arasında, tüm zamanlarda hep orada olan, duran zeytinler, bağlar, balıklar dünyasında idik. Finike’de, Türkiye’de, Akdeniz’deydik. S/Y Storm Bird de, biz de çok mutluyduk.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.