Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • SICAK HAVA DALGALARI Yavaşlıyor, artıyor

    SICAK HAVA DALGALARI Yavaşlıyor, artıyor

    Bahar gelmiş çiçekler açarken, güneş ışınları yavaş yavaş sıcaklığını artırırken birçoğumuzun aklında tatil planları ve deniz keyfi var. Hatta çok daha önceden tatil sezonunu açanlarımız bile var, malum havalar erken ısındı. Yılın başından beri olduğu gibi normallerin üzerin sıcaklıklar Nisan’da da salınımını bozmadı.  Aynen hava gibi denizlerimiz de ısındı. 

    Son 10 yılda Türkiye’nin denizlerindeki su sıcaklığında yaşanan artış dikkat çekici. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verileri, Marmara Denizi’nde sıcaklığın 53 yıl öncesine göre 1,9 derece yükseldiğini söylüyor. Ege Denizi’nde ise 1,3 derecelik ısınma tespit edildi. Deniz suyunun 1 derece üzerinde artış gösteriyor olması sadece istatistiklerle değil, kıyı şeritlerinde dolaşırken bile hissedilebilecek bir gerçeklik. 

    Öncelikle 1 derece gibi bir artış deniz suyunda ciddi bir artış. Böylesi bir yükseliş deniz canlılarının yaşam alanlarını değiştiriyor ve deniz ekosistemi üzerinde baskı oluşturuyor. Bu durum, balıkçılık sektöründen deniz turizmine kadar birçok alanda olumsuz etkilere yol açıyor. Karşılaştığımız müsilaj derdinin üzerinden henüz çok geçmedi. Ayrıca denizlerdeki sıcaklık artışı kıyı erozyonunu hızlandırabilen de bir tehdit unsuru, kıyı şeritlerindeki doğal yaşamı riske atar ve sahil bölgelerindeki altyapıya zarar verir. Dolayısıyla denizlerin ısınması sadece tatil keyfimizi etkilemekle kalmıyor, doğal dengeyi ve yaşamı tehdit ediyor.

    KÜRESEL ISINMANIN DESTEĞİ

    Yaza bir kala, şöyle iyice içinizi ısıtacak bir haber daha vereyim: Maalesef gerçek anlamda ısıtacak. Sıcak hava dalgalarıyla ilgili yeni bir araştırma ilginç bir şeyi ortaya koyuyor. 

    Küresel sıcak hava dalgaları artık daha yavaş ilerliyor ve daha sık geliyor. 1980’lere göre sıcak hava dalgalarının süresi neredeyse bunun iki katına çıkmış durumda. Artık o sıcak dalgaların etkisini biraz daha uzun süre hissediyoruz. İstatistiklerle de hemen özetleyeyim: Küresel sıcak hava dalgalarının hareket hızı yüzde 20 daha yavaşlamış durumda ve bu dalgalar yüzde 67 oranında daha sık yaşanıyor. 1979-1983 yılları arasında ortalama sekiz gün süren küresel sıcak hava dalgaları, 2016-2020 yılları arasında artık 12 gün kadar etkisini sürdürmeye başlamış. Üstelik her 10 yılda, bu dalgaların hızı da yaklaşık 8 kilometre yavaşlamış. 

    2003 yılında Avrupa’da yaşanan sıcaklık dalgasını hatırlayın, 70 binden fazla ölüme neden olmuştu. Ayrıca küresel ısınma da bu sıcak dalgaların kendisini etkilediği gibi süresini de etkiliyor, destek veriyor. Dolayısıyla doğanın tempo ayarını biraz değiştiriyor gibi görünüyor, değil mi? Bu bilgilerle, önümüzdeki sıcak günlerde dışarıda olmayı biraz daha planlı şekilde yapmak gerekecek. 

    YAŞAM “KAVRULUYOR”

    Dikkat çekici bir başka nokta da, bu sıcak hava dalgalarının etkisinin dünyanın farklı bölgelerinde farklılık göstermesi. Özellikle Avrasya’da daha uzun süren sıcak hava dalgalarıyla karşılaşma ihtimali daha yüksek. Afrika’da ise, bu dalgaların hareket hızındaki yavaşlama daha belirgin. Raporun yazarları, bu durumu oldukça canlı bir metaforla açıklamışlar: 

    “Bu durumu bir fırın gibi düşünün, sıcaklığın süresi ne kadar uzarsa yemek o kadar çok pişer.” Bu durumda, sıcak hava dalgalarının uzun süreler boyunca etkili olmasıyla birlikte, çevremizdeki yaşamın da biraz daha “kavrulduğunu” söyleyebiliriz, yani tarımın, ekonominin, insan sağlığının… Bu bilgiler ışığında, önümüzdeki günlerde daha fazla serinlemek ve kendimizi korumak için ekstra önlemler almak gerekecek. Klimalar daha fazla çalışacak. Çok çalıştıkça elektrik sarfiyatı artıyor, küresel ısınma destekleniyor, ısı dalgaları büyüyor, bir geri besleme ile problem kartopu gibi büyüyor. Çıkalım bakalım işin içinden…

    KEÇİLERİN İSTİLASI

    İklim değişimi dışında bir haberle vedalaşalım bu sefer. İtalya’da bir adayı keçiler istila etmiş. Hem tatlı hem de trajikomik bir haber sanki? Bu istilanın neden olduğu konusunda bir kaynağımız yok ancak benim aklıma doğanın dengesinde yaşanan bozulmaların tüm yaşamı etkilemesini getiriyor açıkçası. Adanın sarp kayalıklarında dolaşma konusunda uzman olan keçiler, tarım alanlarına ve bahçelere zarar verdiklerinden sorun olmaya başlamışlar. Aynı doğayı istila eden insanların ekosisteme, karaya, denize, havaya verdikleri zarar gibi… Aşırılığın olduğu bir yerde denge ve düzen şaşıyor, sonuçları da çeşitli oluyor. Bu durumda doğanın hassas denge noktalarının korunması ve çözüm odaklı adımların atılması, gelecek nesillere daha sağlıklı bir dünya bırakabilmek adına hayati önem taşıyor. ☸

  • Deniz savaşının dönüşümü

    Deniz savaşının dönüşümü

    Denizde satıh kuvvetlerine yönelik tehdit, geçmiş ile kıyaslanamayacak kadar arttı. İster gemiden ve karadan ister suyun altından veya havadan atılsın, gemiye karşı (anti ship) füzeler ile güdümlü mermiler, SİHA ve İnsansız Silahlı Suüstü Araçları o kadar yaygınlaştı ki, bu tip silahları kullanabilmek için donanma kurmaya bile gerek kalmıyor.

    Rusya-Ukrayna savaşının Karadeniz bölgesinde deniz ortamına yansımaları ile Yemenli Husilerin Kızıldeniz ve Bab-El-Mendeb Boğazı’nda sergilediği saldırı taktikleri ve harekât etkinliği, deniz savaşının bilinen tüm kalıplarını altüst etti. Karadeniz’de arkasında büyük bir savunma sanayi gücü ve neredeyse 400 yıllık donanma geleneği ve yeteneği olan Rusya, 24 Şubat 2022 sonrasında savaş gemisine ve deniz üssüne sahip olmayan Ukrayna karşısında deniz varlığı ve deniz üstünlüğü gösteremezken, değil deniz üssü ve savaş gemisi, donanma personeli dahi olmayan Husi savaşçıları son 100 yılda dünyanın en büyük ve en güçlü donanması kabul edilen Amerikan Donanması’na dünyanın sekiz düğüm noktasından birisi olan kritik Bab-El-Mendeb Boğazı’nda meydan okuyabiliyor. Husiler, Kasım 2023 ortasından bu yana elliden fazla füze ve SİHA saldırısında bulundu. Kızıldeniz’den İsrail’e yönelik deniz ulaştırması kesilmiş durumda. Daha ötesi dünyanın en büyük batılı deniz ulaştırma firmaları Süveyş rotasını kullanmaktan vaz geçmiş durumda. 

    Denizdeki çok pahalı savaş gemilerine karşı karadan fırlatılan gemiye karşı silah sistemleri arasında büyük bir asimetri var. Örneğin 2 milyon dolarlık bir güdümlü mermi ile 1 milyar dolarlık bir savaş gemisine büyük hasar verilebiliyor. Eğer gemi hazırlıksız şekilde yara almışsa bir veya iki füze -Karadeniz’de Moskova kruvazöründe yaşandığı üzere- gemiyi batırabiliyor. Bir diğer sorun da karadan fırlatılan seyyar füze bataryalarının yerinin tespitinin ve imha edilmesinin zorluğundan kaynaklanıyor. O nedenledir ki, son üç aydır CENTCOM koordinesinde ABD ve İngiliz savaş uçakları ile Tomahawk füze saldırıları Yemenli Husi savaşçılarının İsrail’e yönelik deniz ticaretine füzeler ve SİHA’lar (Silahlı İnsansız Hava Araçları) ile saldırmasını önleyemiyor. Bunun için Yemen’in amfibi ve bilahare kara gücü ile işgal edilmesi gerekiyor. 

    DONANMASIZ SINIRLI DENİZ CAYDIRMASI

    Denizde satıh kuvvetlerine yönelik tehdit, geçmiş ile kıyaslanamayacak kadar arttı. İster gemiden ve karadan ister suyun altından veya havadan atılsın, gemiye karşı (anti ship) füzeler ile güdümlü mermiler ve SİHA ve İnsansız Silahlı Suüstü Araçları o kadar yaygınlaştı ki, bu tip silahları kullanabilmek için donanma kurmaya bile gerek kalmıyor. Bu konuda tipik örnekler Ukrayna’dan verilebilir. Ukrayna Donanması savaşın ilk günlerinde Rus hava saldırıları ile yok edildi. Ancak Ukrayna’nın Sovyet döneminden kalma Tochka füzeleri ile SİHA ve gemiye karşı Neptune füze sistemleri yok edilemedi. Üzerine ABD, İngiltere ve AB’den hibe edilen Storm Shadow, Harpoon gibi gemiye karşı Füze/Güdümlü Mermi sistemleri NATO keşif, gözetleme ve karakol bilgileri ile birleşince Karadeniz’de çok yeni ve değişik bir durum ortaya çıktı. Ben bu durumu “donanmasız sınırlı deniz caydırması” olarak niteliyorum. 24 Mart 2022’den bugüne kadar Ukrayna, dokuz Rus savaş gemisini batırdı/ağır hasar verdirdi, beş gemiyi de harekâttan sakıt bırakacak seviyede yaraladı. Bu gemiler arasında Karadeniz donanmasının sancak gemisi olan Moskova Kruvazörü, yedi adet çıkarma gemisi, iki korvet, bir denizaltı, bir mayın tarama gemisi ve bir açık deniz römorkörü var. Rus Karadeniz Filosu’nun neredeyse üçte birine yakın sayıya erişen söz konusu 14 batma/hasara neden olan silah sistemleri arasında üç vakada Tochka U (SS 21) füzesi; bir vakada Neptune, bir vakada Harpoon, üç vakada İngiliz Storm Shadow füzesi ve altı vakada silahlı insansız suüstü aracı bulunuyor. 

    ASİMETRİK TEHDİTLER GELİYOR

    Burada dikkat çeken en önemli unsur, silahlı insansız su üstü araçları. Bu unsurlar deniz üzerinde varlık göstermeleri nedeni ile deniz savaşının satıh güçleri olarak değerlendirilebilir. Gelecekte insansız gemi ve araçların filotillalar ve hatta filolar oluşturacağı göz önüne alınırsa deniz savaşının özellikle kıyı sularda yaşanan bu tecrübeler sonunda süratle insansızlaşacağını söylemek mümkündür. Gelecekte bu unsurlara yarı dalabilir (semi submersible) ve insansız silahlı sualtı araçlarının eklenmesi ile kıyı sularda firkateyn, korvet ve hücumbot gibi konvansiyonel insanla donatılmış satıh unsurlarına karşı ciddi asimetrik tehdit yaratacaklarını değerlendirebiliriz. Konvansiyonel satıh unsurları krizin başlangıcı, kontrollü tırmanma ve gerginlik dönemlerinde, varlık gösterme, keşif, gözetleme, karakol, denizaltı savunma harbi (DSH) dahil tanımlanmış taktik resim oluşturma, abluka ve yaptırım uygulama gibi faaliyetlerde kullanılmaya devam edecektir. Ancak savaşı başlatma inisiyatifini elinde tutan taraf şüphesiz tetikler çekildiğinde insansız sistemlerle saldıracak ve insanlı sistemlerini (gemilerini) koruyacaktır. 

    KUVVET YAPILARI DEĞİŞİYOR

    Son iki yılda Karadeniz ve son iki ayda Kızıldeniz’de yaşananlar paralelinde insansız sistemlerin gerek hava gerek su sathında yaygınlaşması ile karadan fırlatılan gemiye karşı füze/güdümlü mermi sistemlerinin menzil ve etkinliklerinin artması donanmaların kuvvet yapılarını değişime zorlamaktadır. Bugün Jane’s Fighting Ships kataloğunda bulunan savaş gemilerinin en az dörtte birinin gelecek 10 yıl içinde insansız olacağını söyleyebiliriz. Bunun işaretleri mevcuttur. Pek çok donanma insansız sistemleri kuvvet yapısına entegre ederken, artık pek çok su üstü platformunda organik insansız hava aracı yer alıyor. Ya da karada konuşlu Silahlı İnsansız Hava Aracı ile satıh gücü arasında doğrudan taktik hava desteği kapsamında iş birliği protokolleri uygulamaya geçiriliyor. 

    Son gelişmeler paralelinde, açık denizde her hava koşulunda satıh güçlerine (muhrip, firkateyn, korvet) ihtiyacın, devam edeceğini söyleyebiliriz. Diğer yandan Aegis Kruvazörleri gibi en güçlü hava savunma sistemlerine gerek sensör gerekse ateş gücü kapsamında sahip su üstü unsurlarının dahi, çok yoğun füze ve hava saldırısı karşısında doyum noktasına erişmesi söz konusudur. Cephane kısıtlaması ve arıza frekansları da harekât kısıtlamasında önemli rol oynayacaktır. Önümüzdeki dönemde gelişmiş donanmaların Karadeniz ve Kızıldeniz tecrübeleri ile özellikle SİHA ve İHA’lara karşı savunma teknik ve taktiklerini geliştireceklerini söyleyebiliriz. Bu çerçevede cephane kısıtlamasına karşı ABD’nin artık bazı suüstü gemilerine yerleştirdiği AN/SEQ3 Laser sistemleri gibi Yönlendirilmiş Enerji Silahları (Directed Energy Wepaon) (DEW) gelişiminin halen yavaş da olsa hızlanacağı bir gerçektir. Ayrıca Çin Donanmasının Yüksek Güçlü Mikrodalga Silahlar (High Power Microwave Weapon) geliştirdiği ve denemelere başladığını da hatırlatalım. Diğer yandan özellikle zayıf kıyı devletlerinde karadan hareketli platformlardan atılan gemiye karşı füze sistemlerine talep patlaması da yaşanacaktır. Silahlı İnsansız Suüstü Araçlarının gerçekte İkinci Dünya Savaşının torpido botlarından veya günümüz hücumbotlarından tek farkının insansız oldukları göz önüne alınırsa, pek çok donanmanın artık insanlı hücumbot yerine büyük tonajlı ve yüksek ateş gücüne sahip silahlı suüstü sistemlerine yöneleceğini de söyleyebiliriz. Karadeniz ve Kızıldeniz’de yaşananlar paralelinde hücumbot inşa kararı alan pek çok donanmanın bu kararlarını büyük tonajlı insansız silahlı su üstü araçları ile değiştireceklerini bekleyebiliriz. Zira aynı hasar etkisi insan zayiatı riski olmadan başarılabilecektir. Söz konusu süreçte artan deniz şartlarında duruş ve manevra gücünü idame edecek şekilde insansız araçlarda tonaj artışı beklenmelidir. 

    DENİZALTILARIN ROLÜ ARTACAK

    Dizel Elektrik, Havadan Bağımsız Tahrikli (AIP) denizaltılar ile 500 ton civarındaki mini denizaltıların da kıyı sularda etkili olmaya devam edeceklerini de vurgulayalım. Gelecekte yaşanacak bir deniz savaşında savaşın askeri ve siyasi hedeflerini ele geçirmede deniz ortamında denizaltıların rolünün çok artacağını söylemeliyiz. Zira suyun altında taktik resim halen tam olarak tesis edilemiyor ve akustik enerji ortam şartlarından etkilenmeye devam ediyor. O nedenle denizaltılar, mayınlar, karadan atılan füze sistemleri ile insansız silahlı suüstü unsurları savunmadaki zayıf devletin deniz silahlanmasında başat rol oynayacaktır. Bu nedenle denizden karaya güç intikal ettirmek isteyen taraf için görev çok zorlaşacaktır. Deniz kullanımının reddedilmeye çalışıldığı ortama zorla girmek isteyen taraf için karadaki füze bataryaları ile insansız su üstü araçlarının ve hasmın denizaltı gücünün imhası büyük öncelik arz edecektir.☸

  • Denizlerimiz için “SÜRDÜRÜLEBİLİR DENİZCİLİK”

    Denizlerimiz için “SÜRDÜRÜLEBİLİR DENİZCİLİK”

    Bir denizci müjdesi: Biz de sonunda tekne sezonunu açıyoruz! Mayıs ayının gelmesiyle havalar iyice ısındı, deniz adeta bize “Gelin hadi masmavi sulara” diye fısıldamaya başladı. 

    Sezonu bu yıl erken açan dostlarımızdan bizleri tekneye davet eden fotoğraf ve videolar gelmeye başladı bile. Bu çağrıları ikiletmeden kendisini sulara, yeni maceralara ve rotalara bırakacak sayısız denizci var. Biz de ailecek bu grubun içerisindeyiz. Madem yaz geldi ve güneş erkenden günü terk etmekten vazgeçti o zaman yapılabilecek en güzel aktivite, her gün güneşi teknede, başka bir koyda batırmak. O zaman hepimizin gözü aydın! Biz karada gün sayarken teknemiz de kışı güvenle karada geçirdi, dinlendi. Şimdi tekneyi suya indirme zamanı geldi. Merak eden olursa bizim teknemiz kışı Ören’de, Setur Marinas Rib & Refit Park’ta geçirdi. Teknenin kışı rahat geçirmesi her denizci için birincil öneme sahip oluyor. Bizim için de güvenli, bildiğimiz bir karaparkta teknemizin sezon sonrası güzelce kuruması, dinlenmesi ve yaza hazırlanması çok kıymetliydi. Tabii ne kadar içimiz rahat olsa da kalbimiz hep orada kalıyor o ayrı…

    Bu yazımızda; sezona hazırlık, güzel ülkemizin öne çıkan denizcilik rotaları, sürdürülebilirlik ve marina uygulamalarıyla ilgili sektörün önde gelen markalarından Setur Marinas’ın Genel Müdürü Emre Doruk’la çok keyifli ve bilgilendirici bir sohbetimiz de yer alıyor!

    SEZON ÖNCESİ NELERİ KONTROL EDİYORUZ?

    Teknenin kışı geçirdikten sonra çıkacağı ilk seyir çok önemli. Bunun için hazırlıkları gözden geçirmek çıkacağınız seyri keyifle geçirmeniz için olmazsa olmaz. Teknesini suyla kavuşturacak herkesi düşünerek, güvenli ve konforlu bir yolculuk için denize çıkmadan önce yapılması gereken hazırlıklarla başlamak istiyorum.

    • İyileştirme araçları ve bakım ihtiyaçlarından oluşan kontrol listesi (karada ve suya indikten sonra ayrı ayrı)

    • Temizlik zamanı 

    • Teknenin tüm parçalarının durumlarını gözden geçirme

    • Motor bakım ve kontrolleri

    • Elektronikler

    • Su yalıtımı ve vanalar

    • Güvenlik ekipmanları (gerekliyse yenileme) 

    • Aksesuarların bakımı

    • İç düzenleme 

    • Denizcilik belgeleri, lisanslar

    • Pis ve tatlı su tankları

    • Pervane kontrolleri

    Araya kış gibi uzun bir süre girmese bile seyir öncelerinde bazı kontrolleri rutinimiz haline getirmemiz gerekiyor. Hem teknenin uzun ömürlü olabilmesi hem de seyrin rahat geçebilmesi için önlem almak çok kıymetli. Size önerim, bir hazırlık listesi oluşturup her yolculuk öncesinde üzerinden geçmeniz. 

    YENİ ROTALAR, YENİ SEZON

    Eğer tekneyle seyre hazırsak bizi bekleyen birçok koy, yaşayacağımız yeni maceralar var demektir. Konum olarak denizcilikte, dünya üzerindeki en şanslı ülkeler arasında olmamızın keyfini sürme zamanı geldi. Tutkulu denizciler olarak her sezon açılışında büyük bir heyecanla rota planları yapıyor, kendimizi yazın geldiğine ancak Ege’nin ya da Akdeniz’in birbirinden güzel manzaralarına kavuşunca ikna edebiliyoruz. Öte yandan hayatımızdaki ve denizlerimizdeki duruma bakınca görüyorum ki çok önemli bir şeyi atlıyoruz; bu güzel suların, ülkenin ve dünyanın korunması. Denizlerin kirlilik oranının artması tüm doğa severleri en çok da denizcileri şimdiden tedirgin etmeye yetiyor. Bizler denizin, mavinin, doğanın içinde vakit geçiren tekneciler olarak bu kirliliğe yakından tanık oluyoruz. Bu tehlike karşısında tüm dünyada olduğu gibi bugün denizcilik dünyasında da en çok konuşulan konulardan birisi “sürdürülebilirlik” oluyor.  Bu sene binlerce denizcinin buluştuğu Bosphorus Boat Show’a ailece katılmıştık. Orada da sürdürülebilirlik üzerine birçok çalışmanın ve tartışmanın olduğunu görmek beni ayrıca memnun etmişti. Denizleri korumamız için hayata geçirilebilecek projeler ve birçok firmanın sürdürülebilir ekipmanları Boat Show’da sergilendi. Böylesine önemli bir sorunun göz ardı edilmeyip bu denli önemli organizasyonlarda gündeme getirilmesinin değerli olduğuna inanıyorum. Yalnızca bu Boat Show’da değil, sürekli denizci dostlarımızla kendi aramızda konuştuğumuz “sürdürülebilir denizci” olmanın yollarını bu yazıda sizinle de paylaşmak istiyorum. Belki bu sezon denize açılırken hepimiz daha bilinçli bir denizci olmayı başarabilir ve etrafımıza ilham oluruz. 

    7 MADDEDE SÜRDÜRÜLEBİLİR DENİZCİLİK

    1. Motoru azalt, yelkeni artır

    Bir yelkenci olarak bununla bafllamam flafl›rt›c› olmam›flt›r san›r›m. Sadece merak›m sebebiyle de€il, denizlerin temizli€ini düflünürsek yelken kullan›m›n› tercih etmenin büyük bir etkiye sahip oldu€unu görüyoruz. Yelkenli tekneler, motorlu teknelere k›yasla büyük ölçüde daha az fosil yak›t tüketiyor. Bu da deniz kirlili€inin azalmas› aç›s›ndan önem tafl›yor. Hava ve flartlar el verdi€ince yelkenleri kullanarak seyredip motorunuzu sadece ihtiyaç duydu€unuzda çal›flt›rabilirsiniz. 

    2. Daha az karbon ayaki izi

    Sürdürülebilir denizcilik, deniz ekosistemine sayg› duyarak ve do€aya minimum etki b›rakarak denizcilik yapma felsefesini benimser. Bu felsefenin temel unsurlar›ndan biri de karbon ayak izini azaltmakt›r. Bunun en etkili yolu da teknemizde oluflan at›klar›n olabildi€ince dönüfltürülmesi ve kesinlikle denize at›lmamas›. Kendi at›k yönetimimizi sa€larken üzerimize düflenden fazlas›n› da yapabiliriz. Örne€in, denizde karfl›laflaca€›n›z plastik parçalar› mümkün oldu€unca ç›karmaya çal›flabilirsiniz. 

    3. Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanın

    Yenilenebilir enerji kaynaklar›, geleneksel enerji kaynaklar›na k›yasla daha az sera gaz› ve di€er kirleticileri yaymakta. Bu da deniz kirlili€ini önlemeye yard›mc› oluyor. Yayg›n olarak kullan›lan günefl enerjisi ve bunun d›fl›nda rüzgâr ve dalga enerjisi tercih edebilece€iniz yenilenebilir enerji kaynaklar›ndan. 

    4. Su ve gıda tasarrufu yapın

    Su ve g›da tasarrufu yapmak, denizcilik faaliyetlerinden kaynaklanan at›k miktar›n›n azalmas›na katk›da bulunur. Su tasarrufu yapmak için, dufl ve tuvaletlerde daha az su kullanabilirsiniz. G›da tasarrufu yapmak için, yemeklerinizi önceden planlay›p ihtiyac›n›z kadar yiyecek sat›n alabilirsiniz.

    5. Deniz canlılarına saygı

    Deniz canl›lar›, deniz ekosisteminin en önemli parçalar›ndan. Deniz canl›lar›n›n yok olmas› veya say›lar›n›n azalmas›, deniz ekosisteminin dengesinin bozulup ortaya olumsuz sonuçlar ç›kmas›na neden olabilir. Dikkatli demirleyerek deniz taban›ndaki bitkilerin ya da di€er deniz canl›lar›n›n zarar görmesini engelleyebiliriz. Gece sualt› ›fl›klar›n›, deniz canl›s› dostlar›m›z›n evi olan koylarda açmak yerine, keyifli bir masa ›fl›€› alt›nda y›ld›zlar› izleyebilirsiniz. E€er bal›k av› yap›yorsan›z avlanma limitlerine ve yasaklanm›fl bölgelere de uymal›s›n›z. Unutmay›n, denizlerin ve deniz canl›lar›n›n korunmas› denizler için hayati önem tafl›makta. 

    6. Plastik kullanımını aza indirin

    Plastik, deniz kirliliğinin en önemli kaynaklar›ndan biri. Plastik kullan›m›n› azaltmak, deniz kirlili€inin azalmas›na ve denizlerin daha temiz olmas›na büyük bir katkı sağlar. Plastik pipet, bardak, tabak ve poflet gibi tek kullan›ml›k plastikleri kullanmaktan kaçınabilirsiniz. Plastik ambalajl› ürünler yerine cam veya kâğıt ambalajlı ürünler tercih edebilirsiniz. 

    7. Olabildiğince sürdürülebilirliği gündeminizde tutun

    Bir sorunu ne kadar dile getirirsek çözüme de o denli hızla ulafl›r. Sürdürülebilirliği gündemde tutmak, denizcilerin ve denizcilik sektörü paydafllar›n›n denizcilik faaliyetlerinin çevresel etkilerini sürekli olarak göz önünde bulundurmalar›n› ve bu etkileri minimize etmek için gerekli ad›mlar› atmalar›n› sa€lar. Siz de sürdürülebilir denizcilik uygulamalar› hakk›nda bilgi edinerek bu uygulamalar› denizcilik faaliyetlerinizde uygulayabilirsiniz. Sürdürülebilirli€e teflvik eden giriflimleri takip ederek onlara destek olabilirsiniz. Unutmay›n, denizciler ve denizcilik sektörü paydafllar› olarak hep birlikte harekete geçerek denizlerimizi gelecek nesiller için korumal›y›z.

    ÇOCUKLU AİLELERE 

    TAVSİYE KÖŞESİ

    Sürdürülebilirlik felsefesinin gelecek nesiller tarafından da benimsenmesi ve sürdürülmesi için çocukların temel denizcilik kültürü hakkında bilgi sahibi olması büyük önem taşıyor. Bilmediğimiz bir şeyi sevemeyiz. Peki sevmediğimiz bir şeyi ne kadar koruyabiliriz? Bu nedenle deniz sever bilinçli çocuklar yetiştirmek geleceğimize yapacağımız en kıymetli yatırım. 

    ∗ Çocukları fırsat buldukça deniz kenarına götürüp, yüzmelerini ve deniz sporlarını yapmalarını sağlayabilirsiniz. 

    ∗ Çocuklara denizcilik temalı kitaplar okumak ve denizcilik hikâyeleri anlatmak da çok faydalı. 

    ∗ Sürdürülebilirlik kavramının başarıya ulaşması için denizciler ve marinaların ortak bir yaklaşım belirlemesi büyük önem taşıyor.

    ∗ Çocukların denizcilik kurslarına ve kamplarına katılması denizcilik becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur. Bu sayede denizcilik kültürüyle daha yakından tanışmış olurlar. 

    ∗ Ve bence en önemlisi, her fırsatta çocuklara sürdürülebilir denizcilik uygulamalarını göstererek denizleri ve deniz canlılarını korumak için neler yapabileceklerini öğretebilirsiniz.

    Söz konusu sürdürülebilirlik olunca sadece denizcilere iş düşmüyor tabii. Marina işletmeleri, kamu, sektörün ufak ve büyük tüm paydaşları da bu konuda sorumluluk sahibi.

    Yazımın bundan sonraki kısmında duruma bir de bu açıdan bakabilmek için yardım alıyorum. Türkiye’nin önde gelen marina zincirlerinden Setur Marinas’ın Genel Müdürü Emre Doruk’a sizler için başta sürdürülebilirlik konusu olmak üzere merak ettiğim soruları ilettim ve kendisi de tüm profesyonelliği ve içtenliği ile bizler için yanıtladı. Kendisine çok teşekkür ederek hepinize keyifli okumalar diliyorum. 

    Emre Bey, sürdürülebilir deniz ve marina uygulamaları nelerdir? Setur Marinas olarak sizler neler yapıyorsunuz?

    Biz sürdürülebilirliğe büyük önem veriyoruz. Çevre strateji planımız doğrultusunda, iklim krizi, plastik kirliliği, doğal kaynak ve biyolojik çeşitlilik kayıpları gibi küresel çevre sorunlarını öncelikli çevresel risklerimiz arasına alarak çevreye duyarlı yatırımlar gerçekleştirmeyi esas alıyoruz. “2050 Net Zero” hedefimize sağlam adımlarla koştuğumuzu ifade etmek gerekir, hâlihazırda yürütmekte olduğumuz güneş enerjisi yatırımlarıyla ilk etapta üç büyük marinamızın elektrik tüketiminin tamamını yenilenebilir güneş enerjisinden karşılamayı planlıyoruz. Kurumsal iş birliklerimizi ve eğitim uygulamalarımızı sürdürerek her yıl çalışanlarımıza ve müşterilerimize iklim krizi temalı etkinlikler sunacağız. Ayrıca biyoçeşitlilik risklerimizi belirleyerek “net pozitif” etki yaratabilmek adına bir strateji geliştirme aşamasındayız. Antalya Marina’da başlattığımız akademik iş birliği projemize diğer marinalarımızı da dahil edip, genişleterek devam edeceğiz. Geçen sene Monaco Marina Management tarafından düzenlenen ve dünya çapında pek çok firmanın dahil olduğu Akıllı ve Sürdürülebilir Marina konferansına katıldık.  Sürdürülebilirlik bakış açısıyla sahip olduğumuz uluslararası sertifikasyonlara da önem veriyoruz. Son olarak geçtiğimiz günlerde toplumda çevre farkındalığı yaratmak üzere çalışmalarını yürüten TÜRÇEV’in kuruluşunun 30. yıl dönümünde düzenlenen ödül töreninden üç özel ödüle layık görüldük. Özetle, Setur Marinas olarak sürdürülebilirliği odağımıza aldığımız çalışmalarımıza önümüzdeki dönemlerde daha da önem vereceğiz. 

    Marina kapasitesi hakkında değerlendirmeniz nedir? 

    Sürekli büyümeye ve gelişmeye odaklanıyoruz. Marina kapasitemizi artırarak, denizcilik tutkunlarına daha geniş bir hizmet yelpazesi sunmayı hedefliyoruz. Büyüme ve kapasite artışı, sektöre daha fazla olanak ve erişim sağlayacak, aynı zamanda denizcilik sektörünün genel ekonomik ve turizm potansiyeline katkıda bulunacak. 2022 yılı sonunda Demre Marina ihalesini kazandık. İnşaat faaliyetlerimiz devam ediyor, 2025 yılında marinayı sektöre kazandırmayı planlıyoruz. Yeni marinaların zincire kazandırılmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor.

    Setur Marinas amatör denizciliğin gelişmesi için neler yapıyor? Bu hususta marinalar olarak sektörün büyümesi için destekleriniz, planlarınız nedir?

    Amatör denizcilik Setur Marinas’ın öncelikleri arasında yer alıyor. Amatör denizcilik faaliyetleri ile ilgilenen birçok kişinin ileride Setur Marinas üyesi olacağının farkındayız. Denizcilik sporlarının yaygınlaşması ve desteklenmesi için çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyoruz ve sektördeki çözüm ortaklarımızla birlikte eğitim çalışmalarına destek veriyoruz. Yeni sıfır ilk teknesini alan denizcilere özel kampanyamız ile ayrıcalık tanıyoruz, ayrıca farklı büyüklükteki ve tipteki tekneler için uygun koşullar sağlayarak her seviyeden denizciye hitap ediyoruz.

    Başarılı bir marina işletmesi olarak, uluslararası perspektiften bakacak olursak, Türkiye’nin denizcilik sektöründeki yerini yakın gelecekte nasıl görüyorsunuz?

    Türkiye jeopolitik konumu ve doğal güzellikleriyle denizcilik sektöründe önemli bir potansiyele sahip. Gelişen altyapısı ve artan turizm potansiyeliyle birlikte ülkemizin denizcilik sektöründeki uluslararası konumu daha da güçlenecektir. Türkiye’nin rekabet gücünü artırmasına ve uluslararası pazarda daha etkin konuma gelebilmesi için az önce bahsettiğim güçlü yanlarımızın yanı sıra ülkenin turizm potansiyelinin, bilişim altyapısının, eğitimli insan kaynağının ve kültürel çeşitliliğin önemli avantajlar olduğunu düşünüyoruz.

    Demre’nin güzel haberlerini aldık? Nasıl bir marina olacak? Bizlere biraz bilgi verir misiniz?

    Demre Marina bizim yeni ve heyecan verici bir projemiz. Mükemmel konumu ve modern altyapımız ile denizcilere benzersiz bir deneyim sunmayı hedefliyoruz. Demre’nin tarihi ve doğal güzellikleriyle çevrili olması marina kullanıcılarının unutulmaz bir deneyim yaşamasını sağlayacak. 

    Biz keyifliyim teknemizle bu yazımızda okurlarımıza bir seyir rotası çizdik. Siz de Setur Marinas olarak bu yolu takip edecek denizciler için bağlanma yerlerinizi rota üzerinden belirtir misiniz? 

    Rotamızı kuzeyden güneye çizdiğimizde Kalamış/Fenerbahçe, Yalova, Ayvalık, Midilli, Çeşme, Kuşadası, Marmaris, Kaş, Finike, Antalya ile 10 adet marinamızı ve Ören karapark alanımızı işaretleyebiliriz. Gördüğünüze üzere tüm misafirlerimiz için marinalarımızı kuzeyden güneye inci gibi dizdik.

    Denizlerimizde sizin gözünüzden en sevdiğiniz üç bölgeyi sorsak… 

    Türkiye’nin birbirinden güzel pek çok koyuna sahip olması nedeniyle seçim yapmak zor olsa da en sevdiğimiz üç yeri şöyle sıralayabiliriz:

    Marmaris: Ege ve Akdeniz’in kesişiminde bulunan Marmaris, benzersiz doğal güzellikleri ve temiz deniziyle dikkat çekiyor. Marmaris etkileyici koylarıyla yatçılar için ideal bir durak. 

    Çeşme: Ege Denizi’nin incisi Çeşme, sıcak atmosferi, rüzgâr sörfü için uygun koşulları ve muhteşem koylarıyla biliniyor. Çeşme’nin turkuaz sularında yelken açmak unutulmaz bir deneyim olarak tanımlanabilir. 

    Gökova Körfezi: Muhteşem doğası ve berrak deniziyle Gökova Körfezi, Türkiye’nin en güzel bölgeleri arasında yer alıyor ve eşsiz manzarasıyla huzur dolu bir deneyim sunuyor. 

    Emre Bey’e hem sektörle ilgili verdiği bilgiler hem de Setur Marinas’ın vizyonunu bizlerle paylaştığı için teşekkür ediyorum. Bu yazımda en yakın zamanda çözüme ulaşmasını istediğim deniz kirliliğini önleme üzerine eğilmek istedim. Benim için sadece bir su kütlesi değil aynı zamanda özgürlük olan, ailemle her seferinde kavuşmak için can attığım, sonunu göremediğim mavilikten kocaman bir yuva denizler. 

    Sadece yeni denizlere yelken açacaklar için değil, canımız sıkıldığında nefes almak istediğimizde kaçacağımız temiz bir deniz kıyısı için de sürdürülebilirliği düşünmeliyiz. Sadece bugün için değil gelecek için de düşünmeliyiz. Yalnızca göz zevkimiz için değil, sağlığımız için de düşünmeliyiz. Tabii sadece düşünmek yetmez, hepimiz üzerimize düşen görevi bu gezegende yaşayan bir insan olarak yerine getirmeliyiz. Sularımızın geleceği için bugün sürdürülebilirlik anlayışını benimsemeliyiz. 

     “Deniz herkese aynı dili öğretir: Huzuru” demiş Thalassa. Hepimizin bazen sevinçle, bazen aklımızda binlerce düşünceyle başımızı çevirdiğimiz sadık bir arkadaş denizler. Biz bu sadık arkadaşa kavuşmanın mutluluğunu yaşıyoruz bu günlerde. Ailece yelkenimizi yeni yolculuklara açarken, geleceğimizin, çocuklarımızın ve daha nice nesillerin de her daim bu mavilikleri tertemiz bulmasını diliyoruz bir yandan. Yeni maceralarda tekrar buluşmak üzere. Pruvanız neta, hayat kolayınıza olsun. Tüm sorularınız için keyifliyim Instagram hesabından bize ulaşabilirsiniz.☸

  • Flamenko Atölyesi Güney İspanya’ya davet ediyor

    Flamenko Atölyesi Güney İspanya’ya davet ediyor

    Kadıköy Belediyesi Flamenko Atölyesi 5 Haziran’da CKM’de “Sene Sonu Gösterisi”ni sergilemeye hazırlanıyor. Manuel de Falla ve Lorca gibi bestecilerin önemli İspanyol klasiklerinin ve Endülüs’ün farklı bölgelerine ait dansların sahneleneceği bu gösteri; sizleri Güney İspanya’da hüznün, neşenin, aşkın dansı flamenko ile dolu bir yolculuğa davet ediyor.

    Kadıköy Belediyesi Flamenko Atölyesi, flamenko dansçısı ve eğitmen Suna Akar Çapan önderliğinde, 2021’den beri Kadıköy Belediyesi Yeldeğirmeni Sanat’ta çalışmalarına devam ediyor. Atölye; Flamenko dansı ve kültürünü ücretsiz derslerle tanıtmayı ve katılımcılara bu eşsiz sanatta yetkinlik kazandırmayı amaçlıyor. Atölye daha önce 29 Nisan 2023’te Dünya Dans Günü gösterisi, 17 Haziran 2023’te Deprem Bölgesi yararına “El Duende!”, 29 Nisan 2024’te Dünya Dans Günü Viva Flamenco! gösterisi sergilemişti.

    “Viva Flamenco!”

    Tarih: 5 Haziran

    Saat: 20.00

    Yer: CKM Büyük Salon

    Soprano: Ceren Arslan

    Piyano: Deniz Bayhan

    Sahneye koyan: Suna Akar Çapan

    Kostüm tasarımı: Saliha Oçmak