Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • OLYMPOS REGATTA: Yelkenler İstanbul’dan Trilye’ye açıldı

    OLYMPOS REGATTA: Yelkenler İstanbul’dan Trilye’ye açıldı

    Bursa Yelken Kulübü’nün Eker sponsorluğunda bu yıl ikinci kez düzenlediği Olympos Regatta, 38 teknenin katılımıyla 18-20 Temmuz’da koşulan üç yarışla tamamlandı. Genel klasmanda birincilik Arcora 4KMS 4RC ekibinin oldu. Yazı ve Fotoğraflar: Çiğdem Yurtsever

    Bursa çevresinde yelkenciliği tanıtmak, yeni bir yelken destinasyonu oluşturmak ve İstanbul-Bursa yelkencileri arasında köprü kurmak amacıyla hayata geçirilen Olympos Regatta biri gece seyri olmak üzere üç etapla tamamlandı. Moda-Trilye, Arnavutköy sosis rota ve Trilye-Ataköy rotalarında yapılan üç yarışla regatta TAYK-MDK Trofesi’ne dâhil edildi.

    Moda-Trilye arasındaki ilk etap mücadelesi Moda Deniz Kulübü önünden 19.00’da verilen startla başladı. Tüm filo balon seyriyle Armutlu önlerine kadar gelse de burada rüzgârın kalmasıyla birlikte finişe kadar sıkıntılı bir süreç yaşadı. 37 millik ilk etapta ilk finiş veren tekne 17 ekiple start alan IRC 1 sınıfındaki Orient Express VI olurken, diğer finişler sabaha kadar devam etti. Borusan Çılgın Sigma ve Arcora 4KMS 4RC ekipleri ikinci ve üçüncü finiş veren ekipler olup IRC 1 sınıfında aynı sırada ilk üçte yerlerini aldılar. Enka Cheese, 11 ekibin yarıştığı IRC 2 sınıfında birincilik alırken, Shak Shuka-GTT beş ekibin yarıştığı IRC 3 sınıfında, Akfen – Lady Antioch ise IRC 4 sınıfında birinci olan ekip oldu. Devamı Ağustos 2014 sayımızda…

    3948

  • İstanbul’un ilk kılavuz gemilerinden: STAMBOUL

    İstanbul’un ilk kılavuz gemilerinden: STAMBOUL

    Fotoğraftaki gemi Fransız Kılavuz ve Tahlisiye şirketi’nin römorkörlerinden “Stamboul”. 1895’te Cenova’da inşa edilerek İstanbul’a getirildi ve uzun yıllar görev yaptı. Birinci Dünya Savaşı’nın bafl›nda Osmanlı hükümetince el konulan römorkör, 5 Eylül 1916’da Karadeniz Ereğli’den İstanbul’a gelirken mayına çarparak battı. Yazı: Günce Akpamuk

    İstanbul Boğazı’nın denizciler açısından en önemli sorunlarından biri kılavuzluk hizmetleriydi. Özellikle buharlı gemilerin kullanılmaya başlanması ve artan gemi trafiğine paralel olarak, Osmanlı başkentindeki sermaye sahipleri Boğaz’da ve limanda kılavuzluk hizmetlerinin imtiyazını almak istediler. 1895’te çok ortaklı bir şirket kuruldu. Adı “Fransız Kılavuzluk Römorkörcülük ve Gemi Kurtarma Şirketi” (La Société de Pilotage et Remorquage) olan bu şirketi Zarifi ve Eugénidés’nin aralarında bulunduğu Galata bankerleri ve bazı Avrupalı sermayedarlar 120 bin Sterlin sermaye ile kurdu. M. Caradja idaresindeki yönetim kurulunda hiç Türk bulunmuyordu. Boğaz’da emniyetli kılavuzluk hizmeti veren şirket ayrıca Rumelikavağı’nda bir kılavuzluk istasyonu da kurdu. Şirket, mevcut bulunan Corne d’Or (Altın Boynuz), Bosphore (Boğaziçi), Jenny, Eole, Stamboul, Danube adlı altı römorkörünün dışında İngiltere’nin Glasgow kentinde her biri 400 beygir gücünde yedi römorkör inşa ettirmekteydi. 

    Aynı yıl Boğazlarda ve İstanbul Limanı’nda ilk kez “kılavuz kaptan alma mecburiyeti” konuldu. Bir kılavuzluk kurumu oluşturuldu. Başkanı donanmadan bir albay olacak olan kurul hem Boğazlarda kılavuzluk hizmetlerini denetleyecek, hem de kılavuzluk tarifelerini belirleyecekti. Fakat İstanbul Limanı’nda kılavuzluğun zorunlu olması girişim yabancı devletlerin itirazı üzerine yürürlüğe giremedi. 1903’te Haliç’e girmek isteyen bir İngiliz şilebi köprüye çarparak hasar verince yönetmelik yeniden  gündeme geldi. 10 Kasım 1903’te Boğaz’da hizmet vermek üzere bir kılavuz kaptanın tersanede hazır bulundurulması kararı alındı. Ancak İstanbul’da bir yönetmeliği olacak şekilde kılavuzluk hizmeti verilebilmesi için 1914 yılının beklenmesi gerekecekti. 

    Türkiye’deki modern kılavuzluk hizmetlerinin temelini atacak olan Süleyman Nutki Bey’i de anmadan geçmemek lazım. Bahriyede çeşitli rütbelerde ve görevlerde bulunan Süleyman Nutki Bey 1920 yılında kurucusu olduğu Seyr-i Sefain Kılavuzluk ve Römorkörcülük İdaresi Müdürlüğü’ne atanarak bu vazifeden 14 Mayıs 1923’te emekli oldu. ☸

  • Umuda açılan bir yelken

    Umuda açılan bir yelken

    İyi bir yelkenci yetiştirebilirim, ama bu zaten kabuğundan çıkmış birkaç bireye yardım. Engelli grupları, bir veya birkaç tekneyle denize çıkarıp onlara güzel bir gün hediye etmek tabii çok güzel, o güzel günü hatırlayacaklardır. Ama ya sonrası? Benim kafamdan geçen, ikisinin ortası gibi, biraz değişik bakıyorum: Ne bir iyi niyetli merhamet gezisi, bir günlük hatıra, ne de madalya hedefiyle birkaç yelkenciye konsantre olmak. Devamlılığı olabileceğini düşündüğüm bir ağ kurabilmek…

    Her şey Sochi’deki Paralimpik Kış Olimpiyatları, müsabakalarını izlerken başladı. Dağdan aşağı 90 km ile inen, engelli kayakçıların el ayak gibi uzuvlarının eksiğini yüreklerindeki fazlalık dengeliyordu. Finişte devleşen kayakçı otobüste yer vereceğin biri olmaktan çıkıyordu. Bu “özürlü, engelli” gibi nasıl tanımlayacağımızı bilmediğimiz süper insanları hayranlıkla izlerken kendimi anılar albümümde buldum.

    Yıl 1995, Kelebek’le Fethiye’de kışlayacağız. O zaman yazdığım Yelken Dünyası’ndan bizi tanıyan pırıl pırıl bir deniz meraklısı Ahmet’le tanıştık. Ahmet çocuk felcinden hareketleri limitlenmiş bir arkadaş. Onun için hayallerini süsleyen, demir üstündeki Kelebek’e botla götürdüğümde “senin yardıma ihtiyacın yok, başının çaresine bak” dedim ve Ahmet başının çaresine baktı. Azıcık itmemle çıktığı Kelebek hayallerini daha da körüklemiş ki, eşiyle bir yelkenli aldılar. O zamanki bizim özürlü bürokrasi Ahmet’e ehliyet vermedi. İkisi de mühendis
    olan bu çift böyle basit engelden yılacak değildi, işi eşine ehliyet almakla hallettiler. Türkiye’den ayrıldığımızda verdikleri hediye, ceviz kabuğundan gemimiz dünyayı dolaşıp tekrar Ahmet’in gemi modelleri yaptığı bodrumundaki atölyesinde refite girdi.

    1997, Atlantik’i geçişi sonu ulaştığımız Martinique’de St. Anne Koyu’nda demiri bırakırken yüzerek gelip bize yeni yakaladığı bir ıstakozu uzatarak “bienvenue a Martinique amigo” diyen gözlüğün arkasındaki, Kanarya Adaları’nda bıraktığımız dostumuz Daniel’den başkası değil. Daniel’in hikâyesi ise daha zor: Paris’te geç kaldığı metroya binecekken kapı kapanıyor ve ayakları kapıdaki katlanan basamağa sıkışıp sürükleniyor. Sonra iki ayağını da kaybediyor. Daniel hayattan vazgeçecek bir tip değil, kendine fiberglastan ayak yapıyor, düz ayakla yetinmeyip bir çift de denizde palet takabilecek şekilde açılı ayak yapıp, teknesi “Ziak” (katamaran) ile okyanusları arşınlamaktan vazgeçmiyor. Denizlerdeki serüvenimizde başka ampute denizciler ve hatta bir grup görme engellinin dolaştığı tekneyle karşılaştık, benim birebir tanıdıklarım yanında daha birçok şahıs… Talihin önlerine attığı engelleri aşmışlar. Medyada ülkemizde de engellileri geziye götürdüklerini, paralimpik olimpiyat seviyesinde atletler yetiştirdiklerini okuyor görüyorum.

    9.art 14.Evet thumbs up

  • FETHİYE’den KEKOVA’ya giderken MEİS’e de uğradık…

    FETHİYE’den KEKOVA’ya giderken MEİS’e de uğradık…

    Bolca tuz-deniz-güneş, biraz uzo, biraz şarap, kâfi miktarda tarih, kesintisiz huzurla, az miktarda rüzgâr ve dalgayı bir miksere atın, iyice karıştırıp tek solukta için. İşte Likya kıyılarının mucizevi mutluluk formülü. Biz de Temmuz’un ilk günlerinde Bodrum’un efsane yelkenlisi Akın A. ile kendimizi keyifli ve zorlu bir yola vurduk; bu eşsiz deneyimi bir haftalık mavi yolculuk ile yaşadık. 

    Bir haftalık Fethiye-Kekova-Fethiye parkuru zorlu denizleri yüzünden özellikle küçük tekneler için az tercih edilen bir rotadır. Fethiye çıkışında İblis Burnu’ndan Kaş’a kadar uzanan 40 millik yol, her zaman yüksek ve çapraşık dalgalarıyla ünlüdür. Kötü havada Kaş’tan Kekova’ya geçerken dönülen Ulu Burun da sık sık sürprizler çıkarabilir karşınıza. Bu rotanın keyifli alanı Kekova, bonusu ise Meis!

    Biz Kalkan, Kaş gibi klasik ara durakları pas geçip vakit kaybetmeden Meis’e girmek üzere bir plan yaptık. Yurtdışı çıkış işlemlerimizi Fethiye’den yapıp, deniz izin verirse uzun bir yol yapıp doğrudan Meis’e girelim, eğer yorulursak arada bir mola verip en azından ikinci gün asıl hedef gezi bölgemiz olan Kaş ötesine geçiyor olalım, dedik.

    Haziran’ın son haftasına damga vuran rekor sıcaklar Fethiye’yi de kavurduğundan sık deniz molalarıyla B Planı’na geçtik.

    kaleköy4