Etiket: Yacht

  • ON YIL SONRA LIKIA 40

    ON YIL SONRA LIKIA 40

    Sultan’ın, “Tez ol Likia 40 sefinesinden bir adet de bana yapıla ancak fiyatı makul tutula” diye buyurduğu sözler, âlemin diline düşmüştür.

    Ege’nin ünlü teknesi tirhandille 1962 yılında, babam Münir Umar’la birlikte ilk kez geldiğim Bodrum’da tanıştım. O yıllarda Bodrum Kalesi’nin önünde demirli tekneler, en büyüğü 9 metre boyunda, vardavelalarından denize sarkıtılmış filelerin içinde süngerler bulunan, süngerci tirhandilleri idi. Kaldığımız küçük ve bugünün Bodrum’unun, lüksü ve büyüklüğü görgüsüzlük düzeyine vardırmış devasa otelleri yanında ancak büyücek bir ev görünümündeki otelde, bizden başka bir de Yunanistan’dan -büyük olasılıkla İstanköy Adası’ndan- gelmiş, Yunan sünger alıcıları vardı. O tarihten sonra tekne dendiğinde, aklıma sadece tirhandil geldi ve 1995 yılına kadar uzun yıllar hep bir süngerci tirhandili almak ve onu yenilemek düşü ile yaşadım.

    ÇAKA BEY VE NYMPH

    1995 yılında Foça’da bulup satın aldığım ve “Çaka Bey” adını verdiğim ilk tirhandilim, Bodrum’da gördüğüm süngerci tirhandillerinden biri idi. Bodrum’un ünlü tirhandil ustası Mustafa Denizaslanı tarafından 1960 yılında yapılmış üç tirhandilden, hâlâ yüzen sonuncusu olan Çaka Bey’i bir süre kullandıktan sonra kabuk biçimini bozmadan baştan aşağı yenileyip, bir düşümü gerçekleştirmiş oldum. İkinci tirhandilim Bodrum’un hâlâ arada bir İçmeler, Ağanlar Tersanesi’nde buluşup, kahve içip eski günleri yâd ettiğimiz, ünlü tirhandil ustası Erol Ağan (Çolak Erol) 1999 yapımı, 2003 yılında Bodrum Cup’a katılıp, kendi sınıfımızda ilk üçe girdiğimiz, genel klasmanda da iyi derece yaptığımız, 12 metrelik “Nymph” oldu. Ben Ege’nin, adının “eni boyunun üçte biri” anlamındaki Yunanca sözcükten geldiği rivayet olunan bu denizci ve Süleyman Dırvana’nın değişi ile “salmasız olmalarına karşın, küpeştelerine oturan süngercilerle, randa yelkenleri ile pek güzel giden” teknesine âşık olmuştum ve hâlâ da öyleyim. “Eee sonra?” diyorsunuz değil mi? Acele etmeyin, anlatıyorum işte. Bizim Piri Reis taifesinden Umur Reis ile yaz başında, daha bir yıl önce, günübirlik dolaşır bazen içinde birkaç gün bile geçiririz diye aldığımız, ancak bize yetmediğini gördüğümüz; belki de aynı tekneden iki tane alıp, yan yana bağlamanın anlamsızlığını fark ettiğimiz için olacak,  NETA 660 teknelerimizi sattık.

    Bir NAUTA 680 ısmarladık ve sabırsızlıkla yeni teknemizi beklemeye başladık. Başladık da, yapımcının Temmuz başında teslim etme sözü verdiği tekneyi, herhalde eski fiyat üzerinden anlaştığımız için olacak, Ekim’de bile teslim etme niyetinin olmadığını görünce, siparişimizi iptal ettik. Sonuçta “Monşer” aklımızla çok zekice zannettiğimiz ama hiç de öyle olmadığı anlaşılan planımız nedeniyle hem de pandemi yüzünden milletin kendisini denizlere, teknelere vurduğu koca yazı karada geçirmek zorunda kaldık. Ve benim tirhandil aşkım kabardı. Başladım bir tirhandil aramaya. Bu arayışta, Umur (Apaydın) Reis’in bitmez tükenmez, “Reis sen bir tirhandil almalısın. Bana göre değil ama senin teknen tirhandil. Ben bir Beneteau bakacağım” türünden kışkırtmalarının etkisi olmadığını söyleyemem!

    GÜZELİN DERDİ BÜYÜK OLUR

    Tirhandil güzel teknedir, denizcidir, tam Ege’nin teknesidir ama ahşaptır. Zaten tirhandil deyince akla ahşap hatta yığma ahşap tekne gelir. Ahşap tirhandile, tirhandil ahşaba yakışır. Son yıllarda lamine ahşap olanları da yapılmıştır ama ahşap her zaman ahşaptır ve işi hep çoktur. Etrafta dolanırken, hangara çekilmiş tirhandilinin üzerinde on usta çalışmakta olan Ağanlar Tersanesi’nin patronu, dostum Mazlum Ağan, “ahşap al abi” dedi. Doğru söylüyordu. Ağanlar Tersanesi benim olsaydı, yıllarca Classic Boat, Wooden Boat dergilerindeki ahşap klasik tekneleri ağzımın suyu akarak okumuş, fotoğraflarına hayran hayran, düşlere dalarak bakmış ve geçmişte iki ahşap tirhandil sahibi olmuş biri olarak, ahşap dışında bir tirhandil düşünmezdim. Bodrum diyarında ise, benim gibi az çok tanınan, insanlara nazı geçen bir kişi için bile, neredeyse altınla yarışan ağaç fiyatları bir yana, usta ile uğraşmak, her defasında katil olmaya ramak kalmak demektir ki şunun şurasında kalan 30-40 yıl (!) ömrümü “mapus damlarında” geçirmek ilk tercihim değildir. “İyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş” mi dersiniz yoksa “akacak kan damarda durmaz” mı bilemem ama tam o günlerde bir başka dostum, İçmeler, Metur Tersanesi’nin sahibi Bora Kadıköy, “ahşap tirhandille uğraşamazsın, fiber al” dedikten sonra “bir arkadaşım Likia 40 teknesini satmak istiyor, bir bak istersen” demez mi? Birden 10 yıl öncesine, 2010 Avrasya Boat Show’a gittim.

    “EGE’NİN EN MODERN TİRHANDİLİ”

    Bu ara başlık bana hatta Yacht Türkiye’nin “eli sopalı” Editörü Ayça Güçlüten Hatun’a veya Görsel Yönetmen Murat Öksüz Reis’e değil, doğrudan Yacht Türkiye Yayın Yönetmeni Eyüp Özel’e aittir ve tam on yıl önce Likia 40 teknesini tanıttığı yazısına başlık olarak atılmıştır.1  Şubat 2010’da İstanbul’da Avrasya Boat Show vardı ve ben de, Eyüp Reis’in, Yacht Türkiye Şubat 2010 kapağında, “Her şeyiyle Türk yelkenlisi” diye tanıttığı Likia 40’ı ilk kez orada görmüştüm. Doğrusu rüyalarımın teknesiydi. Belki şekil olarak tam bir tirhandil değildi (hafif karpuz kıçtır) ama ölçüleri de (12.20-3.65, yani bire üç), şekli de hemen hemen tümüyle tirhandile uygundu. Üstelik klasik tirhandilin hele şimdiki yaşımda, en büyük eksisi olan ahşap değil, fiber bir tekneydi. Hani bir laf vardır, “Bundan iyisi Şam’da kayısı” diye. İşte Likia 40, yapı malzemesi olarak tam da bu tanıma uyuyordu. Aslında fiber tirhandil fikri yeni değildi. 1980’li yıllarda, Osman Giraud böyle bir proje yapmış hatta teknenin, bana da ulaşan planlarını bile çizdirmişti ama o proje bir türlü yaşama geçirilemedi. Şimdi bu yazıyı okuyanlar arasında Giraud’nun projesini bilen, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda kişiden biri varsa, “Sen bunu nereden biliyorsun?” diyordur. Eh, ben de bunca yıl denizlerde kelle gezdirmedim. Etrafımda ve denizcilik dünyasında olup bitenden, az da olsa haberim vardı. Yine konuyu dağıttık. Fuara dönelim.

    Fuarda Likia 40’ı gördüğümde gözlerime inanamamış olmalıyım ki bu ilk karşılaşmamızı, Yacht Türkiye Nisan 2020 sayımızda Oruç Reis’in ağzından şöyle anlatmışım:

    “Bu arada, kapalı mekânda yıldızları göremeyip, usturlabını doğru okuyamayan Oruç Reis kendisini Likia 40 nam, iki ucu sivri yani ‘Double Ender’ teknenin önünde bulmuş, flamalar çıkarıp yön sorduğunda, karaya vurmuş balık misali işsiz güçsüz dolaşan kaptanlar tarafından, ‘Hele buyur Reis, bir acı kahvemizi, ayranımızı iç sonrası Allah kerim, sana Yemen’e kadar yolunu tarif ederiz’ nidaları ile karşılanıp, bir süre funda demir edip, oralarda oyalanmıştır.

    (…) Likia 40 teknesini alıcı gözü ile bir iyice inceleyen (Oruç) Reis, ‘Üstü tik, içi maun ağacından olmakla, kabuğu polyester denen yeni icat malzemeden ortaya çıkarılmış’ tekneye bakıp bakıp iç geçirmiş ve ‘Demek bu tekne artık kalafat gerekmez, güneşte açıp, suyu görünce şişmez. O zaman bu işten ekmek yiyen onca tersane garibanı nasıl yaşayacak’ diye hayıflanmıştır.” 2

    HER ŞEYİYLE BİR TÜRK YELKENLİSİ

    Sinan Toygar’ın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Setmarin’in, kalıbı 2009 yılında Bodrum İçmeler’de üretilen; tasarımı Turan Soyaslan, iç tasarımı Aleks Banakis tarafından yapılan ilk teknesi Likia 40, denizcilik terminolojisinde, “başı kıçı bir/double ender” olarak tanımlanan bir tekne. Böyle ama Soyaslan’ın, “Likia 40’a lütfen tirhandil olma şerefini veriniz” sözleri aslında bir hakkın ve gerçeğin teslimini istemekten öte bir talep değil. Likia 40’ın önemli bir özelliği de, çok kısa bir süre öncesine kadar çoğu kez babadan görme, “el terazi-göz kantar” yöntemi ile yapılan tirhandillere karşın, imalatın başında sonuna Hollanda DCI (Dutch Certification Instıtute-Holanda Tescil Enstitüsü) tarafından denetlenmesi ve CE A Sınıfı Sertifikası almış olması ki bu da Likia 40’ın okyanus seyri yapabileceğinin kanıtı. Likia 40’ı Avrasya Boat Show’da saatlerce inceledikten, Sinan Toygar ve Turan Soyaslan ile uzun uzun sohbet ettikten sonra düşlerini kurduğum tekneyi bulduğuma hükmetmiş olmalıyım ki, Likia 40’a geniş yer verdiğim fuar yazımı şöyle bitirmiştim: “(O tarihte henüz reis mertebesine yükselmemiş olan) Süha Kaptan’ın Bab-ı Âli’de Sultan’a sunduğu raporda, fuarın teknesinin Likia 40 olduğunu ifade ettiğinin vakanüvisler tarafından kayda geçirildiği, bunun üzerine Sultan’ın, ‘Tez ol Likia 40 sefinesinden bir adet de bana yapıla ancak fiyatı makul tutula’ buyurduğu âlemin diline düşmüştür.”3 

    Doğrusunu söylemek gerekirse, Toygar ve Soyaslan, sohbetlerimiz sırasında bana ve Bekir Coşkun’a birer Likia 40, hem tam da Sultan’ın dediği gibi, makul fiyattan yapmayı bile önermek nezaketini göstermişlerdi ama o zaman -hoş şimdi de yok ya- o kadar para bile yoktu. Birkaç hafta önce Bora’nın önerisi ile karşılaşınca işte bütün o fuar günleri, sohbetler sinema şeridi gibi gözümün önünden ve nihayet o tarihte gerek Eyüp Reis’in gerek benim Likia 40 hakkında yazdıklarımız aklımdan hızla geçmiş ve kendimi, birkaç yıldır Bodrum-İçmeler Yatlift’de, karada duran “Myndos”un önünde bulmuştum.

    TEKNE, BİTMEYEN TATLI BİR UĞRAŞIDIR

    Tekne o kadar süre karada olmasına karşın iyi durumda görünüyordu. Ertesi gün Umur Reis ile tekrar gittik. Ve Umur Reis tekneyi almam konusundaki ısrarını artırdı. Benim aklım ise, üstelik ülke ekonomisinin nereye doğru gittiğinin belli olmadığı bu dönemde, tekneyi ortak almamızın daha doğru olacağını söylüyordu da, Umur Reis’i buna nasıl ikna edecektim. Neyse ki demokrasilerde çare tükenmez! Çok geçmeden ikimiz de, zaten her zaman kıt olan kaynaklarımızı, bir yıl öncesinde yaptığımız gibi yine yan yana bağlayacağımız ve tek tek pek az bineceğimiz iki tekne almaktan, kısacası marina vs. gibi tüm giderleri iki defa ödemektense şimdilik onun veya benim istediğim tek bir tekneyi ortak almamızın daha akıllıca olduğunda birleştik. Bu kararı verdikten sonra, bu kez alıcı gözü ile tekrar “Myndos”a döndük ve tekneyi baştan aşağı inceledik. Motor, donanım ve arma neredeyse kullanılmamış denecek kadar iyi durumdaydı. Görünen bakım ve onarım işleri, dokuz yıllık bir tekne için ihmal edilebilir düzeydeydi. O aşamada Eyüp Reis’in de önerisine uyarak, yine de bir eksperin “survey” yapmasında yarar olacağını düşündük. Evet, tekneler konusunda oldukça geniş bilgimiz ve uzun sayılabilecek deneyimimiz vardı ama her işi uzmanına yaptırmak gerek ilkesi her zaman işe yarar. Sıkılarak aradığım Tanıl (Tuncel) Reis, “Ben yaparım Süha Reis. Bedeli bir rakı olur” dedi (Böylece Tanıl Reis’in rakı fiyatları hakkında yeterli bilgisi olduğunu da anlamış oldum!). Tanıl Reis’in yaptığı survey bizim ilk izlenimlerimizi doğrulayıp, Bora Kadıköy’de, “Ben işleri yönetir, denetlerim” deyince artık geri dönmek için hiçbir bahanemiz kalmadı. Serhan (Göksu) Reis de, “Ortaklık filan istemem, paranız çıkışmazsa üstünü tamamlar ama hiçbir şeye karışmam” diyerek para sorununu halledince yine başımıza bir tatlı dert almış olduk. “Bunun neresi dert? “diyorsanız şu kadarını söyleyeyim. Siz evden çıkmanızın hatta evde bile içki içmenizin yasaklandığı yeni yıl gecesinden sonra bu yazıyı okurken “Myndos” eğer hâlâ suya inmemişse bilin ki, her tekne sahibi denizci (teknesi olan kişi değil) gibi, mutlaka her dakika tekneye eklemeyi düşündüğümüz olur olmaz yeni bir öteberi ve onların montajı vs. ile uğraştığımızdandır. Bütün okurlarımın ve Yacht Türkiye ekibinin yeni yılını candan kutlarım. Anlamsız yasaklarla evlere tıkılmayacağımız, kimin ne içtiğine kimsenin karışmayacağı yılbaşı kutlamaları uzak değildir vesselam.☸

  • Denize yıldırım düştü, RIVA 88’ FOLGORE

    Denize yıldırım düştü, RIVA 88’ FOLGORE

    Riva’nın sportfly serisinin en yeni modeli 88’ Folgore, Monako’da geçen yıl Ferretti Group tarafından düzenlenen özel bir davette tanıtıldı. Serinin en büyük modeli olan tekne; parlak siyah detaylı gri gövdesi, duruşu ve adına yaraşır performansıyla dikkat çekiyor. Yazı AYÇA GÜÇLÜTEN Fotoğraflar RIVA YACHT ARŞİVİ

    Riva, geleceği öngören ama gelenekçi kimliğinden ödün vermeyen bir marka. 1842’de kurulan ve klasikleşen modellere imza atan tersane, 2020 yılında da istikrarını ve üretim kapasitesini korudu. Yine özgün stil sahibi tekneler, inovasyon ve teknoloji ile güçlendirilerek Riva severlere sunuluyor. Riva’nın sportfly serisinin en büyüğü olan 26, 92 metre boyundaki Riva 88’ Folgore de markanın öne çıkan yenilerinden biri. Tüm dünyadaki Riva sahiplerinin ve bir Riva’yla deniz yaşamına başlangıç yapmaya hazırlananların odağında şimdilerde bu tekne yer alıyor.

    MANYETİK CAZİBEYLE GELECEĞE SEYİR

    Klasikleşen runabout’larıyla dünya yıldızlarının ve Kraliyet ailesi üyelerinin vazgeçilmezi olan Riva, yeni nesil modelleriyle de iddiasını güçlü bir şekilde ortaya koyuyor. Yeni Riva’lar hem boy atıyor hem de konfor ve performansta çıtayı oldukça yukarılara taşıyor. İtalyancada “yıldırım” anlamına gelen Folgore, spor bir teknenin şıklığını ve hızını Riva’nın zarifliğiyle meşhur dış ve iç mekânlarıyla birleştiriyor. Karbon fiber takviyeli kompozit malzemeden inşa edilen teknede bol miktarda mermer, cam ve paslanmaz çelik malzemeler kullanılmış. Riva’nın fark yaratan sportfly modeli 88’ Folgore, geleceğe yüzünü dönmüş bir tekne. Gövde çizgileriyle bir bilimkurgu filminden fırlamış izlenimi uyandırıyor. Efsanevi markanın geçmişi ve geleneksel felsefesi, bu yenilikçi teknenin kimliğinde de korunmuş. Karbon gibi yenilikçi malzemeleri geleneksel özellikli maun kaplama ve dekoratif çelik ile birleştiren tasarımının manyetik cazibesi geçmiş ve günümüz arasında uyum içinde. Devamı Ocak 2021 sayımızda…

     

  • Yeni yılda yeni yatlar, yeni umutlar…

    Yeni yılda yeni yatlar, yeni umutlar…

    Geride bıraktığımız, neredeyse tamamı Covid-19 pandemisinin gölgesinde geçen 2020, kıyılarımızda da yatçılığın en yoğun yaşandığı yıl oldu. Tekne alacaklar sıfır modeller bulmakta zorlandı, ikinci elde fiyatlar arttı. Mart, Ekim ve Kasım aylarında İstanbul’da düzenlenen boat show’lara ilgi bir hayli fazlaydı. Yeni tekne siparişleri 2021, hatta 2022 teslimatları için bile doldu. Dünya genelindeki yat üreticileri de bu talep artışını karşılamak için kolları sıvadı, kapasite artırdı ve yepyeni modelleri üretim bantlarına koydu…

    Biz de yeni yılın ilk sayısında 2021 içinde suya inecek ya da dünya lansmanı yapılacak tekneleri araştırdık ve 25’ini sizin için bir araya getirdik. Her boyda, her bütçeye uygun 2021 model bu tekneler ile ilgili tüm detayları, fiyatlarıyla birlikte hazırladığımız dosyada bulabilirsiniz…

    Kapağa taşıdığımız Riva 88′ Folgore de o yeni teknelerden biri. İtalya’nın koronalı, karamsar günlerden geçtiği bir dönemde, efsanevi tersane Riva, gelenekle yeniliği buluşturduğu sportfly serisinin amiral gemisi, 27 metrelik 88′ Folgore’yi yarattı. İtalyan tasarım ve işçiliğinin başarılı bir örneği olan motoryat 2021’de adından çokça söz ettirecek…

    Girişte sözünü ettiğim kıyılarımızdaki sezon yoğunluğunun önemli sebeplerinden birisi de yatçılarımızın favorisi komşu sulara, Ege Adaları’na gidemeyişleriydi. Avrupa Birliği ülkeleri pandemide kendi içine kapanırken turizmde büyük kayıplar yaşadı, Yunanistan da bundan en çok etkilenenler arasındaydı. Özellikle kıyılarımıza yakın On İki Ada, Türk yatçıları çok aradı. Ancak bu kriz döneminde Yunanistan, turizmde yepyeni bir açılım hazırlığında. Adalarda yeni dönemde yaşanacak değişiklikleri yazarımız Ali Boratav “Covid-19 ve sonrası: Farklı bir Ege Adaları panoraması” başlığıyla kaleme aldı. Bu akıllıca hamleleri dikkate alıp, bizim de büyük kayıplar yaşadığımız turizm sektöründe yeni hamleler yapmamız gerektiğini umarım yetkili makamlar göz önünde bulundururlar…

    Turizm ve yatçılıkla beraber tüm sektörlerde pozitif günlerin yaşanacağı, maviliklerde buluşacağımız bir 2021 ümidiyle…

    Mutlu yıllar, keyifli okumalar…

  • Tarihi tersaneden yenilikçi ve çevre dostu vizyon

    Tarihi tersaneden yenilikçi ve çevre dostu vizyon

    Denizde olmanın güvenliği pandemi gündeminde vurgulanınca, kişiye özel yat üretimine yönelik talep arttı. Sektörün güçlü ve köklü global oyuncularından CRN İtalya, Ancona’daki tersanesinde 95 metreye kadar, tamamı kişiye özel tasarlanan alüminyum veya çelik/alüminyum süperyatlar üretmeyi sürdürüyor. 

    Sıra dışı bir yılın sonuna yaklaştık. Gerçekçi bir perspektiften baktığımızda, hemen her sektörde oyunun kurallarını değiştirmek kaçınılmaz hale geldi. Ancak denizlerin güvenliği bu dönemde de oldukça meşhur olunca özellikle kişiye özel projeler bir adım daha öne çıktı. Küresel süperyat sektörünün en büyük oyuncularından biri olan, yaklaşık 60 yıllık geçmişe sahip İtalyan CRN’nin Yönetim Kurulu Üyesi Stefano De Vivo ile dijital ortamda kısa bir söyleşi yaptık. CRN’yi çatısı altında barındıran Ferretti Group’un Ticari faaliyetler Sorumlusu da olan De Vivo, hem 80 bin metrekarenin üzerinde alana yayılan tarihi CRN Ancona Tersanesi’nde bugünlerde neler olduğunu anlattı hem de CRN’nin gelecek planlarına değindi.

    MÜKEMMELLİYETİN MERKEZİ

    Yakın zamanda CRN M/Y 142 52m’nin satıldığını duyurdunuz… 

    Evet. Pandemi dönemine girmeden önce görüşmelerimiz başlamıştı zaten. İmzaları da pandemi sırasında attık ama duyurmak için bekledik. Full-alüminyum bir yat CRN M/Y 142. Bahamalar, Akdeniz ve Karayipler’de seyir için özel olarak tasarlandı. Tasarımında, dümende Frank Laupman’ın olduğu, stüdyo Omega Architechts imzası var. Konsepti yaratan Laupman. Omega Architects ile şu anda üretim süreci devam eden 62 metrelik CRN M/Y 138 için de çalışıyoruz. Bu, Omega ile 73 metrelik Yalla’dan bu yana üçüncü işbirliğimiz oldu. İç tasarımda  yat sahibiyle beraber Massari Design’ı seçtik ki, kendileriyle ilk defa çalışmış olduk. Sonuçta yat sahibi çağdaş ve temiz tasarım felsefesinden, uyumlu oranlardan ve sportif ruhundan çok memnun kaldı. Öyle fazla ağırbaşlı, resmi bir yat değil M/Y 142. Sahibinin ailesi ve arkadaşlarıyla vakit geçirmesi ana hedefti. Ancak iş toplantıları için de kolaylıkla değerlendirilebilecek bir formu var.

    Tasarımdan bahsetmişken, geçen yaz teslim ettiğiniz CRN M/Y VOICE 62m’den de bahseder misiniz? Bu yaz bizim sularımızda da göründüğünde hemen dikkatleri çekti…

    Gurur duyduğumuz bir proje oldu. Beklentilerin üstünde bir sonuç elde ettik. Görünür olmaya başladığı anda sahibi bile kıskanmaya başladı; bu kadar emsalsiz bir yatın benzerinin bir başkasında olmasını da istemiyor ve detaylarını fazla ifşa etmek istemiyor. Çelik ve alüminyum malzemeden üretilen megayatın iç ve dış tasarımı İtalyan firma Nuvolar & Lenard tarafından yapıldı. 12 kişi ağırlayabiliyor. Aerodinamik dış hatlarıyla baskın bir kişiliği var VOICE’un. Kuvars gövde, kişiselleştirilmiş renklerle güçlendirildi. Kendi kendimize meydan okuduğumuz bir proje oldu. Sahibi kullanım tercihlerine göre birçok spesifik özellik de talep ettiğinden, biz de kendisinin vizyonunu ortaya koymak ve yatı özel kılmak için çok ciddi çalıştık. En vurucu karakteristiği de su hattı uzunluğunu ve iç hacmini artıran dikey baş kısmı. Yatın temiz, keskin ve akıcı hatlarını korumak, buna ilaveten dalgalı sularda seyrederken ve hız artırırken yata su sıçramasını azaltmak için bu karakteristik yaratıldı.

    Ancona Tersanesi’nde hâlihazırda yapımı devam eden projeleriniz CRN M/Y 138 62m, CRN M/Y 139 72m ve CRN M/Y 141 60m hangi aşamaya geldi?

    Yoğun ve programlı bir ritimde gidiyoruz, neyse ki buna alışığız. CRN M/Y 138’de projenin yüzde 65’i bitmiş durumda. 62 metre boyundaki bu çelik-alüminyum yat, sportif hatları ve geniş yaşam alanları ile öne çıkıyor. CRN M/Y 139 ise dış tasarımda Valicelli Design, iç alanlarda ise yine Nuvolari Lenard imzası var. Diğer iki projemiz ise yapım aşamasında. CRN M/ 141’in tamamı alüminyum olup, yüksek teknoloji çözümlerle elde edilen dinamik formu dikkat çekici.  Sadece CRN’in değil Riva, Pershing, megayatlar ve Custom Line serisi gibi markaların üretimi yapılıyor. Bir süperyat ve megayat tersanesi olan Ancona’yı “mükemmeliyetin merkezi” olarak konumlandırdık ve çok ciddi yatırım yapıyoruz.

    “YATLARIMIZ YÜZDE 100 YEŞİL OLMAYACAK AMA ÇABAMIZ HEP OLACAK”

    Bu yatırımlardan söz eder misiniz?

    Ancona Tersanesi’ne bugüne dek 30 milyon Euro’nun üstünde yatırım yaptık ve bu yatırımlar 2021 sonuna dek 50 milyon Eyro’yu bulacak. Amacımız mevcut ekipmanımızı modernize etmek, üretim kapasitemizi artırmak, tesislerimiz güçlendirmek, imkânlarımızı yükseltmekti. Daha fazla sayıda yat inşa etmek için de yeni bir yapılandırmaya gittik. Ayrıca üretim, teknik ve mühendislik departmanlarımızı genişlettik. Bunları gerçekleştirmek çok önemliydi. Tersanede Ferretti Group’un tüm çelik- alüminyum ve alüminyum yatlarının üretildiğini hatırlatmak isterim. Yani tersanedeki üretim kapasitesinin yüzde 40’ı Ferretti için kullanılıyor.

    Sürdürülebilirliğe yönelik çalışmalarınız ve çevre dostu taahhütleriniz de var bildiğimiz kadarıyla…

    Yatırımlarımızın hatırı sayılır kısmını bu alana ayırıyoruz. Yat üreticisi olarak emisyonu düşürmemiz çok hayati. Yatlarımız hiçbir zaman – en azından daha çok uzun yıllar için-  yüzde 100 yeşil olmayacak ama izimizi azaltmak için çabamız hep olacak. Bu nedenle Ancona Tersanesi’nde yenilenebilir enerji yaratmak için de yatırımlarımız söz konusu. Tersanede elektrik tüketimimizi bir trijenerasyon tesisi kurarak yüzde 79, termal enerjiyi yüzde 32 oranında azaltmayı başardık. Böylelikle yıllık birincil enerji tasarruf oranımız yüzde 20 oldu. Yatlarda da bu uygulamamız söz konusu. Gerek tasarım gerekse mühendislik çalışmalarında yatta iklimlendirme ve elektrik miktarını azaltmak için buna elverişli ekolojik ve sürdürülebilir materyaller seçiliyor. Ses yalıtımı için de elbette. Müşteriler de daha bilinçli ve mühendislerle tasarımcılar için de konu öncelikli. Herkesin ortak amacı, karbon ayakizini azaltmak ve gezegenimizi korumak tabii.

    Sade ama iddialı bir tasarım anlayışı var CRN’nin. Sizin değerlendirmenizi istesek…

    CRN’nin amacı müşterinin vizyonuna tam anlamıyla yanıt vermektir. Biz klasiğe değer veren bir çizgiye sahibiz tasarımda. Öte yandan, inovasyona da odaklıyız. Aslında müşteri profilimiz de yenilikçi ve bu yönde talepkâr da. Şunu da vurgulamakta yarar var: CRN genellikle charter amaçlı değil, sahibinin özel kullanımı için yatlar üretir. Genellikle diyorum, birkaç istisna var tabii. Ama daha çok müşterilerimiz için ister aileleriyle ister iş amaçlı özgürlük ve mahremiyet içinde seyredebilecekleri kişisel yatlar üretiyoruz. Tasarımda müşteri de bizi çok besliyor. Yeni tasarımlar da çoğunlukla müşteriyle ortak bir dilde buluştuğumuzda hayata geçiriliyor. Bizler profesyonel olarak ne istediklerini anlamak ve bunlara göre çözümler yaratmakla yükümlüyüz. CRN M/Y VOICE’ta yaptıklarımızdan söz ettim zaten. Son projelerimizden tamamı alüminyum M/Y CRN M/Y 142’de iç hacmi ciddi oranda artırdık, emsallerinde rastlanılmayan ölçüde. Bu yaklaşımı başka projelerimizde de benimsiyoruz. Fiberglas yatlarda görmeye alışkın olduğumuz hacimleri yaratmaya çalışıyoruz. 60 metrelik M/Y 141’de de yat sahibi minimum seyir hızının 21.5 knot olmasını, su çekiminin de 6,5 feetlik sularda seyretmesi için optimize edilmesini istedi. Bu boyda bir yat için zor rakamlardı ama tüm bu talepleri karşılıyoruz.

    ÇALIŞANLAR, MÜŞTERİLER VE TÜM İŞ ORTAKLARI İÇİN MAKSİMUM GÜVENLİK

    2020 bir değişim yılı. Covid-19 hepimizi, tüm iş alanlarını etkiledi. CRN’de neler değişti, değişiyor? Özellikle ticari stratejinizi revize etme gereği hissettiniz mi?

    Herkes gibi, her alan gibi elbette biz de etkilendik, etkileniyoruz. Öncellikle seyahat kısıtlaması bizleri engelledi. Boat show’lar ertelendi. İşlerimizin, iş ilişkilerimizin de temposu değişti haliyle. Bu da işi ele alış biçiminizi, yaklaşımınızı değiştirme ihtiyacını doğuruyor. Bizim işimizde birebir, yüz yüze ilişki kurmak çok değerlidir. Bizi anlamak için üretimimizi yakından görmeniz, felsefemizi, ilkelerimizi bizden dinlemeniz gerekir. Kendi üretim tesislerimizin, tersanelerimizin olması bu noktada avantajlı bir şekilde devreye girdi. CRN ve Ferretti Group olarak iş gücümüzü güvence altına aldığımızı şeffaf bir şekilde ortaya koymak için çok çalıştık. Çalışanlarımızın, çözüm ortaklarımızın ve tedarikçilerimizin hem sağlıklı olmalarının hem de sağlıklı ortamlarda işlerini yapabilmelerinin bizim için en önemli şey olduğunu sanıyorum gösterdik. İtalya’da iş güvenliği ile ilgili protokollere imza atan ve sertifikaları alan ilk firmalardan biriyiz. Ülkemizin yatçılık sektöründe çalışanların ve müşterilerin güvenliğini sağlayan RINA Biyogüvenlik Güven Sertifikası’nı alan ilk kurumuz. Müşterilerimiz için de aynı güvenli ortamı yarattık ve süreci yönettik. Aynı koşulları müşterilerimiz için de yarattık ve süreci başarıyla yürütüyoruz. ☸